All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 14 Aralık 2015 21:00

Ne yapıyorsak camiamız için yapıyoruz. Bunu da onun için yaptık

Öğeyi Oyla
(3 oy)
  • 12 Aralık 2015 tarihinde Genel Merkez Ynt. Krl. Üyelerimizi misafir ettik.  Bir süredir devam eden şube bilgilendirme toplantılarından birisi de TEMAD Konya’da yapıldı.

"Genel Merkezimiz geldi, bilgilendirdi ve gitti."

Keşke her şey bu cümle gibi kolayca kurulabilse.  Keşke her şey bu kadar kolay olsa. Keşke bütün yapılanlar bir tek komut ile kendiliğinden gerçekleşiverse...

“Ol!” denilince oluverse her şey.

Genel Merkezimizin TEMAD Konya üyelerini bilgilendirme ziyareti haberini aldığımız andan itibaren, asubay toplumuna yakışır, onların kalitesine, şanına uygun bir toplantı düzenlemek adına hem şahsım hem de yönetim kurulu üyelerim o günden beri bir gün bile düzenli bir uyku uyumadık diyebilirm. Herkes üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmek için akşamları geç vakitlere kadar çalıştılar, sabahları ise erkenden yeniden yollara düştüler. Canla başla gayret ettiler.

İlk önce bu toplantının gerçekleşebilmesi için bir salon gerekliydi... Dernek binamız bu toplantı için çok uygun değildi. Pekala, salon sorunu nasıl çözülecekti? 

Salon talep ettiğiniz kurumlar sizi dört gözle beklemiyor lar ki kapılarında, istediğiniz salonu emrinize amade hazır tutsunlar...

Öncelikle talebinizi olacak onu yazıya dökeceksiniz. Gerekçenizi, maksadınızı anlatacaksınız.  Yazınız, salonu talep ettiğiniz kurumun yönetim kurullarında görüşülecek. Toplantı günleri ne zaman, kararı ne zaman çıkaracaklar, bekle Allah bekle...  Bakalım sitediğiniz tarih uygun bir tarih, saat uygun bir saat mi?  Bunlar uygun olsa bile fiyatı sizin bütçenize uygun mu? Yaptığınız toplantının konusu, salon talep ettiğiniz kurumun kurallarına uygun mu, değil mi? Mevzuat efendinin gönlü olur mu olmaz mı? Sizin etiniz ne, budunuz ne? Ağırlığınız kaç kilo? V.s.... V.s.

Yani bir kurumdan salon isterken başınız dik, alnınız ak olacak. Toplumda karşılığı olmayan işlevlerle iştigal etmeyeceksiniz. Duruşunuzla, oturuşunuzla, kalkışınızla faaliyetlerinizle temayüz etmiş olcaksınız ki, talebiniz olumlu karşılansın. Yoksa size kimse salon değil bir tane sandalye dahi vermez...

Neyse ki, bütün şartlarımız, kurallarımız, faaliyetlerimiz Konya’daki saygın yapımız, özellikle de çalışma arkadaşlarımızın hünerleri, tertemiz gönülleri, azimleri, iradeleri ve inançları üst seviyede bulunmakta olduğu için, salon konusunda olsun diğer bütün taleplerimizde olsun her türlü imkanı önümüze koyuveriyorlar. O nadide kurum, Konya Ticaret Odamızın yönetimi, onlarla olan daha önceki samimi münasebetlerimiz sebebiyle, kaliteli ve de seviyeli TEMAD Konya Ailemizin haklı şöhreti karşında imkanlarını bize sunmakta hiç tereddüt etmemişlerdir.

Ses düzenleriyle, barkovizyon imkanlarıyla, sıcacık ve tertemiz havasıyla, çayıyla, kahvesiyle, suyuyla ihtişamıyla o güzide salonu emrimize tahsis edilmesi muhteşem bir sonuçtur.

Bu seviyelere bizler yatarak gelmedik. Yıllardır ter akıtıyoruz. 

Ne uğruna? Sıfatımız ve camiamızın saygınlığını kazanabilmek uğruna...

Misafirlerimizi camiamızın en baştaki temsilcilerini kusursuz bir karşılama ve Konya’nın mistik havasını teneffüs ettirme, camiamız nezdinde onlara misafirperverlikte kusur etmemek adına, bir "Konya Etliekmeği" ikram edebilmek için bile kırk türlü araştırma geliştirme faaliyeti yürütmeniz gerekiyor.  

Mademki Büyük bir camianın Genel Başkanı ve Gnl. Mrkz. Ynt. Krl. Üyeleri Konya’ya geliyor, mademki  bu büyük olayın bir amacı var ve bizatihi Genel Başkanın ağzından bazı bilgiler edinmek isteyen, yıllardır özlük hak mücadelesi içinde bulunmuş bir camia güzel haberler bekliyor, o halde Konya’da bütün Türkiye’ye yayın yapan bir televizyon kanalında program yapıp camianın memnuniyetini de sağlamak gerekiyor.

Çoğu kimselerin para vererek dahi program yaptıramadıkları büyük televizyonlarda bizlerin adı duyulur duyulmaz farklı bir muamele ile karşılaşmamız elbette verdiğimiz emeklerin, yıllardır çektiğimiz sıkıntıların belli bir noktaya gelmiş olması ve Türkiye Genelinde saygın bir kurluş olmamız, döktüğümüz alın terinin karşılık buluyor olması, elbette bizleri ziyadesiyle memnun eden hususlardır.

Ama bu vaziyete elleri cebinde de gelinmemiştir.

Demem o ki, hiç bir kimse durduğu yerde röportaj talep etmez, televizyon programı yapmaz, sizi yazıp çizmez, sizden bahsetmez. Konuyu buralara getiren bir sebep vardır. Emek vardır, alın teri vardır, azim vardır, hırs vardır, sabır vardır, inanç vardır, umut vardır.

Bu çerçevede değerlendirmiş olduğumuz canlı yayın televizyon programı yapma talebimiz de KONTV tarafından kabul gördü ve bu konuyu da büyük bir gururla halletmiş olduk.

Toplantı da bir gösteri yapmak icap ediyor. Mademki  mücadele sürecimizle ilgili bir toplantı yapıyoruz, öyleyse bu süreci anlatan bir slayt hazırlamamız gerekiyor. Bu konuda elimizdeki on binlerce fotoğraf ve görüntü içinden fotoğraf seçmek kadar bir başka zor iş var mı bilmiyorum. Onu da halledip, belli bir düzen içinde 7 dakikalık bir slayt hazırlamamız gerekti ve şükür ki onu da hazırlayıp arkasına da bir Assubay kızmızın söylediği Dağlıca Türküsünü yerleştirince, muhteşem bir sanat eseri ortaya çıkıverdi. 

Bunun için bilgisayar temin edecek, salona gidilip provasını yapacak, bir sürü sorunla karşılacak, onlarla baş edecek ve kusursuz bir programı alnının aklığıyla bitireceksiniz.

Toplantıyı kayıt altına almak için kameranız olacak, onu kullanacak bir ehil insan temin edeceksiniz, ışığı, gölgeyi ona göre ayarlayıp ortaya bir ürün sunacaksınız.

Sonra bu tatil gününde evlerinden koparıp geldiğiniz, yaşları belli bir ortalamanın üzerine çıkmış insanlara ikramda bulunacak, hoş beş edecek, gönüllerini alacak, onlara güler yüzle davranacaksınız.

Zaman sizi hafiye gibi takip edecek, sınırlı zamanınızı, herkesi memnun edecek bir tasarrufla kullanmaya dikkat edeceksiniz.

Öyle zamanlar olacak ki, siz ivseniz de başkaları ivmeyecek, toplantı yaptığınız salondan beş kilometre uzaklıktaki televizyon programına yetişebilmek için zamanla yarışacak, kırmızısı ayrı, sarısı ayrı, sürücüsü bir ayrı trafik düzeni içinde televizyon için verdiğiniz saate uymak adına şehir trafiği içinde cambazlık yaparak ilerlemeye devam edeceksiniz.

Milimetrik sürelerle ulaştığınız stüdyo havası içinde hem kendi camianızın sorunları adına hem de ülke meseleleri adına, bundan daha geniş anlamıyla dünya konjoktürü üzerinden sorulan sorulara muhatap olup, milyonlarca insanın izlediği ekranın arka tarafında ağzınızdan çıkacak her bir söze azami dikkat göstereceksiniz.

Oradan çıkar çıkmaz, henüz stüdyonun ağırlığı üzerinizden inmeden doğrudan il başkanlığında, sorulmamış soruları sormak, alınmamış cevapları almak adına sizleri dört gözle bekleyen üyelerinize ulaşacaksınız. 

Derken akşam olacak, 15 günün yorgunluğunu bir "Konya Etliekmekçisinde" atıp, misafirlerinizi memnun, mesut ve bahtiyar bir şekilde geldikleri yere, Ankara’ya uğurlayacak ve günlerdir çekilen yorgunluğunuzu atmak üzere evinize ulaşmayı beklerken, bu süreç içinde sesi hiç dinmeyen telefonunuzun çıngırağından yankılanan sese kulak verip, merak edilen soruları cevaplayacak, cevaplayamadığınızdan daha sonra fırça yemeyi kabul etme düşünceleriyle birlikte evinize ulaştıp bir tatlı uyku çekme özlemiyle yanıp tutuşurken, onu da terk edip, gün boyu çekilen resimleri, görüntüleri sıcağı sıcağına ilgili alanlara ulaştıracak, yayınlayacak ve saate bir bakacaksın ki saat sabahın 07.00’ı oluverecek...

Bir etlikmek ikramında bulunmanız bile bazıları tarafından hem de kendi mesleğinizden olan bazıları tarafından; "YİYİN EFENDİLER YİYİN" suçlamasıyla karşılanacak endişesiyle o misafirperleğinizin nişanesi olan fotoğrafı dahi bu etkinliğin içine koyma tedirginliği yaşayacak ve tarifsiz duygularla buralardan ta uzaklara bir gönül kırılması yollayacaksınız.

 Ve...

 "Sevgili arkadaşım.

İyi de işin hep emek tarafını anlattın... Hep zor olandan, hep harcadığınız efordan bahsettin. Ama aldığınız paradan, maaştan, huzur hakkından hiç bahsetmedin. Ondan da bahset de eksik kalmasın... İşin o yanına hiç dokunmadın. Maaşı cebe indirince yorgunluğun falan kalmayacak oysa..."  diye asılsız ithamlara maruz kaldığınız olacak...

"Anlamadım ne maaşı? Ne parası, ne huzuru?" diye soracaksınız.
"Dur bir de salağa yatma... Bu işlerin karşılığında aldığınız maaştan söz ediyorum" diye devam edecek.
"Yok kardeşim. Bu iş karşılığında maaş falan almıyoruz biz. Ben değil hiç kimse almıyor. Üstelik sabahtan beri araçlarımızla koşuşturduğumuz yakıt paraları bile cepten gidiyor. Ne söylüyorsun sen?" savunması içine girecek,
“Hadi hadi, yeme bizi. Ben bu anlattıklarının zırnığını yapmam, karşılığını almadan. Benim bir değerim var. Yalan konuşuyorsun?” şeklinde daha beter sorulara ve ithamlara muhatap olacaksınız.

İşte durumu ahvalimiz bu...

Ne için? Kimin için? Camiamız için, Her birimizin, üzerimizde en az yirmi yıl taşıdığımız üniformamız için... Anılarıyla dolu olduğumuz, acısıyla tatlısıyla gençliğimizi, orta yaşlılığımızı verdiğimiz mesleğimizin, kursağımıza giren maaşı helalinden temin ettiğimiz TSK’nın omurgası olan “assubaylık” için?

Ne yaptıysam, ne yaptıysak kendi adıma düşen tarafını helal ediyorum. Ne yapıyorsam yapmaya devam edeceğim elbette.

Ah şu vicdansızlıklar, ah şu duygusuzluklar, ah şu samimiyetsizlikler de olmasa...

Evet belimi, belimizi büken bunlar. Varsın büksünler...

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 2985 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile