All for Joomla All for Webmasters
Çarşamba, 09 Kasım 2016 17:06

TBMM FETÖ Komisyonundan Notlar-8

Öğeyi Oyla
(0 oy)

BAŞKAN – O zaman, sırayı bozmayayım diye şey yapıyorum.

Sayın Tanrıkulu, buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ben de teşekkür ediyorum öncelikle açıklamalarınız için.

Konuşmanızda geçen harp okulları meselesini ben 27 Mart 2013 tarihinde Millî Savunma Bakanına sormuşum. Sorum aynen şöyle: “Ancak, son zamanlarda basında yer alan haberlere göre, harp okullarında birtakım tasfiye iddiaları yer almaktadır. Etnik köken ve dinî inançları farklı olan bazı öğrencilerin harp okullarından uzaklaştırıldığı iddia edilmektedir.” Sormuşum: “Varsa kimler ve gerekçeleri nelerdir? Harp okullarında son beş yıl içerisinde kaç öğrenci, hangi sebeplerle uzaklaştırılmıştır?” diye sormuşum, Bakan da yanıtlamış: “Etnik köken falan nedeniyle hiç kimsenin ilişiği kesilmemiştir.” diyor ama altında şu var: 2008-2013 yılları arasında harp okullarından çeşitli nedenlerle -kendi isteği, disiplin, akademik yetersizlik ve sağlık gibi nedenlerle- tamı tamına 2.396 öğrenci ayrılmış.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, bu, tabii, 2008’den bu yana…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, tarih…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 2008-2013 yılları arasında.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yani beş yıl içerisinde.

BAŞKAN – Yeni bir cevap değil mi? 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yeni yok, 2013. 2013’ten sonra kaç kişi var, bilmiyorum. Ben 2013 tarihi itibarıyla sormuşum, 2008 -2013.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Bunun üzerine bir 2 bin daha ekleyelim çünkü bu çocukların hepsini, hemen hemen büyük bir bölümünü tanıyorum.

Bizim askerî okullarda bir gelenek vardır, -köklü okullardadır, sadece askerî okullarda değil; bu, Vefa Lisesinde de, Kabataş Lisesinde de vardır, köklü okullarda- “ağabeylik” diye bir… Ama cemaat ağabeyliği değil, yani…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Pansiyon ağabeyliği, yatılı…

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Okul ağabeyliği. Şöyleydi: Biz hazırlık sınıfına ilk gittiğimizde belediye otobüsüne bindiğimizde bilet parası veremezdik, ağabeyler öderdi. Askerî okullardaki ağabeylik böyle bir şeydir.

O gelenek, tabii, bu cemaatin, bu örgütün sızmasıyla bir hayli yıpranmış olsa da biz bu yaşımızda hâlâ o ağabeylik sistemini devam ettiriyoruz, “ağabeylik sorumluluğu” diyelim aynı okul öğrencisi olmanın. Ben o çocukların büyük bir bölümüne, kim müracaat ettiyse hepsine sahip çıkmaya gayret ettim. Dernek kurduk onlara. Bir platformları var İnternet üzerinde. Onları kendi kardeşlerim gibi…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Dernek Başkanını da… Çünkü en çok konuştuğumuz konular bu. Dernek Başkanını da Komisyona çağırsak, bütün bu harp okulu öğrencileriyle kendisi öncesinden bir görüşse ve gerçekten kendilerine böyle zulüm yapılmış mı, ordudan atılmışlar mı; o Dernek Başkanını da çağırıp dinlemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Komisyonun takdirine sunuyorum.

BAŞKAN – İsmi nedir?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – O kadar çok isim var ki.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Derneğin Başkanı…

BAŞKAN – Gerçi zaten Yavuz Selim Bey hayli “Şunlar da faydalı olur.” diye isimler verdi, tutanaklara geçti, not da aldık; değerlendirmemiz lazım.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, bu arkadaşlarımız binlerce.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yağız Aksakaloğlu’ymuş galiba.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yağız, evet, şu anda Gazi Üniversitesinde.

Bu çocukların büyük bölümü bitirdiler ama hâlâ devam ettiriyorlar. Son olarak kim başkanları, onu tam bilmiyorum ama ben yazılı olarak da mutlaka size 1 değil, en az 10 farklı isim tavsiye edebilirim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hani 1 kişi…

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Mesela Yağız Aksakaloğlu’nu çağıralım, ben söyleyeyim gelsin.

BAŞKAN – Şöyle mi anlıyoruz Yavuz Selim Bey: Hani siz 1985’te atıldınız, resmî ilişkiniz kesildi. Ama bu dernek çalışmalarında bulunduğunuz için daha sonradan atılanlarla dernek çatısı altında beraberliğiniz nedeniyle mi, “Çoğunu tanırım.” demeniz de oradan mı kaynaklanıyor?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şöyle: Bakın, ben 1985’te atıldım, köprünün altından bir sürü sular geçmiş ama bizde şöyledir: Yolda yürürken, vapurda, metroda, otobüste, minibüste bir Harbiyeli, bir Kuleli öğrencisi gördüğümüz zaman heyecanlanırız.

BAŞKAN – Yok, şimdi resmî elbise de giymiyorlar eskiden sizin giydiğiniz gibi, rastlayamıyorsunuz.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet, giymiyorlar ama yani şimdi, o dernek 1985’ten itibaren değil, bu çocuklarımızı atmaya başladılar, öyle bu dernek oluştu yedi sekiz yıl önce. Önce kâğıt üzerindeydi, sonra hukuki bir hâle getirdik onu, hâlâ devam ediyor. Bu atılan çocukların haklarını koruyalım.

Nitekim, Sayın Umut Oran’ın geçtiğimiz dönem gayretleriyle burada bir Meclis araştırma komisyonu kuruldu. Komisyon gitti, harp okulunda araştırma yaptı, burada harp okulunun öğrencileri, alay komutanı ve yöneticileri dinlendi ama hiçbir şey çıkmadı. Hatta mobbing uyguladıkları öğrencilere şunu söylediler oradaki yüzbaşıları, üsteğmenleri: İşte “15 tane milletvekili araştırdı hiçbir şey bulamadı, siz istediğiniz kadar zıplayın.” diye o çocuklara bunlar da söylendi.

O çocuklarımızın bir ağabeyleri olarak -beni zaman zaman ağabey olarak yani benim de çocuklarım var, benim çocuklarımın yaşındalar- elbette insani olarak ilgileniyorum ve Yağız Aksakaloğlu aslında tek başına yeterlidir; çağıralım, dinlemenizde fayda var.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, sorunuza devam edin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Orası tam açıklığa kavuşmadı, kayıtlara geçmesi bakımından önemli. Tam olarak niçin gözaltına alındınız? İyi ki Selçuk Bey varmış ilgilenmiş; yoksa yani…

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Sayın Tanrıkulu, ben sekiz yıldır…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Kayda girsin diye söylüyorum gerçekten, kayda girsin.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Bu kumpas davaları başladığı günden itibaren sekiz yıldır neredeyse çantam kapının arkasında hazırdı. Yani bir sabah sütçü yerine kapıyı polisler çalacaklar, bir aramadan sonra gözaltına alınacağım ve en az iki yıl cezaevinden çıkamayacağımın hesabını hep yaptım. Çocuklarıma da bunu söyledim, ailem de yakınlarım da arkadaşlarım da bunları hep biliyorlardı ama bu 17-25’ten sonra bu FETÖ’nün kim olduğu anlaşılınca biraz rahatlamıştık. 15 Temmuz gecesi çok zor bir geceydi, ellerine geçirseler herhâlde çiğ çiğ, lime lime doğrarlardı. Ama en güzeli şu: Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu benim hem hemşehrim hem dostumdur, benim gözaltına alındığımı duyunca “Face”den bir şey yazmış, demiş ki: “Bir cin FETÖ’ye sorsa ‘Dile benden ne dilersin.’ dese ‘birinci olarak Yavuz’u gözaltına aldır.’ der.” diye bir tweet atmış. Ben yani onların, bu imamların öçlerinin perde arkasını aralamaya çalıştım ama onların da benden intikam almak istediklerini biliyordum. Daha önce bunu birkaç kez denediler. Bu Komisyonda söyleyemeyeceğim, bu Zekeriya Öz korkudan beni alamadı; özel bir durumumuz vardı onunla ilgili. Yani o herkese şantaj yapıyor ya… Çok açık da söyleyeyim, Zekeriya Öz insanlara şantaj yaptı, oturttu insanlara birtakım görüntüler seyrettirdi. Bende Zekeriya Öz’ün özel durumlarıyla ilgili bilgiler vardı, dedim ki: “Benim aldığı gün herkes onunla ikimizin aşkını konuşacak ve ben cezaevinde hiç boş durmayacağım her gün mektup yazacağım; onunla ilgili bilgileri…” O yüzden korktu “Bu psikopatı bırakın.” demiş ve beni o yüzden almadılar Ergenekon, Balyoz sürecinde.

BAŞKAN – Peki, şimdi niye aldılar?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi niye aldılar?

BAŞKAN - Hep etrafında dolandınız da oraya gelmedi.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yani bir rivayet –olacağını zannetmiyorum Milliyetçi Hareket Partisinin içerisindeki değişim konusunda benim zaman zaman taleplerim var, yazılarım var. Bu yüzden bir gözdağı vermek amacıyla yapıldığı iddia ediliyor. Elimizde bir kanıt yok, bir imzasız ihbar mektubu var.

O imzasız ihbar mektubunda, FETÖ adına biz MHP’ye sızmaya kalkışıyormuşuz. Ben gerçek anlamda bir ülkücünün böyle bir şey yapacağına inanmıyorum çünkü ülkücüler jurnalci değildir, ihbarcı değildir. Bunun yine davayı sulandırmak için FETÖ’cüler tarafından da yapılabileceğini düşünüyorum; bayağı eline koluna bulaştırdı, bizden FETÖ’cü çıkarmaya çalıştılar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Rica ediyorum.

BAŞKAN – Belma Hanım, buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Demirağ, teşekkür ediyoruz. Hoş geldiniz.

Hukukçuların çok kullandığı bir tabir vardır “Hayatın olağan akışına uymaz.” derler bazı şeyler için. Sizin de hayatınız hayatın olağan akışına pek uymamış; çok mağdur olmuşsunuz, sıkıntılar yaşamışsınız.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Ben mağdurluğu kabul etmiyorum. Onlar benim hayatımın onurlu günleri; yaşadım ve onur duyuyorum. 

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Peki.

Şimdi, ben de genelde mağdur olanların, canı haksız yere yananların ifadelerini, kitaplarını biraz temkinli okurum. Şahsınızla ilgisi yok ama bu Komisyonda iki haftadır izlediğimiz, dinlediğimiz bazı konuşmalardan, bazı beyanlardan anlıyoruz ki her şey bizim basında okuduğumuz gibi değil, farklı şeyler de var. Bu anlamda iyi bir çalışma yaptığınızı düşünüyorum. Sizin burada olmanız da bizim için önemli, değerli. Tekrar teşekkür ediyorum.

Kısa kısa sorularımı soracağım. Sayın Başkan, üç taneyi geçecek ama hepsi soru cevap şeklinde olacaktır.

Okuldan atıldınız, ondan sonra yazarlığa başladınız. Çok özel değilse, nasıl geçiniyorsunuz?

Deniz, Hava, Kara Kuvvetlerinde; en çok nerede örgütlendi bu hain grup?

“Mahrem imamlar” denilen konuda bilginiz nedir? Bunlar ne iş yaparlar?

Şu anda varlar mı?

“Katalog evlilikler” diye bir tabir var; bu doğru mudur? Devam ediyor mu? Bu kişilerle ilgili bilginiz var mı? Örnekler var mı bildiğiniz?

BAŞKAN – İsterseniz, unutulmasın diye not alıyor mu bilmiyorum ama…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Not alıyor musunuz?

BAŞKAN – Evet, dört soruya bir cevap…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Birer cümleyle de olur.

BAŞKAN – Madem bir test usulü oldu; onun için…

Buyurun Yavuz Bey.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet, şimdi neyle geçiniyorum? Şöyle söyleyeyim: Konuşmamın arasında…

BAŞKAN – Burası soruşturma değil yani cevap verip vermemekte de serbestsiniz.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - … rahmetli babamın varlıklı bir insan olduğunu, inşaat müteahhidi olduğunu söylemiştim. Babamı 6 Ocak 1991 günü kaybettiğimde sadece benim hisseme düşen 5 daire, 3 -5 dükkân, vesaire vardı. İki yılda bir onları sata sata şu ana kadar ayaktayım. Kirada oturuyorum, satacak başka bir şey de kalmadı ama onurumu satmadım, kalemimi satmadım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Güzel.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Bir ikincisi, gazeteci olarak aldığım bir maaş var tabii. Geçtiğimiz yıl emekli oldum; çok sembolik de olsa bin lirayı geçen bir maaşım var. Ama benim çocuklarım KYK bursu dahi almazlar, onlara amcalarından, dayılarından harçlık almayı yasakladım. Hiçbir vakıf ve dernekten burs almayacaksınız çünkü bu cemaat bu burslarla, bu iyiliklerle… Yani o çocuklar minnet duyuyorlar; beni aldı okula yerleştirdi, işte yükseltti, soruları çaldı, vesaire… Benim çocuklarımdan bir tanesi Gazi Üniversitesini bitirdi, şimdi birisi hâlâ Gazi Üniversitesinde okuyor. Ben çocuklarıma devlet bursu dahi aldırmadım.

BAŞKAN – Açıklamış olduğunuz çok güzel. 

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet yani onlar da babaları gibi. Ben proleter yaşayan bir insanım, kendi sigaramı da yerli tütünle sarıp içen bir adamım.

BAŞKAN – Sigara sağlığa zararlıdır.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Ama hâlâ belediye otobüsüyle, metroyla gidiyorum.

BAŞKAN – Diğer soru…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Deniz, Hava, Kara; hangisinde en çok örgütlendiler?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, Enver Paşa’nın çok güzel bir sözü var. -Ben biraz İttihatçıyım, Enver’i de severim.- Der ki: “Hainler korkak olur.”Kara Kuvvetlerinde çok fazla sirayet edemediler çünkü Kara Kuvvetleri zordur. Dağlarda gezer “bitli piyade” eski deyişle, terörle mücadelenin içerisidir orası. Onlar daha ziyade Hava Kuvvetlerini tercih ettiler. Bakın, Hava Kuvvetlerinde öylesine yerleştiler ki bazı üslerde, örneğin Çiğli gibi, onlardan habersiz uçak kalkamıyordu. Yani pilotundan teknisyenine kadar, sivil memuruna kadar en çok Hava Kuvvetlerinde yerleştiler ama TSK’daki yerleştikleri yer öncelikle personeldir, istihbarat ve bilgisayar sistemleriyle ilgili bölümlerdir. Onlar yani dağda falan savaşamazlar; korkaktırlar hainler.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hava Kuvvetlerinin eğitim kadrosunda çok oldukları söyleniyor; doğru mudur, akademik kadroda?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet. Şöyle, son yıllarda… Yani bizim gençlik yıllarımızda, büyüklerimizin yıllarında askerî liselerden fakülte, yüksekokullara öğretmen olarak çalışkan çocuklar giderdi orada İngilizce öğretmeni, vesaire olurdu. Dedim ya, iki bin üç yüz yıllık geleneği çiğnediler son yıllarda bir sözleşmeli model getirdiler. Bakın, bu örgütün Moldova’daki -Moldova’da yani Gagavuz Türkleri- Hristiyan bir ülkedeki okullarından mezun olan, oradan mezun olmuş ve sonra gelmiş sözleşmeli subay olmuş; o gece Genelkurmay Karargâhında o, sivil bir tip vardı.

Özellikle son yıllarda -ben kendi adıma söylüyorum, on beş yıllık hatta yirmi yıl- sözleşmeli olarak alınan öğretmenlerin, askerî okullara alınan öğretmenlerin mutlak suretle incelenmesi kanaatindeyim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Mahrem imamlar ve evlilikler, katalog evlilikleri…

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, katalog evliliklerini biliyoruz. Bu örgütte evlilikler çok önemli. Yani örgütü çözebilmek için bu evliliklere çok dikkat etmek lazım. Kataloğun yanında bir de tanıdıklarının evlilikleri vardır yani aynı aileden 2 kız alırlar veya işte baldızını, vesairesini… Bu evliliklere çok dikkat etmek lazım.

Mesela biraz evvel söyledim ya Muhammet Çetin’in kız kardeşi de şimdi bir generalle evli; yani onu da ifade edeyim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Muhammet Çetin’in dönem arkadaşı olduğunuzu söylediniz.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ve atıldığını söylediniz, atmak çare değil anlamına mı geliyor geldiğimiz noktada?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, bakın, o dönem… 

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bir de hiç görüştünüz mü o günden sonra?

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yani Muhammet ile görüşmedim çünkü o konu açıldığında kazanılabilecek çocukların kazanılması gerekiyordu; hani bir kere meraktan gitmiş, vesaire. Onlar mesela atılmadı ama ısrarla inkâr eden, çözülmeyen, itiraf etmeyen tiplerden birisi de Muhammet idi. Kırım kökenlidir, biraz da inattır, Tatar inadı vardır onda; o o yüzden… Hiç çözülmedi, pişmanlık duymadı, kabul etmedi o yüzden atıldı yoksa geri kalan, bir iki kere evlerine gidip de o yemeklerden –Ne diyorlardı o yemeğin adına?- ondan yiyen çocukları da, onları mesela affettiler yani hepsini öyle atmadılar.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Son bir sorum; 15 Temmuzdan sonra şu anda askeriyede hâlâ varlar mı veya sizin bilginize göre ne kadar varlar?

Çok teşekkür ederim.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Varlar tabii. Yani şimdi, ben diğerleri gibi orantı, yüzde 70-80, ve sair rakam veremem çünkü bu işin belgesi, bu işle ilgili bir bilimsel çalışma, veri yok ama tahmin ediyorum bugün tutuklanan, atılan, vesaireyle 10 bin civarında bir personel var rakamda ama bu, buzdağının görünen tarafı ki hâlâ gizlenmiş birçok kişi var. Umarım, bu ByLock’tan ben biraz umutluyum, bu sistemden yani.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Öteki de çözülmüş galiba, bir sistem daha var.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, bakın, ilk günlerde, 15 Temmuzun ilk günü ve ilk bir hafta birçok itirafçı çıktı bunu burada paylaşmakta fayda görüyorum. Şimdi, o itirafçılar diyorlar ki: “Hayır, biz dayakla, işkenceyle o ifadeleri verdik; asla bunlar geçerli değildir.” diye… Çünkü Hz. Yusuf geliyormuş ya, Peygamberle namaz kılıyorlar ya bunlar yalandan. Orada da ailelerine, bakın bunların ailelerine… Bir sürü mağdur var, binlerce mağdur var ama tespit ettiğim öyle aileler var ki nakit para, kart mart yok, hepsinin banka kredi kartları borçları falan ödendiği için bir arkaları var.

Bir de 10 Kasımda çıkıyorlarmış ya, o sümüklü öyle diyor, meczup “10 Kasımda çıkacaksınız.” 10 Kasım niye? Adamın asıl doğum günü, doğumu 1941 ama ne yapıyor; 38’e çekiyor Atatürk’ün yerine doğmuş gibi. Yani bu meczuba inananlar var.

BAŞKAN – 14 Ağustostu, tarih gidiyor 10 Kasıma doğru.

YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Bakın, benim bu kitapta yazdığım bir fizik profesörü; kaldı ki Amerika’da füze yakıtlarıyla ilgili bir tezi olan bir profesör bana şunu söyledi. Bir ortamda dediler ki: “Zaman gazetesine Etyen Mahçupyan gibi bir Ermeni Hristiyan niye yazıyor?” “Hop, o çoktan hidayete erdi, otuz yıldır, yirmi yıldır hidayete erdi ama efendimiz ona ‘Sen uluslar arası platformda böyle kal.’ dediği için yapmıyor.” Bunu söyleyen bir profesör yani iradesini teslim etmiş, tabiri caizse hipnoz seansına uğramış. David Copperfield diye bir adam var illüzyonist, aynı anda 600 kişiyi falan hipnoz ediyor ya. Ben bu işin bilimsel olarak da peşine düşmek istiyorum. Onlar televizyonlarıyla, iki üç tane kanalları vardı ya, yok bilmem ne yapıyorlar. Nasıl hipnoz ediliyor? Yani profesör olmuş adam ama sonra neyi anladık: Bunların profesörlük tezleri, doktora tezleri falan hep çalıntı çıktı, çalıntı çıktı.  

Ama yine ben son on beş yılda YÖK’te ve bu akademisyenlik sınavlarının da mercek altına alınmasını istiyorum zira bakın, TUS sınavı dediğimiz tıpta uzmanlık sınavları vardı -burada doktor olan var; Sayın Şeker- en zor sınavdır ve Türkiye’mizin, cumhuriyetimizin tarihinde bu sınavları birincilikle kazanan, dereceye giren üniversiteler bellidir; Çapa’dır Cerrahpaşa’dır Hacettepe’dir. Son yıllarına bir bakın, FETÖ’nün üniversitelerinden, işte o malum üniversitelerden mezun olanlar var. Aslında o kadar geniş ki, bunları yakalayabilmek için çok uğraşmamız lazım, çok uğraşmamız lazım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Selim Bey hoş geldiniz.

Tek soru soracağım. Kitabınızda Hulusi Akar’la ilgili bölümü okuduktan sonra ve bu darbe de gerçekleşmişken açık net Hulusi Akar bu darbenin içinde olur, olmaz zorunda, mantıklı sonuç bu. Yani o bilgiler, bu darbe girişimi birleşince böyle bir sonuç çıkıyor. Siz böyle bir sonuç çıkarabiliyor musunuz?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Şimdi, bakın bu kitapta bu örgütün nasıl darbe yapacağı son bölümde yazılı. Ben bunu sadece burada yazmadım iki ayrı televizyon kanalında -ama çok bilinmiyor tabii o televizyon kanalları- televizyon kanallarında da biz bunu tartıştık bir programda. Yani bunların hangi yöntemle darbe yapacağını biz iki yıl önceden tartıştık, iki yıl önceden bu kitaba yazdık. Kemalist görünümlü Gülenist bir darbe olacağını ifade ettiğimde bana “Sen kafayı yedin, uçtun, paranoyak herif.” diyorlardı.

Bugün… Tabii tüm detaylara giremiyoruz ama bu kitapta yazdıklarımız keşke gerçekleşmeseydi. Bu anlattıklarımızı rapor hâlinde yazıp… Ben bir devlet geleneğinden bir aileden geldiğim için… Bunları sadece gazetemde yazmadım, televizyonlarda konuşmadım zaman zaman -hiç de üzerime şey değil ama- devlet terbiyesi almış olarak rapor hâlinde ülkemizin çeşitli sorumluluk makamlarına gönderdik. Ve askerinden bakanına istihbaratçısından generaline kadar bizim yani çok abarttığımızı söylediler, hatta “Ya, sen gazetecisin git gazeteciliğini yap. Niye bunlarla uğraşıyorsun?.” dediler. Onları da yaşadık, keşke yaşamasaydık.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Herhâlde Sayın Sancar…

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Ben soruyu sordum…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Yani Hulusi Akar bu işin içinde mi? Yani bunu tabii ki söylemek çok zor ama 15 Temmuz gecesiyle ilgili çok karanlık şey var. Yani o kadar karanlık ki hâlâ, onların açığa çıkması belki de istenmiyor.

BAŞKAN – Bir de henüz soruşturmalar devam ediyor.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Yani gizliliği…

BAŞKAN - Meclis araştırmamız da yeni başladı.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Bu soruşturma… Şimdi bunları yazdığımız, söylediğimiz vakit hukuken de suç işlemiş şeyine konacağız. 

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Burada yapılan açıklamalar suç kapsamına girmez.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Burası farklı tabii.

BAŞKAN – Yavuz Bey, Aytun Bey’den soruyu alalım belki birlikte devam ederseniz.

Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Konuşmanızın başında adını andığınız Ünal İnanç’ı rahmetle anıyorum. Yaşlı hâlinde, o diyabetli hâliyle onu aldılar, götürdüler biliyorsunuz, o Ergenekon davasında.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet, o da gözaltına alınmıştı Ergenekon’dan cezalandırılmıştı.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi, birinci sorum: Size göre 15-16 Temmuzun sorumlularının olgusal düzeyde ispatlanmasının temel koşulları nelerdir? Yani bizim komisyonumuza da yol göstermesi açısından.

Birlikte mi soralım, devam mı? Hepsini arka arkaya sorayım mı?

BAŞKAN – Arka arkaya sorun çünkü Yavuz Bey de bütüncül bir cevap veriyor gördüğüm kadarıyla.

Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Bu kalkışma başarılı olsaydı tam olarak ne olacaktı? Nasıl bir Türkiye’ye uyanacaktık?

Üçüncü olarak da: Bence bu komisyon fonksiyonunu icra edecek gibi gözüküyor bu aşamada, ben öyle hissediyorum. En azından siyasal olarak ve kamuoyunun aydınlatılması açısından -burası zaten bir suçlu bulma, yargılama komisyonu değil ama- bu anlamda bir fonksiyon icra edecek gibi gözüküyor, dinlediğimiz misafirlerden çıkardığım sonuçla. Burada sormak istediğim şey şu: Emekli olan ve olmayan asker bürokratları dinledik. Ondan sonra İçişleri Bakanını dinledik, yeni görevinden ayrılmış bir İçişleri Bakanı ve emekli ciddi görevlerde bulunmuş insanları dinliyoruz. Benzetmek doğru olur mu bilmiyorum ama sanki maktulü millet olan bir Şark Ekspresinde Cinayet filmi izliyor gibiyim burada. Bakınız, Fuat Uğur diye bir yazar var, iktidara yakın Türkiye gazetesinde yazan bir yazar. Fuat Uğur 2 Nisanda ve Nisan ayında çeşitli makaleler yazmıştır. Makalelerden birisinin adı 2 Nisanda yazdığı makale “Cemaat'in Hususileri darbe için Ankara'da toplandı.” Şimdi bu makaleler o kadar açık ki hele bu tarz makalelerin ben devletin önemli makamlarına bildirilmeyeceğini düşünemiyorum. Eğer bu kadar zaaf varsa, gerçi var diyeceksiniz de, Allah selamet versin demektir. Şimdi buna baktığımızda Türkiye’de çeşitli iddialar var. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Ben çok konuşulan Sayın Cumhurbaşkanının bu konuda senaryo yazdığı, bunu oynattığı iddiasına kesinlikle inanmıyorum, bu iddia doğru değildir. Ancak bu anlatılanlara ve olayın bu kadar açık seçik ortaya gelişi belliyken bir başka iddia konusunda kuşkum gelişmeye başlıyor. O da şu: Mesela bir darbe geleceğini belli çevreler haber aldı ve…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Yol verdi…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - …bunu kontrol altına alacak şekilde önüne hafif açtı. Böyle bir komplo teorisine ya da biliyorsunuz komplo teorileri komplo teorisi değildir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, bu konuyla ilgili ciddi iddialar var. Darbenin dört gün önceden haber alındığıyla ilgili. Aslında darbe biraz telaşla geceden erken saatlere çekildi, sebep ve sonuçlarını iki gündür dinliyoruz. Fakat hocam, sizin ifade ettiğiniz gibi çünkü yani Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda ben aleyhinde çok eleştiri yazısı yazdım ama Recep Tayyip Erdoğan’ın FETÖ konusundaki mücadelesinde samimiyetine, kararlılığına inanıyorum, keşke onun kadar kararlı 3 kişi daha olsa diyorum, bunu da söylüyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Buna ben İçişleri Bakanını ilave edebilirim.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Fakat sizin söylediğiniz gibi… Şimdi Recep Tayyip Erdoğan -ben bu kitapta yazdım- Necdet Özel’e bir liste verdi. 17.25’ten sonra dedi ki… MİT’ten aldığı bir liste… MİT’in raporlarında yani belge yoktur, değerlendirme işte kırmızı, turuncu, mavi, yeşil gibidir, şüpheli, kesif, vesaire gibidir, bunu yazdım. Genelkurmay Başkanına dedim ki: “Bunlar 2 bin civarında bir personel. MİT’ten aldığım bilgi bunlar, temizle bunları.” Necdet Özel gidiyor tabii adli müşavirini çağırıyor.

Kim adli müşavir? Muharrem Köse. Çünkü daha önceki adli müşavirlerin hepsi Ergenekon’a takıldı, mesela Hıfzı Çubuklu gibi. Bir sürü şeyler takıldı. Diyor ki: “Efendim, burada belge yok, yasal olarak bunu nasıl yapacağız?” Şeyleri çağırıyor, hepsi personel ki derin istihbaratçılar darbeci çıktı ya. Yani çocuklar bunu ne yapacağız? Efendim olur mu bu? En son Tayyip Erdoğan diyor ki: “Ne yani Silivri’de belge mi vardı? Bulun bir bahane atın.” Atamadı. Zona oldu adamcağız yani üzüntüden ne yapacağım diye, hastalık geçirdi, GATA’da yattı. Hulusi daha şeydir, “Ben hallederim, siz merak etmeyin.” sözünü verdi. Fakat işte bu birtakım hadiseler var, güneydoğudaki kalkışma vesaire. Efendim “Aman personelin morali bozulacak.” vesaire diye. Hulusi Akar da ötelemeye başlayınca… Bir de bunların tabii belge yok. Bunların ortaya çıkması lazım. Ökse kuşunun hikâyesi gibi. Gösterdiler dediler ki: Bir darbe durumunda bunlar ortaya çıkar. Onun için yol verildiği ama kontrollü olarak yol verildiğine dair çok ciddi iddialar var. Bunlar iddia, bunlar öngörü, ben de buna benzer şeyleri duyuyorum. Olabileceğiyle… Burası Türkiye, sabahtan akşama her şey değişebiliyor. Onun için olabilir diyorum.

Darbe başarılı olsaydı sorusuna gelince: Biz işimizi çoğunlukla Allah’a havale ederiz Türk milleti olarak. Allah bizi korudu. Biz ülkücü gençler olarak gençliğimizde bir temennimiz vardı “Tanrı Türk’ü korusun.” diye. Cidden Tanrı Türk’ü korudu yani. Demek ki kalben istemişiz o temenniyi. Allah korudu. 

Gece 3’te olsaydı? Kısmen başarılı olsalardı ne olurdu? Ben sonuçta sonuca varamayacaklarına inanıyorum ama gece 3’te olsa, halk sokakta değil, birçok yerde daha farklı olabilirdi ama, endişem şu, öngörüm şu: En az bir buçuk iki ay sokak sokak çatışabilirdir, bir iç savaş yaşayabilirdik ve oluk oluk kan akardı. Ben hasbelkader bu Akıncı Üssünde 970 ceset torbası, 13 bin tane plastik kelepçe bulundu, gözlerimle gördüm. Bunları göze almışlardı yani. Ve belki işte 2 bin civarında sadece jandarmanın karakolu var değil mi, karakolları, vesaireleri, çeşitli birlikler var. Yani bu meczuplar Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri gibi belki aylarca sürebilirdi. Ama dediğim gibi, biz tevekkül sahibiyiz, Allah’ın bu milleti koruduğunu ve sevdiğini biliyoruz. Allah bizi korudu.

BAŞKAN - Çok şükür darbeyi püskürttük ama ben Aytun Bey’in sorusunun cevabını tam alamadığı gibi bir kanaatim var. Yani özür dileyerek şöyle bir katkım olsun: O çatışma ihtimali gece sabaha yakın olsaydı, o değil de, velev ki başarılı olmuş olsalardı FETÖ’cü nasıl bir rejim getirecekti, nasıl bir sistemdi, bu konuda bir fikriniz var mı? 

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Nasıl bir rejime uyanacaktık? Eğer bu ayaklanmayı tarif etmeniz istense, bir isim koymanız istense bu ayaklanmaya -Elhamdülillah, şükür Müslüman olarak bütün Müslümanları tenzih ederek söylüyorum- bir dinbaz ayaklanması mı, bir siyasi islamist ayaklanma mı, nasıl tarif edersiniz?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Yani bir kere kesinlikle ajan, bir dinbaz ajanlar ayaklanması olurdu. Zaten bu kayıp kardinal, Pensilvanya’daki kardinal zaten kendisini öyle bir zaman zaman tarif ediyor ki, yanımdakiler… Çünkü şeyh uçmaz, müritleri uçurur. Düşünebilir musunuz adamın saçını, tırnağını mırnağını koca koca herifler cüzdanında taşıyor yani, peçetesini vesairesini. Herif buraya Allah göstermesin ama yani peygamber gibi… Peygamber olarak da ilan edilebilirdi yani. Gülenizm diye yeni bir din ortaya atılabilirdi zaman içerisinde.

BAŞKAN - Yalnız o konuda dün burada dinlediğimiz bir konuğumuz dedi ki: “Peygamber de gelse dinlemeyeceksiniz.” diye talimat verdiğini ifade etti demek ki kendisini haşa peygamberden de…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Tanrı yerine koyuyor.

BAŞKAN - …yukarıda görüyor. Böyle bir talimat verdiğini ifade etti.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Meczup ne diyelim?

Meczup ama inananları var, ciddi inananları var.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Tıbbi bir konu var. Bunu ekleyebilir miyim açıklayıcı olması açısından?

BAŞKAN – Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Siz konuşmanızda ve birçok konuşmacı burada şunu söylüyor: Nasıl bu kadar alim insanlar, profesörler, askerler, generaller böyle bir şeye inanıyor? Şimdi bakınız, bu konuda şöyle bir bilimsel açıklamayı yani…

BAŞKAN – Soru değil de katkı yapacak anladığım kadarıyla.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Katkı evet, sorum yok.

Bakınız, bu dünyada yaşayan hayvanlar içerisinde hayali gerçeklikle yaşayan, kurgularla yaşayan tek yaratık insandır. Eğer belli bir zamanda iyi bir hikâyeci onlara iyi bir hikâye anlatırsa her şey biter. İnsandan başka hiçbir canlıya -yüce dinimizi tenzil ederek söylüyorum- gidip “Elindeki muzu ver sana cennette bir kamyon muz vereceğiz.” diye ikna edemezsiniz, insandan başka. Onun için bunlar belli bir yaşta iyi bir hikâyeci tarafından beyinleri yıkanmış insanlar. Ondan sonra ne okuduklarının bir önemi yok.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ - Bir de, okumazlar zaten.

Ama en önemli hadiselerden bir tanesi de çıkar ilişkilerinin bunları bir arada tutması.

BAŞKAN – Yavuz Bey, özür dilerim, bu soru değildi. Hüseyin Bey bir soru yöneltecek. Zamanı da tasarruflu kullanmak durumundayız.

Sayın Kocabıyık, buyurun.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Çok teşekkür ederim.

Yavuz Selim Bey size çok teşekkür ederim. Bir şey söylememe izin verin. Bu 15 Temmuz, geçen bir arkadaş, “Yirmi otuz sene sonra, kırk sene sonra Fransız İhtilali gibi konuşulacak.” böyle bir milat, böyle bir tarihsel dönüm noktası anlamında bir şeyler söyledi; ben buna biraz katılıyorum. Bu mesele ne zaman ele alınsa bir bilirkişi olarak, öngörme kapasitesi yüksek bir yazar olarak siz hep hatırlanacaksınız, yaşadığınız sürece de bilginize başvurulacak hiç şüphesiz. Bu bakımdan sizi çok takdir ettiğimi ifade etmek isterim.

Diğer taraftan bana göre bu “background”a çok uygun düşmeyen sert genellemeler yapıyorsunuz, biraz o dikkatimi çekti; mesela, “Teamüller berhava oldu orduda.” şeklinde bir genelleme. Evet, bu örgüt ordumuzda operasyonlar yapmıştır ama ordunun omurgasının sağlam olduğu da 15 Temmuz gecesi görülmüştür ve bugün, 15 Temmuzdan üç ay sonra bu orduda iki tane ülkede savaş hâlinde ve dünyanın en sofistike terör örgütleriyle de başarılı bir mücadele yürütüyor. Bunu, size cevap olsun diye değil de fikrim olarak ifade etmek isterim.

Şimdi, Yavuz Selim Bey, burada benim şöyle gördüğüm bir hava oluştu: Herkes bu örgütün nevi şahsına münhasır bir örgüt olduğunu hissediyor ama kabul etmekte âdeta direniyor. Bu örgütün varlığını siyasetçilerin üzerine atarak işin içinden çıkmak isteyen bir anlayış da zaman zaman aramızda dolaşıyor, toplumda da dolaşıyor, medyada da dolaşıyor veyahut tam tersi Türk Silahlı Kuvvetlerine atıp, kusuru yükleyip işin içinden çıkmak isteyenler de var. Bunlar doğru değil. Yani şimdi zorunlu olarak hani mahdut tarihî olaylar metoduyla bakıyoruz çünkü sıcak bir olay ve biz spesifik olarak bir olayı, bir hadiseyi incelemek için buradayız; bunu normal karşılıyorum ama umumi tarih metoduyla baktığımız zaman bu tür örgütlerin ve bunların eylemlerinin zaman zaman belirli tarihî evrelerde karşımıza çıktığını ve hatta -diyebiliriz ki- tarihin manivelası rolünü oynadığını görebiliriz. Mesela, Hasan Sabbah işte çok konuşuluyor.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Şimdi, Hasan Sabbah ve onun örgütünün Nizamülmülk’e yaptığı suikast, Selçuklu sultanlarına yaptığı suikast olmasaydı çok muhtemeldir ki Selçuklu tarihî, Türk tarihî başka bir boyutta yaşanacaktı. Hatırlayalım yani çok bireysel bir şey ama Rasputin diye bir adam çıkıyor yani Rus çarlığını neredeyse yıkacaktı adam. Yani, böyle bir tablo. Neoconlar bir şey çıktı Amerika’da, bir melez mezhep mensubu, aidiyeti olan insanlar. 2000 yılında iktidara geldiler, 2003 yılına geldiğimizde bizim coğrafyamızda 1,5 milyon insanı katlettiler, 10 bin kilometreden gelip ülkeyi işgal ettiler, işgal gerekçelerinin yalan olduğu başından belliydi, sonra ortaya çıktı. Çok ilginçtir bu Neoconlara mensup insanlar işte birisi John Hannah -geçen gün de söyledim- Foreing Policy dergisinde, diğeri de Michael Rubin; ikisi de Neocon’dur. Türkiye’de 15 Temmuzun olacağını -sizden daha başarılı değiller ama- bir ay öncesinden, üç ay öncesinden söylediler. 

Şimdi onun üzerinde çok fazla durmuyorum, sorum şu: Şimdi bu tür gizliliği esas alan, ele geçirmeci, devleti ele geçiren, sosyolojinin çeşitli şubelerini ele geçirerek topyekûn toplumu ele geçirmeye çalışan totaliter, faşizan bir örgüt bu. Bu tür örgütlerin bir daha bu ülkenin halkına, devleti ne, devletinin başına bela olmaması için bir hukuk devletinde -burası önemli- bir demokratik nizamda, birey özgürlüklerini esas alan bir demokratik düzende bu tür örgütlerin önünü kesmek için ne yapmak lazım? Yani, hangi tedbirleri almak lazım? Bunu şunun için sordum: Bakın, dershaneler yani Hükûmetin, mevcut Hükûmetin dershaneler konusundaki hamlesi bu örgütle mücadele tarihinin -siz de takdir ederisiniz ki- en önemli hamlesiydi.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Çünkü insan kaynakları orası yani arı kovanı orasıydı, çomağı soktuk. Muhalefet partisi, muhtemelen -iyi niyetli düşünüyorum- demokratik kaygılardan dolayı, bireysel özgürlükler, işyeri kurma özgürlüğü gibi kaygılardan dolayı Anayasa Mahkemesine gitti ve Anayasa Mahkemesi Hükûmetin bu kanun teklifini bozdu. Millî Eğitim Bakanlığı bir sürü kanunları da zorlayarak ve inisiyatif alarak yönetmeliklerle falan dershanelere bir çözüm bulmaya, kapatma yönünde… Yani kolay olmuyor demokratik bir sistemde. Bir de bu örgütün evveliyatını, yaptığı eylemleri filan siyasilerin üzerine yıkmaya çalışmak hakikaten müktesebatımıza yakışmıyor. Kimse unutmasın ki 2008 yılında Türkiye'nin bütün parametreleri olumlu seyrederken bu ülkenin iktidar partisi Anayasa Mahkemesince kapatılıyordu ve 1 oyla kurtuldu. Siyaset kendini koruyabiliyor mu bu ülkede, koruyabildi mi? Yani sorum gayet net. Bundan sonra, bütün bu müktesebatınızla, tecrübelerinizle, gerçekten hayranlık uyandıran öngörülerinizle, fikriyatınızla düşündüğünüz zaman önümüzdeki dönemde, Fetullah olmaz da başka bir şey olur, ne yapmak lazım? Bu demokratik bir sistemde, hukuk devletinde nasıl, hangi önlemleri almak lazım? Mesela, üç tane söyleyin bana.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Eğitim şart, birincisi o.

Artık tabii şart meselesi…

BAŞKAN – İki gazeteci…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ –Bunun artık dalgasına da geçiyorlar ama en önemli mesele bence eğitim. Bunların yükselişi, malumunuz bu çetenin yükselişi, dershaneler bunlar için çok önemli bir basamak olmuştur. Ülkemizde okullarımız gerçek anlamda görevlerini yerine getirmiş olsaydı dershanelere ihtiyaç kalır mıydı? Yani hep eğitim diyoruz ya; birincisi o, en önemlisi. Fırsat eşitliği, sos yal devletiz, Anayasa’mızda da böyle diyor. Bu dershanelerin kapatılması meselesinde benim kadar bu işe sevinen yok. Dedim ki: “Ya, bunların tam merkezleri burası, bunların kolunu burada koparır Hükûmet.” Ama eğitim meselesinde, geçtiğimiz günlerde okul öncesi eğitimin zorunlu olması çok önemli bir hadise. Ama şimdi öğretmen alacağız, öğretmenlere sorduğumuz mülakattaki soru: “Reis denince aklınıza ne geliyor?” olursa, orada endişe ederim, orada kalırım, orada kalırım. 

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – O konu tartışmalı.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yani tartışmalı… Ama bakın, Mustafa Kemal Atatürk bize bir ülke bırakmış. Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitimi, müfredatı, millî eğitimle ilgili okullarında problem var mıydı? Bu ülkenin yüzde 3’ü toplamda okuma yazma bilirken Gazi’nin gayretleriyle köy enstitüleri, köy okullarına kadar girilmiş bir ilke var ortada ama çeşitli sebeplerle, onun kurduğu o eğitim sistemi siyasal endişeler, oy kaygısı… Bakın, yani gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşündükleri için oynadılar. Ben AK PARTİ’nin on dört yıllık iktidarında kaç defa müfredatın değiştiğini biliyor musunuz?

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Tek parti döneminin doğruluğunu savunmak…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Kaç Millî Eğitim Bakanı değişti? Yani kitapları… Ücretsiz kitap güzel bir hizmettir. Bir şey söyleyin, şu ücretsiz kitaplar nerede basıldı? Beş yıl aynı… Bunlar cemaatin matbaalarında, şirketlerinde… Yapmayın ihaleler bunlara verildi.

Eğitim, en önemli şey eğitim ve insanımıza güveneceğiz. Bir de şark toplumlarının kötü bir huyu var -hocam bilir tabii, bilim adamlarının buna bilimsel bir şeyi var- bir alışkanlıkları var, bir mitoloji, bir mite bağlı kalmak, bir lider… Nihat Genç’in çok güzel yazısı vardı geçtiğimiz günlerde “Bu Müslümanlar Allah’tan çok şeyhlerine, tarikatlara inanıyor.” diye. Niye bu hâle gelelim?

Yani, benim adım Yavuz Sultan Selim’den dolayı. Ama benim tercihim değil ki. Büyük ağabeyimin adı Osman, onunki Orhan, onun küçüğü Fatih, benim kısmetime bu gelmiş. Biz mensubiyetiyle onur duyuyoruz Türk milleti olarak ama yani Eş’ari metoduna dönmeye başladı. Lafa gelinci “Maturîdî’yiz.” diyoruz, “Akılcıyız.” diyoruz ama nakilcilik yapılıyor. Okuyan, işte Türkiye’deki tirajlarımız ortada, gazete sayısı ortada. AK PARTİ’nin bir bakanı demedi mi: “Bizim seçmenlerimiz kitap okumaz, gazete okumaz, televizyon seyreder.” diye. Biraz aynaya bakacağız.

BAŞKAN – Ülkenin sosyal…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yani, bu, tabii ki dünün, on beş yıllık bir problem değil. Bu, on beş yıllık problem değil. 

BAŞKAN – Evet, “eğitim” olarak bir kelimede özetlemiş olarak...

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet, bir de darbenin televolesi çıkarılıyor. Biz millet olarak bir işin cılkını çıkarmakta çok mahiriz. Bu televole kültürü…

BAŞKAN – Yavuz Bey, ben tekrar özür dileyerek şöyle diyeyim: Ravza Hanım’ın sorusunu alalım.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Buyurun.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Tekrar teşekkür ederiz geldiğiniz için, verdiğiniz bilgiler için.

Sadece şunu söyleyeyim: Aytun Hocam her seferinde “siyasal islamist”i kullanıyor, ben de yine o geleneği devam ettirerek bu kavrama karşı olduğumu, bunun İslam’la alakası olmadığını bu…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kesinlikle İslam’la alakası yok. O konuda sizinle en küçük…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Tamam, onu ben bir söyleyeyim, devam edeyim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Onu reddediyoruz.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Evet, evet çünkü bu kavramlar çok hassas şeyler.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) –Benim söylemek istediğim şey başka.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Anlıyorum ama ben de bu düzeltmeyi yapmak mecburiyetindeyim ya da kendi görüşümü ifade etmek mecburiyetindeyim.

Demin birçok soru cevaplandı ama… Darbe girişiminin yurt dışından da destekli olduğunu düşünüyor musunuz? Bir tanesi o. İkincisi de, kırkı aşkın, elliye yakın şahitlik ettiğiniz ya da duyduğunuzu söylediniz vakaya…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Cinsel istismar…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Cinsel istismar konusunda. Bununla alakalı acaba kayıt altında herhangi bir şey var mı?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Var.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Onu soracaktım, bu boyutu çünkü aklıma…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Bir isim verdim, Yüksel Dilsiz örneğini verdim.

BAŞKAN – Ravza Hanım bitti mi sorunuz?

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Bitti, teşekkür ederim, sağ olun.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yüksel Dilsiz örneğini verdim, Ergenekon’un hem gizli tanığı hem sanığı. Bu konuda yine Ergenekon davasından beş yıl hapis yatan -bu Zir Vadisi aramaları var- onun düşünebiliyor musunuz oğlunu katlettiler trafik kazası süsüyle. Mustafa Dönmez’in de dinlenmesini talep ederim. Çok önemlidir Mustafa Dönmez’in anlatacakları, belki benim 100 katımı anlatacak.

Yine, Müyesser Yıldız’ı bir dinleyin, nasıl kumpasa uğradı. On altı ay yattığını… Bir dinleyin Müyesser Yıldızı.

Bir başka isim daha önereyim: İsmail Saymaz var, genç, aslan gibi bir kardeşim, güzel de çalışmaları var. İsmail Saymaz’ı dinleyin.

Ama bana kalırsa en önemlisi sizin bir milletvekili arkadaşınız var Şamil Tayyar’ı şuraya bir oturtun benim oturduğum yere. Deyin ki: “Ya, o Ergenekon’la ilgili kitapları nasıl yazdın, sana kim servis yaptı, hangi emniyetten servis yapıldı?” Bir de onu sorun.

Bana kalırsa -yasalar buna izin veriyor mu bilmiyorum ama- Mehmet Baransu’yu çağırın buraya veya bir komisyonla cezaevine gidip onu dinleyin veya buraya getirin. En önemli şey bu bence. 

BAŞKAN – Evet.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Tabii, ben, bir kere, Türkiye’deki her türlü darbeyi…

BAŞKAN – Yurt dışı konusunu sordu sanıyorum.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Yani sadece Türkiye’mizde değil, dünyada “üçüncü ülkeler” diyebildiğimiz ülkelerin birçoğunda Amerika’sız darbe yapılmaz. Sebep ve sonuçlarını daha sonra, yıllar sonra ortaya koyabiliyoruz. Afrika’da koca koca ülkeler bölündü. Neden? 

İşte, iki kabile, Tutsiler ile bilmem neciler birbirini yiyor, 800 bin insanın ölümünden bahsediliyor ve bir ülke ortadan bölünüyor. Sadece madenlerin paylaşılmasıyla ilgili bir hadise. Tabii ki küresel güçler, başta Amerika olma üzere, bunlarsız bir darbeyi gerçekleştirmek zor. Yani “Amerikalılar bu kadar salak mı?” derseniz, niye beceremediler bu darbeyi diye? Evet, salaktırlar, çok özür dilerim ama yani kimseyi küçümsemiyorum, Amerika’da lise mezunu olup da çarpım tablosunu bilmeyen bir sürü embesil vardır. Eğitimleri o kadar kötüdür ki ama onlar şeyi beklemezler, şu iktidar gelmiş, bu iktidar gitmiş, hiç önemli değil. Onlar, o kapitalist zihniyetle, o emperyalist zihniyetle, bu durumdan ne kadar kazançlı çıkarımın peşindeler.

(Oturum Başkanlığına Başkan Vekili Selçuk Özdağ geçti)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, sağ olun.

Zeynel Bey, buyurun efendim.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Yavuz Bey, aslında, uzunca bir süredir, bir saati aşan bir süredir önemli konulara temas ettiniz. Yazdığınız kitaplarda da bu konudaki tecrübelerinizi aksettiriyorsunuz. Talat Aydemir darbe girişiminden bahsettiniz yani geçmiş dönemde olan, bir yerden örneklendirdiniz ve hatta o zaman öğrenci olup da bugün yaşayanlarla görüşmelerinizden bahsettiniz. Tarihe baktığımız zaman Talat Aydemir darbe girişimi için de hep şu söylenirdi: İki darbe girişimi var. Özellikle ikincisi ve daha sonradan idam edilmesi, ilkinde affediliyor. Şunu söylüyorlar, diyorlar ki: “Talat Aydemir’in arkasında da siyasi uzantılar vardı, hatta bazı senatörler vardı, işte vesaire vardı, onu oraya ittiler, baktılar ki bu iş kötüye gidiyor, arkasından çekildiler.” diye.

Şimdi, bugüne baktığımızda, bugünkü darbe girişimiyle alakalı da ne düşünürsünüz, böyle bir şey olmuş olabilir mi? Çünkü darbe girişimine baktığımızda, hakikaten hayatın olağan akışına da aykırı böyle gariplikler de görüyoruz yani tarihte gördüğümüz, okuduğumuz darbe girişimlerinden biraz farklı da. İlk sorum bu.

İkincisi: Şeyden bahsettiniz, daha önce Deniz Lisesi, Deniz Harp Okulu yani harp okullarında mobbing suretiyle görevden uzaklaştırılan öğrencilerden bahsettiniz, hatta bunlara yönelik işte farklı, çirkin tezgâhlar kurulduğundan bahsettiniz. Bizim önceki dönem milletvekillerimiz bu konuda önerge vermişler 2013 Kasım ayında. Bilmiyorum, bundan haberiniz oldu mu?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Var, haberim var.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Bir cevap da var burada yani verilen cevapta böyle bir şeyin söz konusu olmadığı tarzında. Bunu da söylemiş olayım, kayıtlara geçsin.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Öyle değerlenir.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Son olarak da gelen konuklara özellikle askeriyeyi iyi irdeleyen, oradan gelen ya da işte o konuda kitaplar yazan isimlere hep şunu da soruyorum: 15 Temmuzda darbe girişimine katılan askerlerden ziyade yine o yapıyla ilintili de ayrıyeten gözaltı ve tutuklamalar da oluyor yani emniyette de öyle. Bakıyorsunuz, işte, aidiyeti var ya da örgüt yapısı içerisinde önemli pozisyonlarda işler yapmış, belki o gece 15 Temmuza katılmamış ama bu şekilde de operasyonlar oluyor. Siz de “Gizlenmiş birçok kişi var diye tahmin ediyorum.” dediniz. Bu açıdan bakıldığında, siz önümüzdeki dönem için bir risk görüyor musunuz, “Böyle bir şey söz konusudur.” der misiniz? Yani yorumunuz olarak soruyorum bunu. Şayet böyle bir risk varsa ki Komisyonun amaçlarından biri de şu 15 Temmuzu aydınlatmak ve Türkiye’de artık bu darbe girişimlerinin de yaşanmaması için bir tespit de yapabilmek yani faydalı olması açısından. Ne dersiniz bu konularda?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Talat Aydemir ihtilaline gelince, Talat Aydemir hadisesini, o günleri çok iyi okumak lazım. Talat Aydemir eğer 27 Mayıs 1960’ta Türkiye’de olsaydı ve “Millî Birlik Komitesi” dediğimiz komitenin içerisinde olsaydı zaten böyle bir darbenin içerisinde olmazdı. Zira, Aydemir… 1956 -1957’den sonra başlıyor bu subayların rahatsızlıkları. Aydemir’lerin hazırlıkları var ama Aydemir o sırada Kore’de, yanılmıyorsam Kore’de, Kore’deki alayın başında. 

Orada olduğu için o darbeyi gerçekleştiren Millî Birlik Komitesi içerisinde değil, olmamış. Burada çok içerlemiş, “Bu işi biz başlattık, bunlar işte kremasını yiyor, kaymağını yiyor...” 14’ler de yurt dışına sürgün edilmişler. 

Yani “Onları da gönderdiniz ama bu işin fikir babası bendim, önderiniz ben olacaktım. E, burada işte bir harp okulu komutanlığıyla beni nasıl geçiştirebilirsiniz?” Nefsi bir durum var ortada, öyle bir durum var ortada. Kendisi gibi Millî Birlik Komitesi içerisine giren…

Bakın, Millî Birlik Komitesinde üsteğmen var, yüzbaşı var, general sayısı o kadar az ki. Bunlara da demişler ki: “Bize kazık attılar.” Tabiri caizse, mealini söylüyorum, Talat Aydemir’in anılarını, o davaya katılanların anılarını söylüyorum ama yanlarında da şövalye ruhlu bir binbaşı var, Fethi Gürcan yani kolu kırık, olimpiyatlarda kırık kolla altın madalya kazanan bir adam, bir idealist şövalye var. Kendisine inanan gençler var, harp okulu talebeleri. 

Onun dışında da bir şey yok. Bir romantik girişim. Ha, o koşullarda tutar mıydı? Mesela söz vermişler. Ben onları çok okudum. Harp okulu talebeleri, üstlerinden uçak geçiyor, el sallıyorlar, uçaklar da bunlara ateş ediyor. Çünkü Talat Aydemir saf adam, 2 tane albayla, havacı albayla konuşmuş, “Bizi destekliyor musun?”, “Destekliyorum.” Zannetmiş ki bütün Hava Kuvvetleri kendisini destekliyor.

Şimdi, Aydemir 21 Mayıs, 22 Şubat davası ile bugünkünün aralarında olağanüstü şeyler var, hiç karşılaştırılamaz bile. Yeni bir risk var mı? Bizim gibi ülkelerde her zaman için bir risk vardır.

Şimdi, bakın, kırk yıllık bir yapılanmadan bahsettik. Benim kendi tanık olduğum hadiseyi anlattım. Kırk yıl koza gibi ördüler. Şimdi o koza biraz zarar gördü ama tamamen yok olmuş değil yani bugün Fetullah gider, yarın Hamdullah gelir, olur. Bizim gibi, bu ülke gibi, Türkiye gibi, Anadolu coğrafyası gibi bu ülkede yaşamanın bir bedeli var. Biz, bin yıldır bu bedeli ödüyoruz. Bin yıl daha burada kalacaksak her türlü bedele de hazırlıklı olacağız ama gene çok dikkatle olmalıyız.

Bir kere, benim endişem şu: Darbenin hemen ertesinde de bunları çeşitli televizyon kanallarında söyledim ve yazdım. Bunlar, Türkiye’de istikrar için, bir de bu darbenin intikamını alabilmek için içeride, hapishanede bulunanlar ve dışarıda kaçaklara umut verebilmek için önemli birkaç suikast girişiminde bulunabilirler. Yani birinci hedefleri mesela Cumhurbaşkanımız. Yani Hariri hadisesini bir hatırlayın Beyrut’taki. Çok organize bir suikast girişimiydi Hariri suikastı. Ben, bu tip büyük eylemlerden önemli, ama önemli kişi hedeflerinden endişe ediyorum. Daha önce, bir gazeteci olarak, Başbakanın ve Cumhurbaşkanının korunmalarının abartılı olduğunu düşünüyordum ama şu günlerde daha fazla önlemin alınmasını da arzu ederim.

(Oturum Başkanlığına Başkan Reşat Petek geçti)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sondan bir önceki…

Selçuk Bey sizin konuşmanızdan, herhâlde o notla ilgili soru yöneltecek.

Buyurun Selçuk Bey, tamamlayalım.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Bir şey hafızamda tedai etti.

15 Temmuz öncesi bir kitap yazdığınızı -Gatakulli dediğiniz kitabın adını- sonra İzmir Savcısının sizi arayarak bunlara…

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Sadece İzmir Savcısı değil yani Ankara’da da çeşitli savcılar çağırdılar, İstanbul’da da. 

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Peki, bunlar nereden biliyorlardı sizin böyle bir kitap yazdığınızı?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Ben ilan ettim, televizyon programlarımda söyledim.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – “Böyle bir kitap yazıyorum.” dediniz.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Evet.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Konusu neydi? Sonra savcılar size “Biz bu konu üzerinde çalışıyoruz, yayınlamayın.” demiş. Acaba savcılar 15 Temmuz darbe girişimi üzerinde mi çalışıyorlardı?

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – İsimlerdi…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Kitabın konusu neydi? O savcıların isimlerini verebilir misiniz? Biz onları da dinlemek isteriz.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Şimdi, Hocam, tabii, ben, GATA yapılanması ve Hava Kuvvetleri yapılanmasıyla beraber “İmamların Gatakullisi” ismini verdiğim bir çalışmam vardı. Burada bugün tutuklu olan çeşitli personelin de isimlerini yazmıştım. Tabii, 15 Temmuzdaki ortaya çıkanların yarısı kadar vardı. Özellikle yargı ayağındaki isimleri yazmıştım. Yine, orada, bunların, bu kitapta olduğu gibi, darbe caddesi , yoluna döşedikleri kaldırımları ortaya koymaya gayret etmiştim. Bir bunu çeşitli televizyon programlarında söyledim, röportajlarımda, “Yakında, yakında” dedik. Biz her şeye rağmen devleti ebed müddet olarak gördüğümüz için bir soruşturmanın olduğu ve bu soruşturmaya bir vatandaş olarak yardımcı olup olamayacağım teklif edildi. Yani hiç düşünmeden cebimde gezdirdiğim flash diski verdim, “Alın Word dosyasını okuyun, buradan size bir şey çıkarsa ne mutlu bana.” dedim. Sağ olsunlar, incelemişler, oradan da bir şeyler çıkardılar. Yani darbeden dört beş gün sonra “Artık o kitabı yayınlayabilirsin.” dediler ama şimdi güncelliyorum, artık şeyi kalmadı, şimdi güncelliyoruz. Önümüzdeki günlerde -biraz da tembellik var- yapacağız.

BAŞKAN – Çok teşekkürler Yavuz Selim Bey.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Sağ olun.

BAŞKAN – Davetimize icabet ettiniz, bizi kırmadınız. Komisyonumuza bu konuda sorulara cevap vererek ve anlatımlarınızla istifade edeceğimiz değerli bilgiler kendi veçhenizden verdiniz. Bunlar değerlendirilecektir. 

Ben çok teşekkür ediyorum.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sizinle söyleşimizi burada tamamlamış oluyoruz.

Bir taraftan -ara vermiyoruz arkadaşlar- Profesör Doktor Sayın Nevzat Tarhan Bey’i biz alıyoruz.

GAZETECİ YAZAR YAVUZ SELİM DEMİRAĞ – Nevzat Hocam gelmişken GATA’daki yapılanmayı anlattırın.

 

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 6130 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile