All for Joomla All for Webmasters
  • 1200 TL EK ÖDEME ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

    1200 TL EK ÖDEME ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

  • ASB. GÖREVE BAŞLANGIÇ DERECESİ YASA TEKLİFİ ÜZERİNE

    ASB. GÖREVE BAŞLANGIÇ DERECESİ YASA TEKLİFİ ÜZERİNE

  • Muhtarlar ihya oldu, biz ise

    Muhtarlar ihya oldu, biz ise "fakire bir sadaka" turları yapıyoruz

  • İKİ SEÇİM- İKİ SONUÇ

    İKİ SEÇİM- İKİ SONUÇ

  • TEMAD'IN SEÇİMİ

    TEMAD'IN SEÇİMİ

  • TEMAD İÇİN KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

    TEMAD İÇİN KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

  • Dernekler Yönetmeliğinde Önemli Değişiklikler

    Dernekler Yönetmeliğinde Önemli Değişiklikler

  • Emekli Asb. Fahrettin Bağrı İyi Parti Grubunda Astsubayları Anlattı

    Emekli Asb. Fahrettin Bağrı İyi Parti Grubunda Astsubayları Anlattı

  • DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

    DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

  • Hamza Dürgen'in Sinan Engin'den ne farkı var?

    Hamza Dürgen'in Sinan Engin'den ne farkı var?

  • TEMAD’da İhraçlar ve Yalanlar…

    TEMAD’da İhraçlar ve Yalanlar…

  • HAMZA DÜRGEN’İ TEMAD’IN BAŞINA GETİRENLERE AÇIK MEKTUP!

    HAMZA DÜRGEN’İ TEMAD’IN BAŞINA GETİRENLERE AÇIK MEKTUP!

  • DELEGE OYUNLARINA DİKKAT! HATA MI, KASIT MI?

    DELEGE OYUNLARINA DİKKAT! HATA MI, KASIT MI?

  • ASTSUBAY KAMUOYUNA DUYURU

    ASTSUBAY KAMUOYUNA DUYURU

  • Aylık olarak verilen 100.00 TL.yi alıyor musunuz?

    Aylık olarak verilen 100.00 TL.yi alıyor musunuz?

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
Cuma, 26 Haziran 2015 15:40

Yazı yazma sanatı

Öğeyi Oyla
(3 oy)

Herkes yazı yazabilir mi?Elbette yazabilir. Bir kâğıt bir de kalem alabilen herkes yazı yazabilir. Tabi artık “kalem kâğıt” ikilemesi “klavye ekran” şekline dönüştü...

Herkes roman yazabilir mi? 

Elbette yazabilir. Bir kâğıt, bir kalem alabilen kişi mesela hayatının romanını çalakalem yazabilir.

Herkes bağlama çalabilir mi? 

Elbette çalabilir. Bir bağlama bir de mızrap alabilen herkes bağlama çalabilir.

Herkes resim yapabilir mi? 

Elbette yapabilir. Bir resim kâğıdı, bir fırça ve biraz da boya alabilen herkes resim yapabilir.

Pekâlâ, herkes roman yazabilir, bağlama çalabilir, resim yapabilir de, bunu yapmakla bir Orhan Pamuk, bir Arif Sağ, bir İbrahim Çallı olabilir mi? 

Elbette olabilir ama burada işin içine başka faktörlerin de girmesi gerekir.

Mesela “ben yazarım” diyen birisi, “yazarlık” sıfatını kendi kendine yakıştırmışsa eğer, ben o kişinin bin sene de yaşasa asla bir “yazar” olabileceğine inanmıyorum. Çünkü o kişi her şeyden önce “yazar”lık vasfı olan herkese saygı göstermesini öğrenmeli, daha sonra bir şeyler olmaya çalışmalıdır.

Sosyal Medyanın giderek yaygınlaşması, kendine muhtelif payeler verenlerin sayısını da bir hayli arttırdı.

Kimi “şair” oldu, kimi “ozan” oldu, kimi “yazar” oldu...

Hatta kendisini rüyasında “şeyhul muharririn” olarak görenler bile  olmaya başladı. “Şeyhul muharririn”; yazarların öncüsü, ustası demektir. Mesela Ahmet Kabaklı’ya verilen bir unvandır “şeyhul muharririn” unvanı...

Kendine “yazar” sıfatını koyuvermiş arkadaşım!  “Yazar” olmanın ne mene bir şey olduğunu şimdi daha güzel bir şekilde özümseyebildin mi  acaba?  Yine de özümseyemediysen eğer Ahmet Kabaklı’yı okumanı tavsiye ederim.

Kendi yazdığı şeyin altına; “araştırmacı yazar”, “yazar”, “şair” gibi unvanları yazarken bunu yapanların eli nasıl titremez, nasıl utanmadan, sıkılmadan bu payeleri kendi kendilerine verebilirler anlamak mümkün değil.  Ben “öncülere”, “ustalara” saygısızlık edenlerin aslında tüm “ediplere” saygısızlık ettiklerini düşünüyorum. Bu sıfatlar, kişinin, kendi ürettiklerinin altına kendilerinin kolayca yazabilecekleri basit kelimeler değildir ki... Bu sıfatlar ancak başkaları tarafından sahibine yakıştırılabilir, o kişiye layık görülebilir.

“Yazarlık” bir süreç meselesidir. Seçtiğin konunun mekânında yaşamadan, objesi olmadan, kahramanı olmadan, bireyleri olmadan, en azından onların hallerini içine çekerek, özümseyerek anlamaya çalışmadan asla “yazar” olunamaz. “Yazarlık”; bir davanın başladığı günden itibaren, milim milim ilerleyebilmek, damla damla akabilmek, sızım sızım sızabilmektir. Kısaca “yazarlık”, sonuca ulaşmak demek değil, süreci ilânihaye devam ettirebilmektir.

En önemli unsurlardan birisi de; okumadan yazmaya çalışmanın, kupkuru bir ağacın dibine su döküp onu yeşertmeye çalışmaktan öte bir anlam taşımamasıdır.

“Yazarlığın”; “sabır” gibi, “azim” gibi, “irade” gibi, “bilgi” gibi, “çalışmak” gibi, “mütevazılık” gibi daha birçok insani değerleri üzerinde bulundurma zorunluluğu vardır.

Bunların hepsi bir yana, “yazar” “edepli olmak” zorundadır. “Yazarlığın” diğer adıdır “ediplik.” “Edep” olmadan hiç bir şey olunamayacağını öğrenmenin adıdır “yazarlık...” 

Sosyal Medya heyulası içinde; kuralsız, vasıfsız, rastgele bir üslup kullanmak da yaygın hale geldi. Tıpkı belgesiz, bilgisiz bir şekilde; belki de, kapı bir komşuluk yaptığın, belki de, yıllarca aynı mesleği icra ettiğin, belki de, tezgahından ekmek aldığın, belki de, bir yudum suyunu içtiğin, belki de, hastalandığında sana kan veren, belki  de,  seni diyardan diyara taşıyarak sana hizmet eden, her şeyden önemlisi de, karşılaştığında selam verdiğin,  selam aldığın insanlara saldırrak, onlara haksızlık ederek, küfürler ederek, “yazarlık” yapılabileceğini sanmak hastalıklı bir ruh halinin dışa vurumu olabilir ancak.  

Anlayacağınız; “edep” ehli olmayan “edip” de olamaz.

Sünnet çocuklarına yapılan; “oldu da bitti maşallah, yazar olur inşallah”  duasını etmekle de olunmaz “yazar.”

Türkçe’den bihaber, hangi takının nerede nasıl kullanılacağından bile habersiz ama sorsanız kendisini yılların alkışlanan yazarları zanneder. Duruşu bile kasılmak fiili ile eş değer...  Bu ne kadar zavallılık, bu ne kadar kendi bilmezliktir Allah’ım... edep yahu

“İlim ilim bilmektir, 

İlim kendin bilmektir. 

Sen kendini bilmezsen, 

Ya nice okumaktır?  diyen Yunus Emre bile senin gibi kasılmamışken... 

Bir de “yazı” denilen deryanın kendine has biçimleri vardır ki, özellikle son zamanlarda “yazar enflasyonun” yaşandığı sosyal medyada, “biçimle” de alakalı o kadar çok sıkıntı var ki; bu durumu hatırlatanlara, böbürlene böbürlene bunun “kendi tarzı olduğunu” söyleyenler bile vardır. Yazının altına attığı “yazar” sıfatını görünce okunası bir yazı sanıp, zaman ayırdığımız yazının daha ilk cümlesinde; “kendini tatmin etme derdinin” aşikârlığı bir tokat gibi çarpıveriyor yüzümüze... Halbuki hiç bir kimsenin diğer kimselerin göz zevkini bozmaya hakları da yoktur...

Başka bütün işleri hallettin de şimdi de “yazar” olmaya mı karar verdin arkadaşım?

Yazının yarısı küçük harf, yarısı büyük harf olmaz mesela... Mesela yazının tamamı büyük harf de olmaz. Yazıdaki her kelimenin baş harflerini büyük harf yazmakla da olmaz. Cümleleri bölüp alt alta, üst üste tek tuğla inşaat yapar gibi de yazılmaz yazı... Her kelimenin önüne,  nokta, virgül koymayı marifet saymakla “yazarlık” yapılabileceğini sanmak en güzel tabiriyle “evlere şenlik” durumları değil de nedir?

“Güzel kelimeler bulacağım”, “dikkat çekici başlıklar atacağım” kaygısıyla; şekilsiz, şürekâsız,  anlamsız, vatansız, milletsiz kelimeler kullanmak her şeyden önce okuyana saygısızlıktır.

Ne diyebilirim ki; Allah akıl fikir versin.

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 6718 defa

You have no rights to post comments