All for Joomla All for Webmasters
Salı, 20 Ekim 2015 23:21

Zor toplumuz vesselam...

Öğeyi Oyla
(7 oy)

Yaşadığımız zorlukların kaynağı da aslında yazımın başlığında gizli...

Bir birimize saygı duymakta zorlanıyoruz. “Sen bana ne kazandırabilirsin ki? Sen de assubaysın, ben de...” diye düşünüyoruz.

Yani “eşitlerarası” bir çekişmeden kaynaklanıyor bu istenmeyen durumlar. Bir de buna demokrasi hazımsızlığı eklenince, kaçınılmaz son kendiliğinden oluşuyor. 

Halbuki; ilmi, bilgiyi, edebi, usulü, erkanı kullansanız, o çok arzu ettiğiniz, aslında “ateşten bir gömlek” olan mevkilere sizlerin gelmesi de kaçınılmazdır. Belki de çok maharetli insanlarsınız ama dilinizi tutamadığınız için mahirliğinizi gösterememektesiniz. Siz; hakareti, küfrü, iftirayı tercih ettiğiniz için başarıyı kendinizden uzaklaştırıyorsunuz. Başarı asla kirliliği sevmez. Siz, kişilerle uğraştığınızı sanıyorsunuz. Oysa, uğraştığınız koskoca bir camiadır. Böyle olunca da hakaretinizin, küfürbazlığınızın, müftericiliğinizin cezasını çekiyorsunuz yıllardır.

Örnek olarak dört yıldır TEMAD yönetiminde sizler olsaydınız, her şeyi dört başı mamur halledebilecek miydiniz? Cevap çok basit ve koskoca bir “hayır.” Bakın, TEMAD’ı bıraktınız ve başka oluşumlar içine girdiniz. Ne oldu, ne yaptınız? Oraları da kısa sürede ağzınıza yüzünüze bulaştırdınız. Hiç mi kendinizi eleştirmeyecek, kendinizle yüzleşmeyeceksiniz? Hep akıl vermekle meşgul olacağınıza, o akıl nimetini bir kez olsun, kendiniz için daha sağlıklı kullanmayı deneseniz ya.

“Eden kendisine eder, eden bulur ve çeker. Unutma! Kazanmak koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise anlık gaflet yeter” diyor gönüllerin sultanı, Hz. Mevlana...

Bu ne kindir, bu ne nefrettir, bu ne ihtirastır, bu nasıl def edilmez bir bencilliktir, şu son dört yıldır içinde bulunma bahtını yaşadığım mesleki toplumum bana bir türlü öğretemedi gitti. Çok affedersiniz “ben öğrenemedim gitti” demem lazımdı. 

Çünkü “delilerin” belki de öğrenmekte güçlükleri  vardır. Bu konu psikoloji konusu olsa da, en azından kendim için bu teşhisi koyma hakkım vardır diye düşünüyorum. 

Her birimiz en az 20 sene süreyle, şanlı ordumuzun üniformasını üzerimizde taşıyıp, mesai mefhumu gözetmeksizin, kelle koltukta belki de dünyanın en zor görevlerini icra ettik. Ben hak etmeden emekli olan bir tane bile assubayın varlığına inanmıyorum. O üniformanın hakkını herkes, en az diğerinin verdiği kadar vermiştir diye düşünüyorum.

Emekliliği gelip de, üniformayı çıkardıktan sonra, tembel tembel evde yatmaktansa, medeni ülkelerde yapılanı yapmak, en azından kendi meslektaşlarımızın, ağabeylerimizin yokluklar içinde, kendi ceplerinden harcayarak bin bir emekle kurup bize teslim ettikleri TEMAD bünyesinde görev almak istemenin, seçilip bu görevi icra etmenin ne sakıncası olduğunu, burada görev yapanların nasıl bir “rant elde ediyor” olduklarını, kimlere “yalakalık yaptıklarını”, kimin “dalkavuğu olduklarını”, nasıl bir “dangalaklık sergilediklerini” bu dört sene içinde; günler, haftalar aylarca araştırmama rağmen bulamadım, bilemedim. 

Sevgili meslektaşlarım.

Kendi meslek erbabımızdan, hem de “anlı şanlı” ağabeylerimiz, arkadaşlarımız, onların da haklarını temin etme peşinde koşmamıza rağmen, bizlere ağıza alınmayacak hakaretler, küfürler ediyorlar. Bize “biatçılar” diyorlar. “Yalakalar” diyorlar bizlere... “Dangalak”, “hırsız”, “rantçı” “yağdanlık” diyorlar. “Beş yıldızlı otellerde bir kap yemeğe onurumuzu sattığımızdan” bahsediyorlar.

Halbuki aynı kişiler; “yalakalığın” tam zıddı olan bir şekilde “çok cevval davranıldığından”, “Genelkurmaya aşırı yüklenildiğinden” de bahsediyorlar. Bu ne yaman çelişkidir? Bu nasıl bir "yalakalık", nasıl bir "yağdanlıktır" ki, ne yana dönsen hakaret yiyorsun...

Demokrasinin bir gereği olarak, sandıktan çıkan sonuçlara dahi saygısızlık etmek nasıl bir yapının ürünüdür?

Sevgili arkadaşlarımız.

Bu ülke, biraz da “delilerin” sayesinde ayakta duruyor biliyor musunuz? 

Kim mi bu “deliler?”

Karşılıksız görev üstlenen gönüllü erlerdir onlar. Onlar; dernek yöneticileri, vakıf kurucuları, yardım ve yaşatma dernek yöneticileri... Atık toplayanlar, otel otel gezip yemek toplayıp ihtiyaç sahiplerine ulaştıranlar. Bir tek kuruş almadan iyilik peşinde koşanlar... Ceplerinden para harcayıp TEMAD şubelerini ayakta tutmaya çalışanlar. Kirasını ödeyememe korkusuyla, gece gündüz rahat uyku yüzü dahi göremeyenlerdir onlar. Evet bunların hepsi “deliler” topluluğudur düşünürseniz... 

Hadi kurun ekibinizi de, bir “delilik” de sizler yapın ve kurtarıverin bizleri. Madem reçeteyi biliyorusunuz, madem ilaç siz de, gelin de kaldırıverin "hastayı" yatağından.

Geçenlerde küçük ölçekli bir şubemizden, sağlık problemleri de yaşayan ve yaşı 75 lere dayanmış bir ağabeyimiz aradı. Hıçkıra hçkıra ağlıyordu. “Çok emek sarf ettim ama kimse sahip çıkmıyor şubemize” diye dert yanıyordu. “Çok güzel bir mekanımız var, nefis bir ortamımız var, meslektaşlarımız bize uğramıyor, yalvarıyorum bize yardımcı olun, yardımcı olsunlar” diye serzenişte bulunuyordu.

Ağzınızın ayarını düzeltmeniz için daha kaç yaşına gelmeniz gerekiyor? Bizlere hakaret edeceğinize gelip el versenize? Sizin edebinizi, ahlakınızı bozan durum nedir de kalkıyor benim 75 yaşında sağlık sorunları yaşadığı halde dernek şubemi ayakta tutmaya çalışan ağabeyime; “rantçı”, “yağcı”, “biatçı” v.b. ifadeleri yakıştırabiliyorsunuz?

Siz, sizin de haklarınızı savunmak için yola çıkmışlara, demokrasi kuralları içinde kalarak seçilmiş meslektaşlarına, sırf egonuzu tatmin etmek için, sırf ihtirasınız yüzünden, sırf nefretiniz yüzünden, sırf kininiz yüzünden hakaret etme hakkını, küfür etme salahiyetini nereden alıyorsunuz?

“Uzanamadığınız ciğere mundar” demekle ciğer mundar olur mu hiç? “Bükemediğiniz bileği öpeceğiniz” yerde, kalkıp balta ile kesmeye çalışıyorsunuz kolunu, budunu, kafasını... Çok gülünç oluyorsunuz, çok çirkin oluyorsunuz, kendi ellerinize, kendi dillerinizle, çok değersizleştiriyorsunuz kendinizi,  farkında mısınız?

Nereye gittiyseniz barınamadınız, nereye gittiyseniz kovuldunuz. Nereye gittiyseniz saygıdan, sevgiden mahrum edildiniz... Hala bu halinizi düzelteceğiniz yerde, başkalarıyla uğraşıyorsunuz. Hala başkalarını suçluyorsunuz. Hiç mi vicdan, merhamet denen şeyi aramazsınız? Hiç mi bir kez bile dönüp de aynaya bakmazsınız? Aslında sorun kendinizsiniz, farkında mısınız?

Bin kere söz verdiniz, on bin kere  “yokum” diye yemin ettiniz tekrar geri döndünüz...  Asıl istikrasızlık sizin içinizde, farkında mısınız?

 

Oraya buraya saldırmakla, kendi değerinizi aşağıya çekmekle, fırıl fırıl dönmekle nasıl bir girdabın içinde olduğunuzun farkında mısınız?

Üstelik bunu çoğu zaman da uydurma, sahte hesaplar üzerinden yapmaktasınız. Bu hesapların sahibi siz koca gövdeli adamların hepsini tanıyoruz bizler. Çok zavallı bir profil çiziyorsunuz. Efelenmelerinizi sahtekarlıkla yapmanız, sizlerin ruh halini de yansıtıyor. Kerli ferli (kelli felli) bir adamın 10 tane sahte hesabı mı olur? Hani siz "doğrucu davut" idiniz, hani sizde "mangal gibi yürek" vardı? Vardı madem de neden saklıyorsunuz o sağa sola pislik taşıyan dillerinizi? Sizi "sahte kabadayılar" sizi...

Bakın açtığınız davalar da bir bir sonuçlanıyor ve haksızlığınız hukuken de yüzünüze vuruluyor. Bu nasıl eyolmaz bir ihtirastır? Sizler için uğraşan meslektaşlarınızı sıkıntıya sokmak için efor sarf edeceğinize, iyilikler için harcasanız eforunuzu kazanır mısınız, kaybeder misiniz?

Allah yüreğinize sevgi tohumları eksin. Kötü sözden ve raydan çıkma hallerinden alıkoysun sizleri... 

Ne diyeyim?

Allah  iyiliğinizi  versin! 

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4434 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile