All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 03 Ekim 2016 16:48

Bir Zihniyetin Esirleri

Öğeyi Oyla
(8 oy)

Hiyerarşi Üzerine Ezberler

Sosyal medyada bir video izledik. Ankara’da Zırhlı Birlikler Okulunda FETÖCÜ Subayların tutuklanma anının görüntüleri. İlginç bir diyalog var videonun 1 Dakika 13’üncü saniyesinde başlayan. 

Darbeci Albay; “Mümkün olursa bizi rütbemize uygun kişiler tutuklarsa, sizler kelepçeleyin. Astsubaya yaptırmayın.” diyor.
Tutuklamayı gerçekleştiren ekipten Subay cevap veriyor; “Şu anda bunu değerlendirecek durumda değiliz”.
Bir başkası ise "Albayın ağzını da bağlayın" diyor.

video

Teslim oldukları cemaat hiyerarşisi içinde Askeri hiyerarşiyi ikinci plana atan bir Subayın ağzından çıkan sözleri herkes çok dikkatli değerlendirmelidir. İradesini Pensilvanyadaki terör örgütüne dönüşmüş Cemaatin İlkokul Mezunu Emekli vaizine teslim etmekte beis görmeyen subayın ağzından dökülen bu sözler aslında TSK İçindeki zihniyetin de açık bir dışa vurumu.

Videodaki bu konuşmaları dinlerken aklıma O gece Darbeci General Semih Terzi’yi alnından vuran Asubay Ömer Halisdemir ile Semih Terzi arasında da böyle bir konuşma olmuş mudur diye geçti. Mesela Ömer Asb. silahını doğrulttuğu anda Semih Terzi “Beni vuracaksa rütbeme uygun bir subay vursun astsubaya vurdurmayın” demiş midir? Tabi ki orada böyle bir konuşma olmamıştır. Ama Zırhlı Birliklerdeki Albayın o şartlarda bile aklından çıkaramadığı hiyerarşi, astlık, üstlük ezberini görünce insanın aklına ister istemez böyle kıyaslamalar geliyor. 

albayin agziDarbeci Albay içinde bulunduğu durumun vehametini bir kenara bırakıp her şeye rağmen TSK içindeki kast sistemini koruma içgüdüsü ile hareket ediyor ve konuşuyor. Buradaki ikiyüzlülük onlar için mesele değil. Kendisine kelepçe vuran cemaat içindeki hiyerarşik konumu bu sözleri sarfeden albaydan yukarıda olan bir asubay olsa bırakın kelepçe vurmayı, ondan emir almak bile bu albayımızı rahatsız etmezdi. Ancak cemaat hiyerarşisi içinde olmayan bir asubay ile ilişkileri gündeme geldiğinde hemen İç Hizmet Kanununun ilgili maddesi geliyor aklına. Albayın iradesini teslim ettiği cemaat hiyerarşisi bile TSK içindeki kast sisteminin ezberlerini silememiş kafasından.

Kanunun 92/c maddesi; “Subay ve askeri memurlarla astsubaylar hakkında askeri inzibat vazifeleri; ancak üst veya kendi rütbelerindeki inzibat subay ve astsubayları tarafından yapılabilir.” Demiş ya.  Onca kanunsuzluk arasında Asubay kelepçe takarsa TSK'nın hiyerarşik yapısı yerle bir olur diye düşündü herhalde darbeci albayımız.

Genelkurmay Başkanını Albay rütbesindeki emir subayı ve özel kuvvetler personeli kelepçeleyip boynuna kemer takarken hiyerarşinin ve astlık üstlük münasebetinin önemi  yok,

İkinci Orduda Adem Huduti’nin ifadelerine de yansıdığı gibi “Albay Generale emir verirken” hiyerarşinin ve astlık üstlük kavramının önemi yok,

Çiğli 2’inci Ana Jet Üs Komutanlığında Üs İmamı Asb. Zekeriya Kuzu rütbeye bakılmaksızın tüm Fetöcülere emir verirken  hiyerarşinin ve astlık üstlük kavramının önemi yok,

Asubay albaya kelepçe takarken kanun, kitap, hiyerarşi, astlık, üstlük önemli.

TSK Hiyerarşisini yok sayarak kendi cemaat hiyerarşileri içinde aldıkları emir gereği uçakları, helikopterleri uçuran, tankları yürüten, asubayı, uzmanı, askeri öğrenciyi, erbaş/eri kandırarak sokağa çıkaranların, halkın üzerine ateş ettirenlerin kelepçe takılırken hiyerarşi, astlık, üstlük gibi kavramları hatırlatabilmesi duygusal tepkilerle geçiştirilebilecek bir olay değildir. 

Yaşadığımız süreçte bu zihniyetin etkileri darbeci albayın sözleri ile sınırlı değil. Örneğin TSK’nın subay ihtiyacını liyakat esasına göre Asubaylardan karşılamak mümkün iken yedeksubay kaynağından karşılanacağının açıklanması da bence bu zihniyetin yansımasıdır.

TSK’nın pilot ihtiyacını sivil havacılıktan ve sivil havacılık okullarından karşılama düşüncesi de aslında kelepçeyi astsubay vurmasın diyen zihniyette çok farklı değildir. Görüştüğümüz havacı asubayların aktardığına göre Uçak Bakımcı Asubaylar bakımını yaptığı tüm uçakları uçarabilecek bilgi ve tecrübeye sahip.  Bu asubaylardan, sağlık şartlarını taşımak koşuluyla kısa sürede Savaş Pilotu yetiştirmek mümkün. Aynı durum Helikopter teknisyenleri içinde geçerli.

1984-85 yıllarından itibaren Kara Havacılıkta helikopter pilotu asubaylar terörle mücadelede başarılı görevler icra etmiştir.

Biz biliyoruz ki yakın zamana kadar Hava Kuvvetlerinin komuta kademesinin birçoğunun uçuş hocası Pilot Asubaylardı. Hava Okulundan Subay Asubay birlikte yetişir ve pilot olurdu. havaciyiz.com sitesinde Pilot Asubaylarla ilgili bilgi ve görsellere ulaşabilirsiniz. 

havacilar.com sitesinde de pilot asubayların listesine ulaşabilirsiniz. Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren uzun yıllar Hava Kuvvetlerinin pilot ihtiyacını karşılamada önemli bir kaynak olan asubaylar günümüzde de bu ihtiyacı karşılayabilecek en uygun kaynaktır. 

hava pilotlar pilot asb 2
pilot sb asb pilot asb

Yeter ki TSK üst kademesi ve TSK’nın yeniden yapılandırılmasında karar verecek olan siyasiler “kelepçeyi astsubay takmasın” diyen darbeci albayın zihniyetine esir olmasınlar.

Bir diğer husus ise iktidarı, muhalefeti ile herkesin hemfikir olduğu ancak TSK içine çöreklenen Darbeci zihniyetin direnci nedeniyle 15 Temmuz öncesi bir türlü çözülemeyen asubayların özlük hakları meselesidir. Asubayların makam/görev tazminatı ve göreve başlangıç dereceleri sorunu vakit geçirmeden çözülmelidir. 15 Temmuz Fetöcü darbe girişiminin karşısında kahramanca duran ve darbe girişiminin akamete uğratılmasında canıyla, kanıyla bedel ödeyen asubayların emekli ve muvazzaf meslektaşları yıllardır süregelen ötekileştirme uygulamalarının sona ermesini bekliyor.

Kalın Sağlıcakla…

Halil ERGENLİ

Not: Pilot Asubaylarla ilgili fotolar havaciyiz.com sitesinden alınmıştır.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Sitemizdeki haber ve yayınlarımızdan anında haber almak isterseniz BURAYA veya RESME TIKLAYARAK açılacak Facebook sayfamızı beğenmeyi unutmayınız

begeni icin 1

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 22167 defa

Yorumlar   

-2 #1 Şükrü IRBIK 04-10-2016 11:16
Asker kıyâfetini giyen her kişi,
Kendi nefsi ve şerefinden ziyâde devletimiz ve ordumuzun şerefini ve itibârını temsil eder.
Bu cümlenin devâmı olmak üzere,
Rütbesi, sınıfı ne olursa olsun! Herhangi bir askerimize yapılmış kötü bir muamale, neticede ordumuza ve devletimize yapılmış demekdir.
Tâbi olduğu kânun hükümlerinin kendisi hakkında tatbik edilmesini isdemek her askerin hakkıdır. Darbeci bile olsa bu subaylar, İç Hizmet Kânunu hükümlerine göre tutuklanmalı idi. Hukûk devleti olmanın icâbı budur çünkü! Gördüğümüz bu kötü manzara neticede, devletimiz ve ordumuzun şeref ve itibârına halel getirdi.
Boğaz köprüsünde boğazı kesilip sonra oradan denize atılan asker çocuğumuzun utancı kimin hânesine yazıldı?
Kaşı patlamış, gözü morarmış, kulağına pamuk tepilmiş ve koyun gibi sürüklenip götürülen subaylarımızın utancı kimin hânesine yazıldı?
Bir tabanca ile teslim alıp spor salonuna koyunlar gibi doldudurduğu her rütbeden onlarca subaya kabadayılık yapan gerzek binbaşının televizyonlarda teşhir edilen o ucuz kahramanlığı neticede kimin hânesine yazıldı?
Darbeci bile olsa ordumuzun bir subayını, asker kıyâfeti üzerindeyken kendi silâh arkadaşlarının böyle hoyratca, hem de kânunsuz bir şekilde tutuklayıp kamuoyuna teşhir etmesini ben şahsen takbih ediyorum.
Alpaslan Han’ın, Romen Diyojen’e; Atatürk’ün, Trikopis’e yapdığını ne çabuk unutduk?..
“Bizi Asubay değil de rütbemize uygun kişiler tutuklasın!” diyen darbeci subayın bu talebi, kânundan neşet eden çok tabi bir hakkıdır. Bu hakkını kullanmak isdemeyen de kusura bakmasın ahmakdır.
Ȃdâlet mülkün temeli ise şâyet
Kânun devleti olmanın en büyük temeli de
O kânunu her hâlukârda, istisnâsız olarak tatbik edebilme irâde kudretidir.
Ortada olağanüsdü hiçbir durum olmadığı hâlde Kışla Nöbetci Asubayının, darbeci subayları bu şekilde tutuklaması hem askerî nezâkete uymaz hem de kânuna temelden aykırıdır. Ȃdâlet herkese lâzım diyen bizler değil miydik Allah aşkına? Hiçbir mukâvemet gösdermeden ellerini uzatıp teslim olan bu subayların suçlu olup olmadığına onları tutuklayan oradaki subaylar değil fakat ancak mahkemeler karâr verebilir.
Durduk yerde yargısız infâz yapmanın kimseye faydası olmaz! Bizler hakkımızı ararken yanımızda eşlerimiz, çocuklarımız var idi. Onlardan aldığımız ilham ve desdek ile Sıhhıye meydânında 150 bin kişi olduk. Bu darbeci subayların da eşleri çocukları var elbetde! Bir çocuğa babasının darbeci olduğunu anlatabilir misiniz? Vatan haini bile olsa, çocuk için ana anadır, baba da baba!
Siyâsetcilerin kendi post kavgası uğruna gözünü kırpmadan haksız yere tutuklayıp içeri atdığı mâsum mesleksaşlarımız ne olacak peki?
Ya da
Bu subayların yerinde asubay meslekdaşlarımız olsa idi şâyet onlara ne diyecek idik acap?
Hele, hele
Aynı duruma bizler düşseydik şâyet!
Aşağıdaki yorumları
Ve dahi yukarıdaki “Bir Zihniyetin Esirleri”’ni okuduğumuzda kendimizi nasıl hisseder idik?
Her olay, kendi zamân ve mekân ve gerceği içinde cereyân eder. Ve dahi bu gerçekler tahtında anlam bulur. Burada meydâna gelen ve olayda tezâhur eden zihniyeti, başka olayların zihniyeti kıyaslamanın da kimseye faydası olmaz.
Kânundan neşet eden hakkını kullanmak isteyen bu darbeci subayın “Beni Asubay kelepcelemesin” demesini öne çıkartırken;
Kendi yapması gereken işi, hizmet eri gibi muamele etdiği Kışla Nöbetci Asubayına tutuklatan
Ve dahi
“Bir başçavuş arkadaş daha var!” diye höyküren o müstebit subayın tahkir edici zihniyetini niçin görmezden geliyoruz?
Bizleri “öteki” olarak gören subaylarımızı tenkid ederken;
Kendi zihnimizde hoyratca beslediğimiz “ötekileşdirme” dürtüsüne esir olup da
Darbeci bile olsa zor duruma düşen subaylara “öteki” muamelesi yaparsak şâyet onlardan ne farkımız kalır?
Haklı olarak “Beni Asubay tutuklamasın!” diyen o subayı sorgularken;
Oradaki Asubayı “Başçavuş” diye çağıran
Ve
Hizmet eri muamelesi yapdığı Kışla Nöbetci Asubayına kânunsuz emir veren müstebit, astcı ve kastcı beyaz subayları niçin gözlerden ırak tutuyoruz?
Hepsinden daha da önemlisi, darbeci subayların eline kelepce takan o Nöbetci Asubayın durumudur. Bu meslekdaşımız, kendisine verilen bu kânunsuz emri yerine getirmemeli idi. Demek ki kendisi, kânunsuz emrin yerine getirilmeyeceğini bilmiyor. Ya da ve daha da acısı, haklı olduğu hâlde, o böğürtken subayın bu kânunsuz emrine direnecek kadar şahsiyetli değil imiş! Kendisi, haklı iken haksız duruma düşmüş! Bu soruşdurmaya elbet kendisi de dâhil edilecek. Mahkeme heyetinin karşısına çıkdığında da oradaki hâkim kisveli subayların bu Asubaya neler yapacağını tahmin etmek de zor değil.
Bunların hepsinden daha üsdün ve önemli olan husus da şudur ki;
Genelkurmay Başkanlığımızın 1951 senesinden beri yapdığı
Ve dahi
Her biri biz Asubayları bir kerte daha haksızlığa gark edip köşeye sıkışdıran mevcut bu kânunlardan medet ummak da kusura bakılmasın,
Akıllı adam işi olamaz!
Kim ne derse desin! Siyâsetciler bugün var, yok! Bu memleketin asıl muhafızı olan, kanı ve canı bahâsına kahrını ve mihnetini çekenler eninde sonunda gene biz askerleriz. Ötekine dair içimizde birikdirdiğimiz âdâletsizlik histerisini böylesi âciz duruma düşmüş subaylar üzerinden kin ve nefret kıvamında kusmak da ancak düşmanlarımızın işine yarar.
Bir olmadığı yerde dirlik olur mu, beraberlik olur mu?
Kim olduğu belli olmayan subaylar ordumuzu subay, asubay, uzman erbaş, er diye kaşar dilimi gibi bölük bölük bölmüş bir kere!
Son 60 senelik müstebit subay zihniyetinin agulu ürünü olan bugünkü kânunlar ile
Asubay meselesinin kökden çözüleceğini kim, nasıl izâh edebilir?
Eski Tüfek
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile