All for Joomla All for Webmasters
Pazar, 01 Kasım 2015 00:01

Başarı da hepimizin, başarısızlık da

Öğeyi Oyla
(8 oy)

Değerli arkadaşlarım.

Bizler yıllardır dilimizde tüy bitse de, söylemeye, yazmaya devam ettiğimiz şeyleri, yazmaya ve söylemeye yine devam edeceğiz. Bazen kendi meslektaşımızdan gelen; hakaretlere, küfürlere muhatap olsak da, doğru bildiğimiz şeyleri bu uğurda  hiç sapma olmadan, hiç sağa sola yalpalamadan dillendirmeye, sonuna kadar devam edeceğiz.

“Bir çuval inciri berbat etmek” diye bir deyim vardır Türkçemizde...

Uğraşırsınız, çabalarsınız, tam “yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim” derken, öyle bir hareket yaparsınız ki; verdiğiniz emekler de, akıttığınız ter de heba olur gider. Yani “bir çuval inciri berbat edersiniz.”

Bu tür olaylara da sık sık muhatap olduk bu süreçte... Sonuca yaklaşmışsak ve bu süre, bazılarımıza göre "uzamışsa" eğer, hep “incir berbatçıları” yüzünden yaşadık bunu...

2009 yılında girdiğim “assubay özlük hak talebi” mücadelesinde; öyle işlerle, öyle söylemlerle, öyle eylemlerle karşılaştık ki, hep birlikte,  hala dimdik ayakta kalabildiğimiz için, Allah’a şükrediyorum. Demek ki bir sağlık problemimiz  yok şimdilik.

Yoksa bu badirelere; normal bir bedenin, sağlıksız bir beynin, hastalıklı bir ruh halinin dayanması asla mümkün değildir.

Bu süreçte; gerek TEMAD Gnl. Merkezi, gerekse bütün şube yönetimleri,  bulunduğumuz yerlerdeki STK, Siyasal Parti, Bürokrasinin temsilcileri ve Askeri Erkan ile sürekli olarak irtibatlar kurduk, kurmaya devam ediyoruz.

Askeri bir yetkili ile fotoğraf verdiğimizde; “resimdeki duruşumuz, ellerimizin pozisyonunu, bakışlarımızın derinliği ya da yüzeyselliği v.s konularda bile durmadan eleştirildik. Kimi; “esas durşunuzu bozmayın” diyerek itham etti bizi, kimi; “ayakta duruşumuzdan”, kimi oturuşumuzdan”, kimi; “bakışlarımızdan” bile nem kaptı, her türlü güzelliği, düzgünlüğü, pozitifliği kendi üzerlerinde topladılar da bizlerin hatalarından dem vurdular sürekli...

Kısaca başımızda "Demokles'in Kılıcı" kesildiler sağ olsunlar...

Ne yaptıysak dövüldük, ne yaptıysak sövüldük, epeyce de kahrolduk...

Siyasilerle buluşmalarımızda; “siz de mi onlardansınız?”, “onların ilacı olsa başlarına sürerler”, “o vatan hainleriyle işiniz ne?” “muhalefetle bu işler olmaz Beyefendiler?” “İktidar 13 senedir ne verdi de siz onlarla görüşüyorsunuz?” gibi eleştirlere muhatap olduk devamlı surette...

Bürokratların bıyık şekillerine, gülümsemelerine, makam koltuklarındaki oturuşlarına bakarak, yorum yapanlar, onlarla görüşmelerimizi gereksiz sayanlar, sosyal medya aracılığıyla hem bize hem onlara sürekli olarak hakaret edenlerle karşılaştık.

STK buluşmalarımızda; kimi buluştuğumuz STK’nın “hükumete yakınlığını”, kimi “uzaklığını”, kimi “Atatürkçü olmadığını”, kimi “dinci olduğunu”, kimi “vatansever olmadığını”, kimi “eskiden o şahsın falanca partiden aday olduğunu” v.s konularla hep eleştirilerde bulunuldu, sürekli ayar vermeye çalışıldı bizlere...

Bazen şehitlerimize okuttuğumuz Mevlid-i Şerifi dahi eleştirenler, dağıttığımız lokmaları beğenmeyenler, lokal ruhsatımızın bulunmadığından dolayı kaldırmak zorunda kaldığımız, gerçek meselelerimizle alakadar olunamadığı için imajımızı da zedeleyen bazı eski alışkanlıklardan kurtulma isteğimizden dolayı bizleri hiç alakamız olmayan dünya görüşleri ile eşleştirdiler, linç etmeye çalıştılar.  

Yıllık 30.00 TL gibi komik sayılabilecek aidat tutarlarıyla lüks sayılabilecek dairelerde, ofislerde hizmet vermeye çalıştığımız yerlerin masraflarını karşılamak adına yaptığımız organizasyonlar üzerinden bile, bizleri “vatana ihanetle” suçlayanlar, en sağlam tarafımızdan bizleri vurma gayreti içine giren meslektaşlarımız oldu. Bu yerlerin nasıl idame ettirilebildiği, kirasını ödeyip ödeyememe hususunda uykularımızı terk edip etmediğimiz sorgulanmadı ama, "vatan hainliğimiz" "dillere destan" edildi de, sıcak odalarında TEVE başlarında kahvelerini yudumlayanların bitmez tükenmez ihtiraslarına, bencilliklerine, kıskançlıklarına, "sahte milliyetçilik" pozlarına şahitlik ettik hep.

Kendileri evlerinde oturdular ve oturdukları yerden “10 Kasım Törenlerini takip ettiler, Cumhuriyet Bayramı Kutlamalarını izlediler, katıldığımız törenlerden bile hesap sormaya,  milli ve manevi değerler üzerinden bizleri hırpalamayı yeğlediler...

Mübarekler, hiç bir zaman da; kendi becerilerini, kendi  yeteneklerini camiaya göstermek üzere dernek yönetimlerine aday olmayı dahi düşünmediler. Düşünenler de zaten "oyun olsun torba olsun" kabilinden girdiler bu işe...  Çünkü o yollar; dikenli, çetrefilli, zor yollardı. Hem ceplerine de hiç katkısı olmayan işlerdi o işler. Hep eleştiri hep eleştiri. Ne yapsak eleştiri. Yani karşılığı "eleştiri" olmayan neredeyse bir faaliyette bulunmamış olduk, onlara göre...

Şimdi de ışığı gören, ışığın kaynağına sahip çıkmaya çalışıyor.

"Dosya verdiği" için kendisinin marifetlerini yazanları mı sorarsınız, "ahbap çavuş ilişkileriyle bu işi hallettiklerini" beyan edenleri mi ararsınız, ismini yeni duyduğumuz kişilerin “pastadan” pay kapma gayretini mi izlersiniz...

Halbuki daha ortada ne pasta var ne de tepsi...

Unutmayalım...

“Okyanusun ortasında gemilerini yakana, nehrin öte yakasına geçip köprüleri uçurana, "kaptan" da denmez, "kahraman" da..." 

Bu başarılı çalışmalarda ve alınması kuvvetle muhtemel neticede; 220 bin insanın yani hem geçmişin hem de mevcudun imzası vardır.

Koskoca bir camiaya haksızlık, saygısızlık eden her kim olursa olsun, bu camia onu hangi mevkiye oturtacağını çok iyi bilir.

Değerli meslektaşlarımız.

TEMAD olarak, dahası bütün meslektaşlarımız olarak, son 4 yıldır çok önemli eylemler yaptık. Çıkılmayan ulusal ölçekli TEVE, bizi yazmayan ulusal gazete kalmadı. Yerelde de bütün gazeteler, TEVE’ler bizlerle röportajlar yapmak için sıraya girdiler, girmeye devam ediyorlar. Bölgelerimizde askeri konularda basına medyaya bilgi veren otorite artık bizleriz.

Sosyal ve kültürel her konuda eylemlerimiz, faaliyetlerimiz var. İstediğimiz zaman 200-300 kişi ile yerel ölçekte bile basın açıklamaları yapabiliyoruz.

Eskiden Dikmen Kapısı önüne elli kişi ile yapılan basın açıklamalarını hatırladıkça epeyce yol kat ettiğimizi görüyorum. O elli kişilik eylemler, geldiğimiz noktanın mihenk taşlarıdır. Kimsenin hakkını yememeli... O elli kişiye de buradan saygılar ve sevgiler gönderiyorum. 

En büyük mülki amirler bizleri arayarak randevu isteyip ziyaret etme taleplerini bildiriyorlar. Bizler talepler de bulunuyoruz, taleplerimiz her defasında olumlu karşılanıyor.

Daha önceleri katılma cesareti dahi gösterilemeyen Şehir Konseylerine katılıp İstiklal Marşımızı ve Şehitlerimize Saygı duruşunu gündemlerine bile almayanlara gündem değiştirttirip, taleplerimizi uygulatabiliyor, bu tavırlarımızla, yerel ve ulusal medyaya konu olabiliyoruz.

Akın akın emekli meslektaşlarımız şubelerimize üye olmaya geliyorlar. Bağış yapanlarımız var.

Bu başarıda geçmişin, mevcudun, herkesin emekleri, alın terleri, önemli katkıları vardır.

Son 4 yıldır yapılan faaliyetlerimize Muhalefet Partisi liderlerinden, İktidar Partisi Bakanlarından katılanlar oldu. Genelkurmay temsilcileri bu faaliyetlere iştirak edip, kutlama mesajları yolladırlar. Bir önceki başbakanın bazı şubelerden nabız yoklamaları yaptırarak, kendilerine bakış açılarımızı öğrenme girişimlerini duyduk...

Hatta bir önceki başbakan ile 2011 öncesi yönetimin buluşmasına şahitlik ettik. Yine 2009 yılında görevde olan Genelkurmay Başkanı tarihinde ilk kez TEMAD’ı ziyaret ederek, “muvazzaflarımıza karışamazsınız” kapalı tehdine mazhar olduk.

Bütün bu konular hep özlük haklarımızın alınması gayretleri ile ilgiliydi. 

Bütün teşkilatlarımız; özlük hak taleplerimizle ilgili olarak, düzenli, displinli bir talepler manzumesimesine imzalar attılar. Hiç üşenmeden, yüksünmeden, umutsuzluğa kapılmadan, vakarla, sabırla, azimle ve inançla, bir STK’nın yapması gereken ne varsa yaptık. Bizleri ziyaret edenlere; hiç yalpalamadan; aynı istekleri, aynı talepleri ilettik durduk. Ziyaretçilerimiz ya da ziyeretlerine gittiklerimiz, bizleri tanıdıkça, dudaklarını ısırdılar, hayretlerini gizleyemediler, gittikleri yerlerde bizleri anlattılar. Bizler, böyle güzide bir topluluğu neden daha önceleri fark edememişiz” diye hayıflandılar. Yapılan bütün bu eylem ve söylemler en yukarılara kadar taşındı... Tarihinde 1970'li yıllardan sonra ilk kez birlikte hareket etme becerisini gösterdik, genciyle yaşlısıyla...

Değerli Meslektaşlarımız.

Her türlü ulusal ya da yerel ölçekli hadiselerde; bütün partilerin yöneticileri,  birbirlerine ağza alınmayacak hakaretler ederlerken, kendi özlük hakları söz konusu olduğunda istisnasız ellerini havaya kaldırıyorlar. Bütün haklarına el birliği ile ağız birliği ile EVET derlerken, memleket meseleleri, terör olayları, dış işleri politakalarında yaşanan aymazlıklar, bombalar silahlar, ekonomi, sosyal durumlar akıllarına gelmiyor da, tabiri caiz ise, “bin yılın başında” yakalamaya çalıştığımız fırsatlarda; biz ezilmişler, biz alttakiler, biz sistemin dışına itilmişler, özlük haklarını temin yolunda yürüyen bizler neden bir ve beraber olmayalım?  O iş ayrı, bu iş ayrı...

Bizlere oy iitemeye geldiklerinde hemen bizleri kandırıp, sandıklarını oylarımızla mı dolduracaklarını sanıyoruz? Onlar böyle düşünebilirler, onlar vazifelerini yapıyorlar... İyi de; bizlerin dirayetini, asaletini, onlara anlatacağımız yerde, “inanmayın” “onlar bizi kandıryorlar”, “uyutuyorlar” söylemleriyle ne kazandığımızı da kendimize açıklayabilir miyiz? 

Bakın Saygıdeğer caimamın kıymetli fertleri...

Atı alan Üsküdar’ı geçti”, bizler ise kısır çekişmelerle vakit tüketiyoruz. Bizler hiç bir partinin arka bahçesi değiliz.

Hepimiz bila meccanen, gönlümüzden, yüreğimizden geldiği gibi, hizmet etmeye, sorunlarımızı ve çözümlerini bildiğimiz kadarıyla ifade etmeye, dilimizin döndüğü kadarıyla dillendirmeye, kendi özel işlerimizi dahi aksatıp bu işleri aksatmamaya çalışıyoruz.

Sadece eleştirmeyen ama eleştirip, “bizlerden daha  iyi yapacaklarını iddia eden” herkesi göreve davet ediyoruz. Böyle yaparsak eğer bu bizim zenginliğimiz olacaktır. Üstelik bu durum, sürekli bizleri eleştirenlerin, gerçeklerle yüz yüze kalması ve bizlerin hakkını teslim etmesine de yarayacaktır. Dolayısyle gerçekler öğrenildiğinde birlik ve beraberliğimiz daha da pekişecek ve gücümüz daha da artacaktır. Enerjimizi birbirimize çakmaya, birbirimizi kötülemeye değil, birlikte güç olmaya ayırmalıyız.

Muhalefet etmek sadece “eleştiri yapmak” demek değildir. Aynı zamanda “ben daha iyi yaparım” da demektir. Gelin siz daha iyisini yapın öyleyse...

Biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi, biz kimsenin politik arka bahçesi değiliz. Kimse bizim oylarımızı çalamaz, irademize ipotek koyamaz. Biz onlara muhtaç değiliz, onlar bizlere muhtaçtırlar.

Başkalarının, siyaset ilmini kullanmasına seyirci kalmayıp, bizler de o ilmi kullanıp, akıllı davranmalı ve hem vatan millet sevdamızın ve buna paralel olarak da özlük haklarımızın peşinde koşmayı sürdürmeliyiz. 

"Hiç bir hak elleri cebinde temin edilemez." Hiç bir başarı yatarak gelmez. Bize yakın olana da, uzak olana da gidip, onları çağırıp dertlerimize merhem olacak her türlü dermanı arayıp bulmalıyız. Hemen hemen bulduk bile. Baksanıza memleketi yönetmeye talip olan en yüksektekilerin ağızlarından, inanıyorum ki gönüllerinden de sorunlarımızın çözümüne yönelik sözler aldık ve kaydettik. Artık bu sorun bizim değil onların sorunudur.

Unutmayalım, bizim için “gelen ağam, giden paşamdır...”

Yine unutmayalım ki; bu ülkede sorunların çözüm yolu da “ağalarla” “paşaların” kapılarının önünden geçiyor. Madem böyledir, bizler de "ağaların" ve "paşaların" koltuklarında rahat oturmasına, bizleri böyle yıllardır mağdur etmelerine fırsat vermeyecek girişimlerimizi yasal çerçevelerde kalarak  sürdürmeliyiz. Ne olur sanki bu işlerin peşinde koşanlara sürekli ayar verme, onların şevklerini kırma, "akıl verme" seanslarını biraz ertlesek?

Bazıları külfeti bize yıkıp nimeti paylaşırken, bizler hep külfete talim etmemeli ve nimeti paylaşanları sıkıştırmalıyız. Her türlü irtibatı kurmalıyız onlarla...

Meseleyi başka mecralara çekmemeli ve meselenin bundan ibaret olduğunu kavramalayız.

Zira; “vatan ve millet sevgisi” sadece alttakilere mahsus bir görev de değildir...

“Nimet”e de, “külfet”e de birlikte katalanılmalıdır.

Gelinen bu son aşama, sanki bizi anladıklarının işaretidir.

Astsubay Çavuşundan, 95 yaşındaki ağabeyime kadar, camiamın tüm fertleriyle gurur duyuyorum.

Bu başarı onlarındır.

Hayırlı olsun...

Şimdilik virgül,

 

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 3371 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile