All for Joomla All for Webmasters
  • OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

    OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

  • AH ŞU DEVRİMLER

    AH ŞU DEVRİMLER

  • DURUMUN ÖZETİ

    DURUMUN ÖZETİ

  • TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

    TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

  • Yalnızlık Duygusu

    Yalnızlık Duygusu

  • SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

    SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

  • TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

    TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

  • SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

    SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

  • Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

    Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

  • Anayasa hep delikti ki

    Anayasa hep delikti ki

  • Züğürt Ağa Gerçeği

    Züğürt Ağa Gerçeği

  • Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

    Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

  • Lider ve Liderlik Kavramı

    Lider ve Liderlik Kavramı

  • TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

    TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

  • Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

    Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
Salı, 17 Mayıs 2016 23:44

Meğer biz, “dernek başkanlığı ve yöneticilik görevlerimizi yaparken maaş alıyormuşuz” da haberimiz yokmuş...

Öğeyi Oyla
(6 oy)

İyi de hani benim paracıklarım? Benim maaşımı kimler yiyor? Yoksa bu görevi bırakır iken toplu mu ödeme yapılacak?

Özlemle bekliyorum o anı...

Değerli meslektaşlarım. 

Üyeliğimden başlamak üzere, yaklaşık 7 yıldır TEMAD çalışmaları içinde yer alıyorum. Bilenler zaten bilirler de, bilmeyenlere de bir gerçeği bir kaç cümle ile anlatayım istedim.

Bu tür faaliyetleri yürütmek, yani TEMAD ve benzeri derneklerde yönetim kurulunda görev yapmak sadece gönüllülük gerektirir. Üstelik maddi ve manevi kayıplara da katlanmayı göze almak lazım. Hani bu görevi yapanlar tarafından; “ inanın, cebimizden para harcıyoruz” diyenler var ya, sakın ha onların dediklerini yadırgamayınız.  Gerçekten de cebimizden para harcayarak yapıyoruz bu görevleri. Bazen direkt, bazen de endirekt olarak...
Mesela, arabası olanlarımız, evden arabamızla ulaşıyoruz derneğe... Bu durum, aracımızın yakıt masrafına katlanmamız gerektiği anlamına geliyor. 
Aracımızla gitmediğimizde ise bir dolmuşla ya da otobüsle ulaşıyoruz. Bu da bilet parasını ödememiz anlamına gelmektedir.
Kendi aracımızla gittiğimizde, çoğu zaman araç park yeri bulamadığımızda paralı parka bırakıyoruz aracımızı. 
Dernek görevlilerinin, yemek masraflarını da dernek üzerinden yaptıkları sanılır. Bu da koskoca bir yanılgı yani yanlış bilgidir.
Bakın bunlardan başka, sokaktan geçen ne kadar dilenci varsa mutlaka sizi de ziyaret ederler. Hani asker derneğisiniz ya... Yardımseverliğinizi oradan bilirler... Herkes başkan odasını ya da yönetim odasını gösterir onlara... Birinde vermeseniz, diğerinde vermek zorundasınızdır. Nereden?  Tabi ki cebinizden.

Daha bir kaç gün önce kıpkırmızı bir adam girdi içeriye.

Üzerinde, sadece Ay ile Yıldızı beyaz olan kıpkırmızı bir eşofman takımı vardı. Kırmızı bir de spor çantası. Ayakkabılarına varıncaya kadar her şeyi kırmızıydı. Adamın yüzü de kıpkırmızıydı. Odama girdi ve saydırmaya başladı.

“Ben falanca birlikte askerlik yaparken birisini öldürdüm ve 24 yıl cezaevinde yattım. İstanbul’dan Konya’ya geliş nedenim, altı ay kadar cezam eksik kalmış, onun mahkemesi vardı onun için geldim. Hızlı tren bileti bana bedava, çünkü malül kartım var ama tren garına gittiğimde oradaki görevli bana; “üç gün süre ile yer bulunmadığını” söylediler. Belediyeye gittim bana yardımcı olmadılar. Ben de, kapı pencere ne varsa indirdim aşağıya. Şimdi de polis karakolundan geliyorum. Geçerken sizin burasını gördüm ve daldım içeriye.”

“Tamam kardeşim ne istiyorsun onu söyle” dedim.   

Mevzuya bir türlü çekemiyordum kendisini. O, sürekli olarak cam çerçeve indirmekten, karakoldan, kurşundan, cinayetten bahsediyordu.

Açıkçası biraz da tırstım ve “para mı istiyorsun?” diye direkt girdim mevzuya... 

“Trende yer kalmamış. İstanbul’a döneceğim, hızlı trenin VIP bölümünde yer varmış ama 18.00 TL fark ödemem gerekiyormuş” dedi. Hemen elimi cebime attım “al şimdi derhal uzaklaş buradan treni kaçırabilirsin” dedim ve bu defa ellerime ayaklarıma kapandı ve dualara etmeye başladı. O dualar beni biraz rahatlattı uçup giden 20.00 lirama karşılık...

 Yakından baktığımda hem giysilerinin, hem de çantasının baya hatırı sayılır bir markanın ürünü olduğunu da gördüm.

Ertesi gün bir arkadaşımız; kırmızılı adamı Mevlana civarında gezinirken görmüş, sırtında çantası ve üzerindeki kırmızı eşofmanıyla... Bizim 20 TL’ye sanırım, Konya’nın meşhur Kurucu K. Ustasında karnını doyurup, bize bir daha sıra gelinceye kadar, kendini unutturup diğer dernekleri ve hayır kurumlarını dolaşmaya devam edecektir mutlaka...

Bir gün bir kız öğrenci gelmişti şubemize...

“Babasının yatağa bağlı hasta olduğunu, beş kardeşinin bulunduğunu, S.Ü de öğrenci olduğunu, harcını alıncaya kadar 200.00 Tl’ye ihtiyacı olduğunu söyleyip, ne kadar belge varsa üzerinde biz istemeden takdim etti. Telefon numarasını da verdi...Geri gelmeyeceğini bile bile istediği parayı aramızda toplayıp verdik. Eğer geri getirirse de almayalım diye aramızda fikir birliğine vardık.

Tahmin ettiğimiz üzere kızımızı bir daha hiç gören olmadı semtimizde...

Aradan aylar geçti ve bir büyük şubemizin başkanı telefonla aradı... Tanıdık bir hikaye anlatmaya başladı. “Başkanım, buraya bir kızımız geldi. Babası yatağa bağlı hasta imiş, beş de kardeşi varmış, S.Ü’de okuyormuş, 200.00 TL’ye ihtiyacı varmış ve öğrenci harç parasını aldığında verecekmiş” v.s. 

Meğer kızımız, TEMAD’ları gözüne kestirmiş ve tek tek dolaşıyormuş. “Başkanım verir misiniz o kızımızı telefona?” deyip kızımızla konuşayım istedim ama o sürekli ağlıyor ve yakalanmışlığın güya ızdırabını çekiyordu. Böylelikle o şubemizi bari bizim uğradığımız akıbetten kurtarmış olduk.

Geçenlerde anlattım.

Odama birisi gelip “kaç para maaş aldığımı sorduğunda, ellerimi başımın arasına alıp nasıl bir cevap vereceğimi kara kara düşünürken, arkadaşımın birisi bu halimi resimleyivermiş.

tayyar

“Yok para falan almıyorum. Buralarda para alınmaz, verilir” dediğimde, külahını gösterip, ona anlatmamı istemişti benden. Sonra külahını da alıp giderken, “benim bir değerim var” yok öyle bedavadan çalışmak... Benim prensiplerime aykırı bir durum bu...Bana yalan söylüyorsun” diyerek giderken bir de “yalancılığımızı” bırakıp gitmişti arkasında. Bir daha hiç görünmedi ortalıkta...

Bir şube başkanımız; “ben başkanlık görevimden ayrıldıktan sonra karşıma çıkan bir arkadaşımız; “ya hu başkan senin paraya ihtiyacın yok mu?” diye sorduğunu, kendisinin de; “ya hu paraya ihtiyacı olmayan emekli mi olur? Tabi ki ihtiyacım var paraya” diye karşılık verince, “iyi de hem paraya ihtiyacın var, hem de başkanlığı bırakıyorsun, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” dediğini yazmış bir yerlerde...

Bu örnekleri vermemizin nedenleri var. Bu örnekleri her gün yaşıyoruz bizler. Bizler durup duruken yakınmak için vermiyoruz bu örnekleri. Bizlere durmadan "rantçılar", "nemacılar" diye iftira atıp kul hakkı yiyenlerin vicdanlarına hitap etmek için yazıyoruz bunları.

Yani demem o ki Sevgili Meslektaşlarım; biz sanki yıllardır bir gerçeğin üzerine hiç gitmemişiz. Bizleri bu görevleri yaparken maaş falan aldığımızı sanıyor önemli bir kesim... Onlara bu gerçek dışı durumu anlatamamışız anlayacağınız.

Bu arkadaşlarımızın sayısı epeyce var. Üstelik bizlerin açıklama yazılarının altına; "ben bilmiyordum, daha yeni öğrendim" diyen arkadaşlarımız da var...

maas1

Yoksa şehirlerde otuzar kırkar kişilik grupların basın açıklama hamleleri de bu yüzden mi yapılıyor? Eğer böyleyse onları birileri fena kandırıyorlar. İnanın o yerlerde rant falan yok. Öyle bir gelir falan elde edemezsiniz. Hatta cebinizden harcadığınız günler olacak oraya gelince. Bu gerçeği bilmiyor da para kazanacağınızı falan sanıyorsanız eğer, bir de gerçekle karşılaşınca “ben böyle işin....” falan deyip daha ilk ayın başında istifa falan etmeye kalkar Yedi Düvele rezil olursunuz mazallah.... Siz en iyisi mi normal kanalları deneyiniz ve bizleri bu sıkıntılardan kurtarmak için çaba gösteriniz. Öyle ya hep masrafta olanlar biz mi olalım? Bizlerin de çoru çocuğu, torunu torbası var. Kurtarın bizi de, Hoca Nasreddin’in dediği gibi “biraz da biz ölelim.”

Siz; "bizlerin kaç para aldığımız" gibi, asılsız konulara kafa yoracağınıza, dernek faaliyetlerini yürütürken oranın kirasını, ısınma giderlerini, aydınlatma giderlerini, çalışan giderlerini, temizlik giderlerini su giderlerini nasıl karşıladığımıza kafa yorsanız bir kaç da bu yönde sorular sorsanız belki bizlere çare üretmekte faydanız dokunur. 

Henüz derneğin kapısını açmak için anahtar deliğine yerleştirdiğiniz anahtarı ilk çevirdiğinizde, günlük 200.00 TL masrafla başladığınız bir günü düşünün hele... Nasıl geçer o uzun geceler?

Siz bakmayın birilerinin sürekli olarak bizlere; “rant devşirenler, nemacılar” falan deyip durduklarına... Aslında onlar gönüllerinden geçirip de bir türlü elde edemedikleri ve var olduğunu sandıkları “rant” üzerinden saldırıyorlar bizlere...

Burada bir "rant" falan olmadığını bilseler ortalıktan öyle bir kaybolurlar ki, arasanız da bulamazsınız onları...

Kısaca; bu ve benzeri onlarca olayı yaşamaya, cebinizden harcamaya razı olmayı peşinen kabullenmeden sakın buralara talip olmayınız. Gönlünüz, yüreğiniz hizmet anlayışıyla dolup taşıyorsa ve bu taşkınlığın önüne geçemiyorsanız eğer, hepinizi kucaklamaya hazırdır bu toplum... 

Sonra, para kazanacağınızı sandığınız bir koltuk sizi masrafa sokmaya başlayınca, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp üstüne bir de sıkıntı basıp, bu halden kurtulmanız için hastanelerde tedavi masrafı çekersiniz maazallah...

Sosyal Medyada sık sık okuyoruz; bizlerin, arkamızdan yüzümüze karşı, “bırakın beyler o koltuğu, oralar sizlerin babalarınızın çiftliği falan değil, bırakın gidin biraz da başkaları yapsınlar” falan derken, sanırım oralarda rant falan döndüğünü zannediyorlar... Bizlerin oralardan para kazandığımızı falan düşünüyorlar...

Üzüldüğüm ne biliyor musunuz? Hem zararı çeken biz, hem fırçayı, kahırı, direktifi yiyen biz. Böyle adalet mi olur be birader? Hem maddi manevi giderlere katlanıp hem de fırça yemek, direktif almak, patronluk yapanların sözlerine muhatap olmak reva mı? Bırakın da birisini bari biz yapalım. Yok öyle hem bedavadan geçinip hem de patronluk yapmak. "Adalet aradığını" iddia eden bir toplumun fertlerine bu adaletsizlik hiç yakışıyor mu?

Nerede görülmüş para vermeden, maaş vermeden, amir olmadan, kalkıp üstüne patronluk taslamak, amirliğe soyunmak? Bakın yarın buralara geldiğinizde hepiniz bizlerle helalleşmek için adreslerimizi, telefonlarımızı arayacaksınız ama heyhat bulmanız mümkün olmayacak. Kimimiz ölüp gitmiş ya da izlerimizi kaybettirmiş, telefonların çekmediği, haber alınamayan dağlara, kırlara vurmuş olacağız kendimizi...

Hem bizler buralara “kazık falan çakmış” değiliz. Bir dönem görevimizi ifa edip gidelim dedik, sonra baktık ki, 30 senede, bir tane dahi tüzük toplantısı yapılamamış, seçim tarihleri binbir çeşit mal satan dükkanlar gibi, herkes kafasına göre seçim yapıyor, kafasına göre takılıyor, hiç değilse bir düzene sokulması için, "Genel Merkez Seçimlerine Uyum Seçimleri" adı altında yapılan “Olağanüstü Durumlar” araya girdiği için, dolayısıyla bizlerin görev süreleri de normalinden bir yıl kadar süre ile uzamış oldu. Mesele bundan ibarettir Değerli Meslektaşlarım...

Sizler başka yöntemleri, hakaret ifadelerini bırakın ve normal kanallardan şimdiden listelerinizi hazırlamaya bakın. Eğer ki gönüllerinizden samimiyet fışkırdığını göreyim, gecemi gündüzümü sizlerin emrine ayırmazsam namerdim.

Yeter ki; samimi olun, yeteneklerinizi gösterme gayretinde olun...

İnanın; bütçelerimizin doğrulması, olmayan maaşlarımızın düzene girmesi, dernek yönetimlerinden kaynaklanan olmayan masraflarımızın azalması için bizleri kurtaracak yeni yüzlere, yeni arkadaşlara acilen ihtiyacımız vardır.

Yetenekli ve hevesli arkadaşlarımızın, biraz da ekonomileri daha düzgün olan arkadaşlarımızın, "iyilik heybelerini" omuzlarına alıp derneklerimizin yönetimlerine talip olmalarını arzu ediyor, herkese saygılarımı sunuyorum.

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 23516 defa

You have no rights to post comments