All for Joomla All for Webmasters
Çarşamba, 10 Haziran 2015 14:38

Yazar Emrullah Özdemir ile Söyleşi

Öğeyi Oyla
(8 oy)

Emekli Asubaylar : Sayın Özdemir; bir deniz asubayı olduğunuzu ve üç telif kitaba imza atmış başarılı bir yazar olduğunuzu biliyoruz ama okuyucularınız için bir kez daha kendinizi anlatır mısınız ? Emrullah Özdemir kimdir?

  • 1983 yılında Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde doğdum. İşçi bir babanın ve ev hanımı bir annenin üç çocuğundan en büyükleriyim.emr1 Oldukça başarılı bir ilköğretim evresinden sonra; gerek askerlik mesleğinin babam gibi Anadolu insanlarının gözündeki saygınlığı, gerekse ailemin geleceğimle ilgili maddi kaygıları nedeniyle 1997 yılında lise öğrenimime Beylerbeyi Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’nda devam ettim.

    O yıllarda hayata dair arkeolog olmak gibi farklı planlarım vardı ancak çocuk yaşta kendimi beyaz bir üniformanın içinde buluverdim. İtiraf etmem gerekir ki; öncesinde denizi ancak birkaç kez görmüş bir Ankara çocuğu olarak hayatımın bu yeni aşamasından ürkmüştüm o yıllarda. İstanbul gibi bambaşka bir şehirde, yurdun dört bir yanından gelen bambaşka çocuklarla yeni bir hayat! Benim ve sanırım birçok arkadaşım için bu dönem; aile kavramının yerini sıcak dostluklara bıraktığı, tüm mutluluk ve üzüntülerin yatmadan hemen önce ranza arkadaşlarıyla paylaşıldığı yılları, erken yaşta birey ve sorumluluk sahibi olmanın zorluklarını ifade eder. Aynı zamanda kitaplarla dostluğumun pekiştiği dönemde lise yıllarımdır. Öncesinde de kitap okumayı çok severdim ancak lise yıllarımda kitap okumak benim için bir hobiden öte tabiri caizse sığınacak bir liman olmuştu.azra Sonrasında kendimce küçük öyküler, şiirler karalamaya da yine lise yıllarımda kitaplarla sıkı bir bağ kurduğum bu dönemlerimde başladım ve yazarlık kariyerimin temellerini de farkına varmadan bu yıllarda atmış oldum.

    cagatayİlk yıllarında oldukça bocaladığım askeri okul dönemi sona erdiğinde; kendine güvenen, tek başına hayatın tüm zorluklarıyla mücadele edebileceğine inanan 18 yaşında genç bir asubay olarak görevime başladım. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının çeşitli gemi/kara birliklerinde görev yaptım ve 14 yaşımda giydiğim üniformamı hala gururla taşımaktayım. Eşim Dilek Hanım ile evliliğimizin meyvesi, Azra ve Çağatay adında iki güzel çocuğun babasıyım.

    E.A. :    Sayın Özdemir; sizin de içinde bulunduğunuz kuşağın okuma alışkanlıkları için onca ağır eleştiri yapılırken; siz bir adım öteye geçerek kitap yazma cesaret ve becerisi gösterdiniz. Bu aslında hem sizden sonraki kuşaklar için hem de bizler için esin verici bir emek ve başarı hikâyesi. Anlatır mısınız kitap yazma fikri ilk olarak nasıl oluştu?

  • Biraz önce de bahsettiğim gibi lise yıllarımdan bu yana kendimce öyküler, şiirler karalamaktaydım ancak 2009 yılına kadar kitap yazma konusunda ne fikrim ne cesaretim vardı. Bir gece ansızın denemeye karar verdim ve başladım. Sonrası ise çorap söküğü misali…

    İlk eserim “Son Kağan” aynı zamanda kendimi keşfetme yolculuğumdu da diyebilirim. İnsanlar doğası gereği birbirinden farklı karakter ve yeteneklerde doğarlar. İyi bir yazar, iyi bir konuşmacı, iyi bir müzisyen ya da ressam… Kimisi kendine bahşedilen bu yeteneği keşfeder kimisi ise hiçbir zaman farkına varamaz. Kendimi, bahşedilen bu yeteneği fark eden şanslı insanlardan biri olarak görüyorum. Denemeseydim elbette hiçbir zaman yazdıklarımı okurlarımla buluşturamayacaktım. Sizin de söylediğiniz gibi cesaret ve kararlılık bana, yazarlık gibi güzel bir kariyerin kapılarını aralayan temel unsurlar oldu.

    E.A. :   Muvazzaf bir Deniz Asubayı olarak, bir yanda mesai, bir yanda aileniz ve arta kalan zamanlarınızda yoğun bir şekilde kitaplarınıza zaman ayırıyorsunuz. Özellikle kitaplarınızın yazım aşamasında ailenizden, birlikte görev yaptığınız mesai arkadaşlarınızdan ve komutanlarınızdan moral desteği alıyor musunuz?

  • Bu konuda kimi zaman vicdan muhasebesi yapmıyor değilim. Yoğun bir mesainin ardından çoğunlukla aileme ayırmamemr2 ev gereken vakitten çalarak eserlerime vakit ayırıyorum. Özellikle bu yüzden eserlerimin şimdi ve gelecekte topluma fayda sağlayacak konuları ihtiva etmesine özen gösteriyorum. Kitap yazmak ve öncesinde yapılan araştırmalar gerçekten emek isteyen uzun bir süreç ve özellikle aileme ayırmam gereken bu süreyi kitap yazmak için ayırmaya mecbursam, en azından yazdığım eserlerin toplumsal faydalarının en üst düzeyde olması gerektiğine inanıyorum. Ailemin, arkadaşlarımın ve komutanlarımın desteğini her zaman hissetmekteyim ancak bu konuda kitlesel olarak en büyük desteği emekli ve muvazzaf meslektaşlarımdan alıyorum. Sosyal medyadaki tanıtım ve paylaşımlarımdan tutun da eserlerimi büyük özverilerle temin etmelerine kadar her konuda yanımdalar ve bu durum beni yeni eserler ortaya çıkarmak için motive ediyor. Kendimi tam anlamıyla büyük bir ailenin küçük kardeşi gibi hissediyorum.

    E.A. :   Kitaplarınızın türü, roman olmasına rağmen tarihi belgelere dayandırarak yazıyorsunuz. Biraz daha yakın tarihe odaklanmış olsa da tarihi roman türünde kitaplarla bizi Kemal Tahir (Kurt kanunu, Devlet ana) ile Tarık Buğra (Küçük ağa) tanıştırdı, sevdirdi diyebiliriz. Siz ise ilk iki kitabınızda daha uzak geçmişin izlerini sürdünüz. Bir yazara bunu sormak ne kadar doğru bilmiyorum ama bu türde yazan sizin beğendiğiniz bir yazar var mı ve tarihi roman türüne dair söyleyecekleriniz neler?

  • Bana göre tarihi romanlar kitap dünyasında büyük bir sorumluluk isteyen oldukça meşakkatli bir kategori. Yazarlar kitaplarında işledikleri konuları her ne kadar roman üslubu ile kaleme almış dahi olsa tarihi gerçeklerden taviz vermemek zorunda. Çünkü tarihi roman okurlarının beklentisi, bir romanı keyifle okurken aynı zamanda bilgi dağarcıklarını genişletmek. Bu nedenle ben, yazdığım eserlerde kurguları konunun dönemine ait gündelik yaşamları ve diyalogları aktarmakta kullanırken, can alıcı hususların ve meselenin özünü ihtiva eden olayların kesinlikle kaynaklar ve belgeler ışığında kaleme alınması gerektiğine inanıyor ve eserlerimi bu prensiplerim doğrultusunda yazıyorum. Ulusal basında bazı eleştirmenlerin köşelerinde kitaplarımı “aynı zamanda tarihi kaynak” olarak nitelendirmesi bu konuda amacıma ulaştığımı düşündürüyor açıkçası.

    Orta Asya Türk Tarihi bence için henüz tam manasıyla deşifre edilmemiş, tarihin gölgesinde keşfedilmeyi bekleyen birçok süprize gebe ve bu düşünce beni tarihin bu alanını yazma konusunda teşvik ediyor. Ama eserlerimi kaleme almadan önce, yaşandığı dönemden çok içeriğini ve toplumsal etkisini irdeliyorum. Mesela ikinci kitabım “Türklerin İlk Kadın Hükümdarı:TOMRİS” M.Ö. 6. Yüzyılda geçmekteyken, üçüncü kitabım “Ermeni Zulmünde Yitip Giden Hayatlar: RUHUM KIYAMA KALKTI” 20. Yüzyılın başlarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermeni komitacıların masum insanlara yaptıkları zulmü konu edindim. Daha once de söylediğim gibi eserlerimin sağlayacağı toplumsal fayda benim için birinci planda. İlk eserim “Son Kağan”da özellikle Türk gençliğinin toplumsal özgüvenine katkı sağlamayı amaç edinmiştim. İkinci eserim Tomris’te hem Türk kadını ile tarihin ötesinden rol model olabilecek çok güçlü bir kadın karakteri tanıştırmak hem de romanda oldukça geniş bir yer ayırdığım Alp Er Tunga Han’ı lise kitaplarında bir ağıdın ötesine taşımaktı. Son eserim Ruhum Kıyama Kalktı ise son yıllarda uluslararası kamuoyunda millet olarak oldukça sıkıntı yaşadığımız Ermeni meselesinde dikkatleri çekmek istediğim konu; tarihimize çalınmak istenen kara lekenin reddedilmesinden öte, meselenin karşı tarafı olan Ermenilerin bahse konu dönemde yaptıklarıydı. Yurdun birçok yerinde Ermeni meselesi ile ilgili yapılan panellerde, konferanslarda ve ulusal basında Ruhum Kıyama Kalktı’dan övgüyle bahsedilmesi, örnek gösterilmesi, tavsiye edilmesi bu eserimin de hedeflediğim toplumsal amaca hizmet ettiğini doğrular nitelikte.

    Asıl sorunuza gelecek olursak; bir tarihi roman okuyucusu olarak Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerini çok sever ve beğenerek okurum. Ayrıca Amin Maalouf ve Christian Jacq bu alanda en beğendiğim yazarlardır.

    E.A. :    Son kitabınız “Ruhum kıyama kalktı” uzun zamandır ülkemizi uluslararası alanda da sıkıntıya sokan bir konu ve içeriğe sahip. Yurt içinde bile “soykırım yalanı” kendine yandaş bulurken siz aynanın arkasını gösterdiniz, bunun yansımaları nasıl oldu?

  • Bu eserin yayınlanmasının ardından oldukça farklı tepkiler aldım. Bu tepkiler genellikle olumlu olmakla birlikte sorunuzdaemr basin3 değindiğiniz “soykırım yalanı yandaşları” böyle bir eseri hoş karşılamadılar elbette. Hatta eserin tanıtımının yapıldığı İzmir Kitap Fuarı’nda bilinçsizce içeriğine karşı çıkanlar, tehditvari diyaloglarla kendince aba altından sopa göstermeye çalışanlar dahi oldu. Aslına bakılırsa bu tür eserlerin bu insanları rahatsız etmesi gayet doğal çünkü yüzyıl boyunca sürdürdükleri kendilerini acındırma politikasına tepkisiz kalınmasına alışmışlar ya da emr basin1alıştırılmışlar. Objektif olmak gerekirse; tamamen yalan ve düzmece kitaplarla, dokümanlarla, sinema filmleriyle sürdürdükleri bu politikayla amaçlarına ulaşmak üzereler. Soykırım yalanını destekleyen çalışmalar büyük reklam kampanyaları ile geniş kitlelere ulaşırken, ben ve benim gibi bu iftiraların karşısında duran yazarların, araştırmacıların çalışmalarına verilen reklam ve tanıtım destekleri oldukça düşük. Bu alanda Türk Milleti adına vatanını ve milletini seven, lobilerin değil milletinin çıkarlarına hizmet eden insanlar maalesef yalnız bırakılmış durumdalar ancak büyük bir kararlılık ve özveri ile atılan iftiralara karşı mücadeleye devam etmekteler. Ben de “Ruhum Kıyama Kalktı” ile Türk Milleti’nin eli kalem tutan bir ferdi olarak milletinin ve tarihinin onurunu korumak için var gücüyle çalışan bu insanların safında yer almaktan mutluyum.

     

    E.A. :  Tomris adlı romanınızın hayli ilgi gördüğünü biliyoruz. Bunu bekliyor muydunuz? Sizce bu ilgi neden kaynaklandı?

  • Tomris; hem benim için hem de okuyucu için oldukça heyecan verici bir eser oldu. Açıkça söylemek gerekirse bu kadar kısaemr tomris sürede böylesine bir ilgiyi beklemiyordum. Tomris’in bu denli ilgi görmesinde birden fazla etken var sanırım. Birincisi içeriğinden tutun da kapak tasarımına, tanıtım yazısına ve dizgisine kadar oldukça profesyonel bir çalışma oldu. İkincisi tarihin hemen hemen hiç değinilmemiş bir dönemini ve karakterlerini konu edinmesiydi diyebilirim. Üçüncü ve en önemli kısmı ise elbette reklam, tanıtım kısmı oldu. Sosyal medya platformlarını kullanarak yaptığımız tanıtım çalışmalarının, yerel ve ulusal basında çıkan haberlerle desteklenmesi ve bunlara eş zamanlı olarak meslek grubumuza hitap eden sitelerde meslektaş büyüklerimin yaptığı tanıtımlar, hem genel okuyucu kitlesinin hem de meslektaşlarımızın ilgisini çekti. Bu ilgiye duyarsız kalmayan internet satış siteleri de kampanyalarla eserimi destekleyince, Tomris bir anda hem tarih kategorisinde, hem de tüm kategorilerde çok satanlar listesine girdi ve tarih kategorisinde yaklaşık bir ay 2’nci sırada bulundu. Ancak sirkülasyonun oldukça fazla olduğu kitap piyasasında bu listelere girebilmek kadar tutunabilmekte önemli ve bundan sonraki çalışmalarımda hedefim daha geniş okuyucu kitlelerine hitap ederek, kitap dünyasının üst sıralarında kalıcı bir yer edinmek.

    E.A. :  Yıllar yılı asubayların sinemada, televizyon temsillerinde ve hatta edebiyatta ikincil roller üzerinden anlatılması, biraz da tahrif ve tahkir edilmesi hepimizin ortak şikayeti. Oysa mesela bir Dumlupınar ve Asubay Selami'nin hikayesi meslektaşlarımızın çok ilgisini çeker. O meşum seyre çıkmadan önce nişanlısıyla olan dramatik diyalogu ve ölümü cesurca karşılayan tavrı... Siz böyle bir özne üzerinden veya başka asubay/asubayları konu alan bir roman yazmayı düşünür müsünüz?

  • Vecihi Hürkuş, Hulusi Kentmen ya da Dumlupınar Şehitlerinden Asubay Selami Özden… Camiamızın tarihine damga vuran bu isimlerden birini yazmayı çok istiyorum ancak bunu ilerleyen yıllarda, bir yazar olarak daha büyük kitlelere ulaşabildiğim günlerde yazmak daha doğru olacak kanaatindeyim. Bugün böyle bir eser söylediğiniz gibi meslektaşlarımızın ilgisini çekecektir mutlaka ancak bu gibi bir çalışmada amaç; bizi bizlere değil, toplumun geneline anlatabilmek olmalıdır.

    E.A. :   Muvazzaf bir asubayın kitap yayınlaması hakkında bir yasal prosedür var mıdır? Varsa bu konuda bir açıklama yapabilir misiniz?

  • Muvazzaf personelin tamamı için İç Hizmetleri Yönetmeliği’nin 128’inci maddesinde kitap yazma ve basımı konusunda kurumsal herhangi bir engel olmadığı açıkça belirtilmiş. Ancak yapılan çalışma TSK ile ilgili ise ya da TSK ile ilgili bilgi belge kullanılmış ise bu durumda Genelkurmay Başkanlığı’ndan izin alınılması gerekmektedir.

    E.A. :    Genç bir yazar olarak, yazmayı düşünen genç asubaylara neler söylemek istersiniz?

  • Kitap yazmak; meşakkatli, vakit,yetenek ve sabır isteyen bir uğraş. Yazarlık kariyerim vesilesiyle kitap yazmakta olan ya da yazmayı planlayan birçok meslektaşımla tanıştım ve hemen hepsine nacizane aynı tavsiyelerde bulundum. Yazarken sabırlı olmak, tabiri caizse tıkandığında bırakmamak gerek. Benim ve şahsen tanıdığım bütün yazarların çalışmalarında tıkandıkları kısır bir dönem var. Bu bazen bir hafta, bazen bir ya da birkaç aylık bir süreç. Ayrıca iyi bir eser ortaya çıkarmak istiyorlarsa sıkı bir araştırma sürecini göze almalılar. Çevrelerinde mektup dahi yazamayan, ancak yazarlık konusunda kendilerini üstat mertebesinde gören kişilerin eleştirilerine maruz kalacaklardır. Yapıcı olmayan olumsuz eleştirileri kulak ardı etsinler. Yapıcı eleştirilere ise en iyisini yakalamak adına mutlaka değerlendirsinler. Kitap dünyasına adım attıklarında beklediklerinde çok farklı bir manzara ile karşılaşacak, kimi zaman hayal kırıklıklarına da uğrayacaklardır. Bu nedenle basım aşamasına geldiklerinde ise iyi bir araştırma yapıp, olabildiğince profesyonel ekiplerle çalışsınlar. Son olarak yazarlık kariyerinin hangi aşamasında olurlarsa olsunlar vazgeçmesinler.

    E.A. :   İmza günlerine katıldığınızı biliyoruz. Sivil halk ve kitap dostu asubayların ilgisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

  • Katıldığım imza günleri genellikle yoğun bir ilgi ile karşılaşıyorum. Özellikle son bir yıl içinde Ankara, Kayseri, İstanbul, İzmiremr imza2 gibi kitap fuarlarına paralel olarak yoğun bir imza günü takvimim vardı. Bu imza günlerinin tamamında sivil kitapseverlerin ilgisi üst düzeydeydi. Meslektaşlarımızın ilgisi ise oldukça değişken. Yine de Ankara’daki imza günümde yurdun dört bir yanından meslektaş abilerimin gelişi, İstanbul’da Sn.Fedai emr golcukYavaş gibi 65 mezunu meslektaşlarımın yanımda olması ve özellikle yine İstanbul’da 80’li yaşlarında güçlükle yürüyebilen bir meslektaş abimin yaşadığı huzurevinden ziyaretime gelip “Sen bizlerin gururusun.” diyerek gözlerimden öpmesi hayatım boyunca unutamayacağım türden anılar. Konusu açılmışken Gölcük TEMAD İlçe Başkanlığı’nda düzenlediğimiz son imza gününde İlçe Başkanı Sn.Bekir Tülü, Başkan Yardımcısı Sn.Ömer Kisrure ve Sn.Erdoğan Köseoğlu’nun misafirperverliklerine de değinmek ve tüm meslektaşlarımın huzurunda yurdun çeşitli yerlerinde yanımda olan meslektaşlarıma tekrar teşekkür etmek isterim.

    E.A. :   Asubay toplumuna son olarak neler söylemek istersiniz?

  • Açıkçası camiamızı sosyal medya üzerinden takip eden biri olarak, kişisel kavga ve çatışmaların asubay toplumunu zayıflattığına inananlardanım. Üç yıl öncesine kadar aynı yöne akan çoşkun bir ırmak iken, bugün camiamız bu çatışmaların ardından birçok farklı oluşumlarla parçalara bölünmüş ve zayıflamış durumda. Elbette bu söylediklerim kendi kanaatim. Şahsım adına şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; camianın hangi kesiminden olursa olsun beni nacizane asubay toplumunun yükselen bir değeri olarak görüp, kucaklayan herkesin kardeşiyim. Daha önce çeşitli platformlarda dile getirdiğim gibi, kişisel kavga ve çatışmalara karşıyım ve dışındayım. Elbette çıktığım yolda yanımda olup, bana destek olan meslektaşlarımın gönlümde ayrı bir yeri vardır. Ancak bu husus tamamiyle şahsımla alakalı kişisel bir durumdur. Bu büyük camiaya mensup birçok meslektaşımın desteğiyle yazarlık kariyerinde yol katetmiş biri olarak Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözüyle seslenmek istiyorum. “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

    E.A. :   Sitemiz hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?

  • emekliasubaylar.org sitesinin bu kadar kısa sürede yakalamış olduğu başarıya şaşırmamak ve takdir etmemek mümkün değil. Yeni olmasına rağmen içerik olarak alışılagelmişin dışında, oldukça entellektüel bir yapıya kavuşmuş olması sevindirici. İlerleyen zamanlarda çok daha geniş bir kitleye hitap edeceğinizden hiç kuşkum yok. Yayın hayatınızda başarılar diliyor, selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum.

    E.A. :  Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz Sayın Özdemir.

Söyleşi : Halil Ergenli, Mustafa C. Sadakoğlu

Kapak Resmi : Mustafa AYTAR

Ermeni Zulmünde Yitip Giden Hayatlar, Ruhum Kıyama Kalktı

Türklerin İlk Kadın Hükümdarı-TOMRİS

 

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 8649 defa Son Düzenlenme Cuma, 10 Temmuz 2020 15:35

Yorumlar   

0 #2 Özgün UYSAL 19-07-2015 15:56
Bir solukta okunan çok başarılı eserlere imza atan değerli kardeşim ve meslektaşım Emrullah Özdemir'in yazdığı eserlerin yurtdışına da taşarak diğer Türk devletlerinde de büyük bir okuyucu kitlesine sahip olacağına inanıyor, başarılarının daimi olmasını dileyerek selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
0 #1 Hasip Sarıgöz 11-06-2015 20:22
Değerli kardeşim ve Sevgili Meslektaşım Emrullah Özdemir'in birbirinden değerli eserlerini ilgi ve takdirle takip etmekteyim. Değerli yazarımızın kaleme aldığı her bir eser milli bilincimizi açmakta, milletimizi doğru ve çarpıcı tarihi bilgi ve olaylarla buluşturmakta ve milletimizin geleceğine hizmet etmektedir. Son Kağan'da Türk dünya hakimiyetine giden yolu keşfedecek, Tomris Han ile Türk kadınının zeka meziyet ve erdemlerini keşfedecek ve Ruhum Kıyama Kalktı ile de ordusuz kalmış mazlum bir millete yapılabilecek hakaret, vahşet, işkence ve katliamların sınırlarının nerelere varabileceğine tüyleriniz diken diken olmuş ve ruhunuz kıyama kalkmış bir şekilde tanık olacaksınız. Selam ve saygılarımla. Yazar Hasip Sarıgöz

You have no rights to post comments