All for Joomla All for Webmasters
Cumartesi, 30 Temmuz 2016 02:28

Hastalık hep aynı: "Ben mi general oldum kardeşim?"

Öğeyi Oyla
(6 oy)

Değerli Meslektaşlarım.

İçimizde bazı gariplerin, garipliklerin olduğunu hep biliriz ve hep söyleriz.

Ülkemiz yangın yeri olmuş, hala bunu fırsata çevirip “tazminatlarımızı buradan çıkarabiliriz” derdinde olanları mı sorarsınız...

“Bu darbe girişimi artık tüm taleplerimizin önüne set çekmiştir, geçmiş olsun” kehanetinde bulunları mı?

"Bu darbenin başarısız olmasının nedeni, içinde yeterli sayıda asubay unsurunun bulunmamasındandır” diyenlerin sesleri epeyce gür çıkıyor. Ben onlara “vardır bir bildikleri” demekle yetiniyorum. Yani hak veriyorum aslında onlara. Bunu söylerken darbe girişimini yapanların asubaylara ihtiyaç duymadıkları sonucunu çıkarıyorum. Bunun sebebini de yine asubayların böylesi kanunsuzlukların içinde yer almak istemediklerinden, yani darbecilerin asubaylara "ihanet etme" noktasında fazla güvenmediklerinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu ihanetin içine girenlerin çoğunun da, farklı gerekçelerle dışarıya çıkarıldığını ve sonradan tehditle eyleme sürüklendiklerini düşünmekteyim.

Baksanıza, darbe girişiminin akamete uğramasındaki en önemli faktörün kahramanı hep "asubaylar" oldu.

Bunların isimlerini tek tek saymama gerek görmüyorum. Zira; günlerdir bu kahramanlar, bizzat olayların canlı şahitleri olanlar ve ulusal ölçekli medya tarafından o kadar gerçekçi bir şekilde anlatılıyor ki; bütün millet bu anlatılanlara neredeyse şahitlik ediyor.

Bizler, şu an bu satırları yazabiliyorsak eğer bu durumumuzu onlara borçluyuz. Bu vesileyle de tekrar tekrar, şehitlerimize Alah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize baş sağlığı, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Sevgili meslektaşlarım.

“Asubay” sıfatını taşıyarak emekli olanlarımız ya da asubay sıfatını taşıdıktan sonra, subay olan ve oralarda da başarılı görevler  icra eden meslektaşlarımızla elbette gurur duyacağız.

Yalnız, öyle durumlarla karşılaşmaktayız ki, bazen verdiğimiz emeklerin, bazılarımız için gerçekten boşa gittiğini, yazık olduğunu görmekten dolayı büyük üzüntüler de yaşamaktayız. Aşağıda bu bu fasla ayrıca değineceğim. 

Asubaylık mesleği, Türkl Silahlı Kuvvetlerinin içine girdiği günden 1990’lı yılların başına kadar, birinci derece statüsünden mahrum bırakılmış ve daha sonraki çalışmalarla böyle bir imkana kavuşturulmuş... Arkadışımız kalkıyor; “bana ne bundan, ben yirmi senede emekli oldum, zaten yükselemiyorum, beni neden alakadar etsin ki bu mezu?” diye, "asubaylar" için kazanılmış bir hakkı elinin tersi ile itekleyip atabiliyor.

Daha önceleri de bir kaç kez değindim yazılarımda...

Bundan 3-5 sene evvel “asubay özlük hakları”nın ana başlıkları olan konular halledildikçe farklı sesler yükselmeye başladı. Tatmin olan ihtiyaçlar, yetersiz kalmaya ya da hangi başlık arkadaşımızın kendisini ilgilendirmiyorsa, o konu “tu kaka” edilmeye başlandı.

Mesela; 100.00 TL. ek ödeme konusunda; “bana ne, ben bir başka iş yerinde ya da kendi iş yerimde çalışıyorum, ben alamıyorum ki” diyebiliyor...

Neyse ki böyle düşünmeyenlerin şahsi gayretleriyle, mesela Muğla TEMAD Başkanımız Halil Ergenli’nin özel gayreti ile kendi iş yeri olanlar da artık bu 100.00 TL ek ödemeyi almaya başladılar. Bundan bir ay kadar önce dilekçesini yazdığımız ve kendine ait Sürücü Kursu bulunan Üyemiz Recep Çetinkaya Ağabeyimiz de Mart 2016 ayından beri birikmiş olan haklarıyla birlikte bu ödemeyi almaya başladığını mijdeledi. Bu vesileyle bu konuyu da ilgililere tekrar duyurmuş olalım.

Demem o ki; laf üretmeyeceksin, iş üreteceksin. Bir gayretin içinde olup, “hak” “hukuk” diyerek gırtlağını patlatan, bu iş için yüreğini, emeğini veren insanların emeğini hor görmeyeceksin. Bunun yerine, katkı yapsan daha iyi...

Birinci derece dördüncü kademe hakkı koparılıp alındığında da, “benim için bir anlamı yok, ben ikiden, üçten emekli oldum” diyenleri gördük. Hatta "asubaylık" mesleğinin yüksek devlet memuru statüsüne çıkaran bu hakkın alınmasıyla dalga geçip; yine ferdi menfaatlerini düşünenler; “içi boş” yakıştırmaları ile değerlendirdiler konuyu...

Çalışanıyla emeklisiyle, yüz yirmi bine yakın insanı ilgilendiren İNTİBAK mevzusunu dahi sulandıran, şahsi menfaatlerinin esiri olmuş meslektaşlarımızı gördükçe, elbette etten kemikten yaratılmış olduğumuzdan dolayı, canımız sıkılmakta, bazen de yaptığımız işten dolayı nedamet safhasına geldiğimiz de olmaktadır. Nihayetinde bizler de insanız. Kendimize bir faydası olmadığı halde emek ver, alın teri dök ve emeğinin karşılığının “tu kaka” ile yorumlandığı bir sonuçla karşılaş. Hem kendisi faydalansın hem de kendisi sızlansın... Nasıl bir davranış tarzıdır ben anlayamadım.

Yan ödemelerde yapılan iyileştirmeler, mecburi hizmette elde edilen olumlu sonuçlar ve hepsinden önemlisi “asubay” sıfatının geldiği son nokta... Kazandığı değer, edindiği kalite, yükseldiği seviye...

Bütün bu iyileştirmeler şahsa münhasır değil, bir zümreye yapılan iyileştirmeler olunca, şahsen ben kendim de bu zümrenin bir ferdi olunca kim zerrece bir iyiliğe kavuşmuşsa, kendim kavuşmuş kadar sevinmekteyim. Zira şahsi ihtiraslı kişilerle bir yere varılması asla mümkün değildir. Elbette diğer bütün haklarımız peşinde de aynı şevkle koşmamız lazımdır. Ama “BAŞLANGIÇ DERECESİ” düzeltilmedi diye, bütün kazanımları bir çırpıda silip atan, değersizleştiren mesalektaşlarımın varlığı, beni bu maddi karşılık gözetmeksin yaptığım hizmetlerden kopartacak seviyeye ulaştırdı, bunu da söylemem lazım.  

İçinde bulunduğumuz ve ülke menfaatlerimizin her türlü kişisel menfaatlerimizin üzerinde olduğu bu günlerde, bu zor durumdan menfaat çıkarımları yapmaya çalışanların varlığı da şehsen beni üzen bir başka önemli konudur.

Bizler bu mücadelenin içine girdiğimiz andan beri, “vatan söz konusu ise gerisi teferruattır” prensibiyle, ”vatanımız kazanacaksa, milletimiz kazanacaksa bizler kaybetmeyi göze alırız” düsturuyla hareket ediyor ve her defasında bunları dillendiriyoruz.

28 Temmuz YAŞ’ta, Türk Silahlı Kuvvetler tarihinde bir ilki yaşadık. 

1979 Hava Teknik Okullar Komutanlığı’ndan mezun bir assubay olan Cemal Balıkçı, 1991 yılında subay olmuş. O tarihlerde üniversite mezunu olsanız da yükselebileceğiniz son subay rütbesi “yüzbaşı” rütbesiydi. Daha sonraki yıllarda,  Üniversite bitirenlere albaylığa kadar yükselebilme imkanı getirildi. Demek ki bu meslektaşımız üniversite mezunu olduğu için albay rütbesine kadar yükselmiş ve 28 Temmuz YAŞ’ta da Tuğgeneralliğe terfi ettirilmiş.

Gözünüzü kapatın ve düşünün. Rüyada mısınız yoksa gerçek hayatta mısınız tereddüt etmez misiniz? Bu nasıl bir aşamadır ki, nasıl bir anlayış değişmesidr ki, “asubay” kökenli birisi generalliğe yükseltiliyor?

Acaba; asubayların 15 Temmuz darbesindeki rolleri düşünüldüğünde, asubay kökenli bir albayın generalliğe yükseltilmesi, yapılan bu katkılara bir mesaj niteliği mi taşımaktadır?" diye düşünmeden edemedim doğrusu.

Bu durmu, asubay kökenli bir akademisyenin, general emeklilerinin kadrolu mekanı olan MİT’e müsteşar yapılmasıyla da yaşamıştım.

Burada, o mevkileri dolduranların isimleri ya da karakter yapılarını sorgulayan arkadaşlarımızın bulunması, “geçmişini bir inceleyin hele, kimseyi boşuna general yapmazlar, MİT’e müsteşar yapmazlar” şeklinde yorum yapan meslektaşlarımın varlığına üzülmeyeyim de neye üzüleyim söyler misiniz?

Yine; “bana ne ¼’ten, bana ne 100.00 TL’den, bana ne İNTİBAK’tan, bana ne MECBURİ HİZMETİN düşürülmesinden, diyenler geldi aklıma...

“Bana ne kardeşim Cemal Balıkçı’nın general olmasından, ben mi general oldum sanki?” diyenlerin varlığını gördükçe, Anadolu tabiriyle; “sıtkımın sıyrıldığını” da söylemem gerekiyor.

Aklı selim düşünen tüm meslektaşlarıma saygılar sunuyorum.

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 5222 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile