All for Joomla All for Webmasters
Pazar, 21 Ağustos 2016 10:58

Tankçı Asb. Ferhat Daş Kahraman mı, Hain mi?

Öğeyi Oyla
(15 oy)

15 Temmuz FETÖ'cü darbe girişiminin bastırılmasının ardından darbecilerle ilgili adli/hukuki süreç başladı. 

Olağanüstü Hal koşullarında Kanun Hükmünde Kararnameler ile yürütülen süreçte gözaltılar, tutuklamalar ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraçlar peş peşe geldi. 

General/Amiral, Subay, Asubay, Uzman Çavuş, Erbaş/Erler ile Askeri Öğrencilere kadar bir çok asker ya darbeye katıldıkları ya da FETÖ bağlantıları olduğu gerekçe gösterilerek gözaltına alındı, tutuklandı, açığa alındı veya TSK’dan İhraç edildi.

Olağanüstü bir dönemde daha açık bir ifadeyle olağan olmayan koşullarda gerçekleşen adli ve idari işlemlerde adaletin şaşmaz terazisi kimi zaman şaşabiliyor, kuru yanında yaşın da yanma tehlikesi her zaman olabiliyor. Daha kötüsü toplumsal korku ve kaygının tavan yaptığı 15 Temmuz gibi meşum bir gecenin ardından, kamuoyu ve medya (biraz da ortaya çıkan durumun hassasiyeti ve olağanüstü hal nedeniyle) gözlerinin önünde gerçekleşen hukuksuzluklara ve insan hakları ihlallerine sessiz kalabiliyor.

FETÖ’cü Darbe girişiminin ilk günlerinde yazdığımız Şimdi Hukuk ve Adalet Zamanı başlıklı yazımızda şöyle bir duruş ortaya koymuştuk;

"Darbe girişiminin nasıl gerçekleştiği, kimlerin sorumluluğu olduğu ve onu takip eden şiddet etkin bir şekilde soruşturulmalı ve tüm sorumlular adil yargılanmak üzere adalet önüne getirilmelidir. Kumpas davaları sürecinde göz ardı edilen "masuniyet karinesi" önümüzdeki süreçte ihmal edilmemelidir. TSK ve devletin diğer kurumlarını iliklerine kadar istila eden bu hainlerin o mevkilere gelmesi, kurumlar içinde yuvalanmasında ihmali ve dahli olanların vebali göz ardı edilmemelidir."

Ne yazık ki, insanlarımızı sokak ortasında katledecek kadar gözü dönmüş çetenin büyük bir kahramanlıkla bastırılan darbe girişimi sonrası ilk günden itibaren yaşanan gelişmelere bakınca hem FETÖ’cü yapılanma hem de bir zihniyet sorunu olarak darbeci geleneğe karşı duruşumuza rağmen maalesef bizi de rahatsız eden manzaralara şahit olduk.

İlk örnek bir general. Hava Kuvvetleri Personel Başkanı tümgeneral Cevat Yazgılı. Tümgeneral Yazgılı’yı tutuklanan generaller arasında elleri arkadan kelepçeli bir şekilde emniyette çekilen ve Anadolu Ajansı tarafından kamuoyuna servis edilen video ve fotoğraflarda harap bir halde sivil kıyafetler içinde gördük. Görüntülerin üzerinden çok geçmemişti ki, Hava Kuvvetleri Komutanı orgeneral Abidin Ünal tarafından savcılığa gönderilen 25 Temmuz tarihli yazı ve yazı ekinde bulunan kamera kayıtları gerekçe gösterilerek tahliye edildiği haberlerini okuduk. 

cevat yazgili 1 yazgili 1

Tümgeneral Yazgılı'nın darbe girişimine olan mesafesini Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal kabaca şöyle açıklıyordu;

“Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nca kayda alınan ve tümgeneral Yazgılı'nın darbecilerle birlikte hareket etmediğine kanıt olarak gösterilen karargahtaki kamera kayıtları, anılan generalin darbecilere karşı üstün gayret gösterdiği ve FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarını gözaltına almaya çalışırken kendisine silahla karşılık verilmesine rağmen mücadeleden vazgeçmediği açıkça görülmektedir” 

Anlaşılan o ki, emniyette elleri arkadan kelepçeli ve gerçek darbeciler arasında video görüntüleri kamu oyuna servis edilen tümgeneral Yazgılı'nın bir süreliğine de olsa "KURU" yanında yakılacak "YAŞ" olmasına ramak kalmıştı. 

Tüm bunlar, tümgeneral Yazgılı'nın, Hava Kuvvetleri Komutanı mütalaası ve savcılığa sunulan kamera görüntüleri sayesinde üzerine atılı bulunan "darbeci-terörist" suçlamasından aklanmış olmasına memnun olamadan; serbest bırakılmasını takip eden üçüncü gün gerçekleşen Yüksek Askeri Şura toplantısında emekli edilmesine engel olamadı.

yarbay akgul 2İkinci örneğimiz daha ağır bir mağduriyet hikayesi. Kara pilot yarbay Bahattin Akgül. TRT Haber’de yayınlanan röportajında açıkladığı şekliyle kendi helikopterinin motorunu yakmış ve darbecilerin helikopteri Cumhurbaşkanı'na yönelik olası suikast girişiminde kullanabilmesini engellemişti. Yarbay Akgül diğer helikopterlerin de kalkış zamanını geciktirmiş, ulaşabildiği yerlere ulaşıp darbe girişiminin başarısız olması için çaba sarf etmişti. 16 Temmuz sabahı ekibiyle birlikte göz altına alınmasına rağmen darbecileri engellemeye yönelik faaliyetlerinin savcılık sorgusunda anlaşılması üzerine serbest bırakılan yarbay, TRT ekranlarından "kahraman yarbay" olarak kamuoyuna sunuldu. 

Ancak tuhaftır, pilot yarbay Bahattin Akgül tüm bu olup bitenlerin iki gün sonrasında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile TSK’dan ihraç edildi. Anlaşılan o ki, yarbay Akgül KURU yanında yanan YAŞ olmuştu.

bahattin ihrac

Üçüncü örneğimiz maalesef daha da ağır bir mağduriyet hikayesi anlatıyor. Cumhuriyet gazetesinin haber başlığına da geçen yüzbaşı Özkan Hekin'in garip hikayesi kısaca şöyle; “önce şehit, sonra hain, en sonunda kahraman” 

ozhan hekinYüzbaşı Hekin, TSK İnsani Yardım Tugayı Lojistik Destek Bakım Bölük Komutanı olarak görev yapıyordu. 15 Temmuz günü saat 20.00’de göreve çağrıldı ve Akıncı Üssüne götürüldü. 16 Temmuz sabah saatlerinde eniştesini arayan yüzbaşı Hekin telefonda konuştuğu eniştesine;“beni buradan hemen alın, burada garip işler oluyor” diyecek kadar sıkışmışlık içindeydi.

İşin aslı şuydu; yüzbaşı Hekin, darbeci komutanları tarafından verilen “halkın ve polislerin üzerine ateş açması” şeklindeki emri yerine getirmemişti. Bir "Türk Askeri" olarak ahlaki ve yasal nedenlerle verilen emre itaat etmeyeceğini beyan ettiğinde ise darbeciler tarafından “o zaman sen de sonucuna katlanırsın” şeklinde tehdit edilmiş ve (telefonda net bir şekilde duyulan silah sesi) sonrasında sırtından vurulmuştu. Yaralanan yüzbaşı telefondaki eniştesine, “beni arkamdan bizimkiler vurdu” diyebilmiş ama dehşet içindeki eniştesinin “kim vurdu” sorusunu cevaplayamadan bilincini kaybetmişti. Saatler sonra bir grup asker tarafından Sincan Devlet Hastanesi’ne götürülen yüzbaşı, kendisini tedavi eden doktorlara "darbecilerin verdiği emri yerine getirmediği için darbeci subaylar tarafından arkamdan vuruldum" şeklindeki ifadesini yineleyebilmişti.Yaralı yüzbaşı'ya ilk müdahaleyi yapan doktorlarca da teyit edilen son sözlerinden kısa bir süre sonraysa kan kaybı nedeniyle oluşan komplikasyonlardan dolayı bilinci kapanmış, sevk edildiği Atatürk Hastanesi’nde maalesef yaşamını yitirerek şehit düşmüştü.

Halkın üzerine ateş açmadığı ve açtırmadığı için darbecilerin şehit ettiği yüzbaşı hakkında 5 Ağustos günü “Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın teklifi, Genelkurmay Başkanı’nın inhası ve Milli Savunma Bakanı’nın onayı ile kamu görevinden çıkarılması” hükmü verildi.

Daha sonra olayla ilgili tanıklıkların yazılı olarak ilgili makamlara ulaşmasının ardından “Pardon, yanlışlık olmuş, Yüzbaşı Hekin vatan haini değilmiş, vatanı için canını feda eden bir kahramanmış” denilerek daha önce “hain” diye el konan aracı ile birlikte itibarı da ailesine iade edildi. Bu arada şehit yüzbaşının Ankara Büyükşehir Belediyesi'nce kabul edilmeyen naaşı, duasız ve selasız bir şekilde Sincan Çimşit Mezarlığı’na defnedilmek zorunda kalınmıştı.

ferhat dasHikayesini bilen istisnasız herkesin vicdanında derin bir yara olarak kalacak dördüncü örnek ise Tnk. Asb. Çvş. Ferhat Daş'ın başına gelenler. İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'nda vatandaşla karşı karşı karşıya gelen tankların içindeki gencecik bir tank asubayı Ferhat Daş. Medyaya yansıyan tanık ifadelerine göre halkın üzerine ateş etmesi için verilen emri yerine getirmemiş, tankın içindeki subayın tehdit ve baskısına hatta silah doğrultmasına rağmen ateş emrine direnerek sonuçta çözümü maalesef kendi silahı ile canına kıymakta bulmuş masum bir vatan evladı.

Aynı Tankta görevli Tankçı Uzman Çavuş İbrahim Donat’ın ifadesinde Asb. Ferhat Daş'ın hikayesi şöyle anlatılıyor; 

"Kışla içerisinde tabur komutanımız istihbarat kurmay yarbay Şakir Çınar tarafından bizlere "göreve çıkılacak" dendi. Görevin mahiyeti hakkında ilk etapta bilgi verilmedi. Bizlere yeteri kadar tank topu ve MG3 mühimmatı almamıza dair emir verildi. Emri yerine getirdik ve mühimmatları doldurduk. Bundan sonra Şakir Çınar bizi topladı ve kısa bir konuşma yaptı. Bu konuşmada tabur komutanı yarbay, Genelkurmay Başkanı'nın emridir, sıkıyönetim ilan edildi. Emre uymayanlar Divanı Harp'te yargılanacaktır dedi"

Kimliği açıklanmayan bir başka sivil görgü tanığı ise daha detaylı olarak anlatmış yaşananları; 

tank“Ben tam o sırada tankın üstüne çıkıp üst kapaktan kafamı içerıye sokup subaya sakin olmasını söyleyecektım ki, içerideki tartışmaya şahit oldum. İçeride subayın (omzunda rütbesi olmayan ama apolet yeri açık) daha sonra ögrendıgım astsubaya bagırmasına şahit oldum. Çocuk sılahına sarılmıs titriyordu, kafamı dısarı cıkarıp içerideki sılahları teslım alalım diyerekten yardım ısteyecektım kı silah sesi geldi. Hemen ardından anladık kı astsubay kendını vurmus. Hemen dısarı cıkardım zaten yasama şansı olmadıgı bellıydi. Çünkü kafa kısmı parcalanmıştı. Yaralıyı götürüp sılahıyla birlikte polislere teslim ettik. Sonradan tekrar tankın başına geldiğimde baska bir asker aynı tankta bayıldı dedıler. Onu alıp çıkarıp ayılttım. 

Konuşma fırsatım oldu. O da subayla astsubayın tartıştığını, astsubayın darbeye ve vur emrine karsı gelerek kendini vurduğunu beyan etti.”

Bu haberdeki bir başka dikkat çekici husus ise birçok televizyon kanalında ve gazetelerde Ferhat Daş’ın adının kahramanlar arasında ve şehit olarak geçmesine rağmen cenazesinin memleketinde bir gece yarısı apar topar defnedilmiş olması. Ne yazık ki fedakar Asb. Ferhat Daş'ın cenazesine Diyanet İşleri Başkanlığı talimatı gereği resmi imam dahi görevlendirilmemişti. 

Oysa aynı görgü tanığının ifadesinde Asb. Ferhat Daş'ın cenazesinin defni ve sonrası ile ilgili anlatılanlar bir o kadar can yakıcı;

“Meger vurulan asker Kahramanmaraş'ın Geben Beledesi'nde bunların komşusuymus. Oradaki halk arasında ciddi sıkıntı olmuş. Aileye "oğlunuz darbeciydi" denerek haksızlık edilmiş. Ailesi perişanmış ve benden yardım istedi. Ben de Maraş Andırın Müftülüğü, Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma Karakol Komutanlığı dahil herkese ulaştım ve konuyu anlattım. Ancak klasik prosedür laflarından öteye geçilemedi. Özellikle müftünün "Ben ne yapayım talimat var, yapacak bir şey yok" demesı beni öldürdü. Biz cenazenin daha gömülmediğini zannederken cenazenin gece getirilip belediye kepçesiyle gizlice gömüldüğünü öğrendik. Akşam en yakın Emniyet Müdürlüğü'ne gittim ifade vermeye. Memur arkadaş dosyanın TEM (Terörle Mücadele Şubesi)'de olduğunu, olayın benim anlattığım gibi olduğuna dair askerlerin de aynı beyanı verdiği ve Asb. Ferhat Daş'ın suçsuz olduğunun şu an için sabit bulunduğunu öğrendik.” diyecekti.

Yaşadığı sıkışmışlığa rağmen halkına ateş etmek yerine kendi canına kıyan fedakar ve kahraman bir Asubay Ferhat Daş.

Ferhat'ın naaşına yapılan muamele ile ailenin yaşadıklarına bürokrasiden kaynaklanan bir hatanın neden olabileceği ve en kısa zamanda düzeltileceği yönünde umudumuzu korumaya çalışırken; 670 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tnk.Asb.Çvş. Ferhat Daş’ın TSK'dan ihraç edilenler arasında olduğunu gördük.

Devletin bizzat en tepe yöneticilerince kurunun yanında yaşın yanmaması için azami gayret gösterileceği sözüne rağmen "Asubay Ferhat Daş da kurunun yanında yanan yaş oldu" demekten hicap duyuyoruz.

Tnk. Asb. Çvş. Ferhat Daş, TSK İç Hizmet Kanunu, Askeri Ceza Kanunu ve 2013 yılında yürürlüğe sokulan TSK Disiplin Kanunu'nun "amir-emir, itaat-biat" sıkıştırması nedeniyle gerek hain kalkışma sürecinde gerekse gündelik mesaisinde TSK’nın ast kademelerinde görev yapanların nasıl bir cenderenin içine sokulmuş olduğunun en net kanıtı olarak orta yerde durmaktadır.

Ferhat Daş’ın kendi canına kıyma kararını vermesi, askeri disiplinin dayattığı “emirlere mutlak itaat” olgusu ile kendi özbenliğinde sakladığı insani ve vicdani disiplini arasında sıkışıp kalarak; “verilen emri yerine getirmesi halinde ortaya çıkacak sivil can kayıplarını kabullenememe” halinin en yalın sonucudur. 

O fedakar Asubayın acı kaderi,tanık ifadelerinde geçen son sözlerindeki “biz vatan haini değiliz” cümlesi ile tertemiz bir ruha sahip memleketin fedakar evlatlarının "disiplin" sopası ile içine çekildikleri ruh çatışmasının nelere mal olabileceğine ilişkin belki de en dramatik, en somut, en net hali olarak karşımızda durmaktadır.

Disiplin Kanunu elbette bundan sonra tartışılması gereken bir prosedür ancak adli kayda alınmış tanık ifadeleri ile birlikte olayı değerlendirdiğimizde; Asubay kardeşimiz Ferhat Daş'ın darbe girişimi içindeki eylemleri nedeniyle hain ilan edebilecek herhangi bir somut veri bulunmadığı apaçık ortadadır. Dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın Asb. Ferhat Daş’ın hain olduğuna ilişkin hangi deliller sonucunda karar verdiği sorusu ivedilikle yanıtlanmak zaruretiyle karşımızda durmaktadır. 

Eğer o gece yaşananlar ve kamuya mal olanlar dışında Ferhat Daş’ın ihracını ve hain ilan edilmesini gerektirecek bilgi ve belge var ise bunlar derhal kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

ferhat ihrac

15 Temmuz sürecinde yaşananlarla ilgili yargı süreci sona ermeden (özellikle son iki örnekte gördüğümüz gibi) hüküm tesis etmek, itham edilen ağır suçun nev'inden dolayı ailelerin dahi mağdur edilebileceği, ileride telafisi mümkün olamayacak acılara neden olacaktır. Bugün maalesef aramızda olmayan andığımız iki kardeşimizle ilgili handiyse yangından mal kaçırırcasına "ihraç kararı verilmesi"nin kamu vicdanı ve hukukta karşılığı yoktur. 

KURU yanında yanan YAŞ’ların sayısının artmaması için Semih Terzi örneğinde olduğu gibi hainlikleri apaçık ortada olanlar dışındaki tüm askeri personelle ilgili İdari kararlar alınırken acele edilmemeli ve çok titiz davranılmalıdır.

Umarız genç meslektaşımız Ferhat Daş'a ilişkin verilen ihraç kararı somut veriler ışığında yeniden değerlendirilir ve gerçekler ortaya çıkar. Aksi halde idarenin bir yanılgısı söz konusu ise DAŞ ailesinin yaşadığı travmanın “PARDON” denilerek düzeltilmesi mümkün değildir. 

Ferhat Daş'ın cenazesinin defni de dahil olmak üzere medyada neredeyse hiç haber göremedik. Üstelik Ferhat Daş ihraç edildiğinde de hiç haber olmadı. Oysa yukarıdaki tanıklıklarla Ferhat Daş'ın "hain" değil "kahraman" olduğuna olan inancımızla başlatılan imza kampanyasına desteklerinizi bekliyoruz. Kampanyayı imzalamak için aşağıdaki resmin üzerine tıklayınız.

Emekli Asubaylar 

kampanya

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 20093 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile