All for Joomla All for Webmasters
Çarşamba, 16 Aralık 2015 17:18

Ölüm Orucu… Neden seçtik? Etkisi ne oldu? Neden bitirdik?

Öğeyi Oyla
(9 oy)
“Ölüm orucu eylemi” asubayların mücadele tarihi içerisinde, özellikle son yılların en çok ses getiren eylemi oldu.
 oructa 02
Asubay toplumu içerisinde bugün dahi devam eden tartışmalara ve eleştirilere konu olan bu radikal eylem; Neden seçildi? Neden Mart 2013’e planlandı? Etkileri ne oldu? Ve de en çok sorulan soru; Neden sonlandırıldı?
 
Tüm bunların cevabını, söylemden eyleme geçiş sürecini, bugün gelinen noktaya, o sürecin etkilerini yine TEMAD Genel Başkanı Ahmet Keser’in kendi anlatımından aktarıyorum.
 
 
Yeni TEMAD yönetimi ve PES hareketi ile çok büyük bir ivme kazanan mücadele sürecinin ölüm orucuna kadar olan kısmını “Köprüyü kim, neden, ne zaman, nasıl yıktı?” başlığıyla yayınladığımız bir önceki yazımızda yine Genel Başkan’ın anlatımı ve tüm detaylarıyla ile yer vermiştik. (Okumak için TIKLAYINIZ)
 kopru kim atti
O yazıda bahsedilen tüm konular aslında Genel Başkan’ın muhtelif konuşmalarında bahsettiği, bazılarının ise (eski ve yeni) yönetim kurulu üyelerinin veya sosyal medyada bazı meslektaşlarımızın daha önce dile getirmiş olduğu hususlardı. Hiç biri sır değildi ve ilk kez de söylenmiyor, yazılmıyordu. Ama ilk kez kronolojik olarak bir arada yayınlanmış olması nedeniyle, süreci iyi takip edememiş ve bu yazıyla ilk defa bilgilenen pek çok meslektaşlarımızca memnuniyetle karşılandı. Buna karşın, bazı arkadaşlarımızın ise “Neden şimdi? Kime, ne mesaj verilmek isteniyor?” sorularına takılmış olduklarını görüyoruz.
 
Yine sözü fazla uzatmadan, tarihe not düşen bu anlatımlara, bir önceki yazıda kaldığımız yerden devam ediyoruz…
 
* * *
 
AHMET KESER: Durmadık, söylem, söylem, söylem… Biliyorsunuz, basın yayında o dönem çok fazla habere konu olduk.
 
Sonra EYLEM boyutuna geçtik.
 
Önce pasif eylemlerden başladık…
 
Bu eylemlerde, Mayıs ayında şubelerimize bir yazı göndermiştik, yazıda; “İntibaklarla ilgili üyelerimiz birer mektup yazsın ve şuralara göndersin” demiştik. Şunu söyleyeyim; o, çok etkili bir eylem olmuştu. Genelkurmay Başkanlığı’na o mektuptan 17 bin küsurat gitmiş. Genelkurmay tarihinde böyle bir şey yok. Çuval çuval mektup… Artık Genelkurmay Başkanı, Merkez Daire Evrak Kısmı’na iniyor “Bunlar Komutanım” diyorlar “Çuvallar dolusu, 17 bin tane mektup, zarf!”… Artık makamına çıkartmayı kesmişler.
 
“Yahu, burada çok ciddi bir şey var” diyor Genelkurmay Başkanı. “Şu intibaklar konusunda niye direniyorsunuz? Yazın yazıyı kardeşim! Hükümet’e gitsin bari top” diyor.
 
Bir yazı yazıyorlar. 28 Mayıs 2012 tarihinde. Astsubay intibaklarının yapılması için tek maddelik bir yazıdır. Ve gönderiyorlar.
 
Bu arada, bize de bir muhtıra verdiler mi? TEMAD’a bir muhtıra verdiler!... Genelkurmay, tarihinde ilk kez siyasi iktidarın dışında bir STK’ya muhtıra veriyor. Onu da biz yedik! Sebep? Hak-hukuk arıyoruz diye. Orayı zaten siz gösterdiniz bize!
 
Arkasından mahkemeler, onlar, bunlar…
 
Genelkurmay başkanı ; “Bakın, bunun sonucu kötü olacak” diyor. Onlar; “Komutanım, bunlar bağırırlar, çağırırlar, bir şey yapamazlar, bu yaptıkları bizimle savaştır, biz böyle geri adım atarsak 1975’lerde olduğu gibi olur..." ... Şuydu da, buydu da….”
 
Bir 75 sendromu var.
 
Yakaladı ama bak. Genelkurmay Başkanı bir şeyi yakaladı burada. Çünkü ben O'na şunu söylemiştim; “Astsubayların ordu ile bağı yürekten mideye indi!” Bu çok riskli bir şey. O da şunu söyledi; “Bak, Ordu’da Astsubayların bağı mideye inmişse bu iş bitmiştir. Çok kötü durumdayız demektir.” dedi. "Napolyon bile söyler; ‘Ordular midelerinin üstünde yürür’ diye” dedi. Tuttu, Korgeneral’e ; “Bu mideyi doyuracağız arkadaşlar!” dedi.
 
Fakat, mide aç. Onun doyurulması lazım. Midenin açlığını kabul etmeyen bir Karargahı, ama manzarayı gören de bir Genelkurmay Başkanı var.
 
Durum bu, pratik bu!
 
Biz eylemlere başladıkça, ardı ardına, ardı ardına… “Keserler, bitirirler, dayanamazlar, onu yapamazlar, bunu yapamazlar, direnemezsek biz kaybederiz” falan filan…
 
PES HAREKETİ İLE KAMUOYUNUN PSİKOLOJİSİ BİZDEN YANA GEÇTİ
 
Öyle bir noktaya geldi. Bizim sosyal medyada ciddi çıkışlarımız oldu; Bu Kadarına da PES Diyen Astsubaylar… Bütün her yeri twitliyoruz, siyasetçiler, onlar, bunlar… Ve o dönemde herkes “Ne oluyor?” diye sormaya başladı.
 
Bu arada kamuoyunun psikolojisi bizden tarafa geçti.
 
Apar topar, işte onu arıyorlar ; “Programa çıkartma!”, bunu arıyorlar “Programa çıkartma!” Beni arattırıyorlar; “Şu programa çıkma!” Bir denizci kurmay albay birini arıyor ; “Başkanınıza söyleyin, şu programa çıkmasın. O programda sizi rezil edecekler.”
 
Mesela, Okan Bayülgen’e programa gideceğiz, birileri arıyor; “Başkanım, aman sakın çıkma, seni rezil edecekmiş!”“Niye beni rezil edecekmiş ki?” dedim. Adam bunu niye yapsın? 
 
Program bittiğinde Okan Bayülgen’e dedim ki ; “Sizin programa çıkarken ben, çok telefon aldım” dedim. “Yani, siz çok riskli bir programa çıkıyorsunuz. Onun için gözden geçirin dediler, hatta çıkmayın dediler”. Okan Bayülgen de dedi ki; “Sayın Genel Başkanım, siz ne diyorsunuz?” dedi. “Bu kadar güzide bir topluluğu temsil eden bir Genel Başkanı biz şarkıcı bir konukla beraber mi tutacağız? Burada size söyleyeceğimiz, size karşı kullanacağımız tek bir saygısız ifadede Türkiye’yi karşımıza alırız."
 
Balçiçek İlter’in programına gittiğimizde, canlı yayında Savaş Ay vardı. O, canlı yayını bitirdi. Reklam arası veriliyor. Yayına biz geçeceğiz. Balçiçek İlter dedi ki; “İşte, TEMAD Genel Başkanı Ahmet Bey ve yazarımız Sami Bey” dedi. O’nun meşhur şapkası var. Geldi, tak diye bir selam verdi, “Merhaba Savaş Bey, nasılsınız?”’dan sonra; “Savaş bey, beni utandırıyorsunuz” dedim. Böyle, esas duruşta duruyor. “Size çok şey borçluyuz!” dedi. “Sizlere, biz şerefimizi, namusumuzu, hayatımızı emanet etmişiz!” Vs. çok güzel cümleler kurarak bizi onore etti. “Bir isteğiniz, bir emriniz olursa her zaman…”
 
Böyle bir algı oluşuyor.
 
#HEPİMİZBALÇİÇEKİLTERİZ
 
Çıktık Balçiçek İlter’in programına. Balçiçek İlter ile ilgili Turgay Ciner’i aradılar. “At bunu işten!” dediler. Yani, biz bu televizyon programlarına çıktık ya, neler yaşadık neler… Pişmiş tavuk ne ki!
 
Bizi televizyon programlarına çıkartan bazı yapımcılar işlerinden oldular. Balçiçek İlter’i işinden attılar, biliyorsunuz.
 
Sosyal medyada bir şey patlattık. Onbinlerce twitle biz Turgay Ciner’i mahvettik. “#Hepimiz Balçiçek İlteriz” diye bir twitter hareketi yapıldı, Türkiye’de böyle bir organizasyon yok, onu da söyleyeyim. Ciner, Balçiçek İlter’i geri işe almak zorunda kaldı. Ama “Gazeteye geri dönmem” dedi Balçiçek İlter. Habertürk TV’de program yapıyor, Habertürk Gazetesinde de yazı yazıyor “Ben, gazeteye geri dönmem” dedi.
 
Türkiye Gazetesi de bunu hemen aldı. “Gel, bizde baş yazar ol” dedi. En başta, birinci sayfada yeri var ya, sol alt köşede…
 
Balçiçek İlter Türkiye gazetesinde yazmaya başladı, ilk yazısı “ASSUBAYLAR!” Çünkü, kendisinde bir minnet duygusu geliştiği için.
 
Balçiçek İlter, assubaylarla ilgili yazıyı yazınca, gazete tam üç kat tiraj yaptı. Bu yazısından sonra kendisi beni aradı. Dedi ki; “Başkanım, nedir bu? Sanki Genelkurmay bana taktı kafayı. Şimdi beni çağırıyorlar.” “Hah!” dedim “Şimdi psikolojik operasyon başlıyor!” “Ne zaman geleceksiniz hocam?” diye sordum. “Şu gün geleceğim” dedi. “O zaman görüşelim, biz sizi havaalanından aldıralım, Genelkurmay’a bıraktırana kadar hem oturur sohbet ederiz, görüşmeden sonra da bir yemek yiyelim” dedim. “Hay hay, programı ben görüştükten sonra sizinle paylaşırım.” dedi. 
 
Balçiçek İlter o sabah geldi. Ama “Beni aldırmanıza gerek yok, beni gazete aldırıyor” dedi. “Ben Ankara Bölge Müdürü ile görüşmem lazım.” dedi. Zaten daha önce de Ankara Bölge Müdürü ile de çalışmış. “Ama toplantıdan sonra yemeği beraber yiyelim” dedi. "Tamam"... Biz böyle anlaştık.
 
Balçiçek İlter’i arıyorum, telefonlarına ulaşılamıyor. Telefonunu kapattırmışlar. Genelkurmay direkt içeri almış.
 
Aldıktan sonra ne olmuş?
 
Aldıktan sonra olan olay şu;
 
Balçiçek İlter, Genelkurmay’dan çıktıktan sonra bizi aradı. “Başkanım, havaalanına gidiyorum. Beni bırakmıyorlar, kıskaca aldılar. Burada, anlamadım yani…eskortlar, meskortlar… ama bir şeyi fark ettim; sizinle görüşmemi istemiyorlar” dedi. “İstanbul’a gidince sizi arayacağım, mutlaka bir araya gelelim” dedi. “Ya ben Ankara’ya geleyim, ya da siz İstanbul’a gelin” dedi.
 
“Tamam Balçiçek Hanım” dedim. “Biz İstanbul’a geldiğimizde buluşalım”
 
“Haydi Allahaısmarladık”, “Güle güle…” ve gitti.
 
“Sonra detayı da paylaşacağım” dedi. Sonra bizimle detayları da paylaştı.
 
O meşhur “ÇAYCI” söylemi var ya. O çaycı söyleminin olduğu görüşmede… Balçiçek İlter tuttu bunu sayfasına taşıdı.
 

 

TARİH; 15 ARALIK 2013… “SORUNUN ÇÖZÜMÜ UFUKTA BİLE YOK MAALESEF!"
 
 
Tarih, 15 Aralık 2013. Balçiçek İlter, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile yaptığı röportajını Türkiye Gazetesinde yayınlıyor..
 
Röportajın bir kısmını okuyorum;
 
Başlık diyor ki;

“Astsubaylar tazminat taleplerinde haklı!”

Balçiçek İlter, röportajda hem içinden geçenleri, hem de sorduğu soruları yazıyor. Önce içinden geçeni yazmış, sonra da sorusunu;

* * *

“Dümdüz sorayım mı? Lafı evirmeden çevirmeden...

Öyle de yaptım zaten.

Sizce astsubaylar taleplerinde haklı mı?

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler sustu... Uzunca bir sessizlik...

''Ne haklılar diyebilirim, ne de haksızlar...'

Dayanamadım, iyi de bu çok politik cevap oldu, ya haklılar ya haksızlar...

Orgeneral Güler şöyle açıkladı: ''Onları haklı gördüğüm tek alan tazminat talepleri... Emekli olduklarında karşılaştıkları tablo. Tek haklı gözüktükleri alan o. Onun da muhatabı biz değiliz. Hükümet de biz de farkındayız aslında. Hükümet yapmayalım demiyor ama onlara yaparsam herkes ister zammı, onlara da yapmak zorunda kalırım şimdi bu yükün altına giremem diyor.''

Şimdi giremez mi? Peki takvim var mı? Yani örneğin 2014? 2015?

Müjdeli bir haber vermek isterdim ama anladığım kadarıyla öyle bir takvim yok.

Sorunun çözümü ufukta bile yok maalesef...

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler dışında da bir çok üst düzey görevliyle hem intiharları, hem astsubayların sorunlarını, ötekileştirme iddialarını konuştum. Uzunca sohbetten anladığım şudur ki, TSK'da herkes ikinci adam, herkes ikinci planda zaten... Tek birinci var, o da Genelkurmay Başkanı...

Astsubayların dertlerini çoğu anlıyor, kimi hak veriyor ''Ama özel sektörde de böyledir kamuda da, kötü niyetli insan vardır, TSK'da da... Önemli olan onu bulup temizlemektir'' diyor... Kimisi ise özellikle astsubayların kimi emekliler tarafından kışkırtıldığını düşünüyor.
 
* * *
(Röportajın tamamını okumak için TIKLAYINIZ)
balcicek roportaj
* * *
 
Yani; “Sorun var, anlıyoruz. Ama sorunun çözüm yeri biz değiliz. Bu assubaylar da bir takım taleplerde bulunuyorlar. Ama bu assubayları emekliler kışkırtıyor!” diyor.
 
Bu arada, Karargahta kimisi hak veriyor, kimisi hak vermiyor.
 
Manzara ne? Umumi manzara? Bunu ben söylemiyorum. Genelkurmay İkinci Başkanı, Genelkurmay Başkanı adına söylüyor;
 
“Assubay sorunları vardır. Kabul ediyoruz. Fakat assubay sorunlarının bizimle bir alakası yoktur. Siyasetle alakası vardır. O da bizi ilgilendirmez. Ama yapacak da bir şey yok. Siyasetçiler iyi niyetle davranıyor (Arada da bir gönderme yapıyorlar). Lakin, bütçe imkan vermediği için ona da yapacak bir şey yok” diyorlar.
 
Yani, siyasetten bize cebin astarını gösteriyor.
 
HANİ, “BU AKP’Lİ…” YAKIŞTIRMALARI YAPILDI YA...
 
Aslında, beni mahkemeye verdiklerinde, siyaset de bize karşı ne kadar mesafeli olduğunu bu dönemde gösterdi.
 
Nasıl?
 
Adalet ve Kalkınma Partisi hükumete geldikten sonra bir takım değişiklikler yapıldı kanun ve düzenlemelerde. Askeri suçlardan yargılanan sivillerle ilgili bir düzenleme yapıldı.
 
Diyor ki kanun; “Eğer bir sivil askeri bir mahkemede askeri bir suçtan yargılanacaksa, bu yargılama talimatını verme yetkisi Milli Savunma Bakanı’nındır” diyor.
 
Yani AK Partili birisi eğer Türk Silahlı Kuvvetlerine vurmuşsa, Milli Savunma Bakanı’na; “Efendim, bu bize hakaret ediyor. Kanun önünde suçtur. Eğer izin verirseniz yargılayacağız.”…Bakan; “Yok kardeşim! Yargılamayın…” derse o şahıs yargılanmıyor.
 
Başka bir partili vurmuşsa, ya da TEMAD Genel Başkanı vurmuşsa; “Efendim, biz bu şahsı mahkemeye vermek istiyoruz”“Tamam, verin” deyip imzalayabiliyor. Yetki, Milli Savunma Bakanı’nda.
 
Peki, beni mahkemeye verdiler mi? Verdiler… Kim verdi? Genelkurmay… Kim yetkiyi kullandı? Milli Savunma Bakanı…
 
Hani, bazen “Bu AKP’li…” yakıştırmaları yapıldı ya, o da zaten boşa düştü… Bu usül, bunu otomatikman boşa düşürmüş oldu.
 
Yani, “Efendim, Genelkurmay’ı eleştiriyor, Hükumet’i eleştirmiyor!” falan… O konuya tekrar geleceğim.
 
ÖLÜM ORUCU!...
 olum orucu logo 1
Manzara bu. Peki, biz de ne yaptık?
 
Arkadaşlar! SÖYLEM bitiyor. “B” Planı için düğmeye basıyoruz. Zamanında bir çok kişi soruyordu; “Sizin B Planınız ne?” Yahu, yapılan mücadelede B Planı açıklanır mı? Böyle bir strateji, böyle bir taktik uygulaması var mı?
 
Ne yaptık? Biz de Yönetim Kurulunu topladık. Dünya’da olmayan, hele de, hiçbir asker kültüründe olmayan bir eylem kararı aldık. Ölüm orucu denilen bir eylem kararı aldık!
 
Bir çok kişi; “Ya, bu da çok ağır oldu” dedi. “Böyle eylem mi olur?” dedi. Bazıları; “Bunlar teröristvari yaklaşımlar” dedi. Burun büktü, eleştirdi, onu yaptı, bunu yaptı.
 
EYLEMİN KARAR SÜRECİ… 3 AY…
 
Ölüm orucu kararı almamız şu üç aylık süreçte gelişmiştir;
 
15 Aralık’tan 15 Mart’a kadar geçen süre ne kadardır? (Biliyorsunuz ölüm orucuna 15 Mart’ta final yapmıştık.) … 3 ay!
 
Biz bu 3 aylık süreyi önümüze koyduk. Bunu bilinçli olarak yaptık. Niye Mart ayında yaptık? Çünkü 30 Mart’ta yerel seçimler vardı. Bütün siyasetçiler Türkiye geneline dağılacaktı. Biz ölüm orucu eylemine katıldığımızda, teşkilatlarımız ve tabanımız (bölgelerine) gelen bütün siyasetçileri sıkıştıracaktı. Siyasetçiler; “Bunlardan illallah ettik. Bunların bir sorunu var. Nedir? Adım atamıyoruz!” diyeceklerdi. Ve kendi seçim koordinasyon merkezlerine bunları bildireceklerdi. Olayın ehemmiyeti ortaya çıkacaktı.
 
Yani, biz orada tek başımıza yapsak, Meclis’te sıcak sıcak oturacaklar, biz kendimiz konuşmuş olacaktık.
 
İkinci şey de şuydu;
 
Bizi yaptığımız eylem, www.temad.org sayfasını açarsak oradan göstermek istiyorum.
 
Şimdi, bakın, bu sayfayı (temad.org ana sayfası) açtığımızda, sağ ortalara doğru dönmekte olan bir Dünya küresi var. Dünya küresinin altındaki kutucuklara girdiğiniz zaman bazı verileri, dataları okuyabiliyorsunuz.
dunya kure
 

Dünya’dan, hangi ülkeden, nereden takip ediliyoruz, onu görebiliyorsunuz. Şu an baktığımızda; Türkiye birinci sırada, ikinci sırada ise bizi ABD izliyor. Baktığımızda, ABD’den TEMAD’a 33 bin 490 kez girilmiş. Bunlar tıklama sayısı değildir, IP bazında sayılardır. Üçüncü sırada ise, Avrupa’da menşei belli olmayan bir merkezden 8 bin 772 kez izlenmişiz. Dördüncü sırada Rusya Federasyonu’ndan izlenmişiz. Rusya Federasyonu'ndan 5 bin 752 kez izlenmişiz. 

Bunların bir de açılımı var. Mesela ABD’yi açıyorum. Şimdi, sizin gördüğünüz bilgiler bunlar. Bir de bizim izleme programıyla görebildiğimiz datalar var. Hangi eylem, hangi haber, nereden, hangi ülkeden, hangi merkezden, ne kadar izlenmişse, ne kadar okunmuşsa biz onu görebiliyoruz. 
dunya kure 2

Burada da sizin görebileceğiniz bilgiler size yetecek kadarı bu sayfada var. Bakın, birinci sırada ABD’den bir askeri üsten, Kanada’dan Ontario Gölü’nün üst tarafında bir Amerikan Üssü var, oradan toplamda 9 bin 724 kez izlenmişiz.

 
Yani üyelerimize gidin, sorun. “Şuraya baktınız mı, buraya baktınız mı?”… Büyük bir kısmı “Yok” diyebilir. Ama, TEMAD şubelerinden daha fazla ABD’den izlenmişiz. ABD’de, ikinci sırada California’dan izlenmişiz; 8 bin 404. Üçüncü sırada yine ABD’de eyalet menşei belli olmayan bir noktadan (-ki onlar teknik anlamda nokta sildirmesi yapabiliyorlar. Nokta olarak tespit edemiyorsunuz ama bölge olarak tespit ediyorsunuz.) Oradan da 6 bin 169 kez izlenmişiz.
 
1 Mart’ta biz İstanbul’da ölüm orucuyla ilgili düğmeye bastık. 5 gün sonra da Ankara’da düğmeye bastık.
 istiklal 09
Sayfamızda verdiğimiz bir cenaze haberine örnek verdiğim yerlerden pek girmiyorlar. Ama bir ölüm orucu başlatma kararı aldığımız haberine bir bakıyoruz, Dünya’da bir çok noktadan girilmeye başlanıyor.
 
NEDEN BU ÖLÜM ORUCUNU YAPTIK BİLİYOR MUSUNUZ?
 
“Efendim, ölüm orucu yaptınız da öldünüz mü?”
 
Ya, Cumhurbaşkanı da çıkıp diyor ki; “Kefenimizi giydik, yola çıktık!” Siz Cumhurbaşkanı’nın üzerinde kefen mi gördünüz?
 
Bu, ölümüne mücadele etmenin bir sloganı. Altına ne koyarsan gider.
 
Şimdi, ölümüne mücadele ederken, biz bu eylemi başlattığımızda Ankara’da bulunan bütün büyükelçilikler bunu flash haber olarak verdiler. Ölüm orucu eylemini her gün flash haber olarak verdiler. Kendi ülkelerine kriptoladılar.
 
Bir ordu savaşa hazırlanıyor. Fakat ordunun içinden çıkmış emekli assubayları ise ölüm orucuna gidiyor. Şimdi, ordunun psikolojisi ile dışarıdakinin psikolojisinin birbirinden kopartabilir misiniz? Biz kimseye şunu yapın, bunu yapın demiyoruz ama, sen, onun geleceğisin.
 
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın teknik kapasitesi bunları, bu kriptoları çözümleyerek rapora dönüştürebilecek güçte. Her gün bunları teknik olarak çözüp, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın karşısına “Türkiye’deki büyükelçilikler, Türkiye’nin bir numaralı gündemini ölüm orucu olarak 
oructa 01
görüyorlar” diye rapor olarak çıkarttı. Kaç gün? 10 gün. MİT, emekli assubaylar ve TEMAD ile ilgili olarak 36 sayfalık bir, 24 sayfalık başka bir raporu hazırladı, gönderdi.
 
EYLEMDE HÜKUMET YETKİLİLERİ 4 KEZ GELDİ.
 
10 günlük ölüm orucu eylemi süresince tam dört kez Hükumet yetkilileri istişareye, “oturun, anlaşalım”a davet etti. “Asla geri adım atmayız” dedik.
 
Birisi geldi; “Efendim, biz sizinle görüşebilir miyiz?” Geçtik arabaya. Sıhhiye’de, arabanın içerisinde görüştük. Bizden, “Bu eylemi yapmamamızı” istediler. “Bu eylemin ciddi sıkıntılar yarattığını” söylediler. “Eylemi kesmemizi” istediler.
 
Kesmedik…Kesmedik…Kesmedik!…
 
15 Mart’ta “Yarı Final” dediğimiz bir miting yaptık. Dördüncü görüşmede, bu 15 Mart’ta teklif olarak geldi.
 
Anıtkabir’den çıkıp Sıhhiye’ye gelmiştik. Sıhhiye’de, meydanı gördükten sonra, Sıhhiye köprüsünden Adliye tarafına geçtiğimizde görüşmeyi orada yaptılar. “Bu eylemi ne olur kesin” dediler. Hatta, bana; “Siz meydanda ne konuşması yapacaksınız? Metni Başbakanlığa göndereceğiz.” dediler.
 
Başbakan, o gün programlarını iptal etti. Genelkurmay Başkanını çağırdı. Özel uçaklarla bazı insanlar oralardan, buralardan davet edildi, çağrıldı…
 Ve ölüm orucu sizin bile tahmin edemeyeceğiniz boyutta bir karşılık buldu…
 
* * *
 
Şimdi, ölüm orucunun şifreleri burada var.
 
Yani, biz burada bir eylem yapıyoruz. Bizim yaptığımız bu eylemi büyükelçilikler flash haber olarak, tıpkı Rus uçağının düşürülmesi uluslar arası bir durumdu, çok önemli flash haber olarak veriliyorsa, o gün bu eylemler de gün gün askeri ataşelikleri ve büyükelçilikleri vasıtasıyla kendi ülkelerine servis edildi.  
 
Milli İstihbarat Teşkilatı bunu çözebiliyor. Bunu çözüyor ve bu dataları, kim nereye ne göndermiş, bu bilgileri Başbakan ile paylaşıyor.
 
Girdiğiniz zaman bunu görürsünüz.
 
ÖLÜM ORUCU EYLEMİNİN MUHATABI…
 
O eylemin muhatabı Sıhhiye Meydanı değildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok ciddi sıkıntıya girdi. Çünkü, Ordusu ölüm orucuna yatmış!...
 
MİTİNGE, 49 BİNİ ÇALIŞAN OLMAK ÜZERE 140 BİN KİŞİ KATILDI.
 
15 Mart’ta, “Yarı Final” dediğimiz mitinge biz kimseyi çağırmadık. Gönlü isteyen herkes zaten gelir dedik. Bazı insanlar ; yok, “Siz oraya kaç kişi girdiniz?... 12 bin kişi mi çıktınız? Bilmem ne yaptınız!” dese bile, Emniyet verilerine göre 140 bin küsurat insan katılmış oraya. O gün Türkiye’de ve Silahlı Kuvvetler’de kızılca kıyamet koptu.
 miting 10
Emniyet verilerinin dışında, Genelkurmay verisini söylüyorum; 49 bin çalışan katılmış. 98 bin çalışanın içerisinde % 50’yi de geçmiş. Bakın, Ordu’nun yarısı o gün oraya gelmiş. Üstelik verilen “Gitmeyin!” emrine rağmen.
 
Bunun 23 bin adedini Genelkurmay tespit ediyor ve alarma geçtiler. Evet, alarma geçtiler. Toplantı üzerine toplantı, toplantı üzerine toplantı. Sonuçta bir tane arkadaşımıza dahi bir şey veremediler.
 
Göz korkutma amacıyla "TEMAD ile bu kadar ilişkisi var" diye, tuttular, Eskişehir’de yaşayan Taner Haydar Koçak arkadaşımızı mahkemeye verdiler. "TEMAD eylemlerine katılıyor" diye.

 

Askeri Savcılık; “TEMAD yasal bir kurumdur. Assubaylar onun etkinliklerine katılabilir. Bu, suç teşkil etmez. Dolayısıyla, bu konunun soruşturulmasına bile gerek yoktur.” diye kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını verdi.

 
VE DÖNÜM NOKTASI…
 
Ve ondan sonra Genelkurmay kendi savcılığının verdiği bu karara karşı oturdular, dediler ki; “Bakın arkadaşlar, bu suç bile değil. Üstelik bunu bizim Askeri Savcımız söylüyor. Bu adamlar sokaklara bir düşerse! TEMAD Vasıtasıyla bir düşerse!.. Eyvah!...Eyvah!... O zaman oturalım, bu sorunu çözelim.”
 
Şimdi, geldiler mi Necdet Özel Paşa’nın söylediği noktaya? Geldiler…
 
Arkadaşlara da daha bugünkü durumlar ortada yokken sohbetlerimde şunu söyledim. (Hatta bir süre önce -18 Eylül 2015’de- İzmir’deki arkadaşlara da söyledim); “Yakın zamanda bu gerçekleşecek ve göreceksiniz.” Arkadaşlara dedim ki; “Bunun gerçekleşme tarihi 2015!” Nedeni de şu; Yeni Genelkurmay Başkanı, Ordu’nun yönetilemediğini gördüğü için, yeni Genelkurmay Başkanı geldiğinde bunun hazırlanması lazım ki “Bakın, Komutanımız yaptı” densin, Ordu’nun güveni yeniden sağlansın”
 
Zaten bunu okuduğunuzda göreceksiniz.
 
Genelkurmay İkinci Başkanı diyor ki; “En önemli sorun güven sorunudur” diyor. İkinci sorunu da “disiplin sorunu” olarak gösteriyor. “Disiplinden asla taviz veremeyiz” diyor.
 
Şimdi, ortada böyle bir tablo olunca baktılar ki iş kötüye gidecek. “Hemen bu konu ile ilgili düzenlemeyi yapalım, ama tarihini ise 30 Ağustos 2015’ten sonra yapalım. Çünkü “Genelkurmay Başkanı geldi de yaptı” algılaması otursun ki, biz de artık Silahlı Kuvvetleri rahatça idare edelim.”
 
HİÇ KONUŞMAYACAĞIZ…
 
Biz de arkadaşlara şunu söyledik; “Bakın, bu süreçte hiç konuşmayacağız.”
 
Ama siyasete bindirdik; “Bu işin yapılması lazım! Yapılması lazım… Yapılması lazım!...”
 
Geldik 7 Haziran seçimlerine…
 
7 Haziran seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi, parti programlarına assubayların özlük haklarını koydu. Emeklilerin, emekli subayların maaşlarıyla, çalışanların ve emeklilerin maaşlarının birbirine yaklaştırılacağını ve intibakların yapılacağını parti programına koydu ve Genel Başkanları da kürsüden bunu ilan etti.
 
Sonra Cumhuriyet Halk Partisi bunu genel anlamda parti programlarına aldı ve “Assubay sorunlarını çözeceğiz” diyerek Sn. Kılıçdaroğlu ilk konuşmasını Samsun’da yaptı. 7 Haziran’dan önceki Samsun mitinginde yaptı.
 
ADALET VE KALKINMA PARTİSİ AÇIKLAMA YAPAMADI…
 
Adalet ve Kalkınma Partisi “Bu işi biz halledeceğiz” dediğinde Silahlı Kuvvetler ; “Aman bekleyin, aman bekleyin!” dedi. Dönüştürecekler ya 30 Ağustos’u… “Aman bekleyin, aman bekleyin…” falan… Adalet ve Kalkınma Partisi bir açıklama yapamadı. Fakat 7 Haziran’da “Çözeceğim” diye de sözünü verdi. Çünkü 15 Ağustos’tan sonra Genelkurmay Başkanı değişiyordu. 30 Ağustos’a bile kalmadı. “Ondan sonra açıklayın da biz de rahatça bu işi yapalım” diye…
 
Siyasette her üç parti de bu konuda irade ortaya koydu.
 
Şimdi geliyorum manzaraya…
 
SÖYLEM; Bizler konuştuk, bütün Türkiye dinledi.
 
EYLEM; Hepimiz yaptık, bütün dünya gördü.
 
DİPLOMASİ; Diplomaside kapının arkasında konuşmalar ve pazarlıklar olur. O zaman sokak jargonunu, sokak dilini kullanamayız. O zaman, siyaseti bir noktaya çekmemiz gerekiyor. Bürokratları bir noktaya çekmemiz gerekiyor. Sokaktaki gibi bağırarak, üstümüze ölüm orucu fanilalarını giyerek bu işi oraya taşıyamayız. Orada, diplomatik bir dil ve diplomatik bir tavır gerekiyor.
 
Bize bu süreçte, buna siz de tanıksınız “Ya, Genel Merkez sustu, Genel Başkan sustu!” diye sürekli eleştiri geldi, değil mi?
 
Biz konuştuk. Hep beraber konuştuk, hep beraber eylem gerçekleştirdik. Ve biz sustuk.
 
Peki biz sustuğumuzda assubaylarla ilgili kim konuşmaya başladı? Devlet Bahçeli konuşmaya başladı. Kemal Kılıçdaroğlu konuşmaya başladı. Ahmet Davutoğlu konuşmaya başladı.
 
İstediğimiz de bu değil miydi zaten?
 
Yani… “Sustun… sustun… sustun!”  Biz, konuşmamız gereken yerde konuştuk. Biz sustuk. O suskunluğumuzda konuşması gerekenler konuştu.
 
Hepsi çıkıp da meydanlarda ; “Assubay sorunlarını çözeceğiz!” demediler mi? İstediğimiz bu değil miydi? İşte buradaki amacımız biz susup, onları konuşturmak. Önce assubayları biz konuşuyorduk, onlar dinliyordu. Ama şimdi, onlar konuşuyor, Türkiye dinliyor…Ve siyasette pozitif bir ayrımcılık yapılarak sizlerin sorunlarının çözümü ile ilgili sözler veriliyor.
 
Şimdi, tabi, koalisyon da olsa aynı noktaya gelecektik, tek parti iktidarında da aynı noktaya gelecektik.
 
GELDİĞİMİZ NOKTA NEDİR?
 
Dördüncü senenin sonunda geldiğimiz nokta nedir?
 
Bugün itibariyle Hükumet Programı yayınlandı. Yayınlanan Hükumet Programında da “Emekli assubayların intibaklarını yapacağız” sözü yer aldı. Şu anda resmi bir belgeye dönüşmüştür. Yani, intibakların yapılması sözü alınmıştır.
 
Geriye hizmet tazminatımız, görev tazminatımız, makam tazminatımız kalıyor. Başbakan bunu da meydanlarda zikretti. Fakat bir meslek grubuna bu kadar özlük hakkının bir arada, bir paket içerisinde verilmesi diğer meslek gruplarını alınganlığa sokar diye iki meydan konuşmasında bunu söyledikten sonra geri çekti.
 
BAŞKANIM, MÜJDEYİ VERİN. BU İŞ BİTTİ!...
 
Kendisiyle, 29 Ekim’de, bizim çelenk koyma törenimizde protokol görevimiz var, Devlet Protokolüne dahiliz, orada görüştük. Akşam da 29 Ekim resepsiyonunda, Cumhurbaşkanı’nın köşkünde, geçmişte Recep Tayyip Erdoğan’ın, şu an da Başbakan Davutoğlu’nun siyasi başdanışmanlığını yapan Ertan Aydın bey ile - daha önce de Şubemize gelmişti zaten hep beraber görüşmüştük- o gün akşam orada görüştük; “Başkanım, müjdeyi verin. Bu iş bitti. Bu iş hallolacak. Hükumet Programına alındı!” dedi.
 
Yüksel Binici bey hatırlar. Çünkü bu görüşmeyi Yüksel Binici ile birlikte yaptık.
 
2014’DE PROJE 1453’DE VARDIK…
 
Arkadaşlarımıza dedim ki; “Bugünkü hadise, bizim 15 Mart eylemimizden sonra hemen şeye alındı. Hükumete rapor verildi. Hükumete rapor veren ve… Adalet ve Kalkınma Partisinin bu dönem iktidar olacağına ilişkin hazırlıklar, ta geçen 2014’lerde vardı zaten. Bir de bu döneme ilişkin bir parti programı yaptılar. Hükumet programları yaptılar biliyor musunuz? Slogan neydi biliyor musunuz? Onu da söyleyeyim; 1453!... Yani 365 günlük 4 yıl iktidarda kalacağız. 1453 tane proje ile kamuoyunun karşısına çıkacağız. Bu projenin ilk 10’unda da “Assubayların sorunlarının çözümü” vardı.
 
Ve Yüksel Binici bey buna şahittir. Kendisi Genel Başkan Yardımcımızdı. Daha siyasete aktif olarak atılmamıştı. Çok önemli bir şahsiyetle yaptığımız görüşmede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı ile, O’nun ofisinde yaptığımız görüşmede hem bu projeyi, hem de bu bilgiyi bizimle paylaştı; “Adalet ve Kalkınma Partisi önümüzdeki dönem de iktidar olacak. Ve bunun içerisinde yapılacakları hazırladık. Sloganımız 1453’dür. İstanbul’un fethinden yola çıkılmıştır. 1453 günde yapılacak her şey hesaplandı.” Bakın, iki sene önce iktidar hesabı yapıyorlar. Ve “Assubay sorunları da ilk 10’da, önümüzdeki dönemde hallolacak” dendi.
 
Ve biz sustuk… Çünkü, biz sustuk ki, bizi başkaları konuşsun. Artık, bizim kendimizi anlatmamızdan, onların bizi anlatması sürecine geçmemiz gerekiyordu. Bunu yaptık.
 
Şimdi, önümüzde bir kronoloji var. Tabi, algılar değiştirilmeye çalışılıyor.
 
Evvela şunu söyleyeyim.
 
Dikkat ettiyseniz; “Biz şunu yaptık, ben şunu yaptım!” lafını hiç kullanmadım. BİZ’den kastım HEPİMİZ’iz. “BİZ” sadece buradaki yönetim kurulu değiliz. “BİZ” lafımızın içerisinde her zaman şunu bilin ki, hepimiz varız. Geçmişte görev yapmış olan şube başkanlarımız, genel başkanlarımız, yönetim kurulu, üyeleri, hatta bir yere üye olmayan ama buraya emeğini, zamanını harcayan, bu davanın içerisinde bulunan eşlerimiz, çoluklarımız, çocuklarımız, hatta sivil insanlar dahildir. Destek veren insanlar da dahildir. Bu BİZ’in içerisinde tüm bu kişiler vardır. Bu noktaya bunu hep beraber, BİZ’ler, SİZ’ler hep beraber getirdik. Hepimiz getirdik…
 
Ha, bu süreçte insanlar tutup da buradan nemalanabilir. Ama gerçek de bu!...
 
Ben, tarih tarih veriyorum. İnternete de girersiniz.
 eylemplani
Genelkurmay Başkanı, o kadar iyi niyetimize karşılık ; “BU İŞ OLMAYACAK!... 2014’DE DE OLMAYACAK, 2015’DE DE OLMAYACAK!” demiş mi, dememiş mi? Resmi olarak bunu ifade etmiş mi? Etmiş!... Peki tarih ne? 2015!... Ne var bugün? 2015 Hükumet Programı var ve “Assubayların özlük hakları düzenlenecek ve intibaktan başlıyorum” denmiş.
 
Bir tarafta ; “BU İŞ OLMAZ!”… Diğer tarafta ise “BU İŞ OLUR! ŞU TARİHE KADAR DA OLACAK!”
 
Ne değişti?
 
Bu “Ne değişti?” olayını değiştiren ne?
 
Sizin iradeniz!...
 
Dik duruşunuz!...
 
Örgütlü olmanız!...
 
1975’de bu kadar dava adamları sokaklara döküldüğünde, çalışanlarımız, emeklilerimiz. Çok güçlü bir mücadele verdiklerinde sonuç almakta zorlandılar. Niye zorlandılar? Çünkü bir örgütleri yoktu. Binlerce insan mağdur oldu. Ordudan atıldı, sürüldü. Kuvvet değiştirdi. Eşleri hapse atıldı, kadınlar hapse atıldı. Genç versiyon okuduğu zaman görüyor, orta yaş grubumuz da yaşadığı için görüyor. Onlar bir de anlatarak naklediyor.
 
Peki, 4 yıl içerisinde bir kişinin burnu kanadı mı? Bir kişinin burnunu kanatmadan, 4 senenin sonunda bu davayı hükumet programına soktuk… Hep beraber!...
 
O nedenle, “Bundan sonra ne olacak?”
 
Bundan sonra, bunların takibini yapacağız.
 
NEYİ HAK EDİYORSAK MİLİMİNE KADAR…
 
Özlük haklarımızı milimine kadar, neyi hak ediyorsak milimine kadar, hak ettiğimiz her şeyi alana kadar yine çalışmalarımız devam edecek. Durmak yok!...TEMAD’ı Türkiye’nin en güçlü STK’sı olma haline dönüştürmenin projeksiyonlarını yapacağız.
 
İlginizi çekmiştir. “Teröre hayır, kardeşliğe evet!” mitingi yapıldı. Bu mitingde TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, KAMUSEN, TÜRK-İŞ gibi bir çok STK bu işe öncülük etti. Ki, Türkiye’de şu an itibariyle 106 bin STK var. Bu 106 bin STK’dan Türkiye’nin ilk 10 STK’sı oluşmuştur. Bu topluma önderlik yapacak ilk 10 STK’nın içerisinde de TEMAD vardır.
 
İzlediniz, gördünüz. Bu aksiyonlarda, bu eylemlerde TEMAD lokomotif idi. O 10 STK içerisinde TEMAD lokomotif idi.
 
Düne kadar “Eski asker”, “Emekli asker” diye kendimizi öyle yazıyorduk. Ben şahsen yazmadım da, genel anlamda söylüyorum. Mesleği nedir? Emekli asker!... “Emekli assubayım” demeyen insanlar bugün kendini temsil eden STK’nın, Türkiye’nin en saygın kurumları arasına girdiğini görünce bir dönüşüm yaşıyor.
 
Bundan sonra da, hem kendimizle, hem mesleğimizle gurur duyacağız.
 
Yapmamız gereken şey; hiç ipi bırakmadan bu STK’yı, Türkiye’nin en güçlü STK’ları arasında hem varlığını sürdürmesini sağlamak, hem de gücüne güç katmak olmalı.
 
Çünkü TEMAD olmazsa hiçbir şey olmaz. 

 

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 5828 defa
Bu kategoriden diğerleri: « Kapatıyoruz! İn bi bak!... »

Yorumlar   

0 #1 Ramadan AYTAR 17-12-2015 16:10
Başarılarınızın Devamını Diliyorum Yolunuz Açık Olsun.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile