All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 24 Ekim 2016 22:53

TBMM FETÖ Komisyonundan Notlar-1

Öğeyi Oyla
(0 oy)

15 Temmuz Fetöcü Darbe girişiminin araştırılması için TBMM Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon çalışmalarına başladı. Komisyonda bilgisine başvurulan isimler arasında TSK ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Emekli Jandarma Kurmay Albay Mustafa Önsel'in dinlendiği komisyon tutanaklarından başlayarak bizce önemli olanlarını paylaşacağız. 

Komisyon : FETÖ (10-276)

Tarih : 13/10/2016

BAŞKAN – Şu anda Sayın Mustafa Önsel Bey’i alıyoruz. Mustafa Önsel Bey yazar, emekli jandarma kurmay albay. Sanıyorum, kendisi girişte kısa bir tanıtım yapacak, ondan sonra birlikte dinleyip soruları yönelteceğiz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Efendim, öncelikle Komisyona saygılar sunuyorum. İnşallah, Komisyondan en kısa zamanda güzel sonuçlar alınır. Temenni ediyorum.

Şimdi, tabii bu saatte herkesin yorgun olduğu görülüyor. Ben de yoruldum. Konsantremi de biraz kaybettim işin doğrusu. Ne denir bundan sonra. Ben konuşmaya kalksam sabaha kadar konuşabilirim. Onu size söyleyeyim. Ayrıntıda çok önemli şeyler var ama bu konuyla ilgili kitap yazdık. Ben sadece diğer konuşmacıları da desteklemesi açısından tabii sadece FETÖ’yle bağlamamak lazım işi. Yani bu Voltran diye bir şey var ya onun kolu gibi kabul etmek lazım. Ben çeşitli yerlerde konuşmalar yapıyorum. İşi ta 1940’lara kadar götürüyoruz. Tabii belki  FETÖ ismi yok o zaman ama Amerika Birleşik Devletleri var. Yani bunun altını çizelim. Yani bir örgütü değerlendirirken son elli, altmış yılda Amerika’sız bölgemizi de düşünmek söz konusu olamaz ama konumuz somut olarak FETÖ ise 1980’lere dayandırdılar, doğrudur. Benim tespitim de odur. Şimdi bir kitap hazırlığım da var bu konuyla ilgili. Mesela polis akademisine nasıl özel sınıflar ihdas edildiyse mesela bu yeni tespitimdir, harp okulunda da 1982 yılında özel bir sınıf ihdas edilmiştir. Belki birkaç tane vardır.

BAŞKAN – 1982.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, tabii 1982’de.

Şimdi, bunun önemi ilk defa burada söylediğim için. Belki birkaç yerde özel arkadaşlarımızla konuştuk ama tamamen sivil kaynaklı öğrencilerden oluşuyor bu kısım, 1982 yılında. Mezuniyetleri 1985 yılında olmuştur bunların, yani 1985 yılında teğmen çıkmışlardır. Sivil dedim, sizin çok önem arz etmeyebilir bu söylediğim ama bilen için bilmiyorum harp okulunda okuyan diğer dinleyicilerden birisi var mıdır bu çok önemlidir, böyle bir şey olmaz bizde.

Şimdi, bu örgütü biz tanımlayamaya çalıştık ya, işte tanımlamaya çalışıyoruz. İşte niye haberimiz yoktu, niye öyleydi, niye böyleydi, şimdi sabun köpüğü gibi. Ben söyleyeceğim biz ne zaman tanımladık, tanımlayabildik örgütü. O zaman zaten tanımlamak mümkün değil, yani ta 1982’den bahsediyoruz. Şimdi, bu hayatın doğal akışına aykırı olmak, bu hukukçuların çok kullandığı bir tabir, çok da güzel bir tabir. Kendimden tabii bahsetmeden girdim belki. Ben Balyoz’dan da dört yıl içeride yattım. Tabii bu da bir ironi herhâlde. Darbecilikten dört yıl içeride kalıp bir darbe soruşturmasında sizlerle beraber olmak da bir ironi olsa gerek. Ülkemizin de bir gerçeği. Demek ki böyle oluyor. Bu kısmı anlattıktan sonra, tabi Balyoz çok önemli, Balyoz, Ergenekon süreci çok önemli. Bunları atlarsak, en azından Türk Silahlı Kuvvetlerindeki yapılanmasını anlayamayız.

Şimdi, bu kısmın önemi, sivil kaynaklı… Yani Harp Okulu, bir askerî lise kaynaklı, bir de sivil lise kaynaklı oluyor ve bütün kısımlar karma olur, bütün kısımlar karmadır. Yani askerî liseden ve sivil liseden insanlar orada kaynaşırlar, ondan sonra bir devre arkadaşlığı ruhuyla da dört yıl sonra Harp Okulundan mezun olurlar. Ama o kısım ayrı, tamamen sivil lise kaynaklı.

BAŞKAN – İki sınıf, öyle mi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bir sınıf.

BAŞKAN – Ha, bir sınıf.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bildiğim en azından benim, bir sınıf, belki de iki sınıftır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hangi yıl?

BAŞKAN – 1982.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – 1982’de. 2’nci sınıfta bunlar. Sonra 1985’te, dediğim gibi, mezun oluyorlar, teğmen çıkıyorlar. Şimdi, bu kısmın başka özelliği ne, başka rastlantısal özelliği ne? Bu kısmın yarısı general oluyor, 11 kişi general. Şu anda tespit ettiğim tabii, belki 13 kişidir ama 11 tanesi general.

Peki, olabilir, bu da rastlantı olabilir diyebiliriz. Bu 11’in 11’i de 15 Temmuz gecesi darbenin içerisinde. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Yani bazı somut olaylardan gidersek çok özel bir tesadüf daha söyleyeyim: Ben de 3’üncü sınıfım bu arada, onlar 2’nci sınıf, ben de 3’üncü sınıfım. O zaman Öğrenci Alay Komutanımız kim? “Kasaptaki ete soğan doğramam.” diyen Hilmi Özkök. O da o zaman Öğrenci Alay Komutanı, Kurmay Albay. Yani buna ben bir anlam yüklemiyorum ama somut olan bir şeyi söylüyorum. Ama o kısım birisi tarafından oluşturuldu, o kesin. Başka türlü de olamaz.

BAŞKAN – O özel sınıfta değil mi, doğru mu anladık?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani özel sınıf denmiyor, ben diyorum tabii.

BAŞKAN – Yok, sivilden gelip oluşan…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani sivil lise kaynaklı olup bir kısım böyle oluşturulamaz. Yani onu demek istiyorum. Yani karma olur, bütün sınıflar karmadır. Yani hem askerî kaynaklı… Diyelim ki 30 kişi var veya 25 kişi var bir kısımda; işte, 10 tanesi sivil kaynaklı, 15 tanesi askerî lise kaynaklı olur, onu demek istiyorum. Çok özel.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hilmi Özkök bütün okullun alay komutanı değil mi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, Öğrenci Alay Komutanı, Kurmay Albay.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Yıl kaç?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – 1982.

Peki, 12 Eylül bunun neresinde, darbeler neresinde, suçlu kim ? Ben bir kere şunu söyleyeyim: Bütün darbeciler suçludur, 1960 İhtilali dâhil bütün darbeciler suçludur. Siyasiler suçludur. Çok açık söylüyorum, yanlış anlamayın, hepiniz siyasisiniz, suçludur. Bütün kurumların yöneticileri ve dahi komutanlar suçludur.

Ben suçluyorum. Bunu açabilirim de. Ve dahi halkımız da bu konuda yani bu eleştirimizden sarfınazar değildir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hangi konuda genel olarak suçluyorsunuz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani açabiliriz. Soruları da alayım isterseniz. Ben kısaca bahsedeyim.

BAŞKAN – Evet.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şu 1982’ye vurgu, yıllara vurgu, kısaca geçeyim. Kronoloji: Bakın, 1985 yılında askerî liseye sızmaya başlıyorlar, sızma. Sızıntı dergisinden alalım, sonra da biliyorsunuz Aksiyon dergisini çıkardılar. Bunlar tabii hep manidar bu isimler.

Şimdi, 1985’te nispeten ama 1986’da kütle hâlinde bu çok dilleniyor. Bunu ben tabii cezaevinde… Sadece bu son kitabımız değil yazdığımız, biz cezaevinde de 3 kitap yazdık. O 3 kitabın içerisinde, evet, mesela bir tanesi, iyi ki mesela ilk bundadır. Hocamız Haşhaşilerden bahsetti, “İlk ben söyledim.” dedi, doğrudur, tabii o bu konuda daha etkin ama ben tabii, ne zamanın Başbakanının söyleyeceklerini bilmeden ne de Hocamızı tanımadan ben orada “Haşhaşiler” diye bahsetmiştim. 

Evet, “Silivri’de Firavun Töreni”, 2012’te yazdık, 2013’te basıldı o.

Bakın, bu devreden bahsediyorum ben. 1986 yılında –bakın, bu tarih çok önemlidir yani bu komisyon mutlaka bu tarihleri not almalıdır - bütün askerî liselerde yani Işıklar, Maltepe ve Kuleli Askerî Lisesinde öğrencilerin –atıyorum, 400 kişi alınıyorsa Kuleli Askerî Lisesine, rakamlarda şaşırma olabilir, 400 -450- yarıya yakını Türkçe sorularını tam yapıyor. Edebiyatçı mutlaka vardır aramızda. Matematiği belki yaparsınız ama yani Türkçeden tam yapmak çok büyük bir rastlantı sonucu olabilir. Bu mümkün değildir yani on binde 1 filan. Niye? Yani imlayı bilirsiniz, şunu bilirsiniz ama 55 bin tane yazardan, 155 bin eserinden 1 tanesini sorar, siz edebiyat profesörüsünüz ama onu bilmiyorsunuzdur ve yapamazsınız yani. Ama bakın, sadece Kuleli Askerî Lisesinde 250 kişiye yakın Türkçe sorularını tam yapıyor. Buyurun, şimdi belge değil mi? İşte, bu, hayatın olağan akışına aykırıdır. Böyle bir şey olamaz.

Peki, tedbiren ne oluyor? Tabii, bu tespit ediliyor, tespit edildiği için zaten öğreniliyor. Eyyamcı politikalar da çok önemlidir tabii bu örgütle mücadelede. Her askerî lisede bu… Tabii, merkezî sistemden soru sistemi, merkezden almışlar. Belli ki kendi bildikleri öğrencilere vermişler, her askerî lisenin yarısı Türkçe soruları tam yapıyor, giriyor ve bunlardan sadece her askerî liseden işte on beşer, yirmişer kişi göstermelik sistem dışına atılıyor, diğerlerine “kazandınız” diye devam ediyor.

Bakın, 1986 dedim değil mi? Bunlar ne zaman bitiriyor askerî liseyi? 1990’da. Harp okuluna gidenler ne zaman bitiriyor? 1994’te. 1994 devresi, Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en fazla kurmay subayın çıktığı devre. Bize soruyorlardı “Bunların başarısı ne?” diye. Biz o zaman bilmiyoruz.

BAŞKAN – 1994’te değil mi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – 1994.

Biz de bilmiyoruz tabii yani herhâlde çok çalışmışlardır filan diye. Kıtalara bile sordular. O kadar çok ki. Yani mesela bizim devre de diyelim ki 60 kişi filan kazandıysa, bunlarda 130-135 kişi kurmay olmuş.

Şimdi, tabii bu da esasında hayatın doğal akışı. Kazananlar kim?

Bakıyorsunuz genel itibarıyla -arkadaşları tabii biliyor- Türkçe sorularını zamanında tam yapanlar.

Şimdi, hemen gelelim 2015… Evet, 2015 yılında bir baktık Sayın Cumhurbaşkanının arkasında bir tane kurmay albay duruyor. Ha, bizim için sadece bir kurmay albay, işte burasında beyaz şeritler filan. Bir arkadaşı geldi yani devre arkadaşı, dedi ki: “Cumhurbaşkanının arkasında duran –ne zamandan bahsediyoruz; 2015’in, işte eylül, ekimi olabilir, belki de kasımdır - var ya, –o zaman ‘Fetullahçı’ diyoruz, ‘FETÖ’ tam oturmamış - o, Fetullah’ın en has adamlarındandır, askerî lisedendir, Türkçe sorularını tam yapanlardandır.” Allah Allah…

Muhafız Alay Komutanı 1994’lü. Yani bir de 1994’lü. “Muhafız Alay Komutanı var ya...” dedi, “Evet…” “O da bunların has adamlarından.” dedi. Bakın, 2015 Ekim, Kasım, neyse, o ayları şaşırabilirim. Allah Allah… “Emin misiniz?” “Bunlarla beraber okuduk.”

“Bu Genelkurmay Başkanının Özel Kalem Müdürü var ya…”, “Evet…”

“Ramazan Gözel –kitapta var- bu da 1994’lü, bu da aynı ekiptendir, bu da soruları tam yapanlardan.” dedi.

Genelkurmay Başkanının danışmanı var ya…”, “Evet…”, Orhan Yıkılkan diye bir çocuk. Orada yok gerçi, onun ismini o zaman şey yapmamıştık, gerçi isim yazmadık zaten, biz sistemi anlatmak için o kitabı yazmaya çalıştık ama.

Düşünün… “Kaçlı?”, “O da 1994’lü.” Bakın, görüyor musunuz sistemi?

Şimdi, esasında bu sistemin bilinmemesi mümkün mü? Yani eğer bu ülkede gerçek anlamda bağımsız istihbarat teşkilatı varsa bunun bilinmemesi mümkün mü?

Tabii, pek çok şey var da.

Mesela, şu masadaki sizler, hepimiz bunu biliyorduk değil mi yani böyle bir şey var yani ama kimimiz, işte “Alnı secdeye değiyor, iyi çocuklar, işte kravatlı çocuklar”, kimimiz tercih yani işte, “Efendim bunlar…” Ne vardı bir zamanlar, 28 Şubat sürecinde işte sokaklar değnek dövüyorlardı?

BAŞKAN – Aczmendiler…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Aczmendiler.

“Efendim, onlar gibi değiller, hiç olmazsa işte kravatlı çocuklar.” filan. Hep böyle bir hoşgörüyle esasında geldi. Hep biliniyor.

Peki, Mustafa Önsel olarak ben, ne zaman bunu öğrendim. Ben bir kere…

Biz aynı burada 4’üncü sırada kaldığımız gibi, birisi 4’üncü sırada olacaktı biz olduk. Yirmi yedi yıllık meslek hayatımda -fiilî otuz bir yıl ama dördü cezaevinde geçti filan- yirmi yedi yılımız kıtalarda geçti. Bu kıtaların büyük çoğunluğu, gerçek anlamda kıtalarda geçti, karargâhlarda, Ankara’da falan değil. 17 tane tayin gördüm, hani kendimi anlatayım madem. İşte, hep 4’üncü sıradaydık zaten burada olduğu gibi.

BAŞKAN – Dönem kaç Mustafa Bey?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Efendim, ben 1984 mezunuyum.

BAŞKAN – Yani o 1994’lülere çok vurgu yaptık ya, onun için…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok, ben onlarla beraber okumadım. Onları biz cezaevinde arkadaşlarımdan öğrendik. İşte, hep bu süreçler, hani şer-hayır noktasında bir şeyler oldu. Onu anlatacağım, kısaca bir hikâyem var.

Şimdi, ben 1984, işte 2002 akademi çıkışlıyım. Maalesef o gece sizin gördüğünüz, sadece “Hımm, bunlar mı darbeci?” dediğiniz adamlarla ben akademide de beraber okudum tesadüf, onlar benden çok küçükler tabii ama. Ben, işte, ömrümüz kıtalarda geçtiği için öyle rahat yerlerde çalışmadan, zorlu bir süreçten sonra akademiyi kazandım, en kıdemlilerden biriydim, kıdemliydim yani, onlar da bizden beş altı yıl sonraki subaylardı. İşte, biz içeri girdik, onlar general oldular, sonra darbe yaptılar. Ben onların bizzat bir kısmıyla aynı kısmı paylaştım, bir kısmıyla aynı odayı paylaştım, bir kısmıyla aynı spor salonunda spor yaptım. Bir tanesi de benim spor “buddy”mdi, onu da söyleyeyim yani ben onların reflekslerini falan bilirim. Bazı ifadelerine bakıyorum, bazen de gülüyorum, neler söylüyorlar.

Şimdi, dolayısıyla 1986 bu anlamda önemli, 1994 devresi önemli fakat bununla mı sınırlı? Değil.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Siz ne zaman öğrenmiştiniz?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben, şimdi, tabii, bu Fetullah Gülen vesaire… Biz, şimdi, Harp Okulunda -ben 1980’de girdim- 1’inci sınıfız. Bu “Nurcu murcu.” diyor. Bakın, benim çevremde böyle “Nurcu murcu.” bilinmez yani biz ne olduğunu falan bilemiyoruz. Şimdi, esasında çok önemli.

Esasında belki soru-cevap olsa daha fazla şey hatırlarım çünkü ben, Sayın Başkanım, hazırlık da yapmadım çünkü dün yemekteyken bana haber verdiler, ben de dedim ki, tamam. Yoksa size görsel olarak da daha özet geçebilirdim bu söyleyeceklerimi.

İşte, o zaman böyle “Nurcu murcu.” filan diyorlar, ben çok anlamlandıramıyorum yani bulunduğum şey itibarıyla. Sonra bazı arkadaşlarımızın işte “Evlere gittik…” O zaman biz üniformalı çıkıyoruz tabii dışarıya. Tabii, üniformayla dolaşmak insanı sıkıyor yani sivil dolaşmak istiyorsunuz. İşte, herkes tanıdık vesair buluyor. Ben, Allah’a şükür, evciydim, benim öyle bir problemim yoktu fakat bazı arkadaşlar, işte “Biz eve gittik, işte yemek yedik, üstümüzü değiştirdik.” filan diyorlardı. Hatta “Polis Akademisinden arkadaşlar da geliyor.” falan diyorlardı ama ben çok anlamlandıramıyordum o zaman, onu söyleyeyim. Yıl 1982’de özel sınıf dedik ya, bir başka şey daha oldu, 12 Eylül darbeler, darbeciler suçludur, gerçekten suçludur. O zaman devrimci olarak…Tabii ki yani nihayetinde askeriz ama o zamanki siyasi iklimi düşünün, herkesin bir bakış açısı vardı, herkes bir yere angajeydi. Evet, bu askerî okullarda da –kitabımızda var zaten, hatta oradan da bir sürü eleştiri filan aldık - bazen böyle kavgaya varabilecek şeyler bile, tabii ki dışarıdaki gibi olmasa da, olaylar oluyordu. 1982’de bir de ne oldu biliyor musunuz?

Ülkücü ve devrimci olarak bilinen veya öyle zannedilen öğrencilerin epey bir kısmı alındı ve götürüldü. Mesela, oturuyoruz, birisi geliyor, çağırıyorlar yanımdakini gidiyor, biz yukarıya gidiyoruz, koğuş vesaire bomboş. Sonradan öğreniyoruz, Mamak’a gidiyorlarmış, kırk beş gün kalan -bir kere asgari kırk beş gün kalıyor- kırk beş gün dayak yiyor kesinlikle. Bunu da tabii sonradan öğrendim, sadece arkadaşlarımızın gittiğini biliyoruz.

Dolayısıyla o zaman, bakın, bizim çocuklar “sağcı, solcu” deniyordu, ben daha öte “ülkücü, devrimci” olarak nitelendiriyorum ama bunların bir özelliği vardı, antiemperyalistlerdi –herkes farklı düşünebilir- bunların en büyük özelliği antiemperyalist olmalarıydı, çoğunlukla anti Amerikanc ı olmalarıydı ve ezildiler. Bu, sadece Harp Okulundakiler değil, dışarıda da böyle. Tabii ki, efendim, içlerinde cinayet işleyenleri, şunları, bunları kastetmiyorum, temel ideoloji anlamında kastediyorum ve kimin önü açılmış, benim burada sizlere bunu söylememin çok anlamlı olmadığını düşünüyorum.

Şimdi, gelelim bu 1986’da böyle oldu, bir de böyle işte soruşturmalar falan geçirdiler, malum bu Nuh Mete Yüksel’in bir soruşturması var yine bu soru almalarla ilgili falan fakat görüyoruz ki hiç etkili olmamış. Hep bir şekilde yollarına devam etmişler. İşte, Genelkurmay Başkanının bizzat yanındaki emir subayının ifadesinden söyleyeyim, diyor ki: “Ben 1989’da girdim. Bursa’da çok başarılı bir öğrenciydim. Matematikten 9’um yoktu –dikkat buyurun, bunlar ortaokulda el atıyorlar; çok önemli ortaokul, o yaşlar- ondan sonra bana soru verdiler. Hâlbuki ben yine hakkımla da kazanırdım. Onlar da benim hakkımla kazanacağımı, o soruları yapacağımı biliyorlardı. Bile bile yine de bana soruları verdiler.” Biraz önceki hocanın söylediğinde de herhâlde benzer bir şey vardı, desteklemek anlamında söylüyorum, minnet ve hiç bırakmıyorlar biliyor musunuz. Siz şimdi “darbe” diyorsunuz, “askerî darbe.” Askerî darbe falan değil bu. Bakın, cuntavari darbeler olmuştur. Mesela, 1961 cuntavaridir esasında, sadece Genelkurmay Başkanını şey yapmışlar. Efendim, tipik cunta nedir? Garibim Talat Aydemir…

Garibim diyorum, hâlbuki 1962’de kılcal damarlar olayı var yine, Amerikalılar barış gönüllüleriyle kılcal damarlara girmişler, Amerikalılar kılcal damarlarda hareket ederken bu safiyane darbe yapmaya çalışıyor, idam oluyor. Tipik bir cunta faaliyeti.

Sonra 1971 muhtırası, sonra 12 Eylül hiyerarşik yapıda bir darbe. Şimdi, 28 Şubat daha farklı karakter.

Burada ne var? Konudan konuya atlıyorum ama unuturum diye. Burada şu var: Bir örgütün, biliyorsunuz, bir siyasi kanadı bir de askerî kanadı vardır. Askerî kanadına görev veriyorlar, askerî kanadı bu faaliyeti icra ediyor. Askerî darbe değildir onun için bu. Zaten bakın ifadelerinde mutlaka daha fazla okunacak, zaten bu Komisyona da gelecek. İşin organizasyonu, tabii ki planı askerî bir plandır, askerler yapmıştır ama işin o bağlantı boyutu, irtibat boyutu ağabeyler ve imamlar yapıyorlar. Levent Türkkan gidiyor duyar duymaz, ağabeyine gidiyor, diyor ki: “Ya, böyle bir şey…” “Sen nereden duydun ki? Kimseye söyleme.” diyor, sonra görev veriyorlar. Yani çok farklı karakter arz eden bir kalkışma hareketidir bu, tipik bir darbe değildir onun için.

Şimdi, 1989’da soru almaya devam ediyorlar gördüğünüz gibi. Levent Türkkan bir şey daha diyor, diyor ki: “1990 sonrası subayların yüzde 60’ı, 70’i -ben tabii tek tek saymadım ama sistemi bildiğim için söylüyorum - bu yapının içerisindedir.” Tehlikeyi anlatabiliyor muyum bilmiyorum. Bu göreceli olarak nereye kadar gidiyor? İşte, Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002’de kurulması, kasım seçimleri, o işte hocamızın biraz önce söylediği çakışma, birlikte hareket etme, bunu kimse inkâr edemez. Sonra işte “Askerî vesayeti kaldıracağız.” Düşüncesi içerisinde yapılanlar. 2008 –altını çiziyorum- Ergenekon sürecinin başlangıcı. Belki asker ağırlıklı değil ama ilk defa, mesela, Şırnak’tan tim komutanının, komando bölük komutanının alınıp getirildiği -Zekeriya Öz’ün tabiriyle- kulağından tutup getirildiği bir süreci yaşıyoruz. Sonra Poyrazköy ve alabildiğine Türk Silahlı Kuvvetlerinin gövdesine balta gibi vurulan Balyoz. Bakın, amirallerin yüzde 55’i saf dışı bırakıldı. Şimdi, hâlâ “Balyoz vardır.” diyen, bilemiyorum… Ben buradayım, Balyoz’dan dört yıl yatmış bir insan olarak bir tane hukuki gerekçesi olmayan, tamamen altı bomboş olan, devrim rüzgârıyla bir ordu komutanının konuşmasından kaynaklı -o her yerde yapılan konuşma zaten, olumlamak anlamında da söylemiyorum bunu- oradan yararlanılarak tamamen boş bir torba doldurulmuştur Balyoz’la ve işte o gün Türk Silahlı Kuvvetlerinin de makûs talihi alabildiğine değiştirilmiştir. İşte o amiraller giderken onların yerine gelen amirallerden bir tanesi yakalandıktan sonra İzmir Başsavcısı Okan Bato’ya nasıl bir ifadede bulunuyor biliyor musunuz? Diyor ki Okan Bato: “Artık açıkla yani her şey açık, sen gitmişsin şöyle yapmışsın, böyle yapmışsın, darbe günü yaptıkların belli, şunları anlat.” diyor. Ne diyor biliyor musunuz amiral? Diyor ki: “Artık görüyorum ki bu dünyam bitmiş, bu dünyam bitmiş ama ben her şeyi söylersem Hoca Efendi bana intizar ederse öbür dünyada ne yapacağım?” diyor. Anlayış da budur, işte böyle amirallerin önü açılmıştır Balyozla beraber. Şimdi, Balyoz başka ne olmuştur biliyor musunuz? İşte bu kitabı yazdırmıştır. Bu anlamda da yani işte şer, hayır noktasında. Biz hani dedik ya işte ne zaman öğrendik? Ben ilk önce Köstebek kitabının basılmamış hâlini okudum.

Rahmetli Hablemitoğlu o kitabı bastıramıyordu. O zaman dedim ki: Allah Allah, yani bir kitap bastıramıyordu, nasıl bir güç yani, kimle ilgili bu? İşte Fetullah Gülen hareketiyle ilgili. Yani nasıl bastıramaz bir yazar? O kitap çok zor basılmıştır Köstebek kitabı. Sonra bir dergi gördüm, Aksiyon dergisi, üzerinde şöyle yazıyordu, kitaba da koydum: “İnsanlık onu bekliyor, Hazreti İsa’yı bekliyor.” Yani buna Hristiyanların evet, böyle bir inanışı olabilir, biz saygı duyarız, o ayrı bir şey ama Müslümanlık iddiasında olan, İslam iddiasında olan birilerinin dergisinin kapağına bunu yazmasını ben hayretlerle karşıladım ve bu h areketi incelemeye başladım.

Sonraki okuduğum kitap Sivil Örümceğin Ağında’ydı. Sivil Örümceğin Ağında’ki dipnotlarını araştırmaya başladım. Bakın, görevim bitiyordu, ben onları sabaha kadar inceliyordum, Allah Allah filan diyoruz. Neyse bir tehdidi, bir t ehlikeyi, bir farklı yapılanmayı ben o zaman gördüm. Ha, Silahlı Kuvvetlerdeki yapısını ne zaman gördüm? Dedim ya hep dördüncü sırada yer aldık. Hayatımız hep Ankara dışında, kıtalarda, kışlalalarda geçti. Hayatımın son kertesinde almak istemeseler de ısrar ettiğim için ve -yani ben hiç görev yapmamışım- nihayet Ankara’da daire başkanı oldum. Görevim Teknik İstihbarat Daire Başkanıydı, onların böyle gözde yerlerinden biri. Sonra biz tabii bazı şeyleri… İşte o Ergenekon süreci başladı.

2008’de geldim o göreve, bakıyorum karargâhta tuhaf tuhaf işler oluyor, farklı yorumlar oluyor, biz de bazı şeyleri öğreniyoruz ve komutana arz yapıyoruz. 

Yanımızda bir adam daha duruyor… Bakın, tipik haşhaşi yani tipik haşhaşi. Ne anlamda söylüyorum? Yanınızda duruyor, arz yapıyorsunuz, birkaç kez bu Fetullah Gülen hareketiyle ilgili birkaç şey söyledim -gözünü iki kere gördüm- gözünün sol taraftan kaydığını fark ettim yani bir rahatsızlık işaretiydi benim için. Sonra dedim ki yani herkesin bilmesi gereken prensibi ben bununla girmek istemiyorum dedim.

Sonra ne oldu biliyor musunuz 15 Temmuzda? Bu tabii general oldu sonra, benden yine küçüktü, ben albaydım o yarbaydı, o da o gece bu hareketin içindeydi, şu anda o da tutuklu. Şimdi, ben işte 2008’de fark etmeye başladım yani Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanması. Bu arada bizim istihbarat birimleri bir kurmay albayın Genelkurmaydan -o da kitapta var- bilgi sızdırdığını, belge sızdırdığını tespit ettik, somut. Bu çok üst seviyede paylaşıldı, istihbarat başkanı, işte ikinci başkan, genel komutan, Genelkurmayda da İkinci Başkan ve İstihbarat Başkanı seviyesinde İsmail Hakkı Pekin, İstihbarat Başkanı da karşı tarafta. Neyse sonuç ne oldu? Düşünün bir bilgi ve belge sızdırıyor birileri Genelkurmay karargâhında, ne olması gerektiğiyle ilgili bir şey söylememe gerek yok. Ne oluyor biliyor musunuz?  

Sadece istifa ettiriliyor adam. Bir arama, neyi sızdırdı, ne yapıldı, böyle bir araştırma söz konusu olmadığı gibi bu olaydan bir hafta sonra o belge ve bilgi sızdıran kurmay albay… Bilmiyorum sıkıyor muyum, biraz ayrıntı gibi ama çok önemli.

BAŞKAN – Yok, biz dinliyoruz konuyu.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Etraflı konuşuyoruz etraflı.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bu albay geliyor diyor ki, o idari istihbarat biriminin başındaki arkadaşa diyor ki: “Bunu sizin söylediğiniz ifade ediliyor, doğru mu?” diyor. Bakın, bu nasıl öğrenilebilir? En üst seviyede söylenmiş bir şey buna da hiçbir şey demiyoruz, sanıyorum Komisyonunuz notunu alır, gerekli şahıslara da -kitabımın incelendiğinde de görülür bence sorulması gereken sorulardan biridir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Burası pek anlaşılmadı, şunu mu demeliyiz: 

Bu albayın bilgiyi sızdırdığı 3-5 kişi tarafından biliniyordu…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii ki en üst seviyede.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – …sonra o albay başka bir subaya arayarak bunu siz mi sızdırdınız diyerek…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok, sızdırdı demedim, yani o cari istihbaratın başında Jandarmadaki arkadaşa geliyor, esasında yani söyleyene geliyor yani, onu bizim birim tespit ediyor- diyor ki: “Sizin söylediğinizi söyledi, doğru mu?” Tabii o da inkâr etmiş, o da ayrı bir şey, yapacak bir şey yok. “Hayır.” diyor.

Şimdi, bakın bu nasıl…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O zaman mı geliyor? Çok özür diliyorum, bu şu anlama mı geliyor? Bunu bilen 3-4 kişiden bu bilgiyi alabilecek güçte bir örgüt yapısı var o zaman ya o kişiler bunu söyledi ya da…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben bunu şöyle okudum: Şimdi bir kere Genelkurmay İstihbarat Başkanının altında, o seviyede söylendikten sonra o söylediyse kabahat onundur yani söylemeyecek, onun cevabını o verecek. Ya, onlardan biridir yahut da onların söylediği birisi ona söylemiştir, her hâlükârda burada bir ihmal vardır. Asgari, ben yukarıda böyle bir örgütün o anlamda, o zamanlar için söylemiyorum ama bir eyyamcılık olduğunu çok net söylüyorum. Yani biraz amiyane olacak ama çevir kazı yanmasın minvalinde “Çok böyle afişe olmasın, bak işte casus albay yakalanmış filan falan. ” dedirtmeyelim anlayışının daha hâkim olduğunu düşünüyorum yani ancak böyle bir yorum getirebilirim.

Sonra 2010, ilk işte camileri bombalayacak psikolojik harekâtıyla başlayan süreçte ben de ilk tutuklananlardan biriydim. O davada kısaca, biliyorsunuz ama bir seminer söz konusu, seminerde bir harekât planı, Balyoz, Balyozun “b”siyle ilgili hiçbir şey geçmemiş, Balyozla ilgili bir şey yok, o plan normal bir plan, orada tartışılan plan ama devrin rüzgârıyla orada ordu komutanı bir şeyler söylüyor. Bakın orada birisinden bahsedeceğim, onun üzerinden de size sistemi anlatacağım esasında. Oradan hareketle bir çuval oluşturuluyor, pek çok dijital veri oluşturuluyor, biz de o dijital verilerden bir kısmını yapan insan olarak Bursa bölgede seminerle filan ilgisi olmayan yüzde 85’i gibi birisi olarak içeri alınıyoruz. O kadar liste ki mümkün değil, hatta arkadaşlar diyordu ki: “Yani bazen Bursaspor’un maçını seyrediyoruz, bak sen onların tamamını fişlemiş gözüküyorsun.” diyorlar, herhâlde 10 bin kişiyi filan fişlemiş gözüküyoruz. Listelerin çoğu nasıl biliyor musunuz? Ad soyad, bir de Bursa yani gözaltına alınacaklar listesi yapıyor adam, ad soyad, bir de Bursa. Yani Ali Aydın, kaç tane Ali Aydın vardır? Mesela atıyorum Mustafa Yılmaz, kaç tane Mustafa Yılmaz vardır? Belli ki sırf doldurmak için, bak bunlar neler yapıyor demek için hazırlanan dijital verilerden biz dört yıl yattık ve linçe tabi tutulduk çünkü halkın en büyük değeri camileri bombalamakla suçlanarak içeri girdik. Maalesef hiç kimseye lafımızı anlatamadık, işte kitap yazmaya başladık. Sonra bu arada da ne yaptık? Bir şeyleri öğrenmeye başladık çünkü orada ilk defa müşterek harekât dediğimiz yani denizcisi, karacısı, havacısı -biz kolluk olsak da Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde olan - jandarmasıyla beraber böyle havalandırmalarda, önce çok çok sıkıydı zaten hiç görüşemiyorduk ama önce koğuşumuzdaki arkadaşlar, sonra havalandırmalarda hep fikir alışverişi yaptık. Ben ona fili tanıma süreci diyorum. Yani 24 Şubat 2010’da içeri girdim, fili tanımlamaya başladık ama fili kimse tarif edemiyor yani hepimizin gözü bağlı kim neresini tutarsa filin ona göre fil budur diyor. İşte kimi hortumu tutuyor, “hortum” diyor, kimi kuyruğunu tutuyor, “kuyruk” diyor. Ben sadece herkesin dediğinin kimisini not aldım, kimisini beynime aldım. Özellikle gençler baktım ki bizden daha fazla daha iyi tarif ediyorlar yalnız fili, biz çok bilmiyoruz, aşağı doğru çünkü gençlerde bu iş daha fazla. Sonuç itibarıyla pek çok insanı orada dinledik, dinlediklerimizden bir tanesi dedi ki: “Ben soru alanı biliyorum, bakın şimdi kurmay olanların büyük çoğunluğu bunlardan biliyor musunuz, bizim devreden.” dedi. Anlatan da 1/94’lüydü. Hatta dedi: “Benim evde kaldığım bir arkadaşım bunlardan soru aldı, ben kimden aldığını biliyorum, onu da tanıyorum f ilan.” Kim dedik, birini söyledi. Nerede görevli? Akademide, akademide her hoca işte onar beşer soru hazırlar, hiçbir hocanın hazırladığını diğer hoca bilmez, sonra bu havuzda toplanır ve o havuzda toplandıktan sonra o soru bankasından soru hazırlanır. Bu havuzun başındaki adam sınav subayıdır. “Bu sınav subayından aldılar soruyu.” dedi. Şimdi, sınav subayı kim? Bir baktık, bizim yargılandığımız Balyoz davasında o meşhur seminerde koordinatör subay. Ne kadar ilginç, ne kadar tesadüf?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama içeride değil tabii o, Balyozdan tutuklanmadı.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Herhâlde Sayın Vekilim, tutuklanmayı bırakın, ifadesi dahi alınmadı yani “Kör göze parmağım.” misali. Ya, bari hani ifadesini alın, hatta göstermelik… Öyle göstermelik falan bile bir şey yapmıyorlar, çok önemli bir adam.

Bakın, sonra, sistemi anlatıyorum şimdi, Akademiyi bitiriyor, birinci orduya, Harekât Başkanlığına plan subayı oluyor, rütbesi yüzbaşı. Şimdi, biz, tabii…

Karacılar daha iyi biliyor, onun iç in burada birkaç karacıyı ama bu işi bilen karacıyı dinlemenizde fayda var, bu sistemi bilen karacıyı. Şimdi, dediler ki: “Yüzbaşının oraya atanması hayatın doğal akışına aykırı.” Neden? Dediler ki: “Yani olsa olsa binbaşı olur. Yarbaydan aşağısı pek de gözükmüş bir şey değildir ama yüzbaşıyı oraya atıyorlar.” O seminer falan yapılıyor. On ay sonra nereye geliyor, sınav subayı oluyor? Akademiye. Bu soruyu veren de o koordinatör subay. Sadece ona mı vermiştir? Artık tespit ettikleri, bildikleri herkese. Onun için 2003 akademiye girişler özellikle… Bu, öncesinde yoktur anlamına gelmiyor. Biz öncesinde girenleriz, işte, yarısı darbeci çıktı, onların daha generallik sırası yeni yeni geliyordu, bu kurmay subaylara. 2003’ten itibaren soru sistemini ele geçirmişler dir akademide. Bu, tabii, kendi başına kendi kendini tayin etmiyor. Bu bir sistem gereği yani onu birisi oraya tayin ediyor. Öyle değil mi yani bu başka türlü olabilir mi? Sonuç itibarıyla, 2003’ten… O arkadaş şu anda TRT’ye baskın sırasında vurulup yaralı ele geçirildi, Kosova’dan gelendir, ismini vermiyorum, ben beraber mesai de yaptım.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Poshor. Şimdi, bu, 2008’de nereye geliyor biliyor musunuz? Bakın, 2008’e hep Ergenekon, Balyoz süreci dedim, 2008’de harp okuluna geliyor. Ben Poshor üzerinden anlatacağım, sadece Poshor gelmiyor, Poshor’un samimi arkadaşları da tabur komutanı oluyor o arada, bakın. Sonra, tabii, biz onunla da tanışıyoruz, bir teşrikimesaimiz de var. Daha önce mesela ben yüzbaşıydım, o üsteğmendi, ben tabur komutanıydım, o da benim emrimde çalışmıştı, o kadar söyleyeyim size.

Tanıdığı yüzbaşılar falan… Ve kıyım başlıyor, kitabımda var. Bakın, 2008’de harp okullarında, tabii, eş zamanlı bu diğer harp okulların da da var. Biraz Deniz Harp Okulunda daha sonra oluyor. Şimdi, 2007’ye kadar ortalama ayrılan sayı 25, 30, 20; bu civarda seyrederken 2008’e geliyor. Tanju Poshor ve işte, birkaç arkadaşıyla beraber orada görev almaya başladıktan sonra birden bu sayı 2008’ de kaça çıkıyor, biliyor musunuz? Bakın, 20, 25 derken 262. Sağlık nedeniyle ayrılanlar hariçtir.

Çünkü biz bunu nereden çıkardık, tamamen yine rastlantısal? Şimdi, ayrılanlar ve atılanlar tazminat öderler, o tazminat dosyalarından çıkardık. 262, buyurun size hayatın doğal akışına aykırı bir hareket, buyurun size bir belge.

2009’da ne oluyor biliyor musunuz? Bu arada devam ediyor dalga dalga Ergenekon, Poyrazköy başlıyor 2009’da. Tam 465 öğrenci ki bunların büyük çoğunluğu –tabii, onlar da irdelenmeli- askerî lise kaynaklı. Özellikle bunların aşağı yukarı yarıya yakını subay, astsubay çocuğu ve çoğunlukla da disiplinli, geleceği parlak öğrenciler. Bu 2013’te devam ediyor, 2014’te devam ediyor. 2014 itibarıyla bu iş duruyor çünkü zaten kaynak ele geçirilmiş vaziyette. Kaynak ne? Askerî liseler. Şimdi, şöyle bir yanlış anlaşılma var: “Askerî liseleri kapatalım, darbeyi önleyelim.” Bu darbede de oranlara bakın, askerî lise kökenliler çok daha azdır, onu da söyleyeyim. Askerî liselerde başarılı öğrencileri böyle budayarak otuz yılın sonrası çocukların önünü açıyorlar. 2012’te şakirt olmayan giremez hâle geliyor askerî okullar, biliyor musunuz? Şakirt olmayan giremez. Şimdi…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – O zaman kapatılmaları doğru.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ama şimdi, şöyle:

Sistemde bir arıza var Sayın Vekilim. Siz, şimdi, sistemi esasında doğru işlettiğiniz zaman doğru bir sistem ama siz doğru işletmediğiniz için yamulan sistem, çığırından çıkmış sistem için siz diyorsunuz ki: “Çığırından çıktı, kap attık.” Şimdi, bakın, ben size hemen bir örnek vereyim Sayın Vekilim. Şimdi, Diyanette 3 bin civarında şu anda tutuklanan var, sistemin dışına atılan var yani bu FETÖ’cülükten.

Bunların büyük çoğunluğu da imam-hatip lisesi kökenli yani araştırabilirsiniz. Şimdi, biz buradan hareketle imam-hatip liseleri kapansın dersek doğru olur mu yani? 

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Orada silah var, orada darbe yapan insanlar var yani benzetme çok şey…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii ki ama bakın, askerî lisenin kapanmasından bahsediyoruz. Şimdi, ona çok girmeyelim. Ama askerî lisede bazılarının dediği gibi darbe falan değil, askerî ders bile gösterilmez biliyor musunuz? Yani onlar üniformalıdır, sadece yazın bir eğitimleri vardır bir ay.

Giderler, işte, o eski İngiliz piyade tüfekleriyle falan 3 tane atış yaparlar; esas duruş, rahat, hazır ol, bu kadardır. Yani bu anlamda söylüyorum. Ha, yanlış varsa da onu da revize edelim. Yani dersiniz ki: “Silahı da kaldıralım ya. Bunlar tamamen asker olsunlar.” Ama yani ş imdi, tam fikren ve fiziken yetişme yaşıdır 15, biliyor musunuz? Bakın, adam ne yapıyor? Hep ortaokulda el atıyor. Bana göre yani yanlış da düşünüyor olabilirim, tartışabilirsiniz ama ortaokula indirilmeli ama bu asker olmasın, üniforma giysin, bağlılık arz etsin yani. Neyse, şimdi, o ayrı bir tartışma.

BAŞKAN – O ayrı bir tartışma, konuya devam edelim.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Şimdi, Tanju Poshor üzerinden gidelim. 2008’de geliyor bunlar olurken. Tabii, bunu Tanju Poshor  yapmıyor, ben onun üzerinden anlatıyorum yani. 2010 itibarıyla artık bu giderek artıyor ve sistematik hâle geliyor. Tanju Poshor’un, tabii, bu arada Balyozla ilgili ismi geçiyor. Onun için bunu gözden uzak bir yere gönderiyorlar, bir yıllığına Sarıkamış’a gidiyor, şark görevini de yapmış oluyor. Sonra bir yıl da bunu yurt dışına gönderiyor, gözden kaybediyorlar. Sonra nereye geliyor biliyor musunuz?

Sonra Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanıyken onun muhafız alay komutanı oluyor yani bakın. Şimdi, pozisyonu ne? Şimdi, bir seminer vardı, onun koordinatör subayıydı bu. Öyle değil mi? O seminerde güya Hükûmeti devirme planları yapılıyordu. Hükûmetin başında da o zaman Başbakan Sayın Abdullah Gül var. Yani orada koordinatör olan subay, devirme planlanan bir seminerde, dönüyor, dolaşıyor, o devireceği adamın koruması oluyor. Buyurun size hayatın doğal akışına aykırı bir durum daha. Ya, şimdi, bunu hiç kimse görmez mi? Yani bunu görmek lazım yani o zaman devlet olamazsınız diye düşünürüm ben, bilemem.

Şimdi, dolayısıyla, böyle böyle geliyoruz 2013’e. 2013’te, şûrada, o benimle okuyanlar var ya, benimle okuyanların epey bir kısmı tuğgeneral oluyor. Niye?

Devrin Genelkurmay Başkanı diyor ki: “Bakın, basında, İnternet’te, şurada burada ismi çıkanları getirmeyin kardeşim şûraya.” Örgüt bu nu nasıl değerlendiriyor? Yani iftiranın bini bir para. Bana “Camileri bombalayacaktı.” diye böyle bir iftira atabilen ve bunu halkın yüzde 90’ına inandırabilen örgüt ne yapar? İnternet sitesinde -ki 2008’lerde başlamıştır o da- önünü kesmek istedikleri, rakip gördükleri herkese her türlü ahlaksız iftiralar dâhil olmak üzere iftira kampanyası başlıyor. Böylece devrin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e “Bakın, bunların basında isimleri çıkmış, İnternet’te bunlarla ilgili iddialar var, getirmeyin.” denip bunların tamamen önü açılıyor. İşte, külliyen terfi ettikleri yıllardır 2013, 2014 -önceden etmediler demiyorum, daha münferiten- ve 2015.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Asıl o talimatı verenin suçu.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben söylüyorum Sayın Vekilim, artık kimin suçu olduğunu…

Şimdi, bakın, o 2013, 2014, 2015’te özellikle albaylıktan tuğgeneralliğe terfi edenler nerede biliyor musunuz? Bakın, plana bakın, hepsi Türkiye’nin, Edirne’den Doğu Beyazıt’a kadar tugay komutanı. Hemen hemen hepsi tugay komutanı, hepsi kalkışmada bir şekilde hareketleniyor ama içerden, ama başka saiklerle falan duruyor, tamamı, bakın artık pek istisna bile yok. Ya, bu nasıl görülmez, bu kadar devasa bir planlama hareket? Sonra, sonra işte “öğrendik” dedim ya biz işte tabii ki tanıdığımız bürokratlara Sayın Cumhurbaşkanın arkasındaki adamın kim olduğunu söyledik, Sayın Genelkurmay Başkanına haber gönderdik bilsin falan diye. Sonra, olmadı, duramadık. Bakın, ben istihbarat biriminde falan çalışmıyorum şu anda da, salt, sadece emekli bir Kurmay Albayım, başka hiçbir özelliğim yoktur. Sırf şunu bana anlattıkları için öğrendim ve bu devasa şeyi, bu fili o zaman gördüm ve ondan sonra yazmaya başladım. Ta şubat ayında dedim ki o zamanki başlıkla “Cemaatçi cunta darbeye mi hazırlanıyor?” Niye? Pek çok farklı zaman, zemin ve farklı insanlar tarafından anlatılanları birleştirerek. Vahim, inanılmaz, çığlık atıyoruz arktık belki birileri falan duyar diye. Oda TV’de yazı yazdık, devam ettik yazılara “Yangın var!” dedik, baktık ki hiç kimsenin yangına falan baktığı yok, biz bu sefer şu kitabı yazalım dedik, yani sırf bir kitap yazalım da bunu satalım da şundan falan değil, ya hiç olmazsa bin tane şey yapsın hiç olmazsa devletin savcıları falan görür diye yazdık yani. Bize göre MR çektik, dikkatli okunursa MR olduğu görülür.

BAŞKAN – Ağacın Kurdu mu?

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ağacın Kurdu, evet, son kitap. 

Bunun üzerine bize düşen ne oldu biliyor musunuz? “Yangın var!” deyince hortum bize tutuldu. Mahkemelere verildik , askerî tesislere sokulmama… Ya şimdi biz “Yangın var!” diyoruz, vahim bir tablo ortaya koyuyoruz. Velev diyelim ki biz yanılıyoruz, yanıldım ama vahim bir şey söylüyorum yani, “Sizi öldürecekler, şöyle olacak, burayı ele geçirecekler.” diyoruz falan. Yani buna bir bakılmaz mı?

Bakılmadı, bakılmadı ve ben cezalandırılma yoluna gidildim. Dolayısıyla, olaya ben böyle bakıyorum ta ki 15 Temmuz günü benim gördüğüm fili herkes gördü.

En özetinden böyle söyleyebilirim yoksa anlatacağımız çok şey var. Sorularınız varsa alayım. Daha da fazla sıkmak istemiyorum.

BAŞKAN – Mustafa Bey, çok teşekkür ederiz. Tam da tarihi süreç içerisinde 15 Temmuz, herkesin tarihe kadar bir süreci içinde yaşayan, kurulan kumpasla cezaevinde de kalmış bir asker olarak anlattınız. Çok istifade ettik, çok teşekkür ediyoruz.

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Biz teşekkür ederiz.

BAŞKAN - Arkadaşlar sorularımızı yöneltelim.

Ben müsaadenizle başlangıçta unutmamak için konuşmanızın son kısmında Cumhurbaşkanını kastederek yani yaveriyle ilgili “illettik” şeklindeki… Yanlış anlamadık değil mi?

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Tarih olarak bir şey söyleyebilir misiniz ve hangi kanalla nasıl…

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani bizim direkt öyle bir irtibatımız yok tabii. Biz tabii bu tehlikeyi görürsek her hâlükârda bizim de kendi tanıdığımız, önceden çalıştığımız bürokratlar var. Şunu söyleyeyim: Ben kendim birkaç tane üst seviye bürokrata ilettim, onların da bunu ilettiğini biliyorum.

Daha sonra da zaten başka arkadaşlarımız daha somut insanlara milletvekili bazında- bildirdiğini biliyorum, daha sonraki süreçte.

BAŞKAN – Kitapta var mı yoksa bu konuda isimlendirme durumumuz olabilir mi?

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – İsimler var. Onu yazmış mıyız? Vallahi o kadar çok oldu ki tam emin değilim, olabilir de yani.

BAŞKAN – İnceletiriz kitabı o zaman.

Ama doğrudan değil dolaylı bir iletişim olduğunu ifade ediyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Genelkurmay Başkanına bu bilgiyi ne zaman verdiniz?

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yine dolaylı yoldan tabii. Genelkurmay Başkanımızın bizle görüşme şeyi yok.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Tarih olarak…

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani aynı tarihlerde çünkü söyleyen onların devre arkadaşları, yine aynı tarihlerdedir tahminimiz yani aynı tarihlerdedir üç aşağı beş yukarı, arasında bir ay oynamaz. Dedim ya 2015 Ekim, Kasım…

BAŞKAN – Peki Aykut Bey, buyurun sorunuzu yöneltin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Neyse!

Şimdi, efendim Ağacın Kurdu kitabınızın 33’üncü sayfasında bu Harp Okulunda devrimciler, ülkücülerden ayrı olarak “ot” diye tabir ettiğiniz bir gruptan bahsediyorsunuz. Bunlar hiçbir şeyle ilgilenmiyor görülüp kendi arasında şey yapan. O zaman nurculardan ilk duyduğunuz zaman, şimdi de kitapta olmayan özel bir sınıftan bahsettiniz.

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bu yeni zaten, yeni bilgi.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yani bu, bizim bildiğimiz 1986 devresinden önceki bir dönem, 1982…

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani, bakın, şimdi, bu sonradan değişik saiklerle bunlarla beraber hareket edenler olabilir, bu işin doğasında var, saydılar da. Yani, işte bir kaset olayıyla kontrol altına alınabilir veyahut da menfaat saiklarıyla, vesaire bunlarla hareket edenler olabilir ama esas temelden bu işin içerisinde olan 1985 devresiyle başlar. 1985 d evresinden kastımız şudur: 1985 yılında Harp Okulunu bitiren, 1985 yılında teğmen çıkan… Mesela “Ben 1984’lüyüm.” dediğim zaman 1984 yılında teğmen çıkmışım demektir. 1985 devresiyle başlar ama bu sonraki gibi yoğun bir şey değil. Çok sızma, çok özel, çok şey… Esasında o devreler, bizim devreler çok rafinedir yani bu konuda Fetullah’ın çok çok az sızdığı bir devredir. Bu son anda bile buna oyun yaptılar bu dört devreyi sistemin dışına atıyorlardı bakın emekli ederek.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Emeklilik için…

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, tabii.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O zaman bir parantez açayım, Başkana onu söyleyeyim.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisine yaklaşık bundan beş, altı ay önce bir kanun tasarısı geldi. 1987, 1988, 1989 rütbeli albayların…

BAŞKAN – 1989 değil.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – 1986, 1987, 1988, üç devre vardı, bunlara yüksek tazminat verilerek ordudan uzaklaştırmalı. Sorduğumuzda “Albay fazlası var.” dediler. Tabii, biz o zaman çok şüphe duyduk ama Mil lî Savunma Bakanlığı bunu çok savundu. Şimdi dönüp anlıyoruz ki bütün bu bilgileri birleştirdiğimizde bu albay kadrolarını boşaltıp 15 Temmuza yönelik bir hazırlık meselesiymiş. Onun için, Komisyon Başkanlığımızca bu konuda yazı yazıp bu tasarının nasıl ha zırlandığını, kimler tarafından hangi gerekçeyle hazırlandığını… Çünkü, bu, Fetullahçı Terör Örgütüne yönelik en önemli belgelerden birini teşkil edebilir.

ESKİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Çok önemli bir husus bu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – 15 Temmuzun daha öncesinden bilindiği ve bilinçli bir şekilde… Çünkü, o albaylar ordudan geri çekildiğinde 1989, 1990, 1991 gibi sonradan daha çok olarak orduya girmiş olan albayların önünün açılacağı bir şey. Onun için bu kanun teklifini getirmek en üst düze yde Fetullah Terör Örgütünün bir operasyonu olarak değerlendirilmeli ve Komisyonumuz tarafından bilgi edinilmelidir. Parantezi kapatıyorum efendim. 

Tabii, bu talepleri ben sözlü olarak iletiyorum ama takipçisi de olacağım.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, sözlü de iletseniz tutanakları inceleyerek arkadaşlarımızın sözlü taleplerini, bu konudaki ilgili yerlerden bilgi, belge istemeyi takip edeceğiz, sizleri bilgilendireceğiz. Unutulan, eksik kalan bir konu olursa onları da yaparız. Mesela bu şu andaki hatırlatmanız fevkalade önemli bir olay. Bilgimiz de, daha sonraki safhada, hatta görüşülme aşamasında Aykut Bey, özel görüşmelerde bu özellikle üç dönemle ilgili bunu hazırlayanların özel maksatları olabilir mi diye bazı arkadaşlarımızın ki içinde bende varım- Millî Savunma Bakanımıza da ilettiğimiz bir konudur. Sonradan fark edildi ve uygulamasından vazgeçildi biliyorsunuz bunun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz muhalefette olduğumuz için efendim genelde bize hiçbir bilgi verilmeyip…

BAŞKAN – Ama gerçekten zaten Mustafa Bey de ona işaret etti, 1986, 1987, 1988, bu dönemlerde FETÖ’cülerin en az olduğu veya olmadığı dönem…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Çok çok az yani çok çok özel yani işte, böyle, özel sınıflar filan, çok sızma yani.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bununla alakalı bir şey soracağım çünkü biz böyle “Çok çok az.”, “Yok.”, “Eksik.” falan filan… Biz de Genelkurmayı cumhuriyetin ordusu falan sanıyorduk. Gördük ki Genelkurmay, maşallah, ne hâle gelmiş! Bu ayrı mesele. Onun için, ben tabii çok ihtiyatlı gidiyorum.

BAŞKAN – Ama onu gündeme getirdiğiniz iyi oldu. Komisyonumuz olarak soralım, bu konudaki hazırlık çalışmalarıyla ilgili.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – O konuyla ilgili deyine iş başa düşmüştü, bunu öğrendikten sonra iki tane de yazı Oda TV’ye yazdım, yine böyle uyarmak için yani.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şimdi, kitabınızın 39’uncu sayfasında M.A. kısaltmalı bir kurmay albaydan bahsettiniz. Bu kurmay albay casusluk yaptığı için…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Demin anlattım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – …sadece emekliye sevk edilen…

Bir dakika… Deminki sorumu atlayınca soramadım, bu sorudan önce…

Şimdi, bu “ot” diye tabir edilen 1980’li yıllar devresinde yani 86’ya kadar olan devrelerde “ot” diye tabir edilen, ağırlıklı “Nurcuyum.” diyen -o zaman çünkü adları Nurcuydu bunların- Nurculardan oluşan bu subaylardan veya o sıradaki arkadaşlarınızdan general olan hatırlıyor musunuz, 86 devrelerinden önce? 

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Biraz önce söyledim ya, 11 kişi dedim ya işte, onlar işte, 11’de 11. Yani başka da vardır da somut olduğu için…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çünkü buradaki temel husus şu, biz şunu bazen atlayabiliyoruz, şöyle bir ilişkiyi siz de kuruyor musunuz: Ordunun NATO’cu kanadıyla daha sonra Fetullahçıya dönüşen bu kanadı arasında 1980 darbesi öncesinde bir geçiş, birbirini koruma ve dönüşme diye bir şey hissettiniz mi?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani şimdi, hissetme noktasında, o zaman o kadar… Tabii, şimdi bunları biz tahayyül edebiliyoruz, o zaman çocuktuk zaten, bu kavramları bile bilmiyorduk.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Geçmişe dönüp baktığınızda diye soruyorum.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Geçmişe dönüp baktığımızda kesinlikle.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bunu niye sordum? Burada hep şey yapılıyor ya, işte, “Amerika…” Amerikalılar şunu söyledi: “Muhataplarımız içeride.” Bu son derece önemli bir beyandı aslında, “Muhataplarımız içeride.” beyanı.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, tabii; çok açık.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul)  Hani gereksiz konuşup “Moody’s’e not kırdırdılar.” gibi olmayan güçlere atfettirip halkın gözünde büyüteceğimize bu somut olaylardan gitmek zorundayız. Amerikalılar “Muhataplarımız içeride.” dedi yani Genelkurmay Başkanı orada duruyorken “Muhataplarımız içeride.” demesi doğrudan bağı da kuran bir cümleydi.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Sanıyorum Amerikalı Dışişleri yetkilisi de benzer bir şey söyledi.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Soruyu şu açıdan soruyorum komutanım:

NATO’cu veya Amerikancı generallerle birlikte… Bunlar çünkü bir anda böyle “pop up” gibi ortaya çıkmışlar gibi bir şey oluyor, oysaki 80’li yıllar öncesinden gelen o yapı, 1950 NATO sonrasından gelen yapının bunları koruyup, bunlara dönüşme si veya bunlara değişmesi.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Zaten ben bu işi böyle bir yansıya dönüştürseydim geçmişe giderken Kore Savaşı vesaireye kadar gidecektik, NATO’ya girişe kadar gidecektik. Tabii ki bununla bana göre irtibatı var.

Ha, bu çocuklar NATO’ya hizmet için de girmemiştir, onu da söyleyeyim. Bunlar, gerçekten büyük çoğunluğu bu işe inanan çocuklar, ben bunların reflekslerini biliyorum. Kesinlikle, dinî saikle hareket eden… Yani din derken tam da cemaat demeyeyim de dinî hassasiyetleri olan -epey bir kısmı, tanıdığım kadarıyla insanlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Zaten memlekette dinî hassasiyeti olanların çoğu İsrail ile Amerika’ya hizmet ediyor ya, bakalım sonumuz ne olacak!

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Tabii, tabii, doğrudur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle dinî hassasiyet mi olur ya! Çok özür dilerim, size demiyorum, onlara kızıyorum komutanım.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Allah Allah…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu, ne kadar reflekslisin ya!

BAŞKAN – Dinleyelim arkadaşlar.

Aykut Bey, sordun ya, dinleyelim Mustafa Bey’i, sorunun cevabını.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu ne ya! Müktesebatın yetmiyor ki anlamaya, şu ne ya! Böyle yaparsan cevabın olur ya!

BAŞKAN – Aykut Bey, lütfen…

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – “Dinî hassasiyetleri olanlar Amerika ve İsrail’e hizmet ediyor.” demek yakışıyor mu size?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bunlar için söylüyorum, bunlar için.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – FETÖ’nün bir örgüt olduğunu, dinî müktesebatla alakalı olmadığını anlattı. Kaldı ki siz kimsiniz ki müktesebatımıza laf ediyorsunuz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu hareketi yaparsan o cevabı bulursun. Rica ederim…

BAŞKAN – Lütfen, toplantımızın insicamı bozulmasın.

Değerli arkadaşlar, Aykut Bey…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu, ben anlayamıyorum…

BAŞKAN – Hayır, hayır… Tepki gösterirken…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu şekilde, dinî hassasiyet edip Amerika ve İsrail ekseninde muhafazakârlık yapanları savunuyorsan buyur savunmaya devam et, işte, başına getirdiklerini gördün.

BAŞKAN – Aykut Bey, lütfen…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan ama ben bunu söylerken şöyle yaparsa…

BAŞKAN – Rica ediyorum, bir saniye…

Bakın, belki insan kendisini fark etmiyor ama bir anda muhatabınıza kapasitesini ölçecek bir şey söylerseniz tepki alırsınız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Değerli Başkanım, o da bana şöyle yaptığında tepki alır.

BAŞKAN – Ama bunu demeyin yani demeyin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben kendime, “Sinirlerime hâkim olayım, germeyeyim, ne de olsa üç ay yüz yüze bakacağız.” diyorum ama ha bire beyefendinin tavrı bu ya!

BAŞKAN – Hayır, hayır, lütfen…

Bakın, dikkat ederseniz ben kesmemeye gayret ediyorum ama en azından buradaki konuşmacımıza söz verdiğimizde sözünü kesmeden dinleyelim, konu aydınlansın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Her ideolojiye mensup insan bir yerlerle irtibatlı olabilir ama genelleme yapmak doğru değil.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok, ben öyle bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Yok, yok, sizinle alakalı değil.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Aykut Bey’e söyledim.

Yani şu ideolojiye mensup insan… Herkes ideolojisine uygun hareket eder demek doğru değil ama genelleme yapmayalım. Adama muhafazakârdır…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben genelleme yapmıyorum, ben İslam felsefesini okumuş bir adam olarak söylüyorum…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ya, biliyoruz, anladık, siz her şeyi biliyorsunuz, siz her şeyi okumuşsunuz, siz herkesten daha çok biliyorsunuz!

Tamam, yeter ama artık, reklamları geçtik yani.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Selçuk Bey bir şey söyledi, ona cevap veriyorum efendim…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sabahtan beri her şeyde…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Soru soruyor, söylemeyeyim mi? Selçuk Bey bana bir şey söylüyor, cevap vermeyeyim mi? Rica ediyorum…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Size sormuyor, açıklama yapıyor.

BAŞKAN – Aykut Bey, lütfen, söz verdiğimde olsun. Lütfen, rica ediyorum…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Selçuk Bey’e söz mü verdiniz?

BAŞKAN – Evet, evet söz verdim, “Bir şey soracağım.” dedi, söz verdim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Selçuk Bey, rica ediyorum, konuyu kapatalım, misafirimize ayıp oluyor, konuyu dağıtmayalım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum bütün arkadaşların nezaketine. Mustafa Bey, cevap sizde herhâlde, lütfen, buyurun.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Vallahi, ne soruldu en son?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, devam edeyim, soru sırası bende.

BAŞKAN – Üçüncü soruyu soruyor galiba Aykut Bey.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Daha birinciyi sordurmadınız ki üçüncü soruyu sorayım ya!

Bu NATO’cu meselesi ile Fetullahçı meselesi arasındaki bağı öğrenmeye çalışıyordum, siz de evet, o konuda benimle aynı düşünüyorsunuz.

Genelkurmaydan bilgi sızdırıldığı için emekliye sevk edilen M.A. kısaltmalı kurmay albayın tam ismini söylemenizde mahzur var mı?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben tam… Mithat ismi galiba ama soy ismini şu anda hatırlamıyorum, Mithat diye geçer, o da 85 mezunudur, onu söyleyeyim, devresini biliyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çünkü bunu başkalarına da soracağımız için… İlk teyit bilgilerini sizden alıyoruz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Mithat diyebilirsiniz ama soy ismini şu anda çıkaramadım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Casusluk suçlaması olan bir albay sadece emekli ediliyor…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Öyle bir suçlama falan görmüyor zaten. Bu bilindikten sonra “Emekli ol.” diyorlar, o da emekli oluyor, öyle bir soruşturma vesaire yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Belli ki en azından bir soruşturma açılması gereken bir durumda…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Hayır, hayır, yok tabii ki.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – …hiçbir soruşturma açılmadan…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Sanıyorum,

İsmail Hakkı Pekin çağrılırsa buna cevap verir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, ben onu Genelkurmay Başkanına soracaktım, İsmail Hakkı Pekin’e soralım geldiğinde.

Bu albayı daha sonra, Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde veya bu darbe sürecinde herhangi bir yerde gördünüz mü?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok, ben rastlamadım yani.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam.

Kitabınızı okuduğumda, özellikle, Yarbay Selçuk Çakmaklı ve Albay Cengiz Köylü tarafından size ordudaki Fetullahçı yapılanmayla ilgili bir CD ulaştırıldığı ve CD’yle ilgili rapor yazdırdığınız söyleniyor.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bana mı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Size soruyorum.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben konuyu anladım da bana yazdırılmıyor, ben üçüncü şahsım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yok, yok; bunlar yazıyorlar ve Fetullahçı yapılanmanın tamamı orada aslında.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben anladım soruyu, esasında bu çok önemli. Birisi Levent’te bir bilgisayarcıya gider tamir için fakat bir parça filan lazım olur, “Bir saat sonra.” der, canı sıkılır adamın ama gider, orada var zaten. Sonra, merak eder bilgisayar tamircisi, bir tane şifreli dosya, bir tanesini kırabilir yalnız, merak ettiği için. Bir açar, İstanbul’da askerî lise ve havacı ağırlıklı olmak üzere subayların faaliyetleri, işte, “Şu kadar geldi.”, “Şunu okudu 

Nur risalelerinden.” falan böyle çetrefilli, ayrıntılı bir şey görür. Hemen kapatır, kopyalar onu, bir CD’ye alır, tamir eder, verir, onu da getirir, Selçuk Çakmaklı’ya verir. Bakın, çok ilginçtir “karargâh evleri” olayı buradan çıkmadır zaten. Esasında, ışık evleri bu şekilde, açık bir şekilde deşifre olur. Bu CD’yi alırlar, derhâl komutana, komutan Genelkurmay Başkanına, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’tır, o da verir, “Bununla ilgili rapor hazırlayın.” der, rapor hazırlanır. Sonra ne olur?

Sonra, Selçuk Çakmaklı ve Cengiz Köylü başka yerlere tayin edilir çünkü bu arada bir virüs atılır bilgisayarlarına, orada da karargâh evleri vardır, “Mademki ışık evlerini siz çıkardınız, alın size karargâh evi.” denir, bu topluma da o karargâh evlerine inandırırlar. Karargâh evleri bir örgüttür. Örgütün tek yöneticisi Cengiz Köylü’dür. Lise mezunu bir imam örgütün lideridir, enteresan. İşte Yaşar Hacısalihoğlu Hoca var, televizyonlara çıkıyor, o yine örgütün adamlarından biri filan. Fakat ilginç, sadece Cengiz Köylü yargılanıyor. Hukuk da böyle işletilir Sayın Başkanım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bir dakika… Yaşar Hacısalihoğlu’yla ilgili bir şey söylediniz…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yok yok, örgütün içerisinde gözüküyor yani lider bir tane şey... 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Karargâh evlerinde mi görünüyor?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – …orada bir tane imam gözüküyor, onu da niye koymuşlarsa bilemiyorum. Cengiz Köylü bu işi organize eden Hava Kuvvetlerinde filan, ondan sonra Alevi yapılanmaya giden…

Sonra bu çocuk utana utana, sıkıla sıkıla yani “Ya kardeşim ben Alevilere saygılıyım ama ben Alevi değilim. Bunun için bunu çıkarttım.” diye… Eskiden böyle şeyler belirtilirmiş, biz görmedik ama eski nüfus kâğıtlarında varmış işte “Hanefi” vesaire filan diye mezhepler varmış, bunu gösterdi en sonunda -yani “Ben Alevi bile değilim, bakın, suçlamaya bakın.”- suçlamanın absürtlüğünü ortaya koymak açısından. Evet, o ışık evinin intikamına uyduruk bir karargâh evi yarattılar ve beş yıl Cengiz Köylü içeride yattı, 5x365; hesaplayın.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu konu önemli.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ve bununla ilgili hiçbir işlem yapılmamıştır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Onu söyleyecektim Sayın Başkan, üçüncü sorumu sormadan önce. Bu konu çok önemli yani Fetullahçı yapılanmanın şematik olarak Genelkurmayın eline geçmiş olmasından sonra hangi işlemlerin yapıldığının ve bu konuda düzenlenen raporun Komisyonumuza gönderilmesi, bence bu Darbe Araştırma Komisyonu açısından önem arz etmektedir. Sayın Albayımızın bahsettiği bu CD’de verilen ve dönemin Genelkurmay Başkanı, sanıyorum Yaşar Büyükanıt’a…

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yaşar Büyükanıt.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ki orada da geldiğinde soracağım ben Sayın Paşa gelirse buraya. Yani biz Komisyon olarak talep edelim, belki öncesinden gelmesi, belge olarak elimizde olması da iyi olur.

Son sorum da şu: Sizin kitaplarınızdan anladığım kadarıyla… Önce şöyle sorayım soruyu: Yüksek Askerî Şûradaki terfi mekanizmasına etki yöntemi var mıydı Fetullahçı terör örgütünün?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yüzde yüz ama yılı var tabii, yani etkisinin yılları var, yıllara göre değişiyor ama 2010’dan sonra yüzde yüz. Zaten önleri boşaltılmış, zaten…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çünkü kamuoyunda Komutanım, şöyle bir algı var: Bunlar tuğgeneralliğe kadar geldiler ve tuğgeneral ve üstünde sanki şeymiş gibi ama…

Yine kitabınızdan okuduğum kadarıyla Balyoz, Ergenekon, askerî casusluk davaları gibi davalar yüzünden YAŞ’taki terfi sınırında olan ve genelde devre birincisi ve çok başarılı bir sicil geçmişi olan paşalar bir şekilde geri çekilirken, bir başka komuta kademesinin ağaç olarak önünün açıldığı ve mevcutta da darbe gecesinde esir düşen komuta kademesine baktığımızda, Genelkurmay Baş kanı ve kuvvet komutanları da dâhil olmak üzere bu dizayn edilmiş görünen yaşlarda terfi eden subaylar olduğuna yönelik, sizin kitabınızda ve diğer kaynaklarda ve benim de bu kaynaklardan okuduğum kadarıyla bir şüphe var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Aykut Bey.

Buyurun.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Ben şunu söyleyeyim: Bu kitabı yazarken de her şeyi göze alarak yazdım. Payına sadece yasaklar, mahkemeler ve tehditler olan bir adamım yani bu anlamda kitabın en sonundan konuşan birisiyim.

Bakın, alacaksınız, çıkartılacak bu “paşakeyfi, gatakulis, bulutaltı, süperdenizciler” filan var. O zaman Emniyet içerisindeki adamlar tarafından işletilen ama TSK içerisindeki bu yapılanmanın içerisinde bulunanlar tarafından desteklen en ve rakip gördüklerine saldırılan siteler var. Bakın, burada kimin ismi geçmediyse soru işareti koyacaksınız. Bu kadar basit.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Onları bir daha kayıtlar için söyler misiniz, hatırladığınız siteleri?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Zaten biliniyor bunlar, bir kısmını yazdık. Yani “gatakulis, paşakeyfi, tskkulis” denizcilerle ilgili “süperdenizciler” daha birkaç tane daha var, işte havacılar için “bulutaltı” filan gibi isimleri olan 8-10 tane böyle, bu şekilde site vardır tamamen iftiraya, bunlar üzerinden karalama, itibarsızlaştırma, vesaireye dönük. Yani sadece Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, amirallere suikast davlarıyla tasfiye olmadı insanlar, ayrıca bu İnternet siteleri üzerinden itibarsızlaştırılarak insanlar emekli oldu gitti. Mesela doktor duruyor mu? Durmuyor, “Ben zaten profesörüm kardeşim, dâhiliyeciyim ben.

Ben ikide bir böyle iftiraya uğrayamam, ikide bir benimle ilgili soruşturma açıyorlar.” diyor, çekiliyor, ayrılıyor.

GATA’daki yapılanma mesela çok önemlidir. GATA’daki yapılanmayla Türk Silahlı Kuvvetlerinin hem alımlarını kontrol etmişler hem bu askerî okullardan çıkarılmayı kontrol etmişler. Bakın, pilotlar, hâlâ pilotlarla ilgili… İsimleri var, hâlâ adam dışarıda yani sistemin içerisinde hâlâ. Yani bakıldığı zaman, bunların olumlu rapor verdikleri adamların üstünde kocaman kocaman soru işaretleri var. Sistem o kadar kolay çözülür ki esasında. Alacaksınız… Mustafa Aparcı, koyduk ismini; Murat Ünlü, koyduk ismini. Adam parmağı olmayan adamı geçiriyor, düşün ün, bu mümkün değildir. Ben pilotluktan ayrılmayım, Kara Havacılıktan yani helikopter pilotluğunu sevmedik, ayrıldık, başka mesele ama o kadar ince bir muayeneye tabi tutulursunuz ki… Yani inanın, o zamanki doktorlar öyleydi, babasının oğlu torpil yapmak istese bile yazmaz. Niye biliyor musunuz? Havada ne olacağı belli olmaz, adam canıyla öder bunu; yani yapmaz. Adam –bakın işte basına da yansıdı parmağı olmayan adamı pilot yapmış; olamaz, böyle bir şey olamaz yani. Eskiden bu, askerliğe elverişsizlik raporunun gerekçesiydi; pilot yapıyor. Yani bazı adamların raporlarına baktığınız zaman, hem FETÖ’cüleri çıkarma açısından… Bir de kimleri atmışlar ona bakılır. İşte oraya yazdık, bir hastalık, minimal mitral yetmezlik. Bu, benim doktorlarla konuşarak ortaya çıkardığım şeyler. Ya, “Bu bir rahatsızlık değil.” diyor adam esasında, çoğu çocuklar dışarıda uçuyorlar şu anda ama sistem dışına atıldılar. Bir kısmı, işte 2010’dan sonra, pilot dahi olamadı çünkü adamın elinde liste var, kendinden olmayanı minimal mitral yetmezlikle bilmem birkaç tane daha rahatsızlık var- sistem dışına çıkartıyor, pilot adayı bile yapmıyor yani düşünün.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, son sorduğum soruyla ilgili olarak bilgi talebim şudur: Bu YAŞ toplantılarıyla ilgili ve terfi ettirilen subaylarla ilgili ciddi bir soru işareti söz konusudur. Son, en azından on veya on beş yılın YAŞ toplantılarıyla ilgili -özet tutanakları vardır- özet tutanakların Komisyonumuz tarafından istenmesini ve o tutanaklara bakarak da Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerine yönelik bu şekilde bir dizayn olup olmadığının, gizli bir elin yönlendirmelerle dizaynı olup olmadığının araştırılması adına Genelkurmay Başkanlığından ve Millî Savunma Bakanlığından –hangisinden uygun görürseniz, sanıyorum Millî Savunma Bakanlığı veya Başbakanlık daha uygun olacaktır- YAŞ toplantı tutanaklarının alınmasını ve incelenmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Aykut Bey, gözden kaçmaması için yazıya da dökebilirsek söylediklerinizi, çok daha… Çünkü tutanaklarda sürekli talepler oluyor, takip ederiz ama yazılı da rica edeyim.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Müsaade ederseniz bir şeyi daha eklemek istiyorum. Yani bunları da…

BAŞKAN – Mustafa Bey, sorulsun da ondan sonra mı, yoksa onun devamı mı?

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Yani esasında devamı sayılır.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – Bakın, 2003’ten sonra kurmay olanların pozisyonuna bakılsın, mesela o geceki pozisyonuna bakılsın. Bunların, tabii sınavlarının incelenmesi ayrı bir husus ama o akşamki durumlarına bir bakılsın, yüzdelerine bakılsın.

Efendim, 2008’de askerî lise komutanı olanlar, bakın, askerî lise komutanı olanlar, özellikle 2008 sonrası harp okulunda görev almış üsteğmeninden yani takım komutanından, bölük komutanından öğrenci alay komutanına kadar olanların o geceki durumlarına bakılsın, yüzdesi ortaya çıkartılsın, sanıyorum resmin büyüğünü siz çok rahat göreceksiniz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – “2003’ten sonrası” diyorsunuz.

EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL – 2003 kurmay, evet.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Devam Edecek...

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 8421 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile