All for Joomla All for Webmasters
Pazar, 27 Ağustos 2017 22:25

TEMAD Genel Merkez Seçimleri - 1

Öğeyi Oyla
(6 oy)

Çoğumuz sosyal medya üzerinden yüzlerce kez paylaşmışızdır. Çok hoşuma giden ve altında da “ANONİM” şeklinde not düşülen bir söz var.

“İşi bilen yapar, az bilen akıl verir, bilmeyen eleştirir, yapamayan ise çamur atar.”

Bu sözü; “ne var bunda altı üstü bir söz işte” diyerek okur geçer isek eğer, elbette içerdiği derin anlamı da gözden kaçırırız.

Ne yalan söyleyeyim, biz toplum olarak birçok güzel ve bir o kadar da menfi hasletlere sahibiz ama epeyce de kıskanç bir toplumuz.

Komşumuzun arabasının modelini takip eder, onun sahip olduklarının daha üstüne çıkmaya ve bunu da geniş kitlelere yaymaya ve kendimizi bu yolla topluma kabul ettirmeye çalışırız. Yine tanıdığımız birisinin çocuğu güzel bir üniversite kazanmışsa eğer, kendi çocuğumuzun yönünü ve becerilerini hiç düşünmeden ve bedeli ne olur ise olsun mutlaka daha güzel bir üniversiteye gitmesini isteriz. Yani toplum içinde böyle davrananlarımız azımsanmayacak çokluktadır.

Yok, eğer bunu yapamaz ve ne kadar istesek de komşumuzun sahip olduklarının daha da üzerine çıkamaz isek, bu defa da onun sahip olduklarını kötülemeye, onun bu edinimlere sahip oluş şekillerini eleştirmeye, hatta iftiralara varan dedikodulara kadar işi götürür onu itibarsızlaştırmaya, toplum nezdinde küçük düşürmeye gayret ederiz. Etrafımıza baktığımızda bu tür davranışların azımsanmayacak çoklukta olduğunu mutlaka görürüz. Uzağa gitmeyip öncelikle kendi davranışlarımızı aklıselim ve tarafsız bir gözle incelersek eğer bu durumu kendimizde dahi görmemiz olasıdır.

Söyleyin yalan mı?

“Çamur at izi kalsın” mantığı, ülkemiz toplumu üzerinde epeyce etkili olan bir yöntemdir ki; bunu devletimizi yönetenlerde ve yönetmeye talip olanlarda dahi görebiliyoruz. Netice alalım ya da almayalım, iftira atmaktan, hakaret etmekten mutluluk duyanlarımız var. Varsın muhatabımız yıllardır bizleri yönetsinler, varsın bizler sürekli olarak yönetilenler sınıfını bir türlü geçemeyelim… Muhatabımıza haddini bir güzel bildiriyoruz ya, o yeter bize… Bununla avunur ve çamur üretme fabrikamızın patronluğuyla övünür dururuz.

Hiç aslı astarı olmayan, muhatabının “kıl kadar haberi” bulunmayan konular bularak, “Allah yarattı” demeden; ne ahlaki değerleri ne kültürel değerleri ne de sürekli olarak övündüğümüz “asaletimizden” kaynaklanan değerleri hiçe sayarak nahoş davranışlar içerisine girip, muhataplarımızı toplumun gözünde küçük düşürmeye gayret ediyoruz maalesef.

Projeler geliştirip, toplumun önüne onları cezbedecek konular koymak için mücadele etmiyor, adeta kaderimize razı bir toplum olarak yaşamaya devam etmeyi tercih ediyoruz.

Profesör ünvanlı bir Şairimiz olan Nurullah Genç Hocamızın geçen hafta Konya’da nezih bir ortamda tertip edilen bir şiir dinletisine konuk olmuştum.

Erzurum’un Horasan İlçesine bağlı bir köyde,  9 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen şairimizin babası, sürekli olarak “seni okutacağım” diyerek kulağına küpe ettiği okuma işini bir çok imkansızlıklar içinde başarırken; “ben 20 yıl sonra Türkiye’nin tanıdığı bir profesör ve yine Türkiye’nin tanıdığı bir şair olacağım” diyerek bir hedef koyar kendisine. Ve bu hedefine, üstün bir gayret sonunda ulaşır. Bunu anlatırken gözlerim dolu dolu oldu. Çünkü anlattığı hikâyenin içinde, belki onun gibi profesör olamadım ama kendime ait olan birçok şey buldum…

Bu anekdotu şunun için anlattım;

 TEMAD yönetimlerine ulaşmak o Profesörümüz gibi 20 sene, 30 sene beklemeyi bile gerektirmez.

Şubene üye ol, garanti veriyorum, ilk seçimde kesinlikle yönetimdesin. Büyük bir ihtimalle başkan bile olursun. Çünkü bu görevlere talip olanlar o kadar az ki… İşte bu yüzden birçok şubemizde seçimler “tek adaylı”  olarak yapılmaktadır. Olayı gözünüzde büyütüp de bu görevleri yapanlara vurarak paçalarından çekmeye çalışmayın. Bırakın onlar gönüllerince sizlere, bizlere hizmet etsinler. Bunun için onlara hepimiz aslında şükran borçluyuz. Tavsiyelerinizle ve projelerinizle destek olun daha da gelişmesini sağlayın. Dedim ya beğenmiyorsanız onun yerine göz dikin ve siz yöneterek planlarınızı uygulayın. Gönüllü görev yapan meslektaşlarınıza vurarak neyi gerçekleştirebileceksiniz ki?

Hadi siyasetçiler birbirlerine karşı bu tür davranışlar içine giriyorlar. Çünkü onlar o görevlerini yaparlarken, maaş alıyorlar, çok itibarlı koltukların sahibi olma derdine düşüyorlar, ülkenin bankalarını, fabrikalarını,  sanayisini, ticaretini, kısaca hazinesini yönetmeye talipler, v.s.  Ya bizler neyin derdindeyiz? 

Onlar kendi özellerinden dahi feragat ederek talip oluyorlar bu görevlere… Evlerini ihmal ediyorlar, ekonomik kayba uğruyorlar, zamanlarını harcıyorlar… Bir de bizlerin kahırlarını niye işitsinler ki? Buna hakkımız var mı? “Bıraksın gitsinler” diyorsun ama sen çıkıp da “onlar gitsin ben yapacağım” demiyorsun. Üstelik de “ben böyle saçma işlerle uğraşmam” diyorsun. İyi de o zaman senin amacın ne? Uğraşma o zaman, bırak rahat iş yapsın gönül erleri.

Pekala, niçin sürekli olarak eleştiri yolunu seçen arkadaşlarımız var?

Uzun yıllar boyunca yaptığım bu görevler esnasında bu sorunun cevabını bulmaya çalıştım ve şu şekilde birkaç sonuca ulaştım.

1.            Cehaletten kaynaklı olabilir.

2.            Yanlış bilgi edinmekten olabilir.

3.            Bilgi edinmeden fikir sahibi olunmuş olabilir.

4.            Başkalarının etki alanına kolayca girilebilmektedir.

5.            Şehir efsanelerine yatkınlık

6.            Kıskançlık

7.            Tembellik

8.            Kendini ispat ihtiyacı

9.            Devrecilik anlayışı

10.          Farklı kuvvetten olma ayrımcılığı,

11.          Hemşericilik

12.          Birlikte aynı yerlerde görev yapmış olmak v.s.

Birkaç kez yazılarıma konu ettim. Bu görevleri yapanların bunun karşılığında para aldığını sananlarımız var hala. 2012 yılında PES hareketi başladığında binlerce arkadaşımla birebir irtibat kurarak bu doğrultuda sorulan sorulara cevap verdiğimi söylemeliyim. Ortamdan yazdıklarımın dışında şahsın kendisine ulaşarak abartmadan söylüyorum binlerce meslektaşıma bu yönde bilgilendirme yaptım.

Arkadaşımız; “Aldığınız maaşları hak etmiyorsunuz, haram olsun size verilen paralara!” diyerek serzenişte bulunuyor. Ya hu iddia eden kendisi ama benim bunu ispatlamamı istiyor. Tekrar söylemeliyim.

“BU GÖREV İFA EDİLİR İKEN ASLA MAAŞ, HARÇ, ÖDENEK vs. ADLARLA BİR EDİNİM ELDE EDİLMİYOR. BUNA GENEL BAŞKAN DA DAHİLDİR.”

İşte bu nedenle belki de bu gerçeği öğrendikleri için bu görevlere talip olmuyorlar. Çünkü “parasız iş yapma” diye bir konu onlara çok ters.

Yönetimler, kullandıkları elektriği, suyu, yer kirasını, temizlik giderlerini dahi ödeme güçlüğü çekerlerken ne ücreti, ne maaşı? Sizin aklınız paradan başka bir olguya dost değil mi?

Bu konuda bilgilendirdiğimiz meslektaşlarımız bu konuyu hızlıca geçerek ardından bir başka soruyla çıkıyorlar karşımıza. “Pekala, kardeşim bu göreve, gönüllü olarak siz talip oluyorsunuz, sizi silah zoruyla mı getiriyorlar oraya?” diyerek bu defa zaten bir avuç gönüllü insanın karşılıksız yaptıkları bu görevden de soğutmaya çalışıyorlar bilerek ya da bilmeyerek. İyi de, sen yapma, o yapmasın, kim yapacak o zaman? Bizler durup dururken yakınmıyoruz ki yaptığımız bu görevden. Sizler yalan yanlış bilgilerle üzerimize geldiğiniz için size bu görevlerle ilgili bilgi veriyoruz. Bunu “yakınma” sayıp “o zaman sen de yapma bu işi zorla mı yaptırıyorlar?” demek inanın Türkçe lügat ile anlatılacak bir durum değil.

Anladım ki içimizden bazılarına, karşılığı olmayan hizmette bulunmak; biraz saflık, biraz delilik, biraz ahmaklık, biraz iş bilmezlik, biraz da gerçekten anlaşılması zor bir durum olarak görülmektedir.

“Ben bu işi bedelsiz yapmam, senin yaptığını da benim inanmamı bekleme” diyenlerle karşılaştım görev sürem içinde. Siz bu düşünce sahiplerine, karşılıksız hizmet etme olgusunu anlatabilir misiniz? Evet, toplumu biraz da bu yönüyle düşündüğümüzde gerçekten “deliler” yönetmektedir…

Medeni toplumlarda ülkeleri sadece siyasi partilerden oluşan hükumetler yönetmezler. O ülkeleri STK’lar marifetiyle de yönetirler. Bir toplumda gönüllü kuruluşlar, yani karşılığında maddi bir kazanım elde etmeden yapılan çalışmalar o toplumun siyasetçilerinin karar mekanizmalarına önemli ölçüde tesir ederler. Demem o ki; hiç kimse bu tür görevlere talip olurken kimseden izin alacak değildir. Bu görevleri kendisinde cesaret bulanlar, zamanının önemli bir bölümünü bu tür hizmetlere adamayı göze alanlar yapabilirler. Karşısına çıktıkları toplum onları bu görevler için seçerler ya da seçmezler… Ama onlar bunu talep etmekle ne kadar cesaretli insanlar olduklarını göstermektedirler. Onlara saygı duyulmalıdır.

Bu görevleri sen yapma, yapanlara da “sen neden yapıyorsun, sen de yapma!” şeklinde telkinlerde bulun… Pekala, toplum içinde yaşamanın sorumluluklarını üzerinde taşımayan bir nesilden kime ne fayda gelir?

DEVAM EDECEK...

- Tayyar Yıldırım -

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 1773 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile