All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 21 Kasım 2016 17:00

TBMM FETÖ Komisyonundan Notlar-11

Öğeyi Oyla
(0 oy)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederiz Sayın Başbuğ.

Gerçekten dikkatle dinledik. Konumuzla ilgili aydınlatıcı, tarih, zaman, kimi zaman da şahıs olmak üzere çok önemli bilgiler verdiniz. Tabii ki, temel amacı sizin de ifade ettiğiniz gibi, Fetullahçı terör örgütünün faaliyetlerini tüm yönleriyle araştırmakla görevli Komisyonumuza ışık tutacak değerlendirmelerdi diye düşünüyorum. Bilhassa merhum Halil İnalcık’ın sözlerine atfen de bağlayıcı olarak bitirirken son değerlendirmenizde “Mutlaka nedenlere takılmadan, FETÖ’yle mücadele öncelenmeli. Çok büyük bir örgüt ve tehlike hâlâ devam ediyor.” işaretinde bulundunuz. Tabii çok şey ifade ettiniz, uzlaşmaya dikkat çektiniz. “Bağnazlıklar, fanatik değerlendirmelerden de uzak kalmalı.” dediniz. Gerçekten her biri diğerinden değerli açıklamalardı diye düşünüyorum. Özellikle de detaylı olarak iki saatlik bir sunum yaptınız, belki de sorulacak pek çok soruya da peşinen cevap vermiş oldunuz, insicam da bozulmadan bunu takdim ettiniz.

Ben Komisyonumuz adına teşekkür ederken bir hususu ifade etmek isterim, o da şu: Ümit ediyoruz, bu “Camileri bombalayacaklar.” Diyerek kumpas davalarını ortaya koyan, o gün itibarıyla “Fetullahçı”, bugün “FETÖ” dediğimiz bu örgütün elemanlarının bu yüce Meclisi bombalamış olmaları karşısındaki bir hakikate “Biz de fark edemedik bu kadarını yapabileceklerini.” dediniz, hakikaten bu Meclisi bombaladılar. Ama bu Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında toplanan farklı siyasi partilerimiz bir araya geldiler ve kendi siyasi değerlendirmelerini her siyasi parti bir tarafa bırakarak, Fetullahçı terör örgütünün darbe girişiminin püskürtülmesi anından başlayarak, bunun araştırılmasında da bir uzlaşma kültürüyle, ruhuyla bir araya gelindi, 4 siyasi partimizin ortak önergesiyle bu Komisyonumuz kuruldu, ki bunu tarihe not düşme bakımından, sizin konuşmalarınızla bağlantılı bağlamda burada ifade etmek istiyorum. Farklı görüşlere elbette ki demokratik siyasi yaşam içinde saygı duyulur beğenmesek, kabul etmesek de ama hiçbir zaman darbeyi meşru göremeyiz, silahlı tehdidi, bombalamayı meşru göremeyiz.

Bu aşamada hakikaten hem tespitleriniz açısından ben -tabii ki tutanaklara tamamı geçti bu tarihi bir süreçte ama- çok önemli noktaları not almaya da çalıştım. Yani buradan bir tespitimi ifade edip ondan sonra sorusu olan arkadaşlarımız varsa ben onlara söz vermek istiyorum sırasıyla. Yani “1970’li yıllar olayın başlangıcıdır.” tespitiniz çok önemli ve “Gelmiş geçmiş bütün siyasetçiler bu konuda bir türlü FETÖ’yü -yani o günkü adıyla Fetullahçı veya tabir neyse- anlamadılar, yanlış değerlendirdiler ve destek verdiler.” değerlendirmeniz çok önemliydi. Hatta olaylar gelip sizin Genelkurmay Başkanı olarak tutuklanma sürecinize dayandığında, gerçekten önceden bazı uyarılarınıza “Bu kadar büyütmeyin." şeklinde Sayın Başbakanımızın cevap vermesine rağmen, o zaman sizin tutuklanmanız karşısında çok yanlış olduğuna, bu tutuklu yargılamanın asla desteklenmemesine, tutuksuz yargılamaların esas alınmasına Sayın Başbakan da destek veren bir açıklama yaptı. Siz de daha sonra o talihsiz kumpas olayından sonra cezaevinden yaptığınız açıklamada da bu destek niteliğindeki açıklamaya teşekkür ettiniz; gelmeden yaptığımız çalışmada, kayıtlarda onu gördük. Ama öyle görünüyor ki, bu Fetullahçı terör örgütü, hani “Sayın İlker Başbuğ sızmış.” demiş ya suçlamada, sızma temel politikalarıymış, geçmişten beri bu sızmayı her zamana, zemine, ideolojiye, farklı siyasi partilere göre kendilerince iyi başarmışlar ve sızmayı sağlamışlar, o görünüyor. Ama, sonuç olarak, bu örgütle topyekûn uzlaşma içinde mücadele etmemiz gerektiği de önemli.

Kusura bakmayın, ben çok dikkatli dinledim ve böyle bir özet değerlendirme yapmayı da –tabii ki iki saatlik bir konuşmayı üç cümleyle değerlendirmek mümkün değil- önemli gördüğüm için ifade ettim.

Gerçi, hakikaten dört başı mamur bir açıklama yaptınız -ama buna rağmen tam iki saat bir zamanımız oldu- teşekkür ediyorum. Şimdi sırasıyla arkadaşlarımıza -zaman ve detaylı anlatımı da dikkate alarak, kusura bakmayın böyle bir açıklamayı da yapıyorum, müdahale olarak görmeyin arkadaşlar- sözleri veriyorum.

İlk olarak Aytun Çıray Bey, buyurun efendim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Genelkurmay Başkanım, size “Hocam” diye hitap etmiyorum devlet terbiye gereği, “Sayın Genelkurmay Başkanım” ya da “Paşam” diye hitap edeceğim izninizle.

Paşam, konuşmanızı dikkatle dinledik. Esasen, sadece bu konuşma bile bu Komisyonun kurulmasının ne kadar önemli olduğunu gösteren bir konuşmaydı. Tarihe notlar düştünüz. Sizden önce gelen değerli genelkurmay eski başkanları da bu kadar çerçevesi geniş, tespitleri açık ve net olan bir konuşma yapmasalar da burada yaptıkları konuşmalarla çok önemli konulara açıklık getirdiler.

2010’dan bu yana, sizin Genelkurmay Başkanlığını bırakmanızdan bu yana altı yıl geçti. Bırakın bir insan ömrünü, bu altı yıl sonra sizi yargılamaya çalışanların yargılandığına şahit oluyoruz. İnşallah bir altı yıl içinde de onlarla iş birliği yapanların da yargılandığını göreceğiz. Bir kısa insan ömrüne bu kadar olayın sığması herhâlde ancak Türkiye gibi dinamik bir ülkede olabilir.

Şimdi, notlara madem bir not düşüldü… Bir şeyden söz ettiniz. Ben bir Tıp Doktoruyum. Teşhislerin yanlış konması hâlinde tedavilerin ölümcül olduğunu bilirim. Dolayısıyla Türkiye'yi buraya getiren, belli bir dönem ve zaman zaman… Hani, çok eskilere gidersek, bu, işi Komisyona havale etmek olur yani gidip de “1970’leri, 1960’ları konuşalım.” derseniz bu işin içinden çıkamazsınız, zaten şartlar da çok farklı ama bu yakın dönemimize baktığımızda, 2002’den itibaren konulan teşhis hatası, bu “FETÖ” denen terör örgütünün bu noktaya gelmesinin en önemli nedenidir. 2004 yılındaki MGK’nın tavsiye kararından sonra, zamanın Başbakanlık Müsteşarı bu teşhis hatasını şöyle dillendiriyor: “Bu karar Başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu Başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı 2004 MGK kararını dosyasına kaldırmaya karar verdik. Hukuki sorumluluğu ben aldım, siyasi sorumluluğu Başbakan aldı.” Çiziyorum altını, bu bir teşhis hatasıdır.

Sonra burada çeşitli misafirlerimizi dinlerken önemli misafirlerimizden birisi de bir döneme tanıklık eden, hatta gazetecilik görevi dışında FETÖ’yle siyasiler arasında ara buluculuk da yapan Fehmi Koru’ydu. Fehmi Koru o anlatımında şunu söyledi: “MİT Müsteşarı Fetullah Gülen’e 2 defa gitti, Dışişleri Bakanı ve sonra da Başbakan olan Davutoğlu da 1 defa gitti benim bildiğim.” Bunun üzerine bu Komisyonun üyesi olan Değerli Milletvekili Mithat Bey sordu, “Bu ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?” dedi. Fehmi Koru “yol arkadaşlığı” diye yorumladı. 

Sayın Genelkurmay Başkanımız ve değerli arkadaşlar, bütün bunları söylemekteki maksadım bir siyasi muhalefet yapmak değil. Teşhisin hâlâ doğru konmadığını gördüğüm için söylüyorum. 2 tane şey söyleyeyim size. 

Sayın Başbakanın "byLock’ta siyasiler yoktur.” demesiyle, “Ergenekon ve Balyoz davaları devam edecek.” demesiyle yine bir teşhis hatasına girildiğini ve bir felaketin habercisi olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, bu tespitleri yapmayı bu tarihî Komisyonda bir borç bildim sizin konuşmanızdan sonra.

Şimdi bir kısa sorum da var. Geride bıraktığımız on dört yıla ilişkin değerlendirmeleriniz gerçek entelektüel kişiliğinizi yansıtıyor. Askerlikle bilgeliğin böylesine sentezlenmiş olması bizi gururlandırdı bir Genelkurmay Başkanımızın bu seviyede olması açısından.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – 2004 Ağustosundaki millî güvenlik bildirisi, sizin 14 Nisan 2009 harp akademilerinde yaptığınız tarihî konuşma, 29 Nisan 2009’daki basın toplatınız, Sayın Işık Koşaner döneminde kendisinin ve diğer kuvvet komutanlarının, Sayın Necdet Özel hariç, 2011 YAŞ kararları öncesinde toplu istifaları gerektiği gibi değerlendirilebilseydi 15 Temmuz felaketi yaşanır mıydı? Size göre, siyasi iktidar bu uyarıları o dönemde neden ciddiye almadı? Tam tersine, onları niçin tamamen farklı bir şekilde değerlendirdi?

Siz, dönemin Başbakanı, günümüz Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir noktadan itibaren tehdidin büyüklüğünü gördüğünü ve gerçekten mücadeleye başladığını düşünüyorsunuz ama bu mücadeleyi aslında yalnız olduğunu belirtiyorsunuz ki ben de sizinle bu konuda hemfikirim, bunu da söyleyeyim. Peki, Sayın Erdoğan neden tehlikeyi bu dönemde geç gördü? Bunda cemaatle mi yoksa Sayın Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarlarıyla ilgili unsurlar mı belirleyici oldu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aytun Bey.

Buyurun Sayın Başbuğ.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – İlk önce, benimle ilgili söylediğiniz güzel sözlere teşekkür ederim. Burada bunları duymak, tabii, bizim için ayrı bir mutluluk. Şimdi, ben bu süreci… Elbette bu Fetullah Gülen’in, cemaatin oluşumunda 1970’lerden başlayıp 14 Temmuz 2016’ya kadar yaşadığımız bir süreç var. Bu doğrudur, burada tabii ki çok, gelmiş geçmiş siyasetçilerin, belki hepimizin, bütün toplumun, hepimizin belirli boyutlarda hataları, yanlışları da vardır. Şu değerlendirmenize tabii katılmamam mümkün değil: Esas Fetullah Gülen cemaatinin veyahut FETÖ terör örgütünün devlet içindeki güçlendiği döneme bakarsak, bu bir gerçektir, “2002 -2012” diyorum. Ben 2012 yılını milat olarak alıyorum, bazıları “2014” diyor, olabilir. Esas güçlendiği dönemin bu olduğu bir gerçek ve bugün, dün size burada ifade veren Emniyet Genel Müdürü diyor ki: “Ben görevi aldığım zaman 64 emniyet müdürü FETÖ’cüydü.” Bu çok vahim bir şey yani nasıl bu devleti… Biz o zaman ne yaptık yani? “Görevi aldığım zaman -yanlış hatırlamıyorsam- 64 vilayetin emniyet müdürü FETÖ’cüydü.” diyor.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sonra 74’e çıktı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – O zaman, kardeşim, ne yaptınız ya! Bizim elimizde böyle bir bilgi olsaydı, 64 kişinin bilgisi olsaydı biz onları yakasından tutar Silahlı Kuvvetlerden atardık. Bize verilmedi benim dönemimde. Biz atardık. Şimdi bunu nasıl izah edeceğiz?

Geçmiş döneme bakıyoruz, yazanlar, çizenlerin -ki ben bu arada Hanefi Avcı ile Sabri Uzun’un söylediklerine itibar ederim, dikkate alırım – şimdi yazdıkları diyor ki: “2007’de Fetullah terör örgütü Emniyeti tamamen ele geçirmişti.” Şimdi, gerçekler var, bunlar yok diyemeyiz. Dolayısıyla, evet, bu Fetullah terör örgütünün özellikle devlet bürokrasisinde, nerede Emniyette, yargıda, askeriyede de var ama askeriyedeki resmi hiç göremedik. Ne zaman? Ben, 2010 30 Ağustos’a kadar göremedim. Ha, 30 Ağustos 2010 -14 Temmuz 2016’da ne oldu, ne kadar görüldü, kimle ne yaptı; bilmem, bilemiyorum. Onu ben de sizler gibi basından takip ediyorum. O konunun üzerinde herhâlde durursunuz, o sürecin. 2010’dan, bizden sonraki süreçte hakikaten ne kadar bilgi verildi, ne oldu, kiminle ne yaptı; o konu ayrı bir konu. Dolayısıyla, tabii ki Fetullah terör örgütünün güçlendiği dönem ilk 2000’li yıllardan özellikle 2012’ye kadar ben getiriyorum. Benim değerlendirmem o ama dediğim gibi, bazıları 2014’e kadar getiriyorlar, ona da saygı gösteriyorum.

Bu kişisel değerlendirmemdir -katılan olur, katılmayın olur, ben inandığını söyleyen birisiyim, ben siyasi partiler üstüyüm, devlet adamı niteliğim var, doğru bildiğimi, doğru tespitlerimi söylerim, katılan olur, katılmayan olur- ben olayı şöyle değerlendirdim: 2002-14 Temmuz 2016’yı üç sürece ayırdım. Ben öyle düşünüyorum.

Birinci süreç, 2002-2007 süreci. Bu süreçte, AK PARTİ siyasi iktidar olmuştur, bürokrasi ihtiyacı vardır, bürokraside, evet, Fetullah Gülen –o zamanki Cemaat diyelim- Cemaatinin bürokrasisine dayanmıştı ağırlıklı olarak. Bu bir gerçektir. Bunu yadsıyamayız.

İki, bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleriyle pek çatışma ortamına girilmesinden kaçınılmıştır, benim tespitim budur, 2007’ye kadar. 2007 Türk siyasi tarihinin dönüm yılıdır, dönüm noktasıdır, kavşağıdır. Şimdi, 2007’de neler oldu diye konuşursak iki saat anlatabilirim bunu size, 2007’de neler oldu diye. Zaten onu anlamak lazım ama tabii ki gerek yok. 2007 dönüm noktasıdır, kırılma noktasıdır. Neden? 2007’den sonra, ben, siyasi iktidarın Fetullah Gülen Cemaatiyle tam ittifak hâline girdiği, beraber hareket ettiği, tam, artı Silahlı Kuvvetlere karşı yürütülen komplolara da destek verdiği dönem olarak görüyorum. Bunu ifademde de… Zaten olayları anlattım, olaylardan bakarsanız, samimi olarak söylemem gerekirse o süreçte bazı konularda -eğer dikkatle dinlediyseniz- destek aldığımız durumlar da var, destek almadığımız durumlar da var. Çoğunluk ne? Destek almadığımızdır.

Ama benim sürecim, evet, iktidarla Fetullah Gülen Cemaatinin tam ittifak dönemidir ve Silahlı Kuvvetlere karşı komploların ağırlıklı olarak yürütüldüğü dönemdir. Bunun siyasi sorumluluğu olmalı mı? Bence olmalı siyasi sorumluluğu. Siyasi sorumluluk da eğer yanlış gördüyse halk seçimle bunu tayin eder, demokrasi bunu gerektiriyor. Hukuki delil varsa o ayrı konu, somut delili koyarsınız, o zaman belki bunun bir adli sorumluluğu da olabilir ama delil olmadan bunları ortaya getirmek bence pek doğru değil ama siyasi sorumluluk olduğu açık, aşikâr.

Bana göre kırılma noktası 2011’dir. Ben öyle değerlendiriyorum. Nedir 2011? Genel seçimlerdir. Genel seçimlerde bu cemaatin iktidar partisinden ciddi rakamda milletvekili adaylığı istediği yazıldı, çizildi, çok kimse bunu yazdı, çizdi ve kırılma buradan başlamıştır, benim düşüncem. Sonra 2012 yılına geliyoruz. 2012 yılında benim alınmam var. Benim alınmam bir denemedir, testtir. Bunu böyle değerlendiriyorum ben. Bakalım, toplam ne tepki gösterecek? Siyasi iktidar ne tepki gösterecek? Bir denemedir, bir testtir. Ben 5 Ocak-6 Ocak işte, benim akabimde, bakıldı ki fazla tepki, bir şey yok, “Ha, iyi, bak, bir Genelkurmay Başbakanı alıyoruz, oh ne güzel, toplum da pek tepki göstermedi, kendi kurumu da tepki göstermedi, iyi o zaman, çekineceğim bir nokta yok, çıtayı biraz daha yükseltelim.” MİT Müsteşarı… MİT Müsteşarı olayına geldiği zaman, Sayın Başbakan olayın vahametini anladı. Eğer MİT Müsteşarına da müsaade etseydi, benim kanaatim o ki, üçüncü hedef kendisiydi, ondan sonraki hedef. Orada, 2012 Şubatında müdahale edilerek süreç bir noktada engellenmeye çalışıldı. Savaş başladı, bana göre. 2012’de başladı savaş. Kiminle? Siyasi iktidar ile FETÖ ya da Fetullah Gülen Cemaati. Bazıları, 2012 değil de 2014 diyorlar yani 17-25 2013, 2014 yılı, olabilir, ona da saygı gösteririm. İster 2012 deyin isterseniz 2014 deyin, ne derseniz deyin, bu süreç nereye kadar geliyor? 14 Temmuz 2016’ya kadar geliyor. Bu süreçte, baktığımız zaman, evet, Sayın Cumhurbaşkanının bu Fetullah terör örgütüne karşı ciddi şekilde mücadele ettiğini görüyoruz. Efendim, şu nedenle, bu nedenle. Bakın, o nedenler haksız sorular değil ama ben siyasi bir konuya girmek istemediğim için, zaten girmem konuya artı sonuçlar mı önemli diğer şeyler mi önemli? Şimdi, ben sonuca odaklanmanın önemsenmesi gerektiğini düşündüğüm için diyorum ki…

Evet, bir yerde söyledim, bazıları da “Nasıl bunu söyledin?” Söyledim, evet, ben dedim ki: “Bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanı tek başına mücadele etti.” 

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Gerekçelerimiz farklı olsa dahi mücadele etti.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Evet, tek başına mücadele etti. Ben o görüşteyim. Tek başına mücadele eden başka birisi daha var aslında, yeri gelmişken söyleyeyim o zaman. 2008-2010’da da ben tek başıma mücadele ettim, bunu da söylemek durumundayım yani 2008 -2010 döneminde de tek başına mücadele eden benim. Ben de tek başına mücadele edenlerden beli bir tanesiyim.

BAŞKAN – Konuşmanızda da onu ifade ettiniz zaten.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Evet. Bu süreçte, ben o dönemlerin Başbakanı, bugünün Sayın Cumhurbaşkanının tek başına kararlı şekilde mücadele ettiğini düşünüyorum. Hatta, daha ileri giderek şunu da söylüyorum: Eğer -2014’ten alın, 2012’den alın- herkes, Sayın Cumhurbaşkanının bu mücadelesine ayak uydursaydı 15 Temmuza gelir miydik, gelmez miydik?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Diğer soruyla devam edelim. Emine Nur Günay Hanım, buyurun.

EMİNE NUR GÜNAY (Eskişehir) – Sayın Genelkurmay Başkanım, hoş geldiniz. Öncelikle teşekkür ediyorum, gerçekten sizin de söylediğiniz gibi 15 Temmuza kadar gelen süreçte, kırk altı, elli yıllık bir süreci neden, niçin, nasıl ve ne yapılabilir çerçevesinde bize çok güzel bir formatta özetlediniz. Bizim için çok değerli bilgiler… 

Ben, sizin Ahmet Hakan’la yaptığınız bir programda darbenin arkasında üç grup olduğunu dile getirdiğinizi hatırlıyorum. Benim çok ilgimi çekmişti. Bu da gerçekten çok güzel bir boyutu sergiliyor bundan sonraki süreci bizim değerlendirmemiz açısından. Bu üç grubu açabilir misiniz? “İlk grup kalkışmayı planlayanlar, yönetenler, ikinci grup anında yapması gerekenleri yapmayanlar, üçüncü grup da aslında Cemaatçi olmayıp bundan bir şekilde istifade etmek isteyenler.” dediniz. Eğer bu grupları biraz açarsanız bundan sonraki süreci yönetmemiz, incelememiz açısından bizim için çok değerli olacaktır. Bir de bu gruplar içinden, bu tanımladığınız gruplar içinden tanıdığınız kişiler var mı?

Çok teşekkür ederim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben teşekkür ederim.

Bu 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle tutuklananları bilmiyorum rakam kaç, nereye ulaştı, ben şu anda net bilmiyorum, asker ve sivil olarak. 

Benim 1 Ağustos 2016’da o söyleşide söylediğim şu, o gün de aynı şeyi söyledim, bugün de aynı noktadayım: Bugün, 15 Temmuz darbe girişimi, kalkışması nedeniyle tutuklanan ve cezaevine konulanların -askerî personel için tabii ben bu değerlendirmeyi yapabilirim- ben hepsinin Fetullah Gülen terör örgütü mensubu olduğuna inanmıyorum, değerlendirmiyorum, hepsi olamaz. O zaman, peki, kim bunlar? Şöyle dedim: Bir, evet, bu 15 Temmuz darbe girişimini planlayan, organize eden, uygulamada baş rolü oynayan yani bu işin ana omurgası kesinlikle Fetullah Gülen terör örgütüne mensup Silahlı Kuvvetler personelidir, ana omurga. Bunda bir tereddüdüm yok ama isim bazında kimdir, nedir, ben bilemem, onu yargı ortaya koyacak. Kimseyi de burada suçlayamayız. Bu, her şeyden evvel bizim bağırdığımız masumiyet karinesine biz aykırı hareket edemeyiz, şu anda yargı sürecinde. Birinci grup bu. Belki de büyük bir miktarı da olabilir, bilemiyorum ama ana omurga budur, doğrudur. 

İkinci grup, söylediğim şudur: Evet, o akşam, o gece yaşanan olaylarda anında reaksiyon göstermeyen, geç kalan, biraz tereddütlü davrananlar da olabilir ama bu, onların Fetullah terör örgütü mensubu olduğu anlamına gelmez, ikinci grup. Birisinin isminden bahsettik, Adem Huduti, sorduğunuz için söylüyorum, benim yakinen tanıdığım bir arkadaşım. Ben Adem Huditi’nin, bilmiyorum, değerlendirmiyorum yani Fetullah terör örgütü mensubu olduğunu pek aklım almıyor, bilemiyorum. İkinci grup bu.

Üçüncü grup, olayların farkında olmadan -bunlar genç gruplar, genç çocuklar- emir-komuta içinde emir aldığını zanneden çünkü bir noktada…

Diyeceksiniz ki: “Kanunsuz emir yapılmaz.” Doğru ama siz o olayları yaşamadınız, biz o olayları yaşayan birisiyiz. Merak ederseniz, bu “15 Temmuz Öncesi ve Sonrası”nı okuyun. Ben, onu özellikle koydum, 22 Şubat olayını da yaşadım, 21 Mayısı da yaşadım. Bu toplum psikolojisini siz dışarıdan şey yapamazsınız, ayrı bir olay. Emir almıştır tabur komutanından, çocuk sorgulamamıştır, olayı bilmemiştir, bilmeden gitmiştir. Televizyonda olan askeri hatırlayın, gitti, televizyonda olayı gördü, çocuğun yüzünü hatırlıyor musunuz, yüzünü gördünüz mü, şaşırdı çocuk. Belki çocuğu dediler ki: “Evladım -terörle yaşıyoruz, çok rahat yani o kadar da güzel argüman var ki- bir yere terör saldırısı olacak, şu olacak bu olacak, onu emniyete almak için gidiyoruz.” Ne bilsin bunu asker? Ne bilsin askerî lise öğrencisi? Bilemez bunları, yorumlayamaz. Bu grup, hakikaten olayı hiç anlamadan, farkına varmadan, emir-komuta zinciri içinde olduğunu, emir aldığını düşünen, hatta biraz evvel de ifade ettim, aldatılan “Tatbikata gidiyoruz, vesaireye gidiyoruz.” denilen insanlar, özellikle gençler olabilir. Üçüncü kategoriye koyduğum da bu. Ben, bunu böyle değerlendirmiştim. Bugün de aynı noktadayım, aynı değerlendirmedeyim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Başbuğ, açıklamanıza bir anekdot olarak katkıda bulunayım. Tabii, adli süreç olduğu için isim ve şahıs belirterek konuşmamız Komisyonumuz açısından doğru değil.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Doğru.

BAŞKAN - Sadece soruşturmaları yürüten bir başsavcımız bu konuda adliyenin gösterdiği hassasiyeti ifade için şöyle dedi, bir kısım doğrudan erleri serbest bırakmalarının gerekçelerini ifade etti. “Bunların kasten bir iştirakleri olmadığı kanaatine vardık ama bazıları hakkında elimizde şöyle deliller var: ‘Efendim, gün bugündür, teröristbaşını teslim almaya gidiyoruz, farklı düşünen varsa inebilir.’ şeklinde beyanlar. ‘Teröristbaşı da Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedikten sonra iradi olarak iştirak edenlerin olduğu konusunda elde deliller olduğu için… Bunu toplum şu anda bazıları bakımından anlayamıyor ama yargılama süreci yani iddianameden sonraki süreçte tamamen aleni hâle geldiğinde anlaşılır.” şeklinde bir diyaloğumuz oldu.

Tabii, hassas bir konu, o bakımdan bu açıklamayı da ben ifade etmek istedim. 

AYKUT ERDOĞDU (Kocaeli) – Bu başsavcılar nedense iktidar milletvekilleriyle diyolağa geçiyorlar, bizimle diyalogları olmuyor nedense.

BAŞKAN – Sayın Ravza Kavakcı, buyurun efendim.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Hoş geldiniz, teşekkür ederiz verdiğiniz detaylı bilgiler için.

Ravza Kavakcı, İstanbul Milletvekili.

Bir kısım sorularımı cevapladınız gerçekten ama ben birkaç tane soru sormak istiyorum, 3 sorum var müsaadenizle.

Sunumunuz sırasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi çalışanlarını dışarıda yani sivil hâldeyken, birlik dışındayken takip etme yetkisi olmadığını ifade ettiniz. Ama özellikle bu 28 Şubat döneminde şunu görüyoruz: “Evde nasıl hâlleri? Eşlerinin giyim, kuşamı nasıldır? Alkol alıyorlar mı?” vesaire şeklinde bazı raporlar tutulduğunu biliyoruz ve belirli askerî personelin disiplin suçundan atıldığını da biliyoruz. Bununla alakalı Mustafa Önsel –misafirlerimiz arasında- ve Nevzat Tarhan şöyle bir tespitte bulundular: O dönemde harp okullarından ve askeriyeden atılanların bir kısmının muhafazakâr, inançlı, vatansever gençler olduğunu, bir kısmının da ikinci nesil asker çocuğu, Atatürkçü gençler olduğunu söylediler ve “Geriye kalanların FETÖ’cüler olduğunu bugün tespit ediyoruz.” dediler. Siz bununla alakalı ne düşünüyorsunuz?

İkinci olarak 2010’da emekli oldunuz ancak muhakkak senelerdir Silahlı Kuvvetler içerisinde çok kıymetli farklı görevlerde bulundunuz. Bu darbe girişiminin akabinde sizin de içinde olanlardan tanıdıklarınız var mıydı?

Sonradan geriye bakıp düşündüğünüzde tespit etmiş olduğunuz belki ya da hayret ettiğiniz isimler var mı, kesin olarak darbe girişiminde bulundukları ispat edilmiş olanlar arasında?

Üçüncü olarak da Jandarma istihbaratla alakalı dün bir misafirimiz Jandarmanın istihbarat alma yetki ve sorumluluğu olduğunu söyledi, jandarma istihbaratın. Acaba MİT’in haricinde Silahlı Kuvvetlerin kendi içerisinde bir istihbarat toplama hem genel, toplumsal istihbarat hem de kendi görevlileriyle alakalı istihbarat toplama yetkisi olduğunu düşünüyor musunuz? Herhâlde bu kadardı.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun efendim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

Şimdi, 28 Şubat dönemi bu araştırma komisyonunun inceleme konusu değil. Yani bana niye soruyorsunuz 28 Şubatla ilgili soruyu, ben anlayamadım. Bu Komisyonun görevi 15 Temmuz darbe girişimi ve Fetullah terör örgütünün faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılarak ortaya çıkartılması.

O süreçlerle ilgili soru…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Hemen açabilir miyim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Bir televizyon programında olsak bana haklı olarak bu soruyu yöneltebilirsiniz ama bu, araştırma komisyonunun konusu değil.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Hemen izah edebilir miyim müsaadenizle.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Pardon, ben cevabımı tamamlayayım.

Geçmişte yanlışlıklar yapıldı, biz bunları söyledik. Şimdi onların detayına girmeyelim çünkü konuyla ilgisi yok, birincisi.

İkincisi: “Bu tutuklanan, gözaltına alınanlardan tanıdıklarınız var mı?” Var. Tabii, şaşırıyoruz yani üzülüyoruz da bir taraftan. Yani nasıl olabilir diye biz de kafamızda sorguluyoruz. Burada belki biraz evvel bir isim de söyledim, isim söylemem de ne kadar doğru çünkü bir noktada yargılama süreci devam ediyor, isim bahsetmek tabii pek doğru değil ama onu söyledik artık, kitabımızda da var zaten, söylediğimiz bir isim. Ümit ederim ki ilişkisi olmasın bu arkadaşların, ümit ediyorum ama buna elbette önümüzdeki yargı süreci kesin kararı verecektir. Tabii ki tanıdıklarımız var ama çok yakinen fazla da olduğunu söyleyemem. Belki de bana en yakın olanlardan bir tanesinin ismini biraz evvel söyledim yani yakinen tanıdığım.

Gelelim son soruya, Jandarma istihbarat konusu. Şimdi, tabii son OHAL Yasası kapsamında yapılan düzenlemelerle neler yapıldı, son değişiklikleri, bilemiyorum. Ama bizim görev yaptığımız süreçle ilgili baktığımız zaman önleme istihbaratı vardır, adli istihbarat vardır, teknik istihbarat vardır, bunlar hâkim kararıyla olur. Bir komutan çıkıp da “Ahmet’e önleme yap, bilmem ne yap.” diyemez. Soruşturma açarsınız, sonra hâkim kararıyla olur. Yine yanlış bilmiyorsam şöyle bir şey var: Bir önleme, teknik dinleme, önleme dinlemesi diye bir kavram. Bu önleme dinlemesinde mesela Jandarma istihbaratı bunu yapacaksa Jandarma Genel Komutanının -Jandarma İstihbarat Daire Başkanı-sadece yirmi dört saat –öyle benim aklımda kalmış- bir önleme dinlemesi yaptırma konusu var.

İstihbarat toplama açısından tabii veya diğer değerlendirme açısından gözlerden kaçan önemli bir nokta var: Tabii, yeri gelmişken onu da sunalım. 

Şimdi var mı yok mu bilmiyorum, kaldırıldı mı, tam emin değilim. Eskiden yani bir dönemde biliyorsunuz, il emniyet… Neydi?

BAŞKAN – Emniyet istihbarat koordinasyonu toplantıları vardı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Şimdi devam ediyor mu, bilmiyorum ama eskiden bu il emniyet değerlendirme toplantıları vardı. Kim katılıyordu? Vali katılıyordu, garnizon komutanı katılıyordu, emniyet müdürü katılıyordu, il jandarma alay komutanı katılıyordu. Onlar kendi aralarında bilgi alışverişi vesaire yapıyor idi. 

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Şimdi de devam ediyor.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Devam ediyor mu?

Ediyorsa…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Garnizon komutanı da, başsavcı da katılıyordu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ediyorsa iyi bir şey, etmesi lazım çünkü devlet içindeki kurumların bu konudaki bilgilerini paylaşması lazım. O vasıtayla bazı bilgiler bizlere de geliyordu, ulaşabiliyordu. Bizim de temsilcilerimiz oluyordu. Sonradan, evet, bir de Başbakanlık Takip Kontrol ve Koordinasyon Kurulu vardı. Evet, 28 Şubat kararlarıyla kurulan bir yapılanmadır ama Başbakanlık direktifiyle kurulan bir yapılanmadır. Orada da Başbakan Müsteşarının başkanlığında bütün ilgili kurumlar bir araya geliyorlardı, tartışıyorlardı. Bunlar herhâlde şu anda yok, kaldırıldı diye… Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Kontrol Grubu. Aslında belki bu yapılanmalar doğru yapılanmalardı ve bu şekilde özellikle Emniyet, Silahlı Kuvvetler arasında bilgi alışverişi yapılıyordu.  

Hatırlarsınız, bir detaydır ama önemlidir: İlhan Cihaner’in Erzincan’da o davayı açması İl Güvenlik Koordinasyon Kurulunda bu konunun gündeme gelmesinden sonra olmuştur. Orada böyle bir sorun olduğu söylenmiştir ve ondan sonra da başsavcı o konuda soruşturma açmıştır.

Bilmiyorum, sorularınıza cevap verebildim mi tam.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim. Ben şöyle bir açıklama getireyim: 28 Şubatı ben örnek olarak vermiştim. Asıl sormak istediğim, bu daha önce söylediğim uzmanlarımızın ifadesiyle acaba muhafazakâr ve Atatürkçü gençler ya da Silahlı Kuvvetleri mensupları atılırken FETÖ’cüler mi muhafaza edilmiş oldu bilinmeden? Çünkü yine bir eski Genelkurmay Başkanımızı misafir ettiğimizde şöyle bir ifade de kullandı kendisi konuşmasının başında “Türk Silahlı Kuvvetleri dine soğuk durmuştur.” gibi bir ifade kullandı. Onun için ben de bunu…

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Kullanmadı öyle bir ifade.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Tutanaklarda var efendim, tutanaklarda var.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın Vekilim de buradaydı, kendisi kullandı diyorlar. Onun için acaba…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen hatibe…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Sayın Başkan, benim olduğum yerde lütfen böyle tartışmalar olmasın. 

BAŞKAN – Evet, lütfen arkadaşlar, rica ediyorum.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Ben sadece soruyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yoksa ben tahammül edemem, müsaadenizi… Mahkemeyi bile terk etmişimdir yani.

BAŞKAN – Konuğumuz baştan söyledi.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Lütfen, sorunuz varsa bana sorun, ben cevap vereyim ama benim olduğum ortamda lütfen…

Sonra siz yapın kendi aranızda ne yapacaksınız.

BAŞKAN – Zaten siyasetüstü bir konumda olduğunu konuğumuz ifade etti. Bir de Tüzük hükümlerimize göre izin verilmeden, söz almadan konuşmayalım, rica ediyorum.

Buyurun Sayın Başkan.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Daha önce diğer kişilerin yaptığı değerlendirme ve yorumlar beni ilgilendirmez. Zaten onların değerlendirme ve yorumları üzerinde ben burada yorum yapmam.

Artı, madem açtınız şunu söyleyeyim -ki bu araştırma komisyonunun konusu değildir- 14 Nisan 2009’da harp akademilerinde yaptığım konuşmayı lütfen okuyun. Orada dinin bir toplum için ne kadar önemli olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Peygamber ocağını söyleyen ilk ve son Genelkurmay Başkanı olduğumu da unutmayın.

Üç: Ben bunu çok net olarak söyledim, 2002-2010 döneminde -ki ben çeşitli görevlerim itibarıyla yetkili ve sorumlu makamlardayım - biz kimseyi Silahlı Kuvvetlerden MİT raporu olmadan uzaklaştırmadık. Ha, ondan önceki süreç, onu bana sormayın, bazı yanlışlıklar olmuş olabilir ama bu, buranın konusu değil. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ben de aldığım notlarda Sayın Başbuğ “Bana sorumlu olduğum döneme yönelik soru yöneltin. Geçmişte hatalar varsa bunlar buranın konusu değil.” diye özellikle ifade ettiniz. Dolayısıyla, şimdiki açıklamanız da bunu doğrulayan bir açıklama oldu.

Şimdi Sayın Burhanettin Bey, buyurun.

BURHANETTEN UYSAL (Karabük) – Komutanım, hoş geldiniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Teşekkür ederim.

BURHANETTEN UYSAL (Karabük) – İstihbaratla ilgili çok geniş bir bilgi verdiniz. Sizden önce gelen komutanlarımız da aşağı yukarı aynı sorunlara değindiler. Tabii, bu Türk Silahlı Kuvvetlerine FETÖ’cü örgütün sızması bir istihbarat eksikliğini gösteriyor. Siz özellikle dediniz ki: “2002 -2010 yılları arasında benim personelimle ilgili cemaatçi olduğuna dair hiçbir istihbarat gelmedi.”

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – İsim bazında.

BURHANETTEN UYSAL (Karabük) – İsim bazında.

“2010’lu yıllar da zaten buna yönelik bir yasa çıkaracak olsak da çıkması mümkün değildi.” dediniz. Şimdi, dün bir Paşamızı daha dinledik, Galip Mendi Paşamızı. Sizden sonra YAŞ toplantılarına girdi, bir de isim verdi: Konya Jandarma Bölge Komutanı Timurcan Ermiş istihbari bilgilerde bunun cemaat üyesi olduğunu, zaten YAŞ kararlarıyla bunun terfi ettirilmeyeceğini, atılacağını belirtti. Bir yasal düzenleme olmadığı hâlde sistem çalışmaya başlamış aslında. Siz bir yasal düzenleme istiyorsunuz. Bu yasal düzenleme olmadan bu bilgiler nasıl toplandı?

İkinci sorum Komutanım: Bu faaliyetin Fetullah Gülen’in emriyle yapıldığına dair kesin şeyler söylediniz. Birincisi, Genelkurmay Başkanımızın derdest edilmesinden sonra bunu derdest eden kişilerin “Sizi dilerseniz kanaat önderimizle görüştürelim.” demeniz birinci deliliniz. İkincisi de daha sonradan çıkmış olan Adil Öksüz ve Kemal Batmaz. Siz 15 Temmuz akşamı Bodrum’daydınız, bu olayları televizyondan izlerken hiçbir açıklama gelmeksizin yıllarca bu işle uğraşmanızdan dolayı bu Fetullah Gülen’in bir operasyonudur dediniz mi? 

Teşekkür ediyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben teşekkür ediyorum.

Şimdi, ben şunu söyledim, dedim ki: 1992 öncesi ve sonrası olarak olaya bakın. Bakın 1984-1986 yıllarına giderseniz Türk Silahlı Kuvvetlerinde Fetullah Gülen özellikle okullardaki, askerî liselerde kimler Fetullah Gülenci diye raporun Türk Silahlı Kuvvetlerine aktığı dönemi görürsünüz. Raporlar akar askerî okullardan ve mesela Kuleli Askerî Lisesi en önde gelen ve oradaki dönemin Kuleli Askerî Lisesi Komutanı rahmetli, saygıyla andığımız Doğu Aktulga o kadar uğraşır ki ve büyük kısmını, hepsini atar. Sonradan bu insan hedef alındı, onu da unutmayın yani bir sayfaları karıştırın. 

Bilgi geldiği sürece Silahlı Kuvvetler reaksiyon göstermiştir, mümkün değil aksini iddia etmek ama 1992’den itibaren MİT Müsteşarlığından kopuşla birlikte bilgi akışında azalma görüyoruz ama ben şu dönemi değerlendirdim, dedim ki: 2002-2010 dönemiyle ilgili ben konuşuyorum, 2002-2010. 2010’dan sonra sizin sorunuz 2010’dan sonraki soru. 2010’dan sonraki sürecin içinde ben değilim, ben o konularda bilgi sahibi değilim ama sadece şu değerlendirmeyi yapabilirim. Genel bir değerlendirme olur, 2012 veya 2014 desek daha doğru, 2014’ten sonra zaten durum değişiyor, bu dönemden sonra özellikle 15 Temmuz 2016’dan önce Silahlı Kuvvetlere bazı bilgiler gelmiş midir? Olabilir, bakın sadece olabilir deme durumundayım. Olabilir çünkü zaten şartlar değişmiş bir sürecin içindeyiz, o tabii dediğim gibi o soruyu daha detaylı anlamak için 2010’dan sonra görev yapan komutanlara sormanız lazım, ben bilemem yani.

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Çok özür diliyorum Komutanım, meseleye ışık tutma adına yasal düzenleme yapılmasının şart olduğunu söylediniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Neyle ilgili?

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – İstihbarat şeyiyle ilgili, bu yani kısmen şimdi çalıştığını da söylüyorsunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Olabilir, katılırım, MİT çalışıyor çünkü. MİT çalışıyor, Emniyet çalışıyor, çalışıyor bizim dönemimizde çalışmadı, anlatmak istediğim husus, zaten çalışması da akla mantığa ziyandı o süreçte, olay o. Şimdi, çalıştığını görüyoruz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Çalıştığı için belki o yasaya ihtiyaç var mı, yok mu, ayrı bir tartışma konusudur, ona saygı gösterirsin.

BAŞKAN – Sayın Zeynel Emre, buyurun efendim…

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Hayır, ikinci sorum vardı, ikinci sorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Pardon, öbür soru neydi?

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – 15 Temmuz akşamı bunun Fetullahçı örgüt tarafından yapıldığını hiçbir basın -yayın organından duymadan karar verebildiniz mi diye söylemiştim. Zaten sizin kafanızda bu sabitti verdiğinizde, bu bir tiyatro değil, bir oyun değil, bunu Genelkurmay Başkanını yakalayan, derdest eden kişiler sizi kanaat önderimizle görüştürelim sözü kesinlikle bunun Fetullahçı terör örgütü tarafından yapıldığını göstermesidir.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Değerlendiriyoruz, kesin tabii elimizde belge yok ama ortadaki emareler, konuşmalar çerçevesinde Fetullah Gülen tarafından emir ve yönetildiğini düşünüyorum, değerlendiriyorum ama elimde tabii belge sunacak durumda değilim. 

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – 15 Temmuz akşamı orayı soruyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam, doğrudur, 15 Temmuz akşamı ilk olayı duyduğumuz zaman muhtemelen böyle bir eylem olacağı ilk aklımıza gelen husus oldu doğrusu.

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkürler.

Sayın Emre, buyurun.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Paşam, hoş geldiniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Verdiğiniz bilgiler için de teşekkür ederiz.

Çok etraflıca açıkladığınız için aslında çok da bizlere soru soracak bir alan da kalmadı, sadece bir konuda yorumunuzu merak ediyorum. Şimdi, 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu kararı var, bu hep dile getiriliyor, bir karar var ancak sonrasında bu karar yerine getirilmiyor. Daha sonrasında bu Millî Güvenlik Kurulu kararıyla ilgili geçtiğimiz haftalarda konuk olarak buraya gelen gazeteci Nedim Şener yine Komisyona bazı belgeler sundu yani orada yapılan sunuma ilişkin belgeleri sundu, işte MİT raporunu sundu. Orada da şu görünüyor: Aşağı yukarı tehlike tespit edilmiş, etraflıca da izah edilmiş ve orada da imzalarda bir muhalefet yok yani bütünüyle bir imzalanmış. Şimdi Hükûmetin yani Başbakanın, orada bulunan isimlerin, Hükûmet temsilcilerinin bunu imzalaması ya da işte orada karşı çıkmaması gibi bir durum var anladığımız kadarıyla. Sizce ondan sonra çünkü kumpas davaları ya da işte başlayan süreci siz de demin izah ettiniz, 2004 yılından sonra devam ediyor. 

Birincisi şunu söyleyeceğim. Sizce esas itibarıyla uygulanmama nedeni nedir çünkü kendi imzası var yani neden vazgeçmiş sizce? Bakanlar Kurulunda bu gündeme alınmamış ya da 2004 yılından sonra devam eden Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında da bu ve buna benzer mahiyette yeni kararlar ya da yeni görüşmeler, konuşmalar oldu mu, yeni sunumlar oldu mu? Şayet orada ne gibi bir önlemler sizce basit önlemler olarak alınsaydı bu kumpas davaları ve bugüne kadarki süreci yaşamamış olurduk, ne düşünürsünüz bu konuda?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkürler Zeynel Bey.

Buyurun efendim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

Şimdi, birincisi Millî Güvenlik Kurulu nedir, bunu tespit etmemiz lazım. 

Millî Güvenlik Kurulu bir tavsiye organıdır yani neticede Millî Güvenlik Kurulu eğer Millî Güvenlik Kurulu olarak bir karar alırsa bu kararı Hükûmete bildirir tavsiye olarak bildirir. Bundan sonra o Millî Güvenlik Kurulu kararının uygulanıp uygulanmaması Hükûmetin konusudur. Yani şimdi ben Millî Güvenlik Kurulunda da yıllarca çalıştığım için bu konuyu bilen birisiyim yani şimdi Millî Güvenlik Kurulu kararlarından uygulanmayan tek karar bu değil, çok kararlar var, 28 Şubat kararları da var yani her Millî Güvenlik Kurulu hükûmet tarafından uygulanması zaten o zaman demokrasi olmaz yani buradan bir kere şey yapalım. O zaman Millî Güvenlik Kurulu hükûmetin üstünde bir organ yerine sokarsınız, Millî Güvenlik Kurulu sadece tavsiye eder, bildirir. Ama şu sorunuzun şu boyutu haklı, burada bakıyorsunuz Hükûmetin bütün en önemli kişileri de burada, o zaman nasıl oluyor? Bu efendim kararda şu… Şimdi, bir kere şunu da bilmemiz lazım, Millî Güvenlik Kurulunun sadece basın bildirileri açıktır, bunun dışında Millî Güvenlik Kurulu kararları şu kararda olduğu gibi gizlidir, bu basına açıklanamaz, aslında bu açıklandığı için de galiba dava da açıldı bildiğim kadarıyla. Ben bunun da altını çizeyim, bu bir Millî Güvenlik Kurulu kararıdır. Bu kararda diyor ki Türkiye’de Nurculuk faaliyetleri Fetullah Gülen konulu yurt içi yurt dışı faaliyetlerine yönelik bir eylem planı hazırlanmasını öneriyorlar, yapılan bu, tartışılmış, Hükûmete önerilmiş, Hükûmet bu Millî Güvenlik Kurulu kararıyla ilgili adım atmamış. Sorunun muhatabı ben değilim, bana niye soruyorsunuz ki Hükûmete sorun, ben ne bileyim Hükûmet niye uygulamıyor. Yahu o benim bu konuda yorum yapmam da doğru değil çünkü Millî Güvenlik Kurulu ki bu 4 Ağustostaki kararı niye uygulamadı Hükûmet? Vallahi o benim sorunum değil, o siyasi parti olarak siyasi iktidara sorarsınız, onlar anlatsınlar.

Daha sonraki MGK’daki ne oldu? Yahu bu açıklanmaz, şimdi ben kalkıp da zaten ben Millî Güvenlik Kurulu toplantılarına kuvvet komutanı ve Genelkurmay Başkanı olarak girdim, Millî Güvenlik Kurulunun şu günkü toplantısında bu konu gündeme geldi vesaire diye benim burada açıklama yetkim yok, kanunen de suç.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Selçuk Özdağ, buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Generalim, hoş geldiniz.

Demokrasi şeffaflık rejimi ve açıklık rejiminin adı ama bu yapının görünün kısmıyla açık olduğunu görülmeyen kısmıyla da çok ciddi şekilde vesayetçiliğe soyunduğunu zamanla gördük hep beraber. 2008-2010 yılları arasında tek başınıza mücadele ettiğinizi söylediniz aynen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2012 yılından sonra tek başına mücadele ettiği gibi dediniz. Anlaşılıyor ki siz de kuvvet komutanlarınız tarafından Genelkurmay 2. Başkanınız tarafından ve çeşitli komutanlar tarafından da yalnız bırakılmışsınız.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Neyse onu düzeltelim tabii, ben onu kastetmedim, yanlış oldu.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Recep Tayyip Erdoğan da tek başına mücadele etmedi, çok ciddi arkadaşları da ona destek oldular. Onlardan bir tanesi de benim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – O zaman hemfikiriz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Birinci şu efendim: Fetullah Gülen 1999 yılında Amerika Birleşik Devletlerine gitti, Abdullah Öcalan Türkiye ’ye teslim edildi. Hâlâ orada bir darbeye teşebbüs ettiler, sizin kendi resmî İnternet siteniz var, Türk Silahlı Kuvvetlerine ihanet edildiğini ve Bush yönetiminin bu ihaneti desteklediğini ifade ediyorsunuz. Acaba Amerika Birleşik Devletleri hâlâ ihanete devam ediyor mu Fetullah Gülen’i teslim etmemekle ve bu ihaneti emekli olduktan sonra mı fark ettiniz? Genelkurmay Başkanıyken de bu tür ihanetlere şahit oldunuz mu? 

İkinci sorum, Ahmet Hakan’la yapmış olduğunuz bir program var, bir demeciniz var, mülakatınız var. FETÖ’yle mücadelede Sayın Cumhurbaşkanının yalnız bırakıldığını söylüyorsunuz, 15 Temmuz öncesindeki süreçlerde Cumhurbaşkanının bazı konularda yalnız bırakıldığı kanaatindeyim diyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanını FETÖ’yle mücadelede yalnız bırakan kurumlar hangileridir, bu noktada acaba bir bilginiz var mı? 

Üçüncü sorum, benim komuta zincirimde olduğum 2002 -2010 arası bize MİT’ten tek bir kişiyle ilgili cemaat bağlantılı bilgi gelmedi diyorsunuz, bunun sebebi veya sebepleri nelerdir, neden bilgi gelmemiştir, hatta bir çözüm de sundunuz. MİT’te bir müsteşar yardımcısı noktasında temsil edilmeyi teklif ettik dediniz, MİT’te bir problem mi var, MİT’te yerlilik problemi mi var? 1971 muhtırası olmuştu biliyorsunuz dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu Paşa Başbakan Sayın Süleyman Demirel’e bilgi vermemişti, 1980’de bir darbe oldu aynı zamanda yine aynı şekilde dönemin Başbakanı haberdar olamadı. Acaba MİT’te bir yeterlilik problemi mi var?

Diğer bir sorum, 2010 yılını olayların yönünün değiştiği yıl olarak kabul ediyorsunuz…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Efendim?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 2010 yılını.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – 2007.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 2007 ve 2010, 2010’da da olayları o zaman Genelkurmay Başkanlığına Hasan Iğsız’ın gelmesi noktasında bir çalışma var, Necdet Özel Bey’in önü açılıyor, şu nedenle veya bu nedenle biliyorsunuz o zamanki çeşitli davalar nedeniyle, sonraki yıllarda terfi eden generallerin çoğunun FETÖ’cü olduğunu beyan ediyorsunuz. 

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Hayır, ben etmiyorum, böyle bir beyanım…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Böyle bir şeyiniz var.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Hayır, hayır, böyle bir beyanım olmadı. Hangi dönemi kastediyorsunuz?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Necdet Özel dönemiyle ilgili.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Hayır efendim, ben öyle bir şey söylemedim, lütfen yani, nereden çıkartıyorsunuz, zabıtlara bakın yani.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Peki, sözümü geri alıyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yani ben 30 Ağustos 2010, 14 Temmuz veya bugün 3 Kasım 2016 dönemiyle ilgili hiçbir değerlendirme yapmadım, yapamam da.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Peki, sorumu geri alıyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yapamam da.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Bir TV kanalında 15 Temmuz kalkışmasını bir askerî darbe olarak değerlendirmiyorsunuz, diğer askerî darbelere benzemiyor diyorsunuz, askerî darbe olarak tanımlanmasına sıcak bakmıyorum, bu Gülen Cemaati’nin silahlı darbe hareketidir diyorsunuz, arkasındaki irade de CIA’dır diyorsunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Efendim?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – CIA’dir diyorsunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Nerede, bugün burada mı?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Bir TV kanalında, televizyon kanalında.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Doğru, tamam.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – CIA FETÖ’yü kullanarak asıl darbeyi Türk Silahlı Kuvvetlerini vurmayı çalışmıştır diyorsunuz. Darbenin destek verenler, FETÖ’nün arkasındaki iradenin CIA olduğuna dair kanaatiniz, delilleriniz nelerdir, bu konuyla uzun yıllar çalıştınız. 

Bir de bir atıfta bulunacağım, beni bağışlayın. Şener Topuş, sizin Özel Kalem Müdürünüz, şu an tutuklu. İsmail Güneşer Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı tutuklu. Muhammet Tanju Poshor, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı tutuklu, Muhsin Kutsi, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı tutuklu, Hamza Koçyiğit, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı, Yaşar Büyükanıt’ın başyaveriydi tutuklandı, Oğuz Serhad Habiboğlu Yaşar Büyükanıt’ın Özel Kalem Müdürü tutuklandı, Hulusi Akar, İsmail Hakkı Karadayı’nın Özel Kalem Müdürü mevcut Genelkurmay Başkanı, Mehmet Dişli Tümgeneral Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanı şu an tutuklu. Hulusi Akar, Necdet Özel, Işık Koşaner, Hilmi Özkök, Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun özel kalem müdürleri şu an darbe girişimi nedeniyle tutuklular. Bu kadar tutuklanmayı neye bağlıyorsunuz? Siyasetçiler göremedi, acaba askerler de mi göremedi?

Teşekkür ederim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ediyorum.

O kadar soru var ki, nereden başlayacağız?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Buraya gelenler on beş dakika konuştular, biz birer ikişer soru sorduk, siz iki saat konuştunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tek başına mücadele, tabii, bir benzetme yaptık ama düzeltelim. Elbette, “tek başıma mücadele” deyince, benim karargâhım vardı, kuvvet komutanlarım vardı, biz onların hepsiyle uyumlu çalıştık, onların desteğini aldık ama benzetmem belki şu açıdan doğdur: Meydanlarda sadece ben gözüktüm. Yani basın ve medyayla olan şeylerde, başka komutan… Ki, doğrusu da odur, Genelkurmay Başkanı varken diğerlerinin konuşması… Ama, elbette, diğer komutanlarımın, karargâhımın kesinlikle desteğini aldık.

Tabii, ben “Tek başına mücadele etti.” deyince sadece muhalefet partilerinin itiraz ettiğini düşünüyordum, meğerse sizin partiden de varmış karşı olanlar. İyi o zaman, dengeyi bulmuşuz, sorun yok yani. Ama, mücadelenin ana aktörü olduğunu ifade etmeye çalışmıştım. 

2002-2010 cemaat… Ne demiştiniz? 2002-2010 cemaat neden...

Pardon, tam anlayamamışım onu.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 2016 tarihinde Ahmet Hakan Bey’e bir mülakatınız var. Burada Cumhurbaşkanının yalnız bırakıldığını söylüyorsunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam, onu söyledik.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Bush meselesini sormuştum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Amerika’nın durumu vesaire…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Amerika Birleşik Devletleri şu an hâlâ ihanet ediyor mu ve bu ihaneti daha önce sezdiniz mi, gördünüz mü? 

İhanetteki kastınız neydi?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Şimdi, onu şey yapalım.

Bush dönemiyle ilgili olarak, daha doğrusu Amerika’nın rolüyle ilgili olarak benim birinci ifadem Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen komplolarla ilgilidir. Bunu herhâlde bir şeyde de söyledik, sonra kitaplarımızda da var, Yargıtayda yaptığım konuşmada da bunu ifade ettim, dedim ki: Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen komplolarda ben Amerika Birleşik Devletleri’nin, özellikle George Bush döneminin bu olaya destek verdiğini düşünüyorum, değerlendiriyorum. Obama yönetimini biraz buradan ayırmaya çalıştım özellikle komplolar bağlamında. Bu konuyla ilgili elbette bazı bildiklerim de var ama şimdi burada bunu açıklamam uygun değil. O açıklamam özellikle, dediğim gibi, komplolarla ilgili.

15 Temmuz olayına gelince: 15 Temmuz olayıyla ilgili olarak, evet, o da doğrudur. Ahmet Hakan’la yaptığımız televizyon konuşmasında, sonra bu kitapta bu 15 Temmuz olayında Amerika Birleşik Devletleri’nin rolüne değindim, ifade ettim. Şimdi, tabii, “Amerika Birleşik Devletleri” denildiği zaman bu devlet çok büyük bir devlet. İnsanlar böyle sanki “Amerika Birleşik Devletleri” deyince kompakt bir yapı anlıyorlar; çok karmaşık bir yapı, büyük bir devlet yani Kongresi var, Beyaz Saray’ı var, FBI’ı var, CIA’yi var. Bazen bunu devlet politikası olarak söylemeniz için, özellikle 15 Temmuz bağlamında, elinizde belge vesaire olması lazım. Elimizde öyle bir belge vesaire yok ama bazı değerlendirmeler, bazı konuşmalar, Amerika’daki bazı istihbar kuruluşlarını, belki kuruluşun bütünüyle de değil, o kuruluşun içindeki belirli kişilerin bu 15 Temmuz olayıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyorum dedim. En azından, bu 15 Temmuz olayının geleceğinden Amerikan istihbarat birimlerinin bilgisinin olmadığını ben pek açıkçası düşünemiyorum. Bunlar bir düşüncedir, bir değerlendirmedir. Tabii, bu düşünce ve değerlendirmeyi bize biraz düşündüren noktalardan bir tanesi: Şimdi, Fetullah Gülen’in Amerika’daki sürecine baktığınız zaman, ilginç bir süreç, işte siz de bahsettiniz. Abdullah Öcalan 15 Şubatta Türkiye’ye iade ediliyor, 21 Martta Fetullah Gülen Amerika’ya gidiyor. Var mı ilişki? Bilmiyorum ama olabilir belki, düşünmeye değer. Daha ilginç bir nokta mesela: 10 Mart 2003’te Fetullah Gülen’in beş yıl eğer tekrar bu suçu işlemezse işte Rahşan affı kapsamında suçunun ertelenmesi, 10 Mart 2003. Ben tabii, düşünen bir insan olarak sadece sorguluyorum, diyorum ki: Allah Allah, 10 Mart 2003, on gün evvel 1 Mart 2003 tezkeresi var. Bu acaba bağlı mı? Bu sadece bir komplo teorisi de diyebilirsiniz, bilmiyorum bazı ilişkileri. Fetullah Gülen, biliyorsunuz, yanılmıyorsam, 2001’de filan Yeşil Kart’a müracaat ediyor, yedi yıl Yeşil Kart verilmiyor ta ki 10 Ekim 2008’e kadar. 10 Ekim 2008’de Yeşil Kart alır. 2008 yılına geri dönüyorum, Ergenekon davasının tepe noktalarına yavaş yavaş gittiği yıllar. “Acaba, bu da bir bağ olabilir mi?” diyorum. Ama, bunlar tamamen birer soru işareti. Bununla ilgili kesin belge, delil elimde yok.

Yedi yıl geçiyor. 16 Temmuz 2008’de Green Card alıyor, 26 kişi tavsiye kararı vermiş. Bu tavsiye kararını verenlere baktığımız zaman, şu anda değil ama eskiden CIA’de çalışan üst düzey yöneticilerin olduğunu görüyoruz. Bu bir tesadüf mü? İnsanı düşündürüyor.

Belki şu konuyu da, bilgiyi de sizinle paylaşayım: Bakın, 31 Ağustos 2016’da bir yazı çıktı William Engdahl diye… Bu yazıda bu kişi –dilerseniz bilgisayardan bulursunuz 31 Ağustos 2016- Brzezinski’nin bir yazısını referans veriyor. Bu yalanlanmadı. Brzezinski bir yazısında diyor ki: “Türkiye’de yapılan bu darbe girişiminin Amerika tarafından backing…” Yani ne diyeceğiz? “…desteklenmesi büyük bir hata olmuştur.” Bilemem yani ama üzerinde durmak lazım.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Brzezinski herhangi bir adam değil, ulusal güvenlik danışmanı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Herhangi bir adam değil. Bunları bütün dikkate aldığımız zaman yani en azından “Amerikan istihbarat örgütlerinin en azından bu yapılanlardan hiç haberi yoktu.” diyemeyiz. O gün onu da söyledim, Obama giden bir Başkandır yani Amerika’da her olan olaydan Amerika Birleşik Devletleri’nin bilgisinin olduğunu, onayının olduğunu düşünmek de pek doğru değil. Bu konuyla ilgili söyleyeceğim bu.

MİT’te sorun var mı?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – MİT’in yerlilik problemi mi var? Bir noktada, Başbakana haber vermeyen bir MİT var 1971’i, 1980’i Başbakana haber vermeyen bir MİT var, şimdiki olayı aynı şekilde Başbakana haber vermeyen, Cumhurbaşkanına haber vermeyen bir MİT var. Acaba, burada bir problem mi var? Neler yapılması gerekir sizce?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Valla, onu MİT Müsteşarına sorun, bu sorunun muhatabı ben değilim. Şimdi, benim, MİT Müsteşarının konularıyla ilgili burada yorum yapmam çok yanlış olur, bunu yapamam.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Hayır, şöyle söylüyorsunuz…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yok, ben yapmam.

Hiç lütfen uzatmayın, ben MİT’le ilgili…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Hayır, yorum yapma değil. “MİT bize hiç bilgi vermedi” diyorsunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – 2002-2010.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 2002-2010 tarihleri arasında.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam, onu söylüyorum.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Ama, kanunen size de bilgi vermek zorunda değil mi, Başbakana, Cumhurbaşkanına ve Genelkurmay başkanına?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Peki, vermeyince ne yapacaksınız?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Yani herhangi bir şey yaptınız mı?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ne yapacaksınız?

Yani şimdi, konuyu daha iyi anlamanız için o zaman şu örneği vereyim: Bana her hafta MİT Müsteşarı tarafından ihbar mektupları getiriliyor, ihbar mektuplarına bakıyorum… Ki, bunu daha evvel de açıkladım. Bir bakıyorum gelen ihbar mektuplarına, 30 tanesi -hiç unutmuyorum- Cengiz Topel Postanesinden atılmış, Deniz Kuvvetleriyle ilgili, üzerinde mühürler var. MİT Müsteşarına diyorum ki: “Sayın Müsteşar, ya, şu mektupları kimin attığını bana bul.” Çünkü, bütün postanelerde kamera var. “Tamam efendim.” diyor.

Bir hafta sonra geliyor “Ya, Sayın Müsteşar ne oldu?” yok. Bir hafta geçiyor, yine ısrarla soruyoruz: “Ne oldu?” yok. Sonra bir geliyor, di yor ki: “Efendim, kamera arızalıymış, kayıt yapılamamış.” Ne yapacağım? Sonra, 2008 -2010 dönemini anlattık yani. 2008-2010 döneminde bu konularda bize destekverilmesini beklemek zaten pek işin tabiatını aykırı olan bir durum.

Bir isim bahsettiniz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Şener Topuç’tan başlayarak bütün özel kalem müdürlerinin hemen hemen... Sizin daha sonra 2010 -2012 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı olmuş. Bunların hepsi Genelkurmay Başkanlarının özel kalem müdürleri, Muhafız Alayı Komutanları, yaverler ve bunların hepsi tutuklu. Darbeye şöyle veya böyle teşebbüs ettikleri iddiasıyla yargılanıyorlar şimdi veya gözaltındalar, tutuklular. Bunu nasıl yorumlayacağız? Askeriye acaba bunları hiç mi hissetmedi, hiç mi görmedi bunları?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Valla, başkalarının yanında çalışanlar beni ilgilendirmez, onu ilgili personele sorarsınız, onlar değerlendirme yapar. Yalnız, benim sürecimle ilgili bir isim söylediğiniz için onu söylemek durumundayım, Şener Topuç.

Tabii, hâlâ masumiyet karinesi içinde hareket etmem lazım. “Bu çocuk yüzde yüze suçludur, cemaatçidir.” demem şu anda çok yanlış olur, böyle bir şey söyleyemem. Ama, Şener Topuç benim Kara Kuvvetleri Komutanlığımın birinci senesinde benim Özel Kalem Müdürümdü. İstanbul’daydık bir bilginin bilgisayar üzerinden açık şekilde Ankara’ya gönderildiğini öğrendim ama bu bakın, Şener Topuç’un o anda Fetullah terör örgütüne mensup birisi olduğu anlamına gelmez, lütfen. Ama, bunun doğru olmadığını gördüm ve Şener Topuç ikinci sene benim Özel Kalem Müdürlüğümden alındı, alınmasını istedim. Bu konuda söyleyeceğim bu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Mehmet Erdoğan, buyurun efendim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Hoş geldiniz Komutanım.

Gerçekten, güzel açıklamalarda bulundunuz ama ben birkaç hususu biraz daha farklı bir şekilde gündeme getirmenizi istiyorum. Şimdi, bu sürecin en çok tartışılan kurumu, şüphesiz, MİT oldu. Çünkü, siz ve sizden önce gelen Genelkurmay Başkanları ve askerî yetkililerin tamamı bir istihbarat probleminden bahsettiler. Herkes bahsettiğine göre artık bu problemi yok saymak doğru değil ki zaten askerî yapının dışında da bir zaaf olduğu, gerek güneydoğuda gerek büyük şehirlerdeki patlamalarda zaten açık. Şimdi, burada MİT’in içerisinde askerî bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu, böyle bunun çözülebileceğini düşündüğünüzü ifade ettiniz. MİT’in içerisinde askerlerin çok güçlü olduğu bir dönem var yakın tarihe kadar. O bahsettiğiniz, sivil bir müsteşar atanmasına kadar olan dönemde hemen hemen ondan önceki müsteşarların tamamı askerî kişiler. O dönemde de yapılan darbeler, muhtıralar var ve onlarla ilgili de Hükûmete verilen bir bilgi olmadığını biliyoruz çünkü darbelerle ilgili bilgi olsaydı hükûmetler de buna karşı bir tedbir alırlardı. Dolayısıyla, burada sadece MİT’i suçlamak da yeterli değil gibi görüyorum. Bu konudaki değerlendirmenizi talep ediyorum.

İkincisi: Tabii ki Türkiye’de 15 Temmuz gecesi yaşananlarla ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Orta Doğu Projesi, Büyük Orta Doğu Projesi’nin uzantısı olarak Yeşil Kuşak ve ılımlı İslam arasında siz bir bağ kurdunuz mu? Yani burada ABD’nin bir dönem, George Bush döneminde Türk ordusu üzerinde etkili olabileceğini söylediniz ama biraz daha ileri gidersek bunun Büyük Orta Doğu Projesi, Yeşil Kuşak ve ılımlı İslam konusunda…

Bir de tabii, istihbarat konusunda Türkiye’de tek kaynak MİT değil; Mit, Emniyet ve Jandarmanın da ayrı ayrı istihbarat toplama gücü, imkânı, yetkisi var. Özellikle, askerî liselere ve harp okullarına girişte merkezî sınavlar ve orada alınan puanlara göre bu okullara müracaat ve giriş yapıldığı doğru ama ondan sonra yapılan mülakat sınavları konusunda son dönemde, özellikle, MİT’le ilgili bir sıkıntı tespit ettiyseniz Genelkurmay olarak mesela, sizin bu konuda yetkili olduğunuz 2002-2010 döneminde öğrencilerin değerlendirilmesiyle ilgili Jandarma istihbaratını daha etkin kullanma konusunda bir gayretiniz oldu mu? Yani “MİT’ten gelen istihbaratta bir sıkıntı var, biz kendi kaynaklarımızı daha iyi kullanalım noktasında Genelkurmayın bu manada bir gayreti oldu mu? Bu konudaki değerlendirmelerinizi istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben teşekkür ederim.

MİT konusu… Tabii, şu değerlendirmenize katılıyorum: Sadece burada MİT’in üzerine yoğunlaşma doğru değil. MİT’in yanında, Emniyet Genel Müdürlüğünün İstihbarat Dairesi var, Jandarmayı da, evet, Jandarma İstihbaratta da…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Son kanun hükmünde kararnameyle Jandarma, Genelkurmaydan koptu ama o zamana kadar Genelkurmayla irtibatlı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tabii, buna bir bütün olarak bakmak lazım ama tabii ki elbette, Emniyet Genel Müdürlüğünün İstihbarat Dairesinin imkân kabiliyetiyle MİT’i aynı noktada göremeyiz yani bir sıralama yapmak gerekirse böyle.

Tabii, MİT’in 15 Temmuzla ilgili durumunu ben burada değerlendirme durumunda değilim, benim işim de değil. Çünkü bu konuda sadece basında, medyada çıkan şeyler üzerinde kalkıp burada “MİT şöyledir, böyledir.” dememiz bizim devlet adamlığı şeyimi ze yakışmaz. Ama ortada yazılan çizilen çok şey var.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bizim dinlediğimiz yetkililer var…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Bilemem, o yetkililerin söylediği de beni bağlamaz. MİT Müsteşarını çağırırsınız, bu soruları MİT Müsteşarına sorarsınız, en doğru cevabı o verir.

Ben “MİT’e askerler dolsun.” demedim. Çünkü MİT bir noktada Silahlı Kuvvetlere de hizmet veren bir kurum yasası itibarıyla. Dolayısıyla, biz orada MİT Müsteşar Yardımcılığı pozisyonunu istedik. Yani orada, üst yönetiminde etkili, bizden birisinin olmasının yararlı olduğunu düşündük. Yararlı değil, gerekli. Dünyadaki bütün istihbarat birimlerine bakın, var bu. Yani başkanı sivilse yardımcılarının en başında asker geliyor veya tersi. Şimdi hiç asker yok üst yönetimde. Bu üst yönetimde bir Silahlı Kuvvetler personelinin yer alması bence uygundur, hâlâ da bu ihtiyacın devam ettiğini düşünüyorum. Ha, “Neden?” diyeceksiniz, samimi olarak konuşalım, orada bir general olsa bir istek verdiğim zaman o isteğin karşılanma ihtimali yüzde yüze yakın ama öbür türlü, biraz evvel dediniz ya “MİT Müsteşarından isteyin.” Vermedi, ne yapacağım? Benim bir yaptırım gücüm yok, herhangi bir şeyim yok ki onun üzerinde. Ama bir asker neticede, bizim kendi yapılanmamızda olduğu için buradan bazı konularda daha rahat bilgi edinme imkânına sahip olabiliriz diye düşündüm. Bu düşüncemde, değerlendirmemde bugün de aynı noktadayım, böyle bir şeyin olmasında yarar görüyorum. 

15 Temmuz gecesiyle ilgili, işte, Amerika Birleşik Devletlerinin Büyük Orta Doğu Projesi, Yeşil Kuşak Projesi, ılımlı İslam vesaire o konulara değindiniz, bu, özellikle, diğer kitaplarımda, “Nasıl Bir Türkiye” kitabında da var, “Suçlamalara Karşı Gerçekler”de de var, özellikle, Türk Silahlı Kuvvetlerine bu komplolar neden yapıldı, bunlarda detaylı olarak, teferruatlı düşüncelerim var ki bunu ben 1 Mart 2013’ten başlatıyorum. Bu konuda, özellikle, komplolar bağlamında daha detaylı bilgi elde etmek isterseniz bu kitapları referans veririm çünkü çok zamanınızı almak istemiyorum, çok şeyler var. 1 Mart tezkeresinden tutun diğer bazı olaylar Silahlı Kuvvetlerin… Çünkü en basitinden şu: Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara’daki büyükelçisinin WikiLeaks’e düşen raporu var, biz bunları da yazdık, söyledik, “Suçlamalara Karşı Gerçekler” kitabımda var. Adam diyor ki: “Türkiye’de değişikliklere tek engel Türk Silahlı Kuvvetleridir.” Her şeyler var. Tabii, çok uzun bir konu, isterseniz burada durayım.

Başka bir şey sormuş muydunuz bunun dışında?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Askerî okullara girişle ilgili olarak Jandarma İstihbaratının hiç olmazsa daha etkin kullanılması…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Oradaki yanlışlığı ben de kabul ediyorum, konuşmam esnasında dedim ki: Silahlı Kuvvetlerde personel temin, tedarik merkezleri vardı, mülakatı bunlar yapıyordu. Ama maalesef, burada hatamız var, nasıl diyelim yani. Evet, maalesef, personel temin, yerleştirme merkezlerinde görevlendirdiğimiz askerî kişiler, bunlar neden olmuş çoğuna. Burada eksiğimiz… Tespit edemiyoruz, edememişiz. 

Haklısınız, sorabilirsiniz: “Nasıl edemediniz?” Bir: Duyum olması lazım, istihbarat olması lazım, bu yok. İkincisi, bir de şu gerçeği kabul edin: Türk Silahlı Kuvvetlerine sızan bu cemaat mensupları o kadar doktrine edilmiş ki, o kadar eğitilmiş ki talimatları var. Okuyun lütfen, okuyun, kendilerini gizleme konusunda o kadar eğitilmiş, o kadar doktrine edilmiş insanlar ki hemen hemen neredeyse açık verme olanakları çok düşük. Ama ben bütün bunlara rağmen, teklifler hanesine geldiğimiz zaman şunu da dedim: Yine de buna rağmen, birinci sicil amirleri konusu üzerinde durulmalı Silahlı Kuvvetlerde çünkü ne olursa olsun birinci sicil amiri sorumludur, emrinde çalışan personeli biraz daha dikkatli gözle okuması, takip etmesi lazım. Bu bir eksikliktir, en azından bunu düzeltici düzenlemelerin yapılmasının yararlı olacağının özellikle altını çizdim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bir de şunu öğrenebilir miyiz:

Genelkurmay, Genelkurmayın ya da askerî birliklerin personel temin birimlerine görevlendirilecek kişilerle ilgili bir özel değerlendirme yapar mı, Genelkurmayın teamülünde bu var mıdır? 

Bir de… Biraz önce darbelerle ilgili söylediğim şey orada herhâlde boşta kaldı. Daha önceki dönemlerde darbelerin MİT tarafından hükûmetlere haber verilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? O b iraz eksik kaldı sanki.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ama bu, bu Komisyonun konusu değil, eski darbeler herhâlde değil, siz sadece 15 Temmuz darbe girişimini değerlendiriyorsunuz. Başka bir toplantıya gelirsek, televizyonda olsak soru sorarsanız cevaplarım ama burada herhâlde uygun değil, girersek çıkamayız o işin içinden.

Personel temin kurumlarında değerlendirilen personeli Genelkurmay Başkanı bilemez, kuvvet komutanı da bilemez. Bunu bilse bilse… İşte, yine personel birimlerine geliyoruz. Eğer bir yanlış, hat a olmuşsa bu, personel birimlerindedir. Ha, ben komutan olarak öyle bir uygulama yaptım, ben personel birimlerinin bana getirdiği tekliflerin hiçbirini yüzde yüz kabul etmedim, mutlaka bazılarını bozardım ki geneli bozulsun.

Devam Edecek...

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4948 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile