All for Joomla All for Webmasters
Cuma, 27 Kasım 2015 01:10

Dava adamlığı ve toplumsal menfaat

Öğeyi Oyla
(2 oy)

Değerli arkadaşlarım.

Yıllardır bir davanın peşinden gidiyor ve bu yolda, kendi zümremizin uğradığı haksızlıkların giderilmesi için hep birlikte çaba sarf ediyoruz.

Bir davanın kazanılabilmesi için, davanın peşinden koşan dava adamlarına ihtiyaç vardır. 

Dava adamının kendine has özellikleri, hayatının bir gayesi olmalıdır. Gayesiz insan, yaşama nedenini de yitirmiş demektir. Çünkü; gayesiz, hedefsiz olmak, kişiliksiz, kimliksiz olmakla eş anlamlıdır. Kimliğini kaybetmek, hükümsüzlük anlamına gelir. 

Şöyle demiş bir zat-ı muhterem: “sahte insanlar, güneşi ceketinin astarında kaybedip, yakasına takmak için sahte rozetler arayan zavallı insanlardır.”

Dava Adamı, kendi özel menfaatlerinin peşinde koşmayı derhal bırakabilen adamdır. Davasının peşinde koşan insan, davanın hedef kitlesi uğruna kendi özel yaşantısını dahi kısıtlamak zorundadır. Bunu anlamak, bazılarına zor gelebilir. Ama zor şeyleri başarmaktır dava adamının ülküsü...

Dava adamı, eften püften şeyler uğruna “küstüm” krizine tutulmayan adamdır.  Dava, dava adamının babasının çiftliği de değildir ki, ona blöfle karşılık veresin. Zira, davanın bir ögesi de sensin. Öyleyse kime küsüyorsun?

Dava adamları, insanı en büyük servet olarak görürler. Davasız insanın tek hedefi para biriktirmekken, dava adamı, insan biriktirmeyi tercih eder.

Bir gün bana bir meslektaşım sormuştu. “Bu görevden kaç para alıyorsun?” “Almıyorum” dediğimde, manalı manalı gülmüş ve “yeme beni” dercesine, “benim bir bedelim var, ben bu işleri bedava yapmam” deyivermişti.

Ben de; “haklısın, zaten her dava her insanla da yürütülemez” diye karşılık vermiştim. Çünkü bana inanmamış ve benim yalan söylediğimi ima etmişti.

Değerli dostlar. Siz sanıyor musunuz ki; Türk Medeniyetinin Anadolu’da bin küsur yıldır ayakta durmasının sebebi, yalnız ve yalnız, ülke idaresinde görev almış hükumetlerin, idarelerin iyi yönetimleri sayesindedir? Hayır Değerli Dostlarım. Eğer Anadolu’da bin yıllık bir medeniyet hüküm süregelmişse ve bundan sonra da sürmeye devam edecekse eğer, bunun sebebi; bu topraklarda yaşayanların menfaatine kurulmuş olan teşkilatlarda gönüllü olarak görev almış ve davaları kendine dava edinmiş dava adamları sayesindedir.

Elbette bazılarımıza; karşılığında belli bir ücret alınmadan yapılan işlerin varlığını düşünmek bile zül gelebilir. Böyle bir konunun varlığı bazılarımızın anlama duyularına ters bir durum oluşturabilir. Tekrar edelim ki; her davanın karşılığı para cinsinden değerlerle ölçülemeyebilir, maddi değerini ölçecek bir aygıt var olmayabilir.

İnsanların ceplerine, midelerine, fiziksel durumlarına, hitap eden değerler olduğu gibi, beynine, ruhuna, manevayatına da karşılık veren ihtiyaçlar vardır ve bu ihtiyaçların maliyeti hiç bir maddi varlıkla ölçülemeyebilir.

Değerli arkadaşlarım.

Bizler kısa bir süre önce;  “ya hu bir sene okuyan adama 15 yıl mecburi hizmet mi olurmuş? Bu nasıl bir hakszlıktır? Derhal düzeltilmelidir! Bu konuda TEMAD ne iş yapmaktadır?” şeklinde önemli eleştirilere muhatap olurken, bu hakkın temin edilmesiyle birlikte, bu ihtiyacın şiddeti kaybolmuş ve hayat normale dönüvermişti adeta.

Sonrasında yine haklı olarak; “benim zümrem cüzzamlı mıdır, neden sadece assubaylara 1 in 4 ü verilmez,  TEMAD derhal bu işin çözümünü sağla!” diyerek, icrai faaliyetlerin merkezi gibi yine TEMAD hedef tahtasındaydı. Bu da üstün gayretlerin sonucunda temin edilen bir hak olmuştur.

Bir diğer konu 100.00 TL konusydu ve sekiz yıllık bir çabanın sonunda bu da temin edildi. Elbette bunların dışında da olumlu bir şekilde çözüme kavuşturulan konular oldu.

Şimdi emekliler;  “bana ne 15 yıllık hizmetten, bana para lazım” diye düşünür ve bu konuyu eleştirirse,

Çalışanlar; “bana ne 100.00 TL’den, ben emekli oluncaya kadar o konu beni ilgilendirmiyor” diye düşünür ve bu konuyu eleştirirse,

Yine 1 in 4 üne yükselme imkanı olmayan emekliler;  “1 in 4 ünden bana ne, ben 3 ün 3 ündeyim, 2 nin kaçındayım” diye düşünür ve sadece kendine odaklı kaygılarını paylaşırsa, bu davaya “dava” denilebilir mi?

Bizler; “asubay” sıfatı içinde, çalışanıyla, emeklisiyle ne kadar saorunumuz varsa hepsinin halledilmesi için mi uğraşacağız, yoksa tek tek herkesin kendi ilgi alanına giren konuları kişiye özel mi dillendirip onlara çözüm arayacağız?

Son günlerde de; intibaklar, tazminatlar ve başlangıç dereceleri ile ilgili çözüm girişimleri en zirvede yankı bulmuşken, hükumet programlarına alınmışken, bu defa da, kendi meslektaşına küfreden ve “gördünüz mü şucular, bucular, tazminat ne oldu? Vermiyorlar, aldınız mı havanızı?” anlamına gelen aslında cümlelerin içinde sinkaf derecesinde ifadeler bulunan ama buraya yazmaya edepsizlik saydığımız ifadeler içeren, ufuksuz, kişiliksiz yazılar yazılmaya başlandı.

Ya hu sanki haklar verilecek diye birirlerinin hem de kendi içimizden birilerinin ödleri kopacak. Bu nasıl bir bir anlayıştır..?

Bu sözllerin hepsini yakın zamanda yutkunacakları kesin iken, sorunların henüz çözümlenmemiş zaman dilimini fırsat bilip, bizlere sövmeye devam ediyorlar. Etsinler bakalım. 

Son zamanlarda; “bana ne 3 ün 3 ündeki assubaydan? O da benim kadar çalışıp düşseydi  1 inci dereceye” diye söylenenleri görüyoruz. “Haksızlıklık değil mi bu?” diye soruyor arkadaşımız. Böyle yaparak, aslında farkında olmadan, kendi menfaatlerini ön plana alıp, “kendisine tazminat lazım geldiğini, intibakın kendisini ilgilendirmediğini” dillendiriyor aslında.

Şimdi intibak olayı bizzat hükumet programına alındı ya, 3 ve 2 nci derecedeki arkadaşlarımızın bir kısmı,  bu durum hasıl olmazdan önce; “ne yani basit bir okulu bitirip ya da sicil almak için el avuç ovuşturup 1 inci dereceye düşenlere tazminat peşinde koşmaya utanmıyor musunuz?” diye serzenişlerini dile getiriyorlardı. Şimdi onlar ışığı görünce susup bu defa da bazı arkadaşlarımız “hani bana tazminat?” diye sızlanmaya başladılar. Ya hu daha  icrai faaliyetler başlamadı ki. Birisi bugün olur diğeri yarın olur. Neden sabretmeyi denemeden hemen kılıçlarınızı kuşanıp da savaş ilan ediyorsunuz?

İşte yazımın başında anlatmaya çalıştığım husus buydu.

Çok Değerli ağabeylerim, arkadaşlarım. “Davayı kazanmak için dava adamı olmak gerekir ve dava adamının da kendi menfaatlerinden azade bir şekilde hareket etmesi gerekir” diye bunun için söylemiştim.

Şahsen “intibak” konusu şahsımı hiç alakadar etmemektedir. Fakat davası peşinde koştuğumuz “asubay” sıfatının önemli bir bölümünün çok önemli bir sorunu olan İNTİBAK konusunu kendi menfaatimden çok daha fazla önemsiyorum. Biliyorum ki diğer bütün yönetici arkadaşlarımız da böyle düşünüyorlar. Bunun düşünmek tazminat konusunu düşünmemek anlamına gelmez ki... Ne yani şimdi bırakalım da bunu, kendi nefsimiz doğrultusunda mı düşünelim?

Geniş düşünmek lazım. Ufkumuzu geniş tutmak lazım. Kişilerle kaim olanı değil, toplumu alakadar edeni kabullenmemiz ve ona göre hareket etmemiz lazım. Sivil Düşünce budur. Toplumsal kaygı bu olmalıdır.

Tazminat konusu da intibak konusu kadar mühimdir ve mutlaka temin edilecektir.

Başlangıç derecesi konusu da bunlar kadar önemli bir konudur.

Bu meselelerimiz halledilir, diğer meselelerimiz gündeme gelir. Ne kaybedersiniz, çelme takacağınıza destek olsanız?

Bizler derece kademe bakımından da, intibak konusu bakımından da, başlangıç derecesi sorunu halletmek bakımından da toplumsal kaygılarla ve dava adamı gözüyle bakıyoruz olaya.

Bizler,  kişisel ikballer zaviyesinden değil, toplumsal menfaatler gözlüğüyle bakıyoruz konulara.

Bizler,  assubayları kategorize ederek değil, yıllardır başkalarına yapılan iyileştirmelerin assubaylardan neden esirgendiğini sorgulayarak dava adamlığının gerekliğini yerine getirmeye çalışıyoruz, böyle düşünmeli böyle uygulamalıyız. 

“Bana tazminat lazım, başkası beni ilgilendirmiyor.”

“Bana intibak lazım, tazminat beni ilgilendirmiyor.”

“1 in 4 ünden bana ne? İçi boş.”

“Mecburi hizmetten bana ne? Ben emekliyim.”

“100.00 TL’den bana ne ben çalışanım.” 

Diyerek ve herkes kendi menfatini gösteren pencereden bakınca ve  günah keçisi olarak da TEMAD görülünce, bu davayı takip eden dava adamlarını ve hepimizin yuvası olan bu yapıyı örselemiş, zayıflatmış, başkalarının eline koz vermiş olmuyor muyuz? 

Benim çok önemli bir çağrım var.

Şu anki TEMAD yönetimlerinden memnun olmayan ve 24 saat hakaret yazıları yazan meslektaşlarımıza sesleniyorum.

* Madem marifetlisiniz. Madem yetenekleriniz var. Madem hiç kimseyi beğenmiyorsunuz? Çıkın ortaya ve aday olun. Bakın zaman daralıyor. Çıkın ortaya programlarınızı ortaya koyun, beğenmediğiniz konuların karşısına size ait çözüm önerilerinizi koyarak bizlere yeni kapılar aralayın.

* Bizlere “BİATÇILAR” demeyi bırakın. Sanki TEMAD’ın alternatifleri varmışta biz o alternatiflerden habersizmişiz ve başka alternatiflere rağmen ve körü körüne "İLLA DA TEMAD" diyormuşuz gibi suçlamayın bizi. Gelin o zaman sizler alternatif yönetimleri oluşturun. Kurum tek. Öyleyse,  adayı çoğaltın seçenekleri artırın ve kendinizi ve neler yapacaklarınız bizlere anlatın. Kuru kuruya, kin ve husumetle nereye varacaksınız ki? Bırakın bu nefret söylemlerinizi!

* Sadece sövmekle, sadece eleştirmekle bu topluma hizmet edemezsiniz. Muhalefetseniz çıkın ortaya ve düzeltin yanlışları. Bu millete zulüm etmekten vazgeçin ve mezalimden kurtarın onları.

* Yok yönetmeye, cesaretiniz yoksa da lütfen zümreye zarar verici söylemleri terk ediniz.

Samimiyetle söylüyorum ki; gelin yönetmeye aday olun. İşte o zaman sizin samimiyetinizi kim sorguluyorsa karşısında olacağım. Siz gelmiyorsunuz, üstelik de mevcuda "git" diyorsunuz... Eee, ne olacak kilit mi vuralım tek yasal temsilcimizin kapısına?

Böyle düşünüyorsanız bu çok vahim bir durumdur.

Saygıyla...

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 3621 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile