All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 18 Temmuz 2016 13:53

Kalın çizgiler çizmek zamanı geldi

Öğeyi Oyla
(2 oy)

Değerli meslektaşlarım, 

Bugün sizlerle, geçmişe kısa bir yolculuk yapacağız. Bu yolculuğumuzda 1960 ihtilâlinden günümüze Genelkurmay’ın akçeli işlere bulaşmasından sonra izlediği strateji ve kendilerini memurluktan “İŞVEREN” konumuna nasıl getirdiklerini göreceğiz.

27 Mayıs 1960’ta yaptıkları “İHTİLÂL” neticesinde ortaya koydukları ilk icraatları; kendi maaşlarına yüksek zamlar ile 205 Sayılı Kanunla kurdukları Ordu Yardımlaşma Kurumu’nu hayata geçirmek oldu. 

1960 yılına kadar Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı olan Genelkurmay, yine bu dönemde çıkardıkları kanunla MSB’lığından ayrılarak doğrudan Başbakanlığa bağlanıyordu. (Aslında direkt Cumhurbaşkanlığı’na bağlanacaklardı ama yasaya uyduramadılar. Mecburen başbakanlığa bağlandılar.) Ancak bir şartla; MSB’lığı Genelkurmay’ın emrinde olacaktı. Bunun için de Genelkurmay ile MSB’lığı arasındaki ilişkileri düzenleyen bir yasayı da hemen yürürlüğe koydular. 

Böylece kendilerini yasal olarak garanti altına alıyorlardı.

Demokratik bir sistemde gerek iç güvenlik, gerekse milli savunma hizmetinin teşkilâtlarıyla birlikte açık bir şekilde tanımlanması ve bunların siyasal sorumluluğunu taşıyan sivil otoriteye bağlanarak, ona tâbi kılınmış olması gereği tartışılmayacak konulardır. Diğer bir deyişle, bir ülkedeki kamu gücünü kullanan silahlı teşkilâtların siyasal mercilerden bağımsız ya da özerk bir iradeye sahip olmaları düşünülemez.

Bugüne kadar özlük haklarımızı belirleyen Genelkurmay Başkanlığı’nın bu yetkiyi 926 Sayılı TSK Personel Kanunu’ndan aldığını hepimiz biliyoruz. 1967 senesinde çıkarılan bu kanunun rahmetli Süleyman DEMİREL tarafından Meclis’ten geçirildiğinde Genelkurmay karargâhında ve kıtalarda üst subayların sevinçleri görülmeye değerdi. Son derece sevinçliydiler. 

Bundan sonra artık istedikleri hakları almalarının daha kolay olacağını ilan ediyorlardı. İhtilâl yapmış bir gücün önünde duramayan ve istediği her yetkiyi veren bir siyasi iktidar da önüne getirilen kanun tekliflerini hiç tereddüt etmeden Meclis’ten geçiriyordu. Zaman içerisinde muktedirliğin verdiği güvenle de Devlet’te elde etmek istedikleri için bir parmak şıklatmak yetiyordu.

3 Mart 1971 tarihinde Ankara'da 300 subaya hitaben bir konuşma yapan Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç; "Gereken, gerektiği zaman yapılacaktır!" diyerek 12 Mart muhtırasının sinyallerini veriyordu.

12 Mart 1971 tarihinde verilen muhtıra ile Süleyman DEMİREL şapkasını alarak hükümeti terk ediyor, yerine Nihat ERİM hükümeti kuruluyordu.

7 Temmuz 1971 tarihinde iktidar boşluğundan istifa eden Genelkurmay Başkanlığı, 926 sayılı kanunda değişikliğe giderek, maaşlarda küçük rütbelilerde % 30, yüksek rütbelilerde ise % 50 civarında bir zam artışını yeni hükümete kabul ettirmişti.

Başlangıç iyiydi. Kimse ses çıkarmıyordu. 

Dördüncü güç olarak iktidara ortak olan Genelkurmay Başkanlığı’nın önünde duracak güç unsurları artık kalmamıştı. 

1960 yılına gelinirken cüzi miktarda olan subay maaşları, ihtilâlden sonra jet hızıyla yükselmeye başlamıştı. Bölüşümün aslan payı subaylara, artan bölümlerde ast kademedekilere veriliyordu. 

Yıl 1974 yılı son aylarına gelindiğinde iş güçlüğü ve iş riski tazminatlarında da aynı şekilde her şeyi kendilerine yonttuklarından 14-15 Ocak 1975 tarihlerinde assubaylardan beklemedikleri şiddette bir tepki aldılar. Bu tepki karşısında geri adım atmak zorunda kalan subay kesimi, daha sonraki yıllarda bunun acısını adım adım ilerleyerek feci bir şekilde çıkarmaya başladılar. Üstelik yaptıklarına DUR diyecek bir güçte karşılarında yoktu. 

Esas tartışılması gereken konu; 

Benim hakkımı hukukumu niye Genelkurmay belirliyor? Yok mu çalışma hukukundan anlayan sivil otorite? Kanunlar nizamlar yani olması gerekenler belirlenir kitaba dökülür. İnsan haklarına göre eksiklikler giderilir. O tertip düzen içinde subay da assubay da yerini bilir ve herkes ona göre işini yapar. 

Kanun kural belirlemek Genelkurmay’ın işi değildir. 

Önce bunun düzeltilmesi gerekiyor. Benim için çalışıyorsun diyen zihniyetten adalet mi beklenir? Genelkurmay assubayın işvereni değil ki. Herkes devletin memuru ve eşit haklara sahiptir.

“BİZ BİR AİLEYİZ!”… “BİZ SİLAH ARKADAŞIYIZ!"... FALAN FİLAN…

Albaylara, "Albayım, mevcudunuz çok fazla, yeterli makamımız yok, kadrolar doldu, lütfen emekli ol, sana emekli ikramiyene ilave fazladan 60.000 TL daha verelim" diyen kanun Meclis’ten geçti. Amaç; albay sayısını 6 binden 3 bine düşürmek. Bu kanuna bakınca, Silahlı Kuvvetlerin albay sayısını kadro sayısına düşürmek için personeli erken emekli etmeye özendirdiği ve erkenden yollarını ayıranlara da bir çeşit rüşvet verildiği rahatlıkla söylenebilir.

Kimsenin aldığında gözümüz yok. Lakin bu uygulama yanlıştır. Bu uygulama, albaylarımıza yapılan bir saygısızlık olduğu gibi ordudaki diğer personele de yapılan bir haksızlıktır. Bu ordunun assubayı da var, uzman çavuşu da var, sivil memuru da var. Eminim albaylarımız da “Al fazladan parayı, bir an önce emekli ol!” tavrına kızgındırlar.

Ayrıca kadro fazlası personel birikmesine kim neden oldu? Zamanında personel yönetiminde hayata geçirilmeyen piramit sistemi yerine otomatik terfi sistemi bu sonuca neden olmadı mı? 

Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul. Ağızlarda birlik, uygulamalarda ikilikle adalet olmaz. 

Bu kadarına da PES! sözümüz albaylara değil, adaletsizliği üretenlere.

Adalet kuvvetli, kuvvetliler de âdil olmalıdır. (Pascal)

Maalesef ülkemizde özellikle de Silahlı Kuvvetler’de hukuk ve adalet kavramı tamamen göstermelik ve kişilerin makam ve rütbelerine göre işletilmektedir. 

Bizim kimsenin aldığı parada gözümüz yok. 

Diğer personele ülkemizin sınırlı kaynaklarından asgari ücretten bahsedeceksin, "Askerlik zengin olma mesleği değil, bunu düşünenler yanlış meslek seçmiş, bu düşüncede olanlar ayrılsın!" diyeceksin, bir diğer personele de “Daha ne verebilirim?” diye sürekli arayış içerisinde olacaksın. 

Bu tür uygulamalar kuruma zarar verir, aidiyet duygusunu, birlik ve beraberliği zedeler. 

Kendi planlama hatasını adeta sus payı vererek kapatmaya çalışıyorlar. 

Hükümet de hesap sormak yerine bu acziyete ortak olmakta, komuta kademesi ise adeta “Ben personelimi değerlendiremiyorum, basiretsizim”, personelinin paraya zaafı olduğu izlenimi vererek "Albayım alın şu parayı da susun" demektedir.

GELELİM BUGÜNE

Bütün bunlar düne kadar geçer akçe olarak karşımıza çıkardı. Bugün için ise son yaşanan darbe teşebbüsünden sonra karşımıza yeni bir durum çıkarmış bulunuyor.

Genelkurmay Başkanımızın bizzat kendisinin uğramış olduğu saldırı ile ihanetin nereden geldiği gözler önüne serilmiştir. Bu bir fırsattır. TSK’lerinin yeniden yapılandırılması için gereken adımların atılması gerekmektedir.

Öncelikle;

926 Sayılı Personel Kanunu’nun sil baştan yeniden ele alınarak çağımız gereklerine uydurulması gerekir. 

Eğitim konusu yeniden ele alınmalı ve assubay okulları başta olmak üzere bütün okullar lisans düzeyine çıkarılmalıdır. 

Üst rütbeye dâhil olanların da kontrol ve murakabesi için yeni bir yol açılmalıdır. 

Astların da üstlerine sicil vermesi ve çoklu değerlendirme yolunun açılması sağlanmalıdır. (Diyecekler ki "bir Assubayın bir subaya sicil vermesi doğrumudur?” Evet doğrudur. TSK’ lerinde denge ancak bu şekilde sağlanır. Üst asta baskı yapmaktan vazgeçer ve karşılıklı SEVGİ ve SAYGININ tesisi ile disiplin daha yoğun sağlanır.)

Tazminat konuları adaletli bir şekilde çözüme kavuşturulmalı ve rütbeye göre değil hizmet yapılan bölgeye göre her rütbeye eşit uygulanmalıdır. (Bugüne kadar bunun önündeki engel Karargâhtaki CUNTA yapılanmasıydı. Her şeye karşı çıkarak TSK’leri unsurları arasında hoşnutsuzluk yaratmayı marifet sayıyorlardı.)

Amir sıfatı ile verilen emirler sözlü emir olmaktan çıkarılmalı ve her görev yazılı olarak verilmelidir. (Talimat ve yönergeler buna göre yeniden düzenlenmelidir.)

Disiplin Kanunu ise amirlerin iki dudağı arasından çıkarılmalıdır. Astlara verilecek cezalar mutlaka mahkeme kararlarına dayandırılmalıdır. Disiplin mahkemeleri sadece savaş zamanlarında uygulanacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Assubayların yetkileri artırılmalı ve korunmalıdır. Bu yetkiyi kabul etmek istemeyen rütbelilere bunun olması gerektiği uygun bir eğitim ile anlatılmalıdır. 

Harp Okulu eğitim programları gözden geçirilmelidir. Askerlik dersleri dışındaki derslere konusunda uzman olan sivil eğitmenler (Üniversitelerin ilgili bölümlerinden talep edilebilir.) görevlendirilmelidir.

Daha çok konu var ancak bunlar karşılıklı görüşmeler ile ve fikir alışverişleri ile çeşitlendirilir.

Bu yapılandırmayı da ancak şimdiki Genelkurmay Başkanımız Sayın Hulusi AKAR yapabilir. 

Çağrım Genelkurmay Başkanı’nadır.

Haydi Paşam, Siz başlayın biz sizi destekleyeceğiz.

Saygılarımla.

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4014 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile