All for Joomla All for Webmasters
Pazar, 27 Ağustos 2017 00:09

TEMAD'ın Seçimi

Öğeyi Oyla
(14 oy)

Tarihi çok iyi hatırlıyorum zira doğum günümdü. 3 Haziran 1996 günü genç bir assubay olarak; Birleşmiş Milletler tarafından organize edilen “HABİTAT II - İnsan Yerleşimleri Konferansı” vesilesiyle özellikle Tarlabaşı, Tünel, Taksim ve Beyoğlu çapında her adımda bir etkinlikle sizi karşılayan rengârenk bir dünyayla tanıştım. Dünyanın hemen her yerinden gelen katılımcıların ortaklaşa düzenledikleri konferans ve etkinliklere tanık oldum. Müthiş bir organizasyondu. Hem kendi kişisel tarihimde, hem de memleket tarihinde yepyeni bir kurucu özne olacak “STÖ: Sivil Toplum Örgütü – NGO - Non-Governmental Organizations” ve yeni dönemde demokratik gelişmişlik göstergesi olarak sivil toplum örgütlerinin üstleneceği çok önemli işlevlerin bulunduğunu kavradım.

Gerçekten de bugün Avrupa’da, Kuzey Amerika’da ve İskandinav ülkelerinde sivil toplum örgütlerine üyeliğin dünya çapında kabul gördüğü bir gelişmişlik kıstası olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama o günlerde memlekette böyle bir anlayış ne yurttaş ne de devlet ricalinde kabul görmüyordu henüz. Gündelik hayatta devleti temsil eden bir muhtar ya da öğrenci pasosu için başvurduğunuz belediye görevlisinin hışmını çekmemek için alttan almak zorundaydınız. Hele vakayı adliyeden bir durumunuz varsa mesela, tanık olarak girdiğiniz ifade odasından sanık olarak çıkmanız işten bile değildi. Sivil toplumun önemsenmediği ve gündelik hayatın hemen her yerine nüfuz eden bürokratik merkeziyetçiliğin korkutucu gölgesi peşinizdeydi. [1]

Evrensel bir ölçüt olarak sivil toplum örgütleri hem demokratik hayatın kurucu öznesi, hem de demokrasinin işletilmesinde bir baskı ve denetim kurumu olarak ele alınıp, demokratik gelişmişliğin göstergeleri olarak kabul ediliyor. Zaten demokratik olmayan ülkelerde pek de sivil toplum örgütleri bulunmuyor. Olsa olsa diktatörün akraba kulleti tarafından toplumu yönlendirmek için kullanılan politik payanda araçları vardır.

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) bu minvalden bakınca aslında bıçak sırtında hareket etmek zorunda bırakılmış ve rüştünü, sadece devlet-ordu ricaline değil aynı zamanda kendi üyelerine de kanıtlamaya çalışmak zorunda olan bir dernektir.

Kabul etmeliyiz ki; kanunla kurulmuş ve tüzüğü bile dolaylı da olsa Milli Savunma Bakanlığı (MSB) eliyle muvazzaf generallerin kontrolüne bırakılmış bir derneğin; hem bu türden bir yasal kuşatmaya hem de üyelerinin beklenti ve taleplerine cevap vermeye çalışması gerçekten çok zor bir yönetim becerisi gerektirir. Böylesine zor bir yönetim becerisi, yani bir yandan üyelerinin mikro düzeyde (hatta kişiselleşmiş) beklentilerini karşılayabilmek, şubeleri yaşatacak ve büyütecek formüller ortaya koyabilmek, bunları uygulamak için kaynak yaratabilmek ve bütün bunları bahsettiğimiz yasal kuşatılmışlık içindeyken öte yandan muhataplarıyla (Siyaset-Genelkurmay) doğru ve sağlıklı bir iletişim kurmak suretiyle ilişkiler geliştirerek yürütebilmek gerçekten nitelikli bir lider-kadro hareketi gerektirmektedir.

Ve elbette böyle bir kadroyu “hiçbir ücret almadan, tamamen gönüllü olarak” çalıştırabilmek dahası onlardan, hem de kendi toplumumuzdan gelecek eleştiri sınırlarını aşan hatta hakarete varan ağır ithamları göğüslemesini beklemek en hafif deyimiyle haksızlık ama daha kötüsü hayalcilikten başka bir şey değildir.

Kim bilir, bunun bir süreç olduğunu kabul edip, hataları(mızı) dillendirmekten ziyade başarıları(mızı) yüceltmek giderek artan bir şekilde ihtiyaç duyduğumuz o nitelikli kadrolara cesaret verecek ve o kadroları da sürece dâhil edecektir.

Bu yazıda (her zaman olduğu üzere) sosyal medyada ya da orada burada dillendirilen artık kişisel kan davası haline gelmiş anlamsız kavgalar, bel altı vuruşlar, ispata muhtaç iddialar yok. Bu türden çiziktirmelerin müsebbipleri kalemlerini bir silah gibi kullanarak ortaya koydukları çirkinliklerle hepimizi umutsuzluğa ve karamsarlığa mahkûm etmeye çalışadursun, bizden bunu bekleyen varsa yazının sonrasını okuma zahmetinde bulunmasın. Çünkü bunların bizlere yararının olmadığını öğreneli epey zaman oldu.

TEMAD Kadıköy Şubesinin bir üyesi olarak kendi gözlemlerimden ilerlemek isterim. İstanbul’un merkezi sayılacak bir şubesi Kadıköy. Kira ve şube giderleri bakımından birçok şube gibi ekonomik olarak güçlükler içinde kendini yaşatmaya çalışıyor. Üye yaş ortalamasının oldukça yüksek olması bize net olarak şunu söylüyor; ‘Yeni, genç emekliler ile kendini tahkim etmezsen sekiz on yıl sonra zor durumda kalacaksın. Bu noktada genç emeklilerin üyeliğe özendirilmesi ve mevcut üyelerin daha katılımcı olması ile derneğe sorumluluklarını yerine getirme noktasında motive edilmesi çözülmesi gereken başlıca şube sorunudur’ şeklinde bir tespit yapabiliriz.  Öte yandan şube düzeyinde boğuşmak zorunda olduğumuz kira-stopaj, elektrik-su gibi sıkıcı, hatta iç karartıcı muhasebe işlemlerine kafa patlatacak, üyelerin gündelik beklentilerini karşılamak için çabalayacak, özel günlerde derneği temsilen protokol görevlerini aksatmadan yürütecek ve bütün bunları mesaiye gelir gibi her gün şubede hizmet görecek ve tüm bunları maaşsız-ücretsiz, gönüllü olarak yapacak kadar genç, enerjik ve fedakâr kadroları yaratabilmek gibi zorunluluklarımız var.

Kabaca görev profilini çizdiğim bu insanlara (evliya mı demeliydim) duyduğumuz ihtiyacı akılda tutarak şunu söyleyebiliriz; “Kendi sınıfımıza yapacağımız en büyük kötülük, tüm bu görevleri bir büyük özveriyle yapan şube yöneticisi meslektaşlarımızı motive etmek yerine onların topluma hizmet etme hevesini kaçıracak biçimde kaba eleştiri üreten ve kendini “duayen, kır saçlı, dava adamı vb” sıfatlarla teçhiz edip asla ve asla (nedense) demokratik sorumluluk almaksızın tepeden bakanlara camia olarak teslim olmaktır.

Yakın bir geçmişte mesleğinde sekiz-on yılını doldurmuş muvazzaf bir arkadaşımızla yaptığım sohbet esnasında kardeşimiz aynen şunları söylemişti; “TEMAD Yönetimleri (şube ve genel merkez) aldıkları maaşın hakkını veriyorlar mı, şüphelerim var” sonra meseleyi Umur Talu üzerinden devam ettirerek, büyük bir naiflikle sevgili ağabeyimizin TEMAD ile ücret dahilinde iş akdinin bulunduğunu zannettiğini ifade etmişti. İyi niyetinden şüphem olmadığı için söylediklerini asla yadırgamadım zira şube yönetimine ilk seçildiğimde bazı arkadaşlarımdan “maaş mı, harcırah mı alıyorsunuz” şeklinde sorularla karşılaşmışlığım vardı.

Ancak asıl dramatik olan genç meslektaşımızın TEMAD şube ya da genel merkez yönetimleri, denetim ya da disiplin kurullarının gönüllü olarak çalıştığını yani genel başkan dahil kimsenin hiçbir ücret almadan özveride bulunduğunu söylediğim anda yüzünde beliren şaşkınlık ve hayret oldu. Belli ki, sosyal medyada kendisini “kanaat führeri” olarak pazarlayan bazı aklıevvellerin sabahtan akşama yazıp-çizdikleri ispata muhtaç iddialar, o iddiaların altına bilir-bilmez yapılan yorumlar maalesef sahada böyle karşılık buluyordu.

Ben kendi adıma, kurulduğu 1984 yılından bu yana TEMAD’ın yaşatılması ve büyümesine katkı koyan tüm üyelerine teşekkürü bir borç biliyorum. Ama bu süreçte en küçük şubeden il temsilciliklerine ve nihayet genel merkez yönetimlerine kadar görev almış istisnasız tüm büyüklerime şükranlarımı sunmayı bir namus borcu olarak kabul ediyorum. Vefat edenlere rahmet kalanlara sağlıklar olsun.

Ekim ayı içinde idrak edeceğimiz genel merkez yönetim ve yetkili kurullarının yapılacağı olağan kongre öncesi bizim gibi meslektaş dayanışmasına ekmek kadar, su kadar ihtiyaç duyan bir toplumun çatı örgütünü sahipsiz bırakmamak için medeni cesaret gösterip aday olan, tüm bu olumsuzluk ve imkânsızlıklar içinde bile özveri göstererek tek tek şubelerimize gelerek nefes tüketen tüm adaylarımıza en kalbi duygularla şükranlarımı sunmak istiyorum.

Onlar, bu meşakkatli görevi talep ederken bile memleket sathına yayılmış tüm şubeleri ziyaretle, camiamıza koyacakları katkı ve projelerini sabırla anlatarak kıymetli eşleri ve aileleri ile birlikte büyük bir özveride bulunuyor ama daha da önemlisi bunu çok daha büyük bir özveriye aday olmak adına yapıyorlar. Memleket demokrasinin olmazsa olmazı çatımızı tahkim için yola çıkan, meslektaş dayanışması bilinci içinde hareket ederek hepimize örnek olan tüm adaylarımıza selam olsun.

Sağ olsunlar, var olsunlar.                 

Yazıyı burada bitirirken hem camia ve adaylarımızdan beklentilerimizi, yapıcı önerilerimizi açıklıkla ortaya koyarak sürdürme niyetimizi belirtmek isterim.  

- Mustafa C. Sadakoğlu -

 SÜRECEK...

[1] Andığım tarihten çok kısa bir süre önce bir haber dergisinin yaptığı “deneysel-haber” aslında her şeyin trajikomik bir özetiydi. Ferhan Şensoy’un tiyatro grubu Ortaoyuncuları tarafından sahneye konan “İçinden Tramvay Geçen Şarkı”  adlı oyununda kullanılan Nazi SS Subaylarına ait kıyafetleri giyen tiyatro oyuncuları İstanbul’un kalbi İstiklal Caddesi’ne ve Eminönü Meydanı’na gitmiş, yoldan geçen sıradan vatandaşlara kimlik kontrolü yapmış, bununla da yetinmeyerek kimlik kontrolü için bekleyen kalabalığa “Çök-Kalk” komutları bile vermişti. Belki şimdi garip gelebilir ama ne nazi üniformaları içindeki adamlara ne de “devlet görevlisi” ciddiyeti telkin eden trençkotlu asık suratlı tiyatro oyuncularının verdiği emirlere bir kişi bile karşı gelmemiş; “Siz kimsiniz kardeşim?” diye sormamıştı.  

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 2747 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile