All for Joomla All for Webmasters
  • OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

    OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

  • AH ŞU DEVRİMLER

    AH ŞU DEVRİMLER

  • DURUMUN ÖZETİ

    DURUMUN ÖZETİ

  • TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

    TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

  • Yalnızlık Duygusu

    Yalnızlık Duygusu

  • SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

    SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

  • TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

    TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

  • SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

    SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

  • Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

    Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

  • Anayasa hep delikti ki

    Anayasa hep delikti ki

  • Züğürt Ağa Gerçeği

    Züğürt Ağa Gerçeği

  • Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

    Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

  • Lider ve Liderlik Kavramı

    Lider ve Liderlik Kavramı

  • TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

    TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

  • Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

    Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
Çarşamba, 26 Ekim 2016 17:06

TBMM FETÖ Komisyonundan Notlar-2

Öğeyi Oyla
(0 oy)

15 Temmuz Fetöcü Darbe girişiminin araştırılması için Kurulan TBMM Araştırma Komisyonunda bilgisine başvurulan isimler arasında buluna ve TSK ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Emekli Jandarma Kurmay Albay Mustafa Önsel'in dinlendiği komisyon tutanaklarının devamını aşağıda okuyabilirsiniz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sizin de bulunduğunuz bir programda -tek tek sorup tek tek cevaplarsak herhâlde daha uygun olur- “Orhan Aykut” diye birisinin adı geçti. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, Orhan Aykut ismini biz içerideyken duyduk. Onun iddiaları vardı yani bu Balyoz semineriyle ilgili bu dijital verilerin hazırlanmasının sanıyorum… İhsan Arslan’ın bir otelinin olduğu, bunun bilmem kaçıncı katında bunların, bu dijital verilerin hazırlandığı vesaire şeklindeydi. Ama sonra ne oldu? İşin gerçeği biz de takip edemedik Sayın Vekilim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Bu adamın ifadelerini istetelim yani bunlar doğru olur yalan olur ama tetkik edilmesi lazım. 

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ama biz o zaman çok müracaat ettik yani bunun mahkemede dinlenilmesi çünkü bir iddiası var adamın, biz bilmiyoruz, “Bunlar şurada hazırlandı.” diyor. Fakat tabii, o mahkeme normal bir mahkeme değildi. Dolayısıyla biz, tabii sonuca ulaşamadık yani onun dinlenmesi noktasında.

BAŞKAN – Diyarbakır Mahkemesi mi yoksa?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok, yok, bizim Balyoz’dan bu 10’uncu Ağır Ceza. Tabii yani bu iddialar gündeme gelince basında biz dedik ki: Bunu getirin, dinletin yani bu, çok ciddi bir iddiada bulunuyor. Tabii dinletmek mümkün olmadı.

BAŞKAN – Dinlenmedi değil mi, mahkemede dinlenmedi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii yani hiçbir şey dinlenmedi ki mahkemede.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Arkadaşlar, önce şunu söyleyeyim: Çok teşekkür ederim size, çok yararlandık. Bugün somut olarak bir şeyler konuşuyoruz şimdi bu konularla ilgili. Sizi temin ederiz ki bir muhalefet milletvekili olarak söylüyorum, hiçbir şekilde bu konuya bakış açımız siyasi ve ideolojik değil. Bu, Türkiye'nin bekası meselesi. Dolayısıyla ne kimseyi üzmek ne kimseyi suçlamak ne de kimseyi korumak gibi bir niyetimiz olamaz. Sadece bu hadisenin ortaya çıkması gibi bir görevimiz var, bunu yapmaya çalışıyoruz.

Ben bu adı geçen şahısla ilgili çok önemli ağır iddiaları televizyonda yani kapalı ortamda değil- duydum, hatta bir amiral dile getirdi, emekli amiral.

Dolayısıyla bunu incelemeye değer gördüm. Bu yanlış olur, doğru olur, Türkiye kamuoyunun...

Bir de bazı insanların da haksız ithama maruz olmaması lazım yani bunu da yapmamamız lazım. Belki de bazı şeylerin aydınlanması iyidir.

BAŞKAN – Siz söyleminize devam edin, sadece bir şey söyleyeyim.

Tabii soruşturma komisyonu olmadığımız için bu kişi, işte Orhan Aykut...

İlgili birimden bu tip mesela 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi şu esas sayılı dosya diye veya meşhur Balyoz davasında dinlenmişse diyelim ki oradan...

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Dinlenmedi.

BAŞKAN – Dinlenmemiş. Şimdi, ifade sureti isteyemeyiz yani somut olarak ifade etmek istiyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - O kişiyi biz çağırırız.

BAŞKAN - Yani somutlaştıralım ki yani yarın şöyle bir şey olmasın: Burada konuşuluyor, Komisyon Başkanlığı isteyecek. Komisyon Başkanlığının neyi hangi makamdan isteyeceğini bu tip şeylerde netleştirmemiz açısından söylüyorum. İfade olsa ifade sureti, iddianame olsa iddianame suretinde bir şey geçiyorsa ama...

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu, polis ifadesi diye biliyorum ama.

BAŞKAN – Böyle bir şey varsa sizden de ricam şu: Bu Komisyonda hepimizin sorumlulukları var.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – İfadeye vâkıf değiliz.

BAŞKAN - Bu konuda, demin Aykut Bey’e de söylediğim o, yer, zaman, tarih, dosya numarasıyla birlikte bir dilekçeyle talep olursa daha sağlıklı isteme imkânını buluruz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu şüphesiz öyle Sayın Savcım ama siz de takdir edersiniz ki biz devlet değiliz, elimizde yeri, tarihi… Biz söylüyoruz ama burada bir gücümüz var bizim, bunu yabana atmayalım.

BAŞKAN - İşte o gücü birlikte kullanırken…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Bu güç de bu Komisyona milletin verdiği destek.

Yani, bu Komisyonda bilgi, belge kaçırmaya çalışanlar, ben söyleyeyim size, suçlanır. Yani bu Komisyondan, bu milletten bilgi, belge vermemeye çalışanlar sizi zorluğa sokanları teşhir ederiz hep beraber, başta siz olmak üzere çünkü bu çocuk oyuncağı değil. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını katletmeye kalktılar, Türk milletini katlettiler. Yapılan işler öyle ufak tefek değil, devleti yıkma şeyi var, bir işgal girişimi var, bir kalkışma var. Dolayısıyla, onu veririz, vermeyiz diyen kimse onu da hakikaten biz kamuoyuna sunarız.

BAŞKAN - Sadece sağlıklı talebi yetkili doğru makamdan doğru b ilgiyle isteyelim, söylemek istediğim o.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Yani bu konuda hepimizden deneyimli sizsiniz yaptığınız görevler itibarıyla, onu halledersiniz, çözersiniz.

BAŞKAN - İşte onun için hemen zaten müdahil oluyorum çünkü muhatap makamımızı tam bulalım, o bakımdan.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Tamam, onu gerekirse bu konuyu konuşan emekli amiralimizden de rica edelim, bir bilgisi olmalı ki ya da şeyin tutanaklarından bile çıkarılabilir, mahkeme tutanakları, talepleri sırasında bu konuşulmuştu.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ya, tabii, tabii, konuşuldu da yani ifadesinde ne kullandı bilmiyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Böyle bir laf geçti, çok önemli ifade diye hatırlıyorum, ben o manada sordum. Bunu söyleyen de sıradan bir adam değil, emekli bir amiral söyledi.

Şimdi, arkadaşlar, diğer sorumu sormak istiyorum. Siz 2002 yılında Hablemitoğlu’nun kitabıyla bu işe…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok, 2002’de değil. Onu ne zaman şey yaptım ben, 2003 filandı.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Rahmetli 2002’de vefat etti.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ama nasıldı? Ya olabilir yani şimdi yılları… Yani, sanıyorum, çok kısa süre sonra da öldürüldü ama ben onun ham hâlini okudum, daha henüz basılmamıştı.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Şimdi, şunu söylemek istiyorum bu soruya da girmeden önce: Sonuç olarak biz burada konuşurken bu Komisyonun çalışmalarından bazı hukuki sonuçlar da çıkacaktır. Yani, bizatihi burada söylenen bazı şeyler hukukçular tarafından, savcılar tarafından ihbar da kabul edilecek. Yani burada söz konusu ettiğimiz şey, siz bir casusluk yapan adam tespit edildi ve bu adam atılmadı diyorsanız görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçlarından en hafifiyle söz etmiş oluruz. Yani bu yapılan eylemlerin hukuki karşılıkları var, bu anlamda çok önemliler.

Şimdi, ben de diyorum ki: Siz -2002-2003- devletin 1999 yıllarından tespit ettiği bu örgüt ve en sonunda da 2004 Millî Güvenlik Kararı’yla devletin kayıtlarına tamamen geçmiş bu örgüt konusunda siyasi ve bürokratik olarak görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma görüyor musunuz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bana niye bunu sordunuz, benim konum değil yani.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Yani bu kadar açık, net ortaya koyduğunuz bu tabloyu...

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, bakın, benim görüşüm şudur: Ben dahi cürmümce suçluyum varın ötesinin cevabını siz verin. Bakın, ben de cürmümce suçluyum, en yakınındaki adamı tanımamış ama nereden bileceğiz? Biz adamın görevine bakıyorduk, gazi filan ama bileceksiniz efendim, bakın, bileceksiniz. Komutanlar için de geçerlidir. Efendim, diyor ki: 

Genelkurmayın istihbaratı yok mu? Yok. Ben size şimdi söyleyeyim, yok.

Genelkurmayın istihbaratı sizlerin anladığı anlamda, cari istihbarat noktasında yok, yok yani. Onlar muhabere istihbaratı yaparlar, bu tür istihbaratların hani Jandarmayı asker kabul etmeyin, kolluk olarak düşünün - Jandarma istihbarat, emniyet istihbarat ve MİT’tir kaynağı. Oradan gelmemiş ama onları bu kurtarır mı?

İki nedenle. Bakın, hayatın olağan akışına aykırı bir sürü şey var, bunu göreceksiniz. Mesela şu harp okulundaki olayı ben, bizzat Hulusi Akar Kara Kuvvetleri Komutanıyken ben cezaevinde hükmü onanmış bir adam olarak bulunurken... Son dönemde birazcık böyle, bu kumpas filan denince gelip gitmeler başladı. O zaman Kara Kuvvetlerinden gelen bir arkadaşa dedim ki: Bunu gidin...

Bakın harp okulunda gelenler söylüyor çünkü ya harp okulunda büyük kıyım var, o zaman bilmiyorum bu bilgilere haiz değilim ama duyuyorum. Bizzat Kara Kuvvetleri Komutanı olan şimdiki Genelkurmay Başkanına iletilmek üzere dedim ki: Bizi bırakın artık, biz tamam, bitmişiz ama Türk Silahlı Kuvvetleri bizim Silahlı Kuvvetlerimiz, adamlar ele geçiriyor kaç tane insan geldi bunu bana söyledi harp okullarına baksın. Ne zamandı biliyor musunuz bu? 2014’ün Şubat ya da Martıydı.

Bunu da dedim ki: Bir şey olmayacağını biliyorum, sırf tarihe kayıt düşme açısından –ismini de oraya yazdım o söyleyen arkadaşın- söylüyorum. Yani şunu demek istiyorum: Nereden nereye geldik? Bilmek zorundasınız, komutan bilecek, yönetici bilecek. “Ben bilmiyorum.” diye bir şey söz konusu olamaz. “Bana haber vermedin.” diye bir şey olamaz. O zaman yani gerçekten komutanlık yapamazsınız, iktidar olamazsınız, bu, böyledir yani.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şu açıdan da mazeret kabul edilmez çünkü geçmişte irticai faaliyetlerden dolayı görevden tart ediyorlardı. Bu bir istihbarata dayanmalıydı ister MİT’ten gelsin ister kendi içlerinden.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL  Yani evet.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi şunu sormak istiyorum: Şerhler meselesi yani bu Yüksek Askerî Şûra atamalarında siyasi irade bu tür iddialarla getirilen, emekli edilmesi istenen subaylar hakkında şerhler koyacak...

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Anladım sayın vekilim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – ...sonra bu şerh kararları, daha doğrusu atımlar tamamen durduruldu. Bunun etkisi ne kadar oldu bu işten?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bence hiç olmadı.

Bu çok kullanılıyor. Bakın, burada da biraz önce geçti, yani orada şerh koyulanlar daha çok, çok belirgin, yani, işte en azından görüntü itibarıyla açık olan insanlardı, bu görüntüden taviz vermeyen insanlardı. Bunlar, karşıdaki örgüt ise asla ve asla bu işe girmedi, onları belirleyemedi Türk Silahlı Kuvvetleri, onu size çok net söyleyeyim. Yani belki istisnalar vardır ama o şerh düşenlerin içerisinde bunlardan istisna var mıdır bilmem ama o şerhler bunları hiç etkilemedi. Etkileseydi zaten buraya gelmezdik.

BAŞKAN - Çok iyi kamufle oldular diyorsun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Son soru, şimdi, son zamanlarda televizyonlarda birdenbire bir siyasi görüşün sözcüleri gündeme tekrar Balyoz ve Ergenekon davalarını getirmeye başladılar ve hatta daha da ileriye giderek FETÖ’cü terör örgütünün Atatürkçüler, Balyozcular ve Ergenekoncular nedeniyle ortaya çıkmış bir örgüt olduğunu iddia ediyorlar. Bu yeni konuşmaları neye bağlıyorsunuz? Bunlar kripto FETÖ’cüler mi? Nedir? Ne yapılmak isteniyor yeniden bu tartışmalar açılarak?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben buradayım, dört yıl içeride yattım, aranızda da hukukçu var. Çok açık ve net söylüyorum:

Balyozla ilgili herkese kefil olma noktasında değilim, biz orada bir birimizi tanıdık. Ben jandarma subayıyım, sağda, solda sadece jandarmaların bile bir kısmını tanıyorum, karacılardan birkaç tanesini tanıyordum, denizcileri hiç tanımıyorduk ama bir şeye kefilim öğrendikten sonra: Altını çizerek söylüyorum, hukuki anlamda bir tane delil koysunlar ben yeniden içeri girmeye razıyım. Bakın, seminerle alakam yok, şu yok, bu yok.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sorduğum o değil. Biz bunları biliyoruz. Bunlar niçin yeniden taşınıyor? Fetullah terör örgütüyle bunlar arasında, Atatürkçüler arasında ilişki kurmanın stratejik amacı, hedefi nedir?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bir kere onlara sormak lazım ama hiçbir ilişkinin olmadığını söyleyeyim. 

Bakın, halkımız o akşam… Ben çok mutlu oldum bir kere yani şunu söyleyeyim: Bu kadar kültür bombardımanına tabi tutulan bir halkın tankın önüne çıkması inanılmaz bir olaydı. Bu refleksi gördüm. Ben çok mutluyum bundan. Ben, o akşam o uçaklar iner inmez inenlerdenim yalnız yani ben, saat on birde inenlerdenim. Ben. bu darbeyi beklediğim için, bunların yaptığını bildiğim için, evde durursam öleceğimi de bildiğim için ben sokaktaydım ama halkımız da belli bir süre sonra çıktı. Tankın öyle karşısına çıkmak kolay değil. O akşam o refleksleri ben gördüm ama şunu söyleyeyim: Halkımız sokağa çıkmadan o birliklerde inanılmaz olaylar oldu. Ben onların bir kısmını da yeni kitabımda yazdım, bitirdim, inşallah onu da çıkaracağım. Öyle küçük dokunuşlar oldu, bazıları tabii basına yansıdı ki, çok özel, her açıdan özel bir olaydır Ömer Halisdemir’in davranışı, çok özeldir, yüz yıllarca konuşulacaktır, bambaşka özellikleri var ama sadece Halisdemir dokunuş yapmadı biliyor musunuz? Taa Doğubayazıt’ta bile dokunuş var. O küçük küçük dokunuşlar pek çok tankın, pek çok zırhlı aracın, bir kısım uçağın kalkmasına, helikopterlerin kalkmasına engel oldu. Onlar çıksaydı sonucu ne olurdu, onu bilemiyorum. Dolayısıyla, sakın bunu göz ardı etmeyelim. Kimdi bunlar biliyor musunuz? Bir kere, bu davalardan yargılananların hepsi bu işin en fazla bilincinde oldukları için çoğunluk da onlardaydı. Bakın, Balyoz, Ergenekon… Hiç kimseden emir almadan yalnız yani bir komutandan vesaireden emir almadan yaptılar, yaralananlar ve şehit olanlar var. Dolayısıyla, darbeye, hele böyle “yurtta sulh”, “Atatürk” filan geçti diye bazı yine eski askerlerin de içinde olduğu –affedersiniz eblehlerin söylediği biçimiyle, Atatürkçülerle alakası olamaz. Böyle Atatürkçü olur mu zaten? Yani böyle Atatürk’ü seven olabilir mi? Varsa da değildir. Böyle bir şey yok. biz onların hepsini bire bir tanıyoruz, sadece birkaç tane yanıldığımız insan vardır, bu kadarını söyleyeyim. Bakın, birkaç tane yanıldığım ız, daha önce bilmediğimiz insan vardır. Tamamen örtüdür orada, o Yurtta Sulh Konseyi midir nedir, işte orada geçen Atatürk filan. Bakın, biz onları bildiğimiz için “Face” hesaplarına bakın, belli bir süre sonra hep Atatürk, Anıtkabir vesairedir. Hatta ara sıra ortalama yazıyordum ben “Bazıları Anıtkabir, Atatürk paylaşıyor.” filan diye. Birden buna dönüştüler. İşte Hocamız bahsetti dönüşüm kabiliyetlerinden. Sakın.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Affınıza sığınarak Sayın Başkan, çok özür diliyorum. İzninizle.

Sayın Cumhurbaşkanını ve Genelkurmay Başkanını da arkalarındaki adamlar konusunda uyardığınızı söylüyorsunuz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Uyardık diyelim. Aynı zamanda KUMPASDER İkinci Başkanıyım ben, uyardık diyelim Sayın Vekilim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Yani neyse o günkü… Haber gönderdiniz. Tabii ki, bu bir vatani görev diyorsunuz. Bunların anında görevden alınmamasını neye bağlıyorsunuz? Çünkü kendi hayatları da tehlikeye girdi.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, ben şuna bağlıyorum: Mesela, diyorsunuz ki siz “Bu, bunlara hizmet ediyor.” Peki, somut bir şeyinizi koyabiliyor musunuz? Öyle bir örgüt ki bunu birden somutlaştıramıyorsunuz. Bu, çok önemli bir şey yani tabii ki eleştirelim, ne yapalım, idari tedbir alsaydılar noktasında kabulüm ama birisi bir şey söylemiş, düşünün, Mustafa Önsel kim? Balyoz’dan içeride yatmış bir adam. Ne demiş? İşte bu…

Mutlaka dikkat ettiklerini düşünüyorum ama Sayın Vekilim. Mutlaka dikkat ettiklerini… Ama şimdi ben kimim, neye göre söyledim, ne kadar dikkate alınmalıyım noktasında şey olabilir ama dikkat etmeleri lazımdı, dikkat ettiklerini de düşünüyorum.

BAŞKAN – Anlaşıldı Mustafa Bey.

Somut şey koyamadığımız için belki diyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Fuat Avni aylarca saraydan yazdı.

BAŞKAN – Mehmet Bey, söz sizde. Buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben, 2 tane soruyu merak ediyorum, onlara cevap ne kadar verebilirsiniz, tabii, sizin ilgi alanınız, bilgi alanınız ne kadar vardır, bilmiyorum. Bildiğiniz gibi, GES Komutanlığı kapatıldı ve bu birim MİT’e devredildi. Şimdi, ordunun içindeki kendi personeliyle ilgili istihbarat konusunda GES Komutanlığının kapatılmasının Genelkurmay karargâhındaki yaverlerin seçiminde, vesaire bir olumsuz etkisi var mıdır? 

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL - İKK yani içe dönük bir istihbarat olmadığı için orası, özellikle uluslararası örgüt dinlemeleri, uluslararası dinlemeler filan yaptığını biliyorum yani ayrıntı. O bizim dediğimiz olayla hiçbir alakasının olmadığını değerlendiriyorum. Öyle bir usul yok, dinleyemez yani orada dinleme cihazları var, zaten yasal anlamda da dinleyemezsiniz. Zaten ne zaman geçti, bunlar ne zaman örgütlendi, çok farklı zamana tekabül ediyor; yok yani bu anlamda bir etkisinin olmadığını düşünüyorum. 

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yine Bülent Arınç’a suikast iddiasının arkasından kozmik odalarda aramalar yapıldı, oradaki birtakım bilgilere ulaşıldı, bu bilgilerin bir kısmının kopyalanıp buradan çıkarıldığı iddiaları var. Bunun, cemaatin Genelkurmaydaki ve karargâhlardaki yapılanması ve bundan sonraki yapısını güçlendirmesi konusunda bir etkisi var mıdır?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Kesinlik.

Güçlendirme noktasında değil, orada şunu söyleyeyim: Bizim “akyuvarlar” dediğimiz, esasında, asla birilerinin dediği gibi öyle kontgerilla vesair, falan filan gibi değil ama bir işgal sırasında geride teşkilatlanmayı yapacak insanların, benim bilmediğim, sizin bilmediğiniz insanların -yani bunlar bir yerde garsondur, bir yerde büfecidir filan bir şeyi vardı, onlar onu çok merak ediyordu. Kim merak eder? Onu düşünmenizi isterim. Onunla işte onlar ele geçirildi. Bunun Genelkurmaydaki ayağı Muharrem Köse denen Adli Müşavir olan yani Genelkurmay Adli Müşaviriyle, dışarıda da Savcı Mustafa Bilgili diye bir adamdır. Aldılar bu şeyi sonuç itibarıyla 2013’te, TÜBİTAK’a verdiler, o TÜBİTAK’çılar zaten kayıp şu anda.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bir de Genelkurmay ve diğer kuvvet komutanlıklarının, personel…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL - Yani Sayın Vekilim, bütün amaç orada o listelere ulaşmaktı, o Arınç suikasti vesairesi falan filan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bir de tabii ki bu birimlerdeki personel başkanlıkları çok önemli. Genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarının personel başkanlıklarına atanan ve atanacak kişilerle ilgili olarak bir istihbari değerlendirme MİT’ten, Emniyetten, Jandarmadan isteniyor mu? Yani bunlarla ilgili bir değerlendirme nasıl yapılıyor?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – İstenmez de bu temelden gelir zaten, ilk öğrencilik hayatında gelir genelde. İşin gerçeği, pek de bunların yenilendiğini ben düşünmüyorum yani eksik bilgi de olabilir bu ama bizim daha sonra artık bir “patern”e girmişsiniz…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Mevzuat gereği bu kritik görevlere atananların güvenlik soruşturmaları beş yılda bir defa yenilenmek durumunda yani Genelkurmayda, askerde bu yapılmıyor mu?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben tabii eksik bilgi vermek istemem size. Genelkurmayda o seviyede yapılıyor mu yapılmıyor mu bilmiyorum. Yapılıyorsa da yapılmamış demek ki. O çok net yani aşağı yukarı bütün CI (J) Başkanlığı dediği daire başkanlarının 6 tanesinden 5’i bunlardan çıktı yani ben diyecek bir şey bulamıyorum. Demek ki doğru dürüst yapılmıyormuş en azından.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Belma Hanım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum. Gerçekten faydalandık.

Konuşmanızın başında birkaç kere “Plan çalışmaları sırasında komutan devrin rüzgârıyla bir şeyler söylüyor.” dediniz. Komutanlar genelde devrin rüzgârına göre mi konuşurlar? Yoksa bu bir sürçülisan mıydı? Bu çok rahatsız edici bir şey. Bunu sormak istiyorum, bir. İkincisi de askerî hastanelerde yanlış rapor verdikleri, usulüne aykırı rapor verdikleri, bazılarını meslekten men ettikleri, bazılarının da hak etmediği hâlde mesleğe alındığına dair konular gündemde, bununla ilgili belgeler de var. Buradaki, askerî hastanelerdeki örgütlenmelerini nasıl yaptılar? Bundan sonrası için askerî hastanelerin kapatılmasıyla ilgili ne düşünürsünüz?

Çok teşekkür ediyorum.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, önce devrin rüzgârı bu toprağın çocuğunda var. Siyasiler de devrin rüzgârına göre Sayın Vekilim konuşabiliyor. İşte, zaman zaman bence konuşmaması gereken komutanlar da konuşabiliyor yani herkes üzerine bir şeyler alsın derim. Askerî hastanelerin kapatılması… Bakın, burada hem askerî yargının kapatılmasıyla ilgili çalışmalar var, askerî hastaneler de -Sağlık Bakanlığına kapatıldı.

Bunun handikaplarını yaşamaya başladık, yaşayacağız. Ben bun un üzerine çok uzun konuşabilirim. Bazı teknik bilgilerle gelip konuşmak daha uygun olur ama ben size söyleyeyim: Hiçbir doktoru siz timle araziye gönderemezsiniz, sivil timle. Şunu söyleyeyim size: Nusaybin’de bire bir takip ettim o operasyonları, arkadaşlarımız da var. Bakın oradaki devlet hastanesine cerrah bulamadılar, kaç tane gönderdilerse… Bu nettir, bunu hiç kimse inkâr edemez; 4 ya da 5 gönderdikleri adam rapor aldı, gitmedi; nihayetinde bir askerî doktoru gönderdiler.

Bunun çok büyük handikapları vardır. Dediğim gibi bir şeyi kapatmak çok kolay ama bir tartmak lazım yani niye bunlar yapılmış, niye edilmiş. Eksikleri var mı? Çok.

Bakın “GATA’yı eleştirin.” deseniz ben size bir sürü şey söylerim. Bir kere böyle bir yapılanmaya gittiler ama kapatmak, başka yere bağlamak… Çok uygun olmadığını değerlendiriyorum, bu saatte çok ayrıntıya girmenin uygun olmadığını değerlendiriyorum.

Askerî yargı da öyledir. Şu kadarını söyleyeyim, böyle bir çalışma olduğunu biliyorum: Dünyadaki orduların 2 tanesi hariç, bakın askerî yargısı olmayan yoktur.

Bunun handikaplarıyla ilgili geçenlerde bir yazı yazdım, lütfen sayın vekillerim hiç olmazsa onu okusun. Teknik bir yazıdır esasında bu. Yani bu kararlar gerçekten böyle masa başında alınmasa çok iyi olur. Göreceksiniz ki pek çok şeyden sonra, deneme yanılmadan sonra yeniden başa döneceğiz. Bunu ben tüm samimiyetimle söylüyorum, yoksa bizim askerî yargıda veya GATA’da bir görevimiz yok yani.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Selçuk Bey, buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Çok teşekkür ederiz verdiğiniz bilgiler için.

Selçuk Özdağ, Manisa Milletvekiliyim.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Sağ olun.

Tanıyorum efendim sizi.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 1947 yılında Stalin’den korkarak Birleşmiş Milletlere müracaat ettik ve bizi kabul ettiler, Rusya’nın baskısına rağmen bizi kabul ettiler. 1950’li yıllarda da NATO’ya girdik. Türk Silahlı Kuvvetlerinde sâri bir hastalık olarak her on yılda bir yapılan darbe var. 1960 darbesini yapanlar; bir kısmı Menderes’i tutanlar, bir kısmı, çoğunlukla da İnönü’yü tutanlar. Daha sonra kendi aralarında tasfiyeler, “on dörtler” yurt dışına gittiler, ardından 1971, 9 Mart olayı. Türkiye’de Muhsin Batur ve arkadaşlarının, sosyalist gelenekten gelenlerin, Marksist gelenekten gelenlerin bir darbe girişimleri var. Sonra 12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Martta da tekrar yeniden bir darbe, açık bir darbe siyasi iktidara karşı. Yine aynı şekilde burada da bir kamplaşma var, burada da tasfiyeler var, orada da tasfiyeler var. 1960’da yüzlerce, hatta bine yakın subayın tasfiyesi var. Ardından 1971’de 500’e yakın subayın tasfiyesi var. 

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şeyi atlamayalım;

1962,1963 var Sayın Vekilim.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Daha sonra 1980 darbesi. 1980 darbesi de herkesin bedel ödediği, benim de bedel ödediğim dönem. Yedi yıl cezaevinde kaldım ve hâlâ tedavi görüyorum. Bir daha söylüyorum, bugün de rahatsızım.

Ülkücüler ve devrimcilerin tasfiyeleri var orduda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, hep tasfiye. Bu tasfiyeleri hep birileri kumpas kurarak mı yaptı yoksa o dönem darbeyi yapan zihniyet kendisi için rakip gördüklerini mi tasfiye etti? Burada Amerika ile yerli subayların veya Amerikancı olmayanlarla Amerikancı olanların bir kavgası mı vardı?

Ardından 28 Şubat dönemi. Yine aynı şekilde bu sefer de dine yakın insanların tasfiyesi. Türk Silahlı Kuvvetlerinde daha sonra ardında da… Sarıkız, Ayışığı’nı ayrı değerlendiriyorum, Balyoz ve Ergenekon’u ayrı değerlendiriyorum.

Balyoz ve Ergenekon’la ilgili söylediklerinizin çoğunluğuna katılıyorum ama Sarıkız ve Ayışığı’yla ilgili de katılmıyorum, onu söylediniz mi bilmiyorum çıktığım zaman. Orada ciddi şekilde günlükler var, o günlükler var. O günlükleri ayrıca değerlendiririz. Yine aynı şekilde tasfiyeler var. 28 Şubatta tasfiyeler, burada tasfiyeler ve ardında da bir darbe girişimi var. Eğer Türk Silahlı Kuvvetlerinde sürekli olarak bu tasfiyeler olmasaydı Fetullahçı terör örgütü buraya kadar gelebilir miydi?

Türk Silahlı Kuvvetlerinde dine bakış nasıldı? Eğer bu dine bakış özgürce yapılmış olsaydı, sağlıklı bir şekilde yapılmış olsaydı acaba Fetullahçılar takiye yaparak buralara kadar gelebilir miydi? Birinci sorum bu. İkinci sorum da biraz önce…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Önce bir soru sordunuz ama bu üçüncü oldu da. Önceki neydi?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Tasfiyeler Amerikancılar ile Amerikancı olmayanların mı kavgasıydı? Ülkücüler tasfiye edildi, devrimciler tasfiye edildiler. 1971’de aynı şekilde yine tasfiyeler, 1960’da oldu. Daha sonra 28 Şubatta çok ciddi tasfiyeler oldu, daha çok da dinî kimlikler üzerinden yapıldı, zaman zaman ideolojik kimlikler üzerinden yapıldı. Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Diğer bir sorum da Türkiye’deki dinî yapıya Türk Silahlı Kuvvetleri nasıl bakıyordu? Bu dinî yapıya eğer sağlıklı baksaydı, sakim bakmasaydı bugün Fetullahçı terör örgütü bu kadar büyüyebilir miydi?

İkinci sorum da bu yapı ilk çıktığında Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetlerinde dinî yapıya karşı veya Türkiye’de çoğu yerde aynı şekilde takiye yaparak yürümek istedi buralarda. Acaba o zamandan itibaren kendi dinî inanışlarını yaşamak adına mı takiye yaptılar yoksa bugün 15 Temmuzu yapmak için veyahut da bir Humeynivari Türkiye’ye geliş için mi yaptılar? “Erken doğum” dediniz konuşmanızda, onun için mi yaptılar?

Teşekkür ederim.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi son sorudan başlayayım.

Tabanda belki bu düşünceyle olmuş olabilir, Yani bunlar nihayetinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen genelde fakir, orta hâlli ailelerin çocukları. İşte bunlara el atılıyor, ondan sonra yurtta kalıyorlar, ders çalıştırılıyorlar, sonra soru veriliyor, sonra iş bulunuyor yani eş de bulunuyor en azından bir kısmına, işte biliyoruz, şimdi duyuyoruz. Efendim, ondan sonra önü açılıyor, böyle bir örgüt yani farklılaşıyor ama girişte bence böyle bir din saiki var tabii yani en son sorunuz.

Şimdi, TSK’nın dine bakışı nasıl? Şimdi, tabii, sapla saman karıştı. Ben şimdi burada bir şey söylesem çok farklı yerlere gider ama şunu söyleyeyim: 28 Şubatta kitaba yazdım, ben 1960 ihtilalinde… Çünkü o mahkeme 1960 ihtilalinin bile hesabını benden sormaya kalmıştı da onun için yazdım. 1960 ihtilalinde ben doğmadım yani falan dedik, 28 Şubatta da iki yıllık yüzbaşıydım. 28 Şubat şuysa doğrudur: Yani, efendim, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde veya devletin herhangi bir kurumu içerisinde farklı hiyerarşiye… Bu, tarikat olabilir, cemaat olabilir, sizin çok sevdiğiniz bir ideolojinin uzantısı olabilir. Olamaz, bu kadar basit. Buna tasfiye diyemezsiniz, buna artık sistemin dışına çıkartma dersiniz. Şimdi, böyle bir anlayış doğru bir anlayıştır, bu yaklaşım doğru bir yaklaşımdır. Ha ama siz belki doğru olan temelde bu işi sulandırıp… Biz de yaşadık, kimse yanlış anlamasın. 28 Şubat süreci iyi işletilmemiştir, o da kitap da vardır, ikinci kitapta da vardı . Ben bunu Balyoz mahkemesinde de söyledim: “Yani beni yargılıyorsunuz öyle mi darbeden? Hiçbir delil olmadan, utanmadan, sıkılmadan, arlanmadan, vicdansızca beni burada yatırıyorsunuz ve ‘Darbeyi yargılıyoruz.’ diyorsunuz öyle mi?” dedim. “12 Eylülü yargılayın, 28 Şubatı yargılayın.” dedim. Kitabımda vardır, “Silivri’de Firavun Töreni”nde yani burada demiyorum bunu. Hatta Çevik Bir de bu son kitaptan sonra benimle görüşmek istiyormuş, “Telefonunu verin, bize iki de bir şey yapıyor.” Filan diye. Tamamen doğru yürütülmemiştir. Yani Çevik Bir’lerin nerelerde kimlerle temas kurduğunu, her şeyi söylersem yanlış yerlere çekilir, ben söylemeyeyim. 28 Şubat sürecinin iyi yürütülmediğini düşünenlerdenim içinde yaşayan birisi olarak.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Yanlış bir süreç, değil mi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL - Yani doğru yürütülseydi… Başka bir hiyerarşi varsa, tarikat, cemaat, şu bu neyse, ideoloji, olamaz. Yani gerçekten bunlara dönük, gerçekten sağlıklı yürütülseydi, evet, FETÖ de olmazdı, onu söyleyeyim yani en azından şu süreçte olamazdı. Bilemiyorum yani olmazdı diye değerlendiriyorum.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Bu tasfiyeler Amerikancılar, Amerikancı olmayanlar…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben bununla ilgili söyledim, Amerika’sız hiçbir darbe olmaz, sadece deneyen… “Romantik darbeci” diyorum, darbeci de kötü de işte, romantik… Böyle iyi işler yapmak için 1962’de, 1963’de Talat Aydemir vardı. Hâlbuki kılcal damarlarında Amerika barış gönüllüleri dolaşıyordu o zaman, idam edildi.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Sezgin Bey, sıra Zekeriya Bey’de.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Başkanım, ben sözümü Sayın Tanrıkulu’na verdim uçağa yetişeceği için.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, size hemen söz vereceğim ama sadece bağlamından kopmasın diye bir katkıda bulunacağım bu konuda. Çünkü, içinden gelen bir arkadaş olarak Mustafa Önsel Bey’in açıklamaları gerçekten hepimiz için ufuk açıcı oluyor.

28 Şubatla ilgili açılan bir dava var biliyorsunuz. Kamuoyunda belki o kadar, Balyoz ve Ergenekon davaları kadar öne çıkmadı çünkü o davalardaki kumpasları kuranların ellerindeki FETÖ’nün medyasıyla da fazlasıyla öne çıkardıkları bugün çok daha net olarak görülüyor ve anlaşılıyor. Orada, Ergenekon davasında Çevik Bir’le şöyle bir konuşma geçti aramızda, ben o davada müdahil sıfatıyla bulunuyorum: Ayten Durmuş adında bir öğretmen müdahillik için söz aldığında konuşurken kendisinin tayin olup gönderildiği Anadolu’da bir kasabada öğretmen olarak göreve başlatılmadığını ve millî eğitim müdürüne “Benim atamam yapıldı, neden burada beni göreve başlatmıyorsunuz?” dediğinde “Ben başlatacağım ama garnizon komutanı izin vermiyor, oradan olurun gelmesi lazım.” dediğini, bunun için göreve başlamadan ama geriye de dönemeden günlerce beklediğini, sonunda bir türlü gidip konuşarak komutanı ikna edip görevine başladığını ancak şiddetli bir hasta olduğunda doktora sevkini yine okul müdürünün yapmadığını, millî eğitim müdürüne çıktığında aynı şekilde millî eğitim müdürünün yine adres olarak garnizon komutanını gösterdiğini ve bu tedavi süreci geciktiği için iki gözüne birden perde indiğini, sonunda Ankara’da bulunan annesine ve babasına mektup yazıp “Ben burada öleceğim, beni alın.” dedikten sonra annesinin ve babasının kendisini alıp götürdüğünü anlattı ve döndü Çevik Bir’e “Bunların sebebi sizsiniz, biliyor musunuz Komutan?” dedi. Çevik Bir “Sen bizim bacımızsın.” dedi. “Ben sizin bacınız olsaydım bacınıza böyle mi davranırdınız?” şeklinde hitap etti ve duruşmaya ondan sonra ara verildi. Çıkış anında ben de Çevik Bir’le beraber salondan çıkarken “Sayın Bir, hakikaten gözlerimizden yaş aktı Ayten Hanım’ı dinleyince, kendisi bir öğretmen, siz de vicdanen bir rahatsızlık duyuyor musunuz?” dedim. “Ya, Sayın Petek, suçlu sadece ben miyim?” dedi. “Ha, bak bu sözün doğru. O zaman suç ortaklarınızı da söyleyin, bu mahkemeden adalet çıksın.” dedim. Bu şekilde bir anekdotu bu arada anlatmış olayım.

Tabii, en başta, girişte Mustafa Bey’in ifade ettiği bir söze çok önem veriyorum ve çok değerli bir söz bu bence: “Ben darbelerin hepsine karşı yım, 60’a da, 80’e de.” şeklinde ifade etti. Burada da zaten bir konsensüs, bir uzlaşma bu noktada olduğu için biz şu anlamda bu masanın etrafında FETÖ darbe girişimini rahatlıkla sorguluyoruz. Darbenin iyisi kötüsü olmaz, hangi kaynaktan, hangi ideolojik yapıdan, gücünü nereden aldığını zannediyorsa etsin, darbelerin tümüne karşıyız ve yeniden Türkiye’de bir darbenin olmaması için de bu Araştırma Komisyonunda bu değerli bilgileri derleyip toparlayarak burada yapılacak analizler, sonuçta çıkarılacak önemler fevkalade önemli. Ben bu noktada tekrar teşekkür ediyorum ve sözü Sayın Tanrıkulu’na veriyorum uçağa yetişeceği için.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum önce arkadaşıma, sonra da size.

Ben öncelikle kendi adıma teşekkür ediyorum.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Sağ olun Sayın Vekilim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Aynı zamanda yani dört yıl hapis yattınız, beraat ettiniz. Onda da bu Meclisin üyesi olarak da payımıza düşen bir şey varsa özür dileriz, haksız olarak yattınız, dört yılınız gitti. Yani, gerçekten de büyük emek vererek kitaplar yazmışsınız, biz de bakıyoruz. Burada da bilgilerinizi paylaştınız, onun için de teşekkür ediyorum.

Ben şöyle bir şey söyleyip birazdan çıkacağım. Yani, siz sonuçta içinde bulunduğunuz durum nedeniyle, cezaevi, kumpas davasının mağduru olmak nedenleriyle ve belli bir tarihten sonra da bu örgütlenmenin farkına varıyorsunuz ve yazıyorsunuz bu kitapları ve çok önemli bilgiler var. Çoğu da açık kaynaklardan yazdığınız bilgiler, cezaevindeki arkadaşlarınızdan, bu açık kaynaklardan. Benim aklımın almadığı şu: Yani siz emek vererek kısa bir çalışmayla, araştırmayla falan bunu yazabildiğinize göre, bu kadar bilgiye sahip olduğunuza göre devletin elinde nasıl bu bilgiler olmaz, nasıl farkına varamamış, siyaset on dört yılda, on beş yılda en azından şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri- nasıl bu örgütlenmenin farkına varmamış, onu anlayamadım, anlayamıyorum. Asıl bizim baştan beri sorgulamamız gereken, üzerine gitmemiz gereken nokta da bu yani siyaset kurumu bu işin neresinde?

Biraz önce bir belge okudum. Yani, hiç olmazsa… Yüzlerce soru sormuşum ben Hükûmete, inanın, yüzde 70’inin cevabı gelmemiş. Ama, bana verilen cevap bile yani soruma verilen cevap bile, Millî Güvenlik Kurulunun kararlarını yerine getirdiniz mi, getirmediniz mi sorusuna Başbakan Yardımcısının cevabı bile bir siyasi tutum ve siyasi tavırdır. Bakın, “Biz biliyoruz ve yapmıyoruz ve yapmadık, adım da atmadık…” Bu kadar çok açık… O yüzden, tekrar size teşekkür ediyorum.

Yalnız, şu çok önemli: Ben de, herkes de gerçek bilgilerini, tam bilgilerini bazen kitaplarla paylaşmaz. Hani, paylaşmadığınız bilgiler varsa Komisyonumuz daha dört ay sürecek… Çünkü, bu çok önemli ve bu darbe zeminini Türkiye'nin gündeminden çıkarmalıyız. Kitaba yazmadığınız başka bilgiler de varsa, önümüzde üç ay var, müracaat ederseniz dinleyebiliriz sizleri, o çok önemli.

Bir de, ben de buna çok önem veriyorum, 2015’te Cumhurbaşkanının arkasındaki şahsiyeti görünce uyarmışsınız, Genelkurmay Başkanını arkasındaki şahsiyetleri görünce uyarmışsınız, uyarabildiğiniz kanallardan uyarmaya çalışmışsınız.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, yani…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Evet, yani sonuçta Sayın Cumhurbaşkanına telefon açıp ulaşacak hâliniz yok. Ulaşabileceğini sandığınız kişiler vasıtasıyla ulaşmaya çalışmışsınız. Yani, eğer biz ulaşamazsak o bilgilere, bu bilgileri de daha sonra Komisyona ulaştırırsanız bence yine önemli bir yardımı bu Komisyona ve Türkiye’ye yapmış olursunuz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Sayın Vekilim, ben sadece emekli bir albayım yani…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Anlıyorum, “Dokunulmazlığımız yok, bir şeyimiz yok” diyorsunuz, anlıyorum.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani, evet. Bunu samimiyetle söylüyorum. Bakın, buraya bile yürüyerek geldim yani onu söyleyeyim size.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkanım, son olarak şunu söyleyeyim önümüzdeki toplantı bakımından: Arkadaşlarımız burada görüşlerini söyleyecekler, yalnız konuklarımız… Toplantı saat ikide başlıyor, basın oluyor, konuklarla ilgili belki bir tartışma, konuşma falan da bugünkü gibi olur. Belki bundan sonra olmaz ama konukları yarım saat sonra içeriye alsak bence daha iyi olur.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Öyle yapacağız. Bundan sonra on birde başlayacağız zaten biliyorsunuz, Salı günü 15.00’de başlayacağız. 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yani, dolayısıyla Komisyon başlangıcında almasak, kendilerini rahatsız etmesek…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Ya da hiç konuşma yapmayalım o zaman madem, siz de konuşmayın. Basın çeksin, çıksın. Yoksa, aksi hâlde demokratik bir şey olmuyor, siz mesajlarınızı veriyorsunuz, biz bir şey söyleyemiyoruz.

BAŞKAN – Anladım. Sadece usulle ilgili açıklama yapabiliriz, onun dışında.

Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Tanrıkulu ayrılmadan bir şey söyleyeyim müsaadenizle. 2004 yılı Millî Güvenlik Kurulu kararlarıyla ilgili, sanıyorum, siz Emrullah İşler Bey’in yazısıyla bir cevap aldınız değil mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Evet, evet.

BAŞKAN – Yıl kaç bilmiyorum.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 2014. Verebilirim size yani.

BAŞKAN – Yok, yok, bilgim var ondan. Sadece şunu söylemek istiyorum, hani özellikle hukukçu arkadaşlarım çok daha rahat bilir: Malum, Millî Güvenlik Kurulu hani tavsiye niteliğinde kararlar alıyor…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Şimdi olduğu gibi. 

BAŞKAN – …uygulamaya geçme kararları Bakanlar Kurulu karar verdikten sonra oluyor. Ki 2004 Millî Güvenlik Kurulu kararları -benim araştırdığım, bildiğim kararıyla- Bakanlar Kurulu kararına dönüşmemiş, bir bu açıklamayı yapmış olayım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – İşte bu daha kötü bir şey.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Daha kötü, daha yanlış bir şey yani.

BAŞKAN – Hayır, geçmiş bir olay hani on iki yıl öncesi bir tespit olarak bunu ifade etmiş oluyorum.

Bir de, gerçekten, hani nereden önlemler konusunda… Yine Mustafa Bey’in kitaplarında da belki detayını yazdı önemli bir tespiti var FETÖ’yle ilgili. Hakikaten yani zannedildiği gibi böyle namazında niyazında, en azından abdestli, namazlı diye bilinecek bir tip asla olmadıkları gibi; tam aksine, kamufleyle kendilerini hiç tanınmayacak hâle getirdikleri için “Ben de mesulüm, hepiniz mesulsünüz.” derken… Öyle anladın değil mi? Yani bunu kavramak, tanımak değil; o kadar kripto olmuşlar, kendilerini gizlemişler ki zaten 28 Şubat kararlarında o davayla çok yakından ilgilendiğim için söylemek istiyorum  ihraç edilenlerin içinde FETÖ’cü olanı ben görmedim daha. Hani gören varsa ismen mesela konuşsun. FETÖ’ye destek veren, öven veyahut yayınını takip eden, dindarlığı, dinî bağları nedeniyle ihraç edilenlerden FETÖ bağlantılı olan hiç görmedim ve 481 başlangıç müdahili arasında da FETÖ’yle bağlantılı olan, iltisakı olan kimse de görmedim, onu da bir açıklama olarak ben ifade etmiş olayım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 2004 yılında yani siyasetçilerin dışında devletin en üst düzeydeki bürokratları, devlet bürokratları sonuçta siyaset kurumunu bulundukları mecra içinde uyarmışlar. Yani uyarmışlar, sonuçta bir uyarı yazısı var, “Bunlar bu şekilde örgütleniyorlar, üzerine gidin, gereğini yapın.” demişler. Bunun üzerine siyaset kurumu, işte, 17 -25 Aralığa kadar bir şey yapmamış yani. Sonuçta yani “Biz habersizdik, bilmiyorduk, kendilerini gizlediler.” falan değil. Yönetim kurumunda bilgi var, ortaya çıkmışlar.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum, size hayırlı yolculuklar.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – O süreçte propaganda aracılığıyla sizleri de ikna edebildi mi? Ergenekon, Balyoz davaları konusunda ciddi konuşmalar yaptınız.

Mustafa Bey buradayken bu üzüntümüzü de belirtmiş olalım bu arada.

BAŞKAN – Şimdi, Zekeriya Bey’e sözü hemen veriyorum.

Tabii, bu davaların bir kumpas davasına dönüştüğü fark edilinceye kadar, ben meslek olarak -bunu daha önce de ifade ettim- hani savcılık, başsavcılık görevlerinden geldiğim için, hakikaten bir cumhuriyet savcısının gerçeğe aykırı delil üreterek kumpas kurup belirli insanları hapse atacak kadar vicdansız olacağını; emri hukuk dışında, hukukun üstünlüğü dışında başka yerlerden alacağını doğrusu düşünmedim. Bu bir eksiklikse, nakisa ise doğrudur çünkü hukuka ve hukuk uygulayıcılarına, tarafsızlığına çok güvendim. Zira, benim hukuk uygulamalarımda, Allah’a şükür, cezaevine girip çıkanlar bile sonradan gelip elimi öperek “ Allah razı olsun. Suçluyduk, onun için girdik, senin bize bir yanlışın olmadı.” Diyen hükümlüleri gördüğümde mutlu oldum. Şimdi, yani onun için… Fakat şunu da ifade edeyim: Bu davalarda delil uydurulma yönündeki girişimleri fark ettiğimiz andan itibaren de bizzat mesela 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ömer Diken’e gidip “Ya, Balyoz davasında hadi diğerlerinin hepsini bir tarafa koy da Selimiye Kışlası’ndaki kâtibelik yapan, yazmanlık yapan bir bayana on altı yıl hapis cezasını nasıl verdiniz?” diye…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım, bir davaya gitseydiniz…

BAŞKAN – “Vicdanınız buna nasıl müsaade etti?” diye bunu da sorduğumu ifade edeyim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Akıl alır gibi değil.

BAŞKAN – Zekeriya Bey, buyurun.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Zekeriya Bey, herkese söz hakkını devredince biraz da ben kullandım.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Yani, evet, biraz öyle oldu.

Başkanım, değerli Komisyon üyeleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle hoş geldiniz diyorum. Gerçekten faydalı bilgiler verdiniz, cesurane kitaplar yazdınız; o anlamda sizi tebrik ediyorum. 

Tabii, şöyle bir gerçek var: Zamana, zemine göre esip kükreyen ordu komutanlarımız var, generallerimiz var. Yani böyle bir toprağımız, ülkemiz var; bir gerçek bu ve tarih içinde de darbeler yapmışlar. İşte, 60 ihtilalini yapmışlar, 71 muhtırasını vermişler, dediğiniz gibi, romantik bir şekilde Talat Aydemir’i asmışlar romantik darbeci olarak, arkasından 80 ihtilalini yapmışlar, 28 Şubat postmodern darbe girişiminde bulunmuşlar -ki bence girişim değil, darbe olmuş çünkü Hükûmet düşmüş- yine arkasından 27 Nisan muhtırasını vermişler. Yani ordumuzun içinden ve buradan sürekli olarak bir darbe girişimi var, böyle bir gelenek ve temayül var. 

Çok ilginçtir ki, dönem dönem, baktığımız zaman, darbeyi yapanlar ya da muhtırayı verenleri biz yaftalarken ya da sıfat olarak yaparken, işte, devrimciler; Alevi demiyorum, Aleviciler -onu tırnak içinde söylüyorum- nasıl söyleyeyim, işte, Amerikancılar…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şucular bucular.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Fakat bir gerçek de var ki bu gemi gidiyor, hep ABD’nin limanına gidiyor. Yani Sovyetler Birliği’nin Sivastopol Limanı’na falan gitmiyor. Darbe oluyor, darbeciler değişiyor; bu gemi gidiyor yine ABD’ni n limanına çekiliyor. Tabii, böyle gelenekten gelen ve ordumuzu bir manivela olarak kullanıp ülkemizi dizayn etmek isteyen birileri var ve bunu sürekli yapıyor. En son şeyinde de bu FETÖ örgütünü kullanarak yapmışlar. 

Çok katılıyorum, bunun farklı olduğunu söylediniz ama tabii ki her darbenin mutlaka bir sivil uzantısı var. Yani 60 ihtilalini o dönemdeki siyasi içeriklerden, 71 muhtırasını o dönemdeki siyasi içeriklerden, 28 Şubat sürecini 5’li çeteden ayrı düşünemeyiz; bunların da tabii sivil uzantıları var.

Şimdi, benim burada merak ettiğim şey şu: Siz, tabii, dört buçuk yıl da hapis yattınız. Yani yargılandınız ve sonunda da beraat ettiniz, çok üzerinde düşünmüşsünüzdür eminim. Şimdi, 28 Şubat sürecinde bir darbe yapılıyor ve 28 Şubat sürecinde ordudan birileri de atılıyor aynı zamanda, ilticaya kalkışmaktan dolayı. Fakat ilginçtir, birileri atılıyor muhafazakâr diye, az önce siz söylediniz, FETÖ’cülerin ordudaki en büyük büyümesi o dönemlere rastlıyor; yanılmıyorum değil mi?

İkinci bir şey, bu FETÖ’cü…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani en büyük demeyelim de büyümeye göreceli olarak devam ediyor.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Büyümeye o dönem namzet şeyde.

Bu FETÖ’cü yargıçlar ya da o dönemdeki şeyler, var olan bir darbe girişimine yani fiilen sonuçlanmış 28 Şubat darbe girişimine çok daha light bir şekilde yanaşıyorlar. İşte, birkaç kişi tutuklandı, kamuoyundan uzak böyle ama bir girişim olan yani bu tartışılır- Balyoz, işte ne bileyim, Ay Işığı, Yakamoz…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Balyoz’u hiç tartışmayız Sayın Vekilim. 

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Şunu söylüyorum: Yani bir girişim olduğu iddia edilen bir şeyi de çok şiddetli bir şekilde bastırıyorlar, yargılıyorlar, çabucak sonuçlandırıyorlar. Bir dikkat edin yani bir şey var burada şimdi.

Bir de şunu sormak istiyorum: Bu 28 Şubat sürecinde ordudan atılan kimlerdi?

Bir diğeri: Az önce bir şey daha söylediniz, şimdi, “Okulların kapatılmaması lazım, yanlış oluyor.” dediniz, “Askerî hastanelerin kapatılmaması lazım, yanlış oluyor.” dediniz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL - Kesinlikle.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – “Askerî yargının kapatılmaması lazım…”

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yanlışı düzeltmek ayrı bir şey tabii. Yanlışları yok anlamında söylemedim.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Fakat bir realite de var ki yani bu yapı böyle bir ürün çıkarıyor. Şimdi, nerede hata yapıyoruz biz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Oradan başlayayım o zaman.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Evet, yani çok düşündüğümüz için söylüyorum.

Yani bu özellikle 28 Şubatı…

Teşekkür ederim.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, biz burada, tabii, TSK’nın eski bir mensubu olarak bulunuyoruz. Dolayısıyla, “bu yapı” dediniz GATA’yı, okulları sayarak; bu yapı Diyanetten de çıkarmış yani şimdi böyle bir yere varamayız. Yani imam hatipten de çıkarmış, anlatabiliyor muyum?

Dolayısıyla yani bu yapı GATA’dan çıktı… Ben mi yanlış anladım?

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Hayır, ben bunu bir… Yani var olan bir realite var, bizim darbe karşı bir şey yapmamız lazım.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ha, darbeyle ilgili diyorsunuz. Ha, tamam anladım.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Diyanetle ilgili de az önce eleştirdik ama bu, askerî kısmıyla ilgili; okullar, hastaneler, yargı, bu konuda sizin görüşünüz…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bu Komisyon iyi bir başlangıç olsun. Daha önce de böyle komisyonlar kuruldu. Ne oldu, ben bilemiyorum, en azından ben sonucu göremedim. Biz, mesela, Balyoz’la ilgili binlerce imzalı dilekçe verdik, daha bir komisyon oluşturulmamıştı o zaman.

İnşallah, bu Komisyonda gerçek anlamda bir sonuç alın ve bundan sonra neler, ne tür tedbirler alınacak, bunun üzerine gidin.

Bu, siyaset mekanizmasının inisiyatifiyle, tasarrufuyla olacak bir şeydir.

Yani, şimdi, esasında bu ülkeye baktığınızda… Gecenin bu vaktinde bunu felsefi anlamda tartışmanın anlamı yok. Yani bir yerde bir bozukluk var da siyaset kurumu.. Yanlış anlamayın; bizim komutanlar yanlış yaptı, askerler yanlış yaptı; siyasetçiler yanlış yapmadı mı efendim yani yapmıyorlar mı?

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Siyasetçiler bunu seçimde ödüyor.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Vallahi, işte yani ödüyor mu? Ödüyordur mutlaka.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Ödüyoruz, ödüyoruz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, komutanları da, yanlış yapan komutanı da siyaset mekanizması alacak yani. Öyle mi? Yani, bu irade var mıdır normalde, hukuksal anlamda? Vardır. Kullansın o zaman siyaset mekanizması da bu şeyini. Bakın, ne olmuştur 12 Eylülde? Ben daha işte liseye gidiyordum. Darbe olunca, yan sokağa gidemiyorduk, gitmeye başladık, mutlu olduk ilk önce ama sonra arkadaşlarımızı aldılar, büyüklerimizi aldılar, işkence yaptılar. Sonra, ben Mamak’ta da yattım. Onun sonunda “Demokrasi sönerken Mamak canlanır.” diye bir şey var, oradan almıştım. O Silivri’de… Sayın Başkanın gösterdiği kitapta o da var; Mamak, Mamak’ta hücreler… İnsan yaşamaz; bakın, insan yaşamaz. Altı ay herhangi birimizi koysak ölür. Bir insan, gencine bunu yapar mı yani? Şimdi, bunları görünce 12 Eylül yanlışmış, görüyorsunuz. Ama, o kadar olay oldu, şu oldu, bu oldu; efendim, niye siyaset mekanizması bu olayların önüne geçmedi? Şimdi, ABD’ye bağlılık. İşte, NATO’yu almış, ordunu bağlamış.

Siyaset kurumu bundan azade midir, bağımsız mıdır? Yani, efendim, bu, bu tartışma gecenin bu saatinde çok su kaldırır. Dolayısıyla, biz, doğrudur, kurumları hiç birbirinden ayırmadan eleştirelim. Türk Silahlı Kuvvetleri elinde silah tuttuğu için dolayısıyla yanlışı daha büyük yapan gözükmüştür sadece. Bunu söyleyebilirim.

Evet, zaten başında söyledik darbelerle ilgili söylediğimizi.

“E-muhtıra” dediniz, “Ayışığı” dediniz -daha önce sanıyorum Selçuk Vekilim söyledi- “Sarıkız” dediniz; hangi biri davaya konu olmuştur bunların? Bizi attılar içeri sayın vekilim, bizi. Bakın, demin o acıklı olaylarda, 28 Şubatla ilgili ben de hikâyeler anlatabilirim, Balyoz’dan da pek çok hikâye anlatabilirim sayın vekilim, biliyor musunuz. İnsanlar öldü ya ve biz size de kızdık bakın, herkesin huzurunda söyleyeyim çünkü siz hukukçu kimliğinizle halkı bu anlamda… Yanıldınız belki ama… Yani, yanılma hakkınız yok işte. Şimdi, hep yanılırsak olur mu? Bakın, biz kan ağlıyorduk ve siz televizyonda o Ahmet Gündel Beyefendi’ydi herhâlde, şu anda herhâlde o da kaçak mıymış, bilmiyorum- öyle yorumlar yapıyordunuz ki o kadar ızdırap duyuyorduk ki… Bakın, biz sessiz kalmıyorduk. Sadece ben yüzlerce mektup yazdım. Sadece benim kendi üzerimden anlattığım öyle şeyler vardı ki “Ya, böyle bir şey olabilir mi?” diyeceğiniz. Dolayısıyla, hiçbir şey doğru yürütülmüyor.

Bakın, şu 28 Şubat davası bile sulandı, biliyor musunuz. İçeri attıklarının büyük çoğunluğu dijital verilerden. Bir gerçek olgu var -görüntüsü- bir de tasfiye edilecekler var çünkü o davayı da açanlara bakın. 

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – 28 Şubatta atılan, ihraç edilen subayları… Siz başta demiştiniz ki “80 ihtilalinden sonra devrimciler ve ülkücüler tasfiye edildi.”

Şimdi, 28 Şubatta da irticadan dolayı birileri tasfiye edildi…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Evet, doğru. 28 Şubat süreci de şöyle: Tabii ki bunların bir kısmı gerçekten bir hiyerarşiye bağlıydı yani bunu inkâr edemeyiz, bildiklerimiz var ama bir kısmı da sadece gerçekten masumane… Bunları ben bildiğim için söylüyorum, somut bildiğim için söylüyorum.

Mesela, gerçekten ibadetinde veya eşi ibadet ediyor veya eşinin başı bağlı veyahut da bakın, bir uzman çavuş… Bunu herkes bilsin. Ben, bakın, Allah’a şükür, bu konuyla ilgili hiçbir haksızlık yapmadım, hiç kimseye yapmadım. Mesela, bir uzman çavuşun eşi, zaten köy kültürüyle gelmiş. Buna bile tahammül filan etmeyenler vardı. Ama, bakın, bu yine de birlikten birliğe, komutanından komutanına değişen şekilde seyrediyordu. Yani, çoğunlukla bu görülüyordu ama buna, sanki TSK’da tamamı böyleydi demem. Mesela, ben çok açık söylüyorum, bu söylediklerimi bugün söylemiyorum, bakın. Siz tabii beni tanımadığınız için… Ben yüzbaşıydım, yine söylüyordum, o zaman da söylüyordum yanlış olduğunu. Benim yanımda görev yapanlar bunu bilirler. Şimdi de aynı şeyleri söylüyorum yani 97’den sonra da aynı şeyi söylüyorum. Tekrar söylüyorum: Gerçekten başka hiyerarşiye bağlı olanlar vardı içlerinde atılanlardan -çok net- ama gerçekten hiçbir hiyerarşiye filan bağlı değil, sadece dinî vecibelerini yerine getiren insanlar da maalesef bazı bu anlamda ifrit adamlar tarafından… İfrit diyebilirim çünkü Silahlı Kuvvetler de takdir edersiniz ki bu toplumun aynasıdır yani kimse leylekle filan gelmiyor. İşte, ben Trabzon’un bir köyündenim, öbürü bilmem nereden. Yani, bizim de yine aileden, çevremizden belli şeylerimiz var. 

BAŞKAN – Mustafa Bey, bir soru alalım isterseniz.

Zeynel Bey, buyurun.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Öncelikle verdiğiniz bilgiler için, samimiyetle buraya gelip bizimle önemli bilgileri paylaştığınız için size çok teşekkür ederim.

Sormayı düşündüğüm çok soru vardı, büyük çoğunluğu soruldu, siz de izah ettiniz. Birkaç nokta var aslında kafamda merak ettiğim ve cevap aradığım. Şimdi sırayla bunları…

Mesela, bu kumpas davaları başladığı vakit ; bir, isimleri neye göre seçiyorlardı genel bir yorumunuzu alacağım- yani kendilerine engel olan isimleri mi seçiyorlardı, yoksa gelişigüzel, kendilerinden olmayanları mı seçiyorlardı? Kumpasa uğrarken… Bir bu, bunu merak ediyorum. Ya da bir şekilde, ayağına basmışsınızdır, başka bir şey olmuştur, bir kara listeye alınmışsınızdır. Herhangi bir özel neden oluyor muydu bunun için?

Bir diğer merak ettiğim konu: Mesela, bu darbeler söz konusu olduğunda hep derler ki: “Denizcilerin en son haberi olur.” ya da “Denizciler çok olmaz bu işlerin içerisinde.” Ama, o süreçte farklı kumpas davalarıyla da denizcilere de, denizci subaylara da ciddi şekilde operasyon yapıldığına şahit olduk. Neredeyse üst düzey komutan falan kalmadı bir ara. Bunun özel nedeni neydi sizce ? Mesela, özellikle niye denizciler bir ara sıklıkla seçildi ve yine bununla ilintili, bugünkü yaşadığımız güvenlik riskleri, sınırlarda yaşanan olaylar düşünüldüğü zaman, acaba geçmişteki bu kumpas davalarını planlarken bunlarla ilintili olduğunu düşünür müsünüz?

Bundan sonrası için yapılması gerekenlerle ilgili… Hepsi birbiriyle ilişkili olduğu için hep birlikte soruyorum bunları.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Sonuçta, tabii bunların cevabı bir kitap hâline gelebilir sayın vekilim.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Kısa kısa yorum alayım sizi bulmuşken.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ama kısa kısa…

Neden hedef? Şunu söyleyeyim: Bir kere, kesinlikle ve kesinlikle Fetullahçı olmamak esas. “Efendim, o zaman sizi niye seçtiler?” Diyelim ki beni tutumumdan, asla teslim alamayacaklarından koymuşlardır. Bir başka neden, görevim gereği…

Mesela, öyle bir yerdesiniz ki mesela istihbaratta. Ancak, o hazırlayacakları evrakı o hazırlayabilir. O zaman direkt onların hedefinde olmasa dahi kendilerinden olmayacak dediğim gibi onu da dâhil ettiler. Her şey var işin içinde yani özel hedef var, genel hedef var. Denizciler genel anlamda hedef olmuştur, neden? Onların millî projeleri de vesaire… Onun haricinde ne vardı? En az sızabildikleri kuvvetti, bu ç ok önemli. Orada çok azdılar ama o kadar büyük tasfiye gerçekleştirdiler ki… Darbede gördük, pek çok denizci amiral çıkmış. Çünkü önlerinde hiç kimse kalmadı yani aşağı doğru onları biçtiler. Komodor dediğimiz albay seviyesi, gemi komutanı dediğimiz binbaşı seviyesine kadar indirdiler; hiç kimseyi bırakmadılar Deniz Kuvvetlerinde. Bu tabii onların millî projeleri. Şunu da gördük: Biz denizcileri cezaevinde tanıdık. Böyle daha Batı’ya dönük, daha şey filan dedik ama çok millîler yani millîlik konusunda, millîliği içtenleştirmişler -söylemden ziyade şeyde ve çok disiplinliler, çok çalışkanlar, işlerini çok iyi yapıyorlar. Yani, Türk Silahlı Kuvvetlerinde şunu diyebilirim ki ben bir jandarma subayım, denizi görev yaptığımız sırada gördük. Biz dağ, onlar denizdi. Bu anlamda, kendilerini Türk Silahlı Kuvvetlerinin diğer kuvvetlerine nazaran daha fazla yetiştirmişler, daha ilkeliler.

Böyle diyebilirim. Dolayısıyla, işte o MİLGEM’lere vesairelere girmiyorum, o millî projelerine girmiyorum, Doğu Akdeniz’de ve Ege’de ki durumlara girmiyorum ki bu esasında güvenlik anlamında da çok önemli. İşte, bugün Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri, Ege’deki gelişmeleri biliyorsunuz, adalarda vesairedeki gelişmeleri biliyorsunuz. Onun haricinde, tabii, güneydoğuda isim yapmış sembol isimleri aldılar. Sembol isimleri almalarıyla ne olacak? Olmazsa olmaz ama geridekine mesaj verdiler böylece, dolayısıyla oradaki mücadeleyi de akamete uğrattılar. Yani, güvenlik anlamında da en kısa söyleyebileceğim şeyler bunlar.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Son olarak kısa bir şey vardı, onu da söyleyeyim: Genel dinlediğimiz zaman, mesela 28 Şubatta, bakıyorsunuz, işte tersine bir işlemle FETÖ’cülerin önü açılmış.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – “İrticayla hesaplaşacağız.” derken…

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – “… hesaplaşıyoruz.” derken başka şeyler olmuş. Ondan öncesinde yine bakıyorsunuz başka şeyler olmuş yani söylenenin tersi olmuş. Dolayısıyla, bugün çok sağlıklı gitmek lazım, farklı kurumlarda…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – “Ne yapılması lazım?” dediniz herhâlde bir de değil mi?

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Evet.

Bugün çok dikkatli gitmek lazım bundan sonrası için. Mesela, farklı kurumlarda ayıklamalar, operasyonlar oluyor. O kurumdan biriyle görüştüğüm zaman soruyorum, bazı isimler diyor ki: “Bizdeki geneli doğru.” diyor, bazıları diyor ki: “Vallahi, sanki yanlış gibi.” falan. Siz genel olarak baktığınızda, tabii, soruşturma konusu olduğu için isimlere girmeyeceğim ama genel olarak bugün baktığınızda “Doğru tespit ediliyor.” der misiniz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben şunu söyleyeyim: Yani, operasyonlar genel anlamda gördüğümde kadarıyla doğru yürüyor. Fakat şu ya da bu nedenle fahiş yanlışlar görüyorum yani bu neden kaynaklanıyor onu bilemiyorum ama bunu görebiliyorum. Bir kere şunu söyleyeyim: Çok tutuklama var. Yani, şimdi, bir adli boyutu var bu işin bir idari boyutu var. Yani, ne yapacağız şimdi? Şöyle bir hesap yaptığımız zaman herhâlde 500 bin kişi vardır devlet içerisinde, devlet organı içerisinde, 500’ünü de örgüt üyeliğinden içeri atabilir misiniz? Yani, fiilî bir şeyi varsa tamam ama böyle bir çıkmaz içerisindeyiz.

Dolayısıyla, idareten alınacak tedbirler var, adli olarak tedbirler var. Adam şeye katılmış, ByLock’la konuşmuş, darbeye katılmış. Ama, bir de hiçbir şey yapmamış ama zamanında bunlarla irtibat kurmuş, bilmem ne yapmış, belki bunların içerisinde. Yani, idari olarak bunların kesinlikle sistemin dışına çıkartılması gerekir diye düşünüyorum, bu net. Ama, çok fazla miktarda tutuklama, ben somut olarak pek çok şeyi bildiğim için söylüyorum. Mesela, bakın burada vekillerimizsiniz, bilin, bakın, değişik yerlere de gidiyorum, görüşmeler de yapıyorum. Bir yerde, bir ilde bir hizmetliye kooperatif diyor ki: “Kooperatif parasını Bank Asya’ya yatırın.” Adam da oraya para yatırıyor. Açığa alıyorlar. Ya, zaten adam zar zor geçiniyor, bakın, açığa alıyorsunuz yani içeri almamışlar Allah’tan. Aynı ilde bir üniversite var, bu üniversite bu FETÖ’cü olarak bilinen bir üniversite hemen kapatılıyor, mütevelli heyetinin biri hariç hepsi tutuklanıyor ve mallarına el konuluyor. Tutuklanmayan ve malına el konulmayan kim? Mütevelli heyeti başkanı. Bu çok açık, ben hiç söylemeyeyim, azıcık bakarsanız bulursunuz. Valinin eşi “abla” diye biliniyor, çok açık, bunu herkes biliyor. Şimdi, böyle olunca ne oluyor? Şimdi, akamete uğruyor.

Yani, bu sefer halk nezdinde operasyonlar itibarsızlaşıyor. Hani, bir arkadaşımız burada söyledi “Bundan sonraki darbe işte mali anlamda olur.” dedi. Sadece mali anlamda olmaz tabii, o konuya girmeyelim ama sulanması bil e işte böyle bir zemin hazırlar. Bakın, buna çok dikkat etmek lazım yani bunu kesinlikle gündeme getirmek lazım. Maalesef yukarıdaki iradenin böyle düşünmediğini çok net biliyorum ama aşağıda birileri hep kendi birilerini koruma yönünde refleksler gösteriyorlar, bu refleksleri sanıyorum hepiniz de biliyorsunuzdur yani.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Yeni bir darbe olarak beklediğiniz bir şey var mı tahmin olarak?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, Sayın Vekilim ben şunu söyleyeyim: Bir tehdit vardır, bu bir kere böyle kolay kolay bırakılacak bir iş değildir. Bir kere, olayı sadece FETÖ’yle sınırlarsak zaten işin içinden çıkamayız. Amerika Türkiye’yi bana göre hedef etmiştir, emperyalizmin hedefindedir Türkiye. Türkiye onun için birlik içerisinde olmalıdır tıpkı bu masanın başındaki gibi, onun için çok…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Anlayamadım tam, Amerika...

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Hedefine almıştır diyorum, bakın, gördüğüm manzara budur. Bakın, o gece çok yansımadı basına ama ben birkaç yerde söyledim bazı yerleri takip ettiğim için, 2 tane uçak gemisini gönderdi Doğu Akdeniz’e Amerika. Bunu daha önce ne zaman göndermiş? Irak Savaşı’nda göndermiş. Şu anda Orta Doğu’da stabil durum devam ediyor yani aşırı bir şey yok, çatışmalar devam ediyor. Bakın, Kıbrıs’taki üstlerde –bunu duymuşsunuzdur mutlaka- çok aşırı askerî hareketlilik var; ilginç. Romanya’daki üslerde de çok aşırı askerî hareketlilik var. 2 tane önemli adam İstanbul’da. Kim?

Graham Fuller. Kim? Henry Barkey. Henry Barkey’ i bileceksiniz, Graham Fuller’i bileceksiniz, bütün hepsini değerlendireceksiniz ve bunun bir tesadüf olamayacağı… Hiçbir şey tesadüf değildir bana göre, bu hiç tesadüf değildir.

Dolayısıyla, emperyalizm bizi hedef kılmıştır. Onun için hep şunu söylüyoruz: Yani, şu manzara her yerde olmalı, gerçekten birlik manzarası, aramızdaki ayrılıkları gayrılıkları… Bana düşmez, özür diliyorum ama ben bir vatandaş olarak söylüyorum, bazen çok üzülüyorum yani artık bazılarının kesinlikle değiştiremeyecekleri değerlere kesinlikle laf söylenecek zaman, o konuları tartışacak zaman da değil. Bakın, çok ciddi şeyleri ben kendi adıma bekliyorum. Şu kadarını söyleyeyim size, sadece şu yılları aldığınızda Türk Silahlı Kuvvetlerinde üç aşağı beş yukarı daha geride kaç kişi olduğunu hesaplarsınız ki şu anda sistem dışına çıkanlar çok çok küçük boyutudur. Bunlar ne yapabilir? Bir örgütten bahsettik, Haşhaşi dedik yani bakın emir aldığında her şeyi yapabilecek birinden bahsettik. Düşünebiliyor musunuz her kışlada şu anda bunlar var. Polis arkadaşlarla konuşuyoruz 60-65 bin sayısından bahsediyorlar. Bunların hepsi silahlı adam, dikkat buyurun, bunu bir de uluslararası boyutuyla beraber düşünün. Türkiye'nin iç karışıklıkları vesaireleri… Bakın, PKK’nın eylemlerine, PKK’nın 14’te, 13’ünde eylemi biliyor musunuz? Bakın, birden tırmandırıyor. E, bunu okumamız lazım diye değerlendiriyorum. Bakın, IŞİD’iyle, PKK’sıyla, işte FETÖ daha farklı bir şekliyle ortaya çıkacak, hassasiyet yaratacak ve istismar edilecek pek çok olaya gebe Türkiye, bunu görmemek… Artık zaten şu anda yaşıyoruz. Yani, onun için biraz zafer kazanılmış, onun için eski şeylerimize dönelim, efendim, bazı değerleri eleştirelim; inanın doğru değil. Biz birlik içerisinde olmaz zorundayız, hiç kimseyi ötelemek, itelemek durumunda değiliz, hepimizin hepimize ihtiyacı var, bu ülkede yaşıyoruz ve bir tane ülkemiz var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, çok sağ olun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Misafir milletvekilimizin de sorusunu alalım.

BAŞKAN – Buyurun.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Çok değerli bilgiler verdiniz, kitabınızda gerçekten detaylı olarak anlatmışsınız birçok konuyu. Tabii, burada siz dört buçuk yıl hapis süresi içerisinde bir bedel ödemiş bir insan olarak ve etrafınızda arkadaşlarınızdan, okuduklarınızdan elde edilen bilgilerle bunları aktardınız bize.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Kesinlikle.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Peki, sizin şubat ayında görmüş olduğunuz bu darbe girişimini…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Cezaevinde yalnız biraz gördük de yani buna bir hazırlık vardı, evet.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Cezaevinde görmüş olduğunuz bu darbe girişimi sizce devlet bütün imkânlar elindeyken niye göremedi ve önleyemedi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Buna bir cevabım yok.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – İkincisi, dediniz ki: “Hepimiz suçluyuz.” ve “Geçmişten bugüne kadar darbe süreçlerini yapanların tamamı suçlu.” dediniz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Kesinlikle evet.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – “Siyasiler de suçlu.” dediniz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Kesinlikle

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – “Kurum yöneticileri de suçlu.” dediniz, hatta kendinizi de suçlu gördünüz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani, ben de cürmümce suçluyum dedim, evet.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Evet, “Cürmümce suçluyum.” dediniz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben tutuksuz yargılanırım yalnız.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Siyasilerin ve kurumların suçlarını ben merak ediyorum. Yani, bu konuda kimler suçlu, suçluların tipleri nedir, ne değildir?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani, işte demin esasında söyledim mesela “Komutanlar suçlu.” dedim.

BAŞKAN – Peki, Ünal Bey, tamam herhâlde.

Çok teşekkür ederiz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani, ben sadece TSK’dan örnek vererek “Komutanlar suçlu.” dedim çünkü açık, hayatın olağan akışına aykırı. Tamam, istihbarat gelmemiş olabilir size ama hayatın doğal akışına aykırı şeyleri değerlendirmek durumundaydınız, hiçbirisi değerlendirilmedi, hiçbir ikaz kale alınmadı. İşte, sonuç itibarıyla yangın var dedik, hortumu bize tuttular dedim. Yani, işte bundan daha büyük hata mı olur? Bunu diyebilirim. Tabii ki göreceli, siz diğer kurumları daha da iyi biliyorsunuzdur, her kurumda bun a benzer şeyler olduğunu biliyoruz. Kimse bunlarla çok mücadele etmek istemedi esasında.

İşte başlangıç itibarıyla alnı secdeye değen çocuklarla başlayan süreç, sonradan korku süreci, bakın “Bunlarla eğer uğraşırsak başımız belaya girer.” süreci başladı.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – O korku yok mu sürüyor mu hâlâ?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Var, o korku hâlâ devam ediyor.

BAŞKAN – Evet. Buyurun.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Şimdi, sanırım jandarma görevindeydiniz değil mi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben jandarma kurmay albayım evet.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Bu anlattıklarınız jandarmaya yönelik bilgilerdi yanlış hatırlamıyorsam.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Hayır, bu kara harp okuluna aitti, dolayısıyla karacıları da ilgilendiriyor.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri yoktu bunun içinde sanırım.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – 1982 için bilmiyorum tabii.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Yani genel anlamda tahmininiz, şu anda ordunun içerisinde yüzde olarak veya sayı olarak ne kadar bu yapıya mensup kişiler olabilir, tahmininiz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Moraliniz bozulur.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Bozulsun yani gerçekler ortaya çıksın ki bilelim ne olduğunu.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, biz tabii bunları tek tek saymadık ama biz bu ifadelerden, bildiklerimizle o yıllar… Mesela 2010 yılındaki personel temin merkezleri, tamamen ellerine geçmiştir. Şimdi, örgütü tanırsanız tamamını ele geçirdiğinde yani “Tamamen kontrolü sağladığında ne yapar?”ı bilirseniz cevabını verirsiniz. Bakın, 2010 yılında bütün personel, Türk Silahlı Kuvvetlerinde personel temin merkezleri elinde. Bunu, örgütü tanıyan herkes, artık ondan sonra ne olmuştur tahmin eder. Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi?

İşte bir de Levent denilen işte o emir subayı olanın 1990 sonrası subaylar için yüzde 60-70 rakamı; 2004’te Nurettin Veren’in Türk Silahlı Kuvvetlerinde…

Mesela o ifadeleri de araştırmak lazım, ne yapmışlar. 2006’da “Oturduğunuz sandalyenin üç bacağı yok.” öyle demiş. Bu biraz abartı olabilir, o da saymadığı için ama siz sandalyenin ayakta duracak hâli kalmamış 2006’da.

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ediyorum Mustafa Bey verdiğiniz bilgiler için, çok sağ olun.

Değerli arkadaşlar 18 Ekim saat 15.00’te toplanmak üzere oturumu kapatıyorum.

TSK'nın içinden gelen birisi olan Sn. Mustafa Önsel'in paylaştığı bilgileri önemsiyoruz. FETÖ Komisyonunda dinlenenlerin tutanaklarından önemli bölümlerini sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Devam Edecek...

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 5491 defa

You have no rights to post comments