All for Joomla All for Webmasters
Cumartesi, 30 Mayıs 2015 23:26

"Kuzuların Sessizliği"

Öğeyi Oyla
(3 oy)

"ABD'li yazar Thomas Haris'in aynı adlı romanından sinemaya aktarılan bir yapıt.

1991 yapımı "Psikolojik Gerilim" türünde bir film. 1992 yılında 7 dalda Oskar'a aday olan film, yönetmeni ve başrol oyuncularına "altın heykelciği" getirirken; "En İyi Film" ve "En İyi Senaryo" uygulaması dalında da ödüle layık görülmüştü. Antony Hopkins, bu filmde kuzularin sessitoplam 16 dakikalık performansıyla "En İyi Erkek Oyuncu Oskarı"nı kazandı. Bu süre bir oyuncunun bir filmde gözüktüğü en kısa süredir. "En İyi Film Oskarı"nı kazanan tek korku filmidir.

Bu filmden sonra artık herkesin dilinde bir özdeyiş olarak "kuzuların sessizliği" deyimi göndermesi kullanılmaktadır." (int.V.P)

Burada haddimi aşıp; "sinema eleştirmenliği" rolüne soyunacak değilim.

Bu alıntı yazının, aslında sadece son paragrafı ilgilendiriyor beni. Bu ilgi de yazının başlığından geliyor.

"Kuzuların Sessizliği..."

"Kuzuların Sessizliği" filminin konusu da alakadar ediyor bizi aslında. Konusu; "Psikolojik Gerilim" türündenmiş. Ben bu filmi izlemedim. Ama neyi anlattığını üç aşağı beş yukarı biliyorum. İşin o tarafı da ilgilendirmiyor beni. Beni ilgilendiren başka konular var.

Bir şehrimizin; emekli askerlerinin kurmuş olduğu ve mensubu bulundukları iki derneği üzerinde barındıran bir sokağından geçtim bugün.

Tarih; 19 Mayıs 2009...

Birinde güller açıyordu. Zambaklar, laleler mis gibi kokular saçıyordu sokağın her bir yanına. İnsanın içini ferahlatıyordu görüntü. Bahar içinde bahar yaşatıyordu insanlara. Tanıtım levhasında gümüş yaldızlar parlıyordu. Büyük puntolarla yazılan tanıtım yazısı, "biz buradayız" diye çağırıyordu.

Binaya, cam levhalar giydirilmişti bayramlık gibi. Bayramlığın üzerinde; koskocaman bir Atatürk Portresi, Kocatepe'yi canlandırıyordu. Atamız; bir elinin başparmağını çenesine götürmüş, "memleketin makûs talihini yenebilmenin" hesaplarını yapıyordu. Portrenin altında ise Türkiye Haritası görünümünde Şanlı Bayrağımız ve üzerinde de "Bu Vatan Bizim" diye yazıyordu.

"Bu Vatan Bizim."

Bu binanın hemen arkasında diğerini aradım. Önce benzer bir görüntü aradı gözlerim. Hayır, yoktu benzer bir şey. Sonra başımı kaldırdım. Küçücük bir kırmızı levhanın üzerine siyah yazılarla yazılı TEMAD levhasını, gözlüğümü takarak zar zor seçebildim.

Mahzun duruyordu. Sanki bir "boş vermişlik" hali yaşıyordu. İçeride kimler vardı acaba? Çıkıp bir bakayım dedim. Karanlık ve daracık, kıvrıla kıvrıla çıkan bir merdivenden ben de çıktım. Kapıda "Üye Olmayanlar Giremez!" diye yazıyordu. Zile bastım, kapıyı açtılar ve içeriye aldılar beni...

İçeride dört tane masa vardı. Üçer, dörder kişi sohbet ediyorlardı. "Sohbet" dediysem, oyunlu, içkili, bağrış çığrışlı bir sohbetti(!) göründüğü kadarıyla...Toplasan on kişi falan vardı içeride. Anlayacağınız, "Üye Olanlar da Girmiyordu" oraya.

Selam verip, başkanın, bir masanın ancak sığdırılabildiği odasına doğru yöneldim. Başkanımız güler yüzle karşıladı beni. Bir iki cümlelik sohbetin ardından, TEMAD internet sitesine yazmış olduğu ve TEMAD Gnl. Mrkz'e ithaf eden teklif niteliğindeki yazıyı gösterdi.

Yazı şöyleydi;

"Genel Başkanlığa Bir Tekliftir.

Maddi sıkıntı çeken derneklerin sıkıntılarının giderilmesi ve daha faal çalışması için;

1. "Kanun teklifi hazırlanarak, emekli olan tüm personelin derneğe üye yapılması..."

2. "Gen-Kur ile görüşülüp, orduevi aidatlarını artırıp, derneklere para aktarılması Örnek; 1 nci derece yılda 17,5 Tl ödüyor. Bunun artırılarak belli bir miktarının derneklere aktarılması. Yukarıda belirttiğim hususlara alternatif maddelerin de ilave edilerek derneklerimizin amacına uygun şekilde faaliyetlerini yürütmesi ve üye sayısının artırılması güçlenmemiz için gereklidir" diye yazmıştı.

Bu yazının bir "çaresizliğin ifadesi" olduğu ve bu çaresizlikten çıkış yolu arandığı her halinden belli değil mi sizce de?

Şehrimizde 3000 civarında emekli astsubayın ikamet ettiğini, buna mukabil 300 civarında da dernek üyesi bulunduğunu öğrendim. Onların da aidatlarını, düzgün ödemedikleri bilgisini aldım. Hem bunları öğrendim, hem de her gün ağlayan, sızlayan, sitem eden, ahlayan, vahlayan emeklilerle karşılaşıyorum. Sokaklarda karşılaşıyorum, internet sitelerinde karşılaşıyorum...

Neticede; şehrimizde üye sayısı 1/10. Diğer bir deyişle % 10...

"Ekonomik zorluklarının bulunduğunu" her fırsatta dile getiren; kimi yazarak, kimi ilgililerle fiilen görüşerek, kimi dilekçelerle dileklerini ileterek, herhangi bir şekilde çorbaya katkı yapanların yanında; elini taşın altına koymadan; bu işlerden bihaber, TEMAD'ın dahi ne olduğunu bilmeyen, yapılanları küçümseyen, horlayan, öteleyen, iteleyenler; "bu gayretlerin neticesinde özlük haklarında yapılabilecek bir iyileştirmenin de dışında kalmayı talep ediyoruz ya da göze alıyoruz" diyebiliyorlar mı acaba?

Bu "kuzuların sessizliği" durumu nedendir?

Biliyoruz ki; Oskarları toplamanın yolu filmde rol almaktan geçer. Hem filmde oyunculuğu kabul etmeyeceksiniz, hem de "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü bekleyeceksiniz?

Gelin beklemeyin bize güç verin!

 

Tayyar Yıldırım

* Bu yazımın ilk yayın tarihi; 19 Mayıs 2009 imiş...

Yani "emekliasubaylar.org" sitemizin yayına başladığı tarih olan 19 Mayıs 2015 tarihinden tam tamına 6 yıl önce yayınlanmış.

Nereden nereye...

O ışıltılı, yaldızlı dernekten eser yok şimdi... 

Diğer yanda; 900 üyeli bir gayrimenkulü olan, 60-70 bin TL bütçesi olan ve kapısından içeriye randevu ile girilebilen saygın bir kurum var. Bizler kendimize değil mesleğimize kazanç sağlamak için yollara düşmüş neferleriz.

Son söz: “Sabır ile koruk helva, dut yaprağı atlas olurmuş.”

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4808 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile