All for Joomla All for Webmasters
Pazar, 10 Eylül 2017 15:06

TEMAD’IN SEÇİMİ- II

Öğeyi Oyla
(9 oy)

“Bir haber dergisinin yaptığı “deneysel-haber” aslında her şeyin trajikomik bir özetiydi. Ferhan Şensoy’un tiyatro grubu Ortaoyuncuları tarafından sahneye konan “İçinden Tramvay Geçen Şarkı”  adlı oyunda kullanılan Nazi SS Subaylarına ait kıyafetleri giyen tiyatro oyuncuları İstanbul’un kalbi İstiklal Caddesi’ne ve Eminönü Meydanı’na gitmiş, yoldan geçen sıradan vatandaşlara kimlik kontrolü yapmış, bununla da yetinmeyerek kimlik kontrolü için bekleyen kalabalığa “Çök-Kalk” komutları bile vermişti. Belki şimdi garip gelebilir ama İstanbul’un göbeğinde Nazi üniformaları giymiş asık suratlı tiyatro oyuncularının verdiği emirlere bir kişi bile karşı gelmemiş; “Siz Kimsiniz Kardeşim?” diye sormamış, soramamıştı” 

Bir önceki yazıda andığımız örnek-olay üzerinden girişi yapalım ve şu tespit üzerinde uzlaşalım; “örgütlü sivil toplum yoksa birileri gelir ve öyle ıssıza filan bile gerek duymadan sokak ortasında adama çök-kalk talimi yaptırır…” 

Şeffaf bir kamu yönetimi, katılımcı demokrasi, adil paylaşım ve mazlumların da haklarının teslimi noktasında hukuk devletinin asıl kurucu öğesi Sivil Toplum Örgütleridir. 

Toplumsal gelişme ve ilerleme, çoğulcu ve özgür düşüncenin yeşerebilmesi için sivil toplum örgütlerine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. 

Eldeki Kuş, Daldaki Kuş

Eleştiri söz konusu olacaksa Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD)’nin hem yapısal (yasal, mali, örgütlenme) hem de yönetimsel (tüzük, idari) anlamda eleştirilecek elbette çok şeyi var. Bizlerin eleştiri kültürü üzerinden ahkâm keserek biatçi olduğumuz iddiasında bulunan akıl danelere tekrar hatırlatalım; kırk küsur senelik geçmişimizi varsa cesaretleri yüzlerine okumaya hazırız. Bunun pek de mümkün olmadığını bildiğimiz için sitede kaleme alınmış onlarca yazıyı, mahkeme celbini filan şahit gösterip geçelim. Ama şunu tekrarda fayda var; kendi kendini kanaat führeri filan diye pazarlayanların (hem de yaşından başından utanmadan) esas duruşa geçip “karargâh postacılığı” yaptığını da, dizlerinin üzerine eğilerek hangi adamlara “kahraman general” güzellemeleri düzdüğünü de çok iyi biliyoruz.   

Daldaki kuşa meyleden, eninde sonunda eldeki kuşu kaçırır derler.  Eldeki kuşun zayıf ya da yetersizliğini sabah akşam tekrardan, daldaki kuşa yükselip-yükselip her seferinde kafa üstü düşmekten ziyade eldekini büyütelim, geliştirelim. 
Bizim doğrumuz budur. Üstelik bu doğrunun keskinliği son üç sene içinde bile defalarca test edilmedi mi?

Genelkurmay’ın kapısından giremeyen bir genel merkez yönetimi şeklinde ifade edilen söylemin sonuçlarına değinmeden önce şunu ifade etmeliyiz ki; bizler özgür irademizle ortaya koyduğumuz seçim ya da tercihlerimizi kimseye beğendirmek zorunda değiliz. Demokrasi ve hür irademizle kullanacağımız tercihlerin “birileri” tarafından beğenilmediği, dolayısıyla “birileri” tarafından beğenilecek olanla değiştirilerek sonuç alınabileceğini dillendirmek ne ahlaki ne de akılcı olabilir. Ahlaki değildir zira esas olan birilerinin beğenmesi ise seçim yapmaya gerek yoktur. Akılcı değildir zira oturduğu tahttan yüzüğünü öptürmeye alışmış “uzun bacaklı kıralın” beğendiklerini de zaman içinde hep beraber gördük, yaşadık.  

Daha önce TEMAD Genel Başkanlığı’na aday olup, başarısız olacağını anlayınca seçim aşamasında çekilen Ahmet Zengin ve TAS-SEN deneyimi ortada. Yaptığı gösterişli toplantılar, o toplantıların alâmetifarikası göğüslere takılan madalyalar, o madalyalarla “Pirus Zaferi” kazanmış edasıyla verilen pozlar, uluslar arası bağlantılar…

Ahmet Zengin ile ittifaka giren çokbilmiş sosyal medya cambazlarının yalan yanlış propagandaları nedeniyle “TEMAD Kurumsal Kimliği”nin gördüğü zararı hep birlikte idrak etmedik mi?  

Sonra aralarında didişmelerini, birbirlerini mezhepçilik, hırsızlık hatta teröristlik ile suçlayan ağza alınmayacak hakaretlerini açıktan açığa yazıp çizdiklerinde midemiz bulanmadı mı? 

Bizzat Ahmet Zengin tarafından sendikadan kovulan bu insanların, kendi kişisel haklarını savunmak adına dahi tek bir adım atmayan bu insanların iki gün sonra TEMAD adına ahkâm kesen, yol haritası dayatan, akıl-erdem taslayan yazılar çiziktirmeye kaldıkları yerden devam etmelerini müstehzi bir gülümseme ile karşılamadık mı? 

Yanlış da olsa cesurca kendi doğrularını savunma erdemini bile göstermeyecek kadar ürkek kanaat führerlerimizin kıt akıllarıyla sendikacı yandaşlarına internet sitesi kurmak dâhil hamilik ettiğini unuttuk mu? 

Aynı insanların 15 Temmuz öncesi, meslekten tanıdığımız yıldızlı/yaldızlı emir postalığından kalma alışkanlıklarından kurtulamayarak; “TEMAD’ı bırak, beni al, beni, beni Bihterini…” diye sızlanıp, karargâhta irtibat aradığını?

Dönemin Genelkurmay Astsubayı “kabakçı” Harun’a yapılan güzellemeleri, TEMAD’ı şikâyetleri… 15 Temmuz’dan sonra yüz seksen derece dönüşle “ben nerden bilirdim” diye geçiştirmeye çalışmalarını?

Seçilmiş TEMAD yönetimi yerine “seçilmiş” davetlilere verilen çaylı çorbalı karargâh partilerini?

Bizzat dönemin Genelkurmay II başkanı tarafından VIP ağırlamayla “onurlandırılan” iki pespayenin, ziyaret hatırasına komutanlarıyla birlikte “çekindikleri” fotoğrafları; “TEMAD’ı geçin kardeşim, bu işleri biz hallederiz” sosuyla hepimize yedirmeye çalışmalarını?

Yüz kilometre öteden şizofreni pençesinde kıvrandığı su götürmez tek kişilik kahraman bozuntularının “sabahtan akşama o bakanla görüştüm, bu müsteşarla selamlaştım” diyerek akıldışı, izan dışı, insaf dışı saçmalıklarla umut tacirliğine soyunmalarını?    

Kapatılmasını kesinlikle doğru bulmadığım İstanbul Şubesi’nin yerine yasada açıkça kurulması “men edilmiş” yeni bir dernek kurarak, mahkemelik olmak pahasına meseleyi akıl yoluyla çözmektense kişilerle kan davası gütmeyi tercih edenlerin yarattığı karmaşayı?

Bitmek bilmez ithamlar nedeniyle aslında TEMAD’ın kan kaybettiğini göremiyor muyuz? 

Bunların bize ne faydası var, tüm bu olup bitenden gördüğümüz zarar yetmedi mi?  

Bütün Bunlar Matrix Aslında

Sosyal medya; isteği ile iradesi arasında bağ kurmaktan aciz bir kitleyi harekete geçirmek, doğru bir kanala akan su misali gücünü birleştirmek bakımından çok önemli bir işlev görür, kabul. 

Ancak doğru kullanılmadığında büyük bir tehlikeyi de içinde saklar. 

Bu; enerjinin boşa akıtılmasıdır. Tıpkı uzay boşluğu gibi gücünüzü emer, koskoca kitleyi hiçleştirir. Pes hareketi ve sonrasında (bugün dâhil) idrak ettiğimiz iki sürece bakınca sosyal medyanın doğru ve yanlış kullanılması arasındaki farkı, çok değerli zaman ve güç kaybımızı görmek zorundayız. Sosyal medyayı icracı ya da okuyucu olarak kullanma noktasında çaba göstermeli, akıl ve sağduyudan oluşan “kişisel filtremizi” oluşturabilmeliyiz. Ucuz yoldan şan şöhret edinme meraklısı ergenlikten bir türlü kurtulamamış eleştirmenlerin yarattığı anarşiye ancak bu şekilde set çekebiliriz. 

Kaldı ki senaryonun daha da kötüsü; bütün bunların hala ergenlik sancısı içinde kıvrananlardan daha fazlası olabileceğini, ezcümle bu insanların enerjimizi, umudumuzu, birlik ve mücadele azmimizi kırmak isteyen “birileri” tarafından yönlendirilebilme ihtimalini akılda tutmalıyız.

Mustafa C. SADAKOĞLU

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 1725 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile