All for Joomla All for Webmasters
Cuma, 23 Haziran 2017 18:24

Askerin Ekmeği

Öğeyi Oyla
(17 oy)

İlki 23 Mayıs 2017 günü olmak üzere Manisa I. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda nükseden zehirlenme olayları 15 Temmuz 2016 sonrası Kanun Hükmünde Kararnameler (bundan sonra metin içinde KHK olarak anılacak) ile yeniden düzenlenen “asker-sivil” ilişkileri bağlamında idari ve hizmetler başlığı altında değerlendirilebilecek yönetim sürecinin işletilmesinde gerek sorun tespiti gerekse önleyici tedbirler bakımından büyük sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha gösterdi. Ancak önce kısa bir hatırlatma; ne bu yazı ne de yazıcısı, ordu iaşe sistemi ve kazandan beslenen Eratın kalori hesabı filan hakkında aforizmalar üflemek hadsizliğine girmek niyetinde değil asla. Ama Er Hüsnü Özel’in vefatı ile sonuçlanan başta Manisa, Diyarbakır ve Kıbrıs’ta bulunan askeri birliklerde eş zamanlı olarak görülen bir dizi zehirlenme olayının hem TSK’ya hem de memlekete nelere mal olacağı hususunda söyleyeceklerini, hem hayatını kaybeden genç kardeşimizin aziz hatırasına hem de eski bir asker olarak memleketine karşı ödenmesi gereken bir namus borcu bilinciyle kaleme alındı. 

Celp takvimine göre değişmekle birlikte yılın belirli dönemlerinde altı bin kadar acemi Er’in temel askerlik eğitimi aldığı bir tugayda görülen zincirleme zehirlenme vakaları 15 Temmuz sonrası KHK eliyle yürürlüğe sokulan emir-komuta zincirinde yapılan değişikliklerden ziyade “insan hayatı ve insanın yaşama hakkının” kutsallığı anlayışı üzerinden değerlendirildiğinde ancak anlamlı olacaktır. Bu yazının iddia ve arzusu odur ki; insanı, insan hayatını yaşarken yüceltmek yerine ölümden sonra kutsamayı alışkanlık haline getirmiş hamasi siyaset ahlakının bir türlü anlamak istemediği o gerçeği anımsatabilmek. Ve en yalın haliyle o gerçek; şehit olmadan önce yazdığı vasiyetinde “yaşarken bana değer vermeyenler, öldüğümde arkamdan kahramanlık menkıbeleri düzmesin” minvalinde meseleyi özetleyen bir Uzman Çavuş kardeşimizin tek cümlesinde saklı. 

O cümlenin öğrettiği vicdan vurgusunu akılda tutarak, devleti yönetenlerden beklediğimiz entelektüel akla olan (giderek artan) ihtiyacı bir nebze olsun gidermesi umuduyla devam edelim. 

“Borsch (Borş) Çorbası İsyanı”

20. yüzyılın başında üç imparatorluk, zamanın ruhuna direnen üç devasa imparatorluk dünya siyasetinden çekilmelerinin müsebbibi olacağından habersiz en çok ordularına güveniyorlardı. Avrupa’nın kalbindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu yöneten Habsburg Hanedanı, Asya’nın uçsuz bucaksız steplerini yöneten Rus Romanov Hanedanı ve elbette son iki asır boyunca gücü ve egemenlik alanı daralmış olsa da Osmanoğulları Hanedanınca idare edilen Osmanlı İmparatorluğu. Monarşi ordularında görmeye alışık olduğumuz türden toplumsal statünün göstergesi olarak her üç imparatorluk ordusunda da görev alabilmek ve yükselebilmek için bireysel yetenekten daha fazla kan bağı ile merkezi ya da yerel aristokrasiye bir şekilde eklemlenmek şarttı. Dünyanın gördüğü ilk büyük savaşa farklı ittifaklar içinde ama aynı iştahla girmelerinin nedeniyse ordularına duydukları benzer güvenden kaynaklanıyordu. Ama savaş bittiğinde sadece üç imparatorluk değil her üç hanedanın da artık esamesi okunmayacaktı.  

Diğer imparatorluk monarşileri içinde istisnai bir geçmişe sahip olan Rus Romanov Hanedanı, yönettiği ülke ve çok güvendiği donanmada (1905 yılında) yaşanan bir dizi isyanı daha akılcı analiz edebilseydi on beş yıl sonra başına gelecekleri daha hafif hasarla atlatabilirdi belki. 

Rus monarşisine yönelik giderek artan muhalefet 19. yüzyılın son çeyreğine varan uzunca bir geçmişe sahip olsa da toplumsal desteği pek yoktu. Rus üniversitelerinde örgütlenen bir gençlik hareketi olan Narodnikler’in müsebbibi olduğu bir dizi suikast ile beliren kör terörün toplumsal zeminde karşılık bulması ve yaygın bir halk isyanına dönüşmesi için ihtiyaç duyulan savaş, ekonomik daralma, yoksulluk ve artan siyasal baskıysa çok geçmeden ufukta belirdi. Çar Nikola ile akıl hocası generallerin Pasifik hâkimiyeti için sahaya sürdükleri en büyük ihraç kalemi olan Rus Ordusu, Japonya ile çatışmaya (1904–05 Rus-Japon Savaşı) girer girmez dizge tamamlandı ve çöküş süreci başlamış oldu. Aslında mesele basitçe Rusya ile Japonya arasında sömürge kapma yarışıydı. Ve Japon Ordusu 8–9 Şubat 1904 gecesi ani bir saldırıyla Port Arthur’da bulunan Rus Donanmasını deyim yerindeyse yok ederek, Rusya’nın Uzakdoğu’daki varlığına ezici bir galibiyet ile son verdi. Ülke içinde politik konumunu güçlendirmek için savaşa bel bağlayan zavallı Çar ile generallerinin hesabı tutmadı ve dahası bu kez de kaybettikleri yüz bin asker ile yok edilmiş donanmanın iç karartan hesabı nedeniyle ülke içindeki siyasal pozisyonları bakımından geri dönülmez bir yola girmiş oldular. 

Yukarıda nedeni basitçe izah etmeye çalışılan 1905 yılı tam da bu minvalde gelişen ve Rusya’da o güne kadar görülmemiş derecede geniş katılımlı toplumsal muhalefetin zirve yaptığı isyanlar dönemi olarak bilinir. Peder Gapon adlı aslında monarşi değerlerine sıkı sıkıya bağlı bir Ortodoks din adamının arkasında saf tutanların oluşturduğu ve Çar’ın yazlık sarayına yürümek suretiyle istida (basit istekleri vardı) sunmak isteyenlere yapılan vahşi katliam, işlerin daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oldu.  

Potemkin Zırhlısı

Çar’ın Karadeniz Donanması’nın göz bebeği Potemkin Zırhlısı’nda tam da Gapon olayı sonrası yaşanan basit bir yemek meselesi yüzünden işler çığırından çıkıverdi. Gemide subaylar ile Er’at arasında kalınca çizgilerle ayrım gelenekseldi. Ancak yine geleneksel bir yemek olan Borş çorbasına talim ettirilen mürettebat çok geçmeden kendilerinden farklı (elbette daha zengin) menü ile beslenen gemi subaylarına karşı homurdanmaya başladı. Mürettebat tarafından dile getirilen kurtlanmış et ile iaşe edilmeleri ve benzeri haklı taleplerin subaylarca aşırı güç kullanılarak (buna kırbaç ve kurşuna dizme dâhil) bastırılması nedeniyle işler büyüdü ve koca gemide isyan başladı. Gemi komutanı amiral ve subayların derdest edilmesi ve gemi yönetiminin tamamen mürettebatın eline geçmesiyle sonuçlanan basit bir ihmal ve sonucu öngörülemeyen baskıcı yönetim anlayışı Karadeniz donanmasını felce uğratarak büyük bir ülke genelinde monarşiye karşı büyük bir öfke ve güven bunalımı yaratmakta gecikmedi. 

Potemkin Zırhlısı’nı ele geçiren öfkeli mürettebatın denize açılarak Odessa Limanı’na demirlemesiyle birlikte liman ağzına toplanan kalabalıklar da gemide başlayan isyan dalgasına destek verdi hatta bizzat katıldı. Çok geçmeden Potemkin’i teslim alması için gönderilen ve gerekirse gemiyi batırma yetkisi verilen diğer donanma gemilerinin verilen kat’i emre rağmen Potemkin’e ateş etmeyi reddetmesi, geleneksel katı disiplini ile bilinen Çarlık Ordusu’nun yavaş yavaş çözülmesinin başlangıcı oldu. 

Ünlü Sovyet yönetmen Sergey Ayzenştayn’ın 1925 yapımı sessiz filminde hikâyesi anlatılan “Potemkin Zırhlısı” isyanı;  askıda kurtlanmış eti gemi tabip subayına gösteren mürettebata, insan hayatına değer vermeyen anlayışın “deniz suyuyla yıkanırsa geçer, yiyebilirsiniz”  şeklinde verdiği aşağılayıcı cevabı ile başlar. Bozuk etin tedarikçisi ahlaksız tüccar ile o bozuk eti mürettebatına handiyse zorla yedirmeye kalkışan amiral arasındaki pek bilindik çıkar ilişkisi, Manisa hastanelerinde tedavi sırası bekleyen bozuk yemekten zehirlenmiş gencecik erlerin kurbanı oldukları benzer ticari ittifaklardan kaynaklanıyor.  

potemkin 1 potemkin 2 potemkin 3

Hastane koridorlarındaki perişan halleri bir yana kameraya konuşan bir askerin “konuştuğumuz için dayak yiyeceğiz, bize verilen yemek neden komutanlara verilmiyor” şeklindeki serzenişini vicdan sahibi herkes gibi ben de dehşet içinde dinledim. Böyle bir dönemde hiçbir meslektaşımın, talim öğretmeni uzman çavuşların hatta o birliklerde görevli subayların, bedelli parası olmadığı için askere gelmiş o çocuklara dayak bir yana ilişmiş olabileceklerini bile düşünmek istemiyorum. Zira “zehirlenmeler psikolojik, yeraltı sularına bakıyoruz, sıcaklardan kaynaklanabilir” gibi hedef şaşırtmalar hatta komplolardan bahisle bu kadar açık bir gerçeği dile getirmekten bile korkan etkili-yetkililerin akıldışı yaklaşımlarıyla yeterince çığırından çıkmış bir mesele ancak dayakla, baskıyla ve zulümle daha da kötü bir seviyeye getirilebilir.

manisa 1 manisa 2

Son Söz

On bir ay boyunca yayımlanan bir dizi KHK ile idari, eğitim, sağlık ve sosyal alanda yeniden organize edilmeye, biçim verilmeye çalışılan bir ordunun 15 Temmuz Hain Kalkışması nedeniyle aldığı yaraları sarmadan bir büyük acele ile dönüştürülmesinin sancıları bunlar elbette. Elbette alınan kararların bünyeye oturması ve kurumsal reflekslerin yerleşmesi için daha uzun ve geniş bir zaman dilimine ihtiyaç vardı, kabul. Bunlara şüphe yok. Ancak askerlerin de insan olduğu, onların da yaşam hakkının kutsal ve korunması gerektiği, yaşadıkları sürece insanca bir yaşama (tüm yurttaşlar kadar) sahip olmaları için çaba gösterilmesi gerektiği göz ardı edilerek, meseleyi politik zaviyeden peşinen “doğru ya da yanlış” olarak nitelendirmek, insana dokunan yanlarını görmezden gelmek en büyük hatada ısrardan başka bir şey olmayacaktır.  

Adresi Belli Açık Not

Geppetto Usta yapamadıklarını yapsın, söyleyemediklerini söylesin diye bir tahta parçasını oyup, kazıyıp kendine Pinokyo’yu yarattı. Gepetto’nun en büyük yanılgısı, iplerini tuttuğu Pinokyo’yu sahneye sürüp, perde gerisinde görünmez kalacağını zannederek zavallı kuklanın kulağına fısıldadığı yalanlar, iftiralar ile günahsız insanları sosyal linçe maruz bırakacağını, kendi günahlarının zavallı kuklanın hanesine yazılacağını zannetti. Çünkü Gepetto, düz olarak yarattığı kuklanın şirretliği ile bile kıyas kabul etmez bir seviyede korkak olduğu için bunlara tevessül etti. Sevgili meslektaşım, ağabeyim Halil Ergenli’ye yapılan saldırıları bu minvalde okuyorum.  Yüzüne, yüzümüze karşı söyleyemeyeceği, söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri perde gerisinden klarneti ile sufle edenleri de, kimlere hizmet ettikleri çok iyi bilinen fiyakalı sıfatlarının arkasına saklananları da hayatlarında bir kez olsun bir parça cesur olmaya davet ediyorum.  

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4824 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile