All for Joomla All for Webmasters
  • 1200 TL EK ÖDEME ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

    1200 TL EK ÖDEME ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

  • ASB. GÖREVE BAŞLANGIÇ DERECESİ YASA TEKLİFİ ÜZERİNE

    ASB. GÖREVE BAŞLANGIÇ DERECESİ YASA TEKLİFİ ÜZERİNE

  • Muhtarlar ihya oldu, biz ise

    Muhtarlar ihya oldu, biz ise "fakire bir sadaka" turları yapıyoruz

  • İKİ SEÇİM- İKİ SONUÇ

    İKİ SEÇİM- İKİ SONUÇ

  • TEMAD'IN SEÇİMİ

    TEMAD'IN SEÇİMİ

  • TEMAD İÇİN KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

    TEMAD İÇİN KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

  • Dernekler Yönetmeliğinde Önemli Değişiklikler

    Dernekler Yönetmeliğinde Önemli Değişiklikler

  • Emekli Asb. Fahrettin Bağrı İyi Parti Grubunda Astsubayları Anlattı

    Emekli Asb. Fahrettin Bağrı İyi Parti Grubunda Astsubayları Anlattı

  • DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

    DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

  • Hamza Dürgen'in Sinan Engin'den ne farkı var?

    Hamza Dürgen'in Sinan Engin'den ne farkı var?

  • TEMAD’da İhraçlar ve Yalanlar…

    TEMAD’da İhraçlar ve Yalanlar…

  • HAMZA DÜRGEN’İ TEMAD’IN BAŞINA GETİRENLERE AÇIK MEKTUP!

    HAMZA DÜRGEN’İ TEMAD’IN BAŞINA GETİRENLERE AÇIK MEKTUP!

  • DELEGE OYUNLARINA DİKKAT! HATA MI, KASIT MI?

    DELEGE OYUNLARINA DİKKAT! HATA MI, KASIT MI?

  • ASTSUBAY KAMUOYUNA DUYURU

    ASTSUBAY KAMUOYUNA DUYURU

  • Aylık olarak verilen 100.00 TL.yi alıyor musunuz?

    Aylık olarak verilen 100.00 TL.yi alıyor musunuz?

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
Pazartesi, 19 Eylül 2016 17:06

Ben mi değiştim yoksa..?

Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Her yeni " Eğitim Öğretim Yılında" kendi hikayem gelir aklıma. Aslında tüm Anadolu çocuklarının hikayesi...

"Göz kamaştırıcı villalar, göklere direk olmuş gökdelenler, apartmanlar, güvenlik çemberini yarıp girmenin mümkün olmadığı, evladının evine gitmek için bile şifre sorulan, parola sorulan yaşam alanlarının bulunduğu bir dünyada yaşıyorum şimdi..."

Anadolu’da bir dağ köyü. O köyde dünyaya gözünü açan diğer bütün çocuklar gibi, imkansızlıkların, çaresizliklerin, çilekeşliklerin içine doğmuşum ben de...

Bir evde on sekiz nüfus; amcalar, yengeler, çocuklar, bağrışlar, çığrışlar, gülüşler, susuşlar, iç çekişler, ahdedişler, imrenişler...

İmrenişler mi? Neye? Kime? Nasıl?

Neyi biliyorlar ki, bir şeye imrensinler? Neyi gördüler ki iç çeksinler? Neyi biliyorlar ki kıyaslasınlar?

Sessiz çığlıklar, yutkunuşlar, katlanışlar, sabrın ve metanetin anlamını derinleştiren bir yaşamın, dinlenmeye hasret, beslenmeye muhtaç, sevgiye aç insanların, kavgaların, hırçınlıkların, otoriterliğin, ataerkil bir yaşamın hüküm sürdüğü bir evin içine doğmuşum.
Sadece “yönetilmek” rolü biçilmiş insanların, gözden ırak, gönülden uzak dağların arasına atıldığı, yönetme kabiliyetinin sadece aile içi ile sınırlı bırakıldığı, memlekete, millete dönüp bakmasına gözünün açılmasına bile müsaade edilmediği, ölçülmüş, biçilmiş, tasarlanmış bir sistemin figüranları olarak görüldüğü insanların yaşamaya uğraş verdikleri, toprak damlı, taş duvarlı, dünyadan adeta tecrit edilen, bir uygulama içine sokulmuş olan bir köyde doğmuşum.
Bin yıl öncesinden Orta Asya steplerinden gelen alışkanlıklarla, sadece çobanlık yapıp, bir çift öküzün çektiği kara sabanla, üç beş evlek toprağı işleyip, susuz kıraç topraklarda yetiştirilen buğday başaklarından medet uman, sonra onları elleriyle, el oraklarıyla biçip, eşekler marifetiyle harmana taşındığı, sonra sapları saman etmek üzere öküzlerin çektiği düğenlerin dişleri arasında saman edip tınazlandığı, rüzgardan medet bekleyip çeçin samandan ayrıldığı, elde edilen bir kaç çuval buğdayın yine eşeklerin sırtında su değirmenine götürülüp bir kış boyunca yetirmek zorunda olduğu ekmeklik ununu öğüttüğü, çabucak bitivermemesi için öğünlerin atlandığı, yarı aç yarı tok yaşam mücadelesi içinde mazlum ve mahzun insanların yaşamaya uğraş verdikleri bir köyde doğmuşum.
Şükrü nimet sayan, devletine ve milletine asla hor bakmayan, “Allah devlete ve millete zeval vermesin” dualarını ağzından eksik etmeyen, devletin nimetlerinin zerresini hanesinde görmeyen ama külfet üstüne külfetlere katlanan, yine de sızlanmayan, bedduadan azade, kaderine dünden razı, askerlik deyince; “yağ kazanı taşacak olsa" da, elindeki kepçeyi atıp göreve koşan, vatanı için en sevdiklerini geride bırakıp canını vermeye giden ama karşılığında hiç bir şey beklemeyen vefakar, fedakar insanların yaşamaya çalıştıkları bir köyde doğmuşum.

Tıpkı diğer bütün Anadolu çocukları gibi...

Günümüzde menfaatlerin, her türlü ahlaki, kültürel, geleneksel değerlerin üstünde görüldüğü, karşılıksız olarak babanın oğula, oğulun babaya iyilik etmekten uzak durduğu, kimsenin kimseye hal hatır sormadığı, kapı komşusunun ölüsüne duyarsız kaldığı, birbirine selamını esirgediği, hal hatır sormaya "kereksindiği", karşılaştığında birbirlerinden gözlerini kaçırdığı bir dünyada yaşıyorum şimdi.

Sitemizin bahçesinde rengarenk, model model otomobiller, birbirinden güzel bisikletler, oyuncaklar, salıncaklar, kaydıraklar, tahterevalliler... Sanki, kırk yıl önceki çocukluğuma nazire yaparcasına alımlılar.

Oğlunda başka model, kızında başka model, kendinde marka marka, hanımında otomatiklisi, torununda otomatiksizi, boy boy, cins cins binek araçları... Yazlığı başka, kışlığı başka makineler...

Elektronik iletişim aygıtlarında, yüzünü dahi görmediği kişilerle; duygusallıktan, sevgiden, saygıdan azade, kupkuru konularla sohbet etmekten gayrı hiç bir şeyden zevk almayan bir nesil...

Göz kamaştırıcı villalar, göklere direk olmuş gökdelenler, apartmanlar, güvenlik çemberini yarıp girmenin mümkün olmadığı, evladının evine gitmek için bile şifre sorulan, parola sorulan yaşam alanlarının bulunduğu bir dünyada yaşıyorum şimdi.

Ben aslında kırk yıl önceki pınarları, cıvıl cıvıl çeşme başlarını özlüyorum. Ben çiğdemli yazıları, süt beyaz kuzuları, sandal kuşlarının "tak taklarını", kurbağaların "vırak vıraklarını" özlüyorum.
Cırcır böceği seslerine, baykuş seslerine, uzaklardan çağıran guguk kuşlarının yanık çığlıklarına özlem duyuyorum şimdi.

Ben şimdi orakla ekin biçmeyi, yaz sıcağında düven sürmeyi, lüks ışığında harman savurmayı, akarsuda buğday yıkamayı özlüyorum.

Ben şimdi çileyi, çilekeşliği, yoksulluğu, bende olmayana imrenmeyi özlüyorum.

Özlemimde; sınırsız zorluklar, çetin bir yaşam savaşı, tarifsiz acılar, baş edilmez meşakkatler var biliyorum amma...
Özlemimde aynı zamanda; insanlık var, yardımlaşma var, selamlaşma var, muhabbet var, sadakat var, vefa var, saflık var, menfaate dayanmayan kutsal bir dayanışma var.

Ne var ki; artık geri dönüşü olmayan bir yoldayım ve özlemlere yelken açacak ne mecal var ne fırsat var ne de buna hazır bir dünya...

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 3923 defa

You have no rights to post comments