All for Joomla All for Webmasters
Cuma, 19 Şubat 2016 23:38

Tanıklıklarla Deniz Kuvvetleri "Çelenk Olayları"-1

Öğeyi Oyla
(10 oy)

Yer: Gölcük Tersanesi ve Poyraz Askeri Rıhtımı.

TCG Mareşal Fevzi Çakmak (D-351) muhribinde 20 Şubat 1979 günü saat 16.30 sularında kazan dairesinde meydana gelen yangın sonucu Asb. Çvş. Ziya Karabayır ile Er Mehmet Kaya ve Er Mehmet Doğantekin yanarak şehit olur. Yangın bakımda olan geminin mazot borularından birinin alev alması sonucu çıkmıştı. Yangını söndürmek için içeride bulunan bir deniz asubayı ve iki er, Harp Filosu Komutanı Tümamiral’in emriyle içeride bırakılarak kazan dairesinin kaportaları (gemilerde sızdırmazlık özelliği olan kapı) üzerlerine kapatılmış ve ölüme terk edilmişlerdi. Olay esnasında Harp Filosu Komutanı, “Gemiyi kurtarmak için gerekirse hepimiz canımızı feda edeceğiz!” şeklinde hamaset dolu söylemlerde bulunur. Personelin kaportaların kapatılmaması ve içeridekilerin kurtarılması yönündeki tepkisine rağmen verilen emir uygulanır ve bu üç kahraman denizci ölüme terk edilir.

mfcakmak

 

Olay sonrasında asubayların cenazeye katılmaları engellenir. Gemilerden çıkış yasaklanır. Harp Fİlosuna bağlı gemilerde görevli asubaylar yaşananlara tepki için eylem kararı alırlar. 23 Şubat 1979 günü limanda bulunan tüm gemilerin başüstünden aynı anda denize siyah çelenk atılarak saygı duruşunda bulunulacaktır.

Belirlenen saatte TCG Donatan gemisinden verilecek işaret ile protesto eylemine başlanacaktır. Her gemi hazırladığı siyah çelenkleri aynı anda denize atacak ve yaşananlar protesto edilecektir. 

Eylem planlandığı gibi gerçekleştirilir. Gemilerde komuta kademesinin olaya yaklaşımı da farklılıklar gösterir. Bazı gemilerde Komutan dâhil tören icra edilirken bazı gemilerde bunu engellemeye yönelik çabalar yaşanır. Engelleme çabalarına komuta kademesinn yanında bazı asubaylarda katılır.

Eylemin çok ses getirmesinden rahatsız olan komuta kademesi eylemi "isyan" olarak değerlendirir, özellikle eylemi organize edenler başta olmak üzere 146 asubay askeri mahkemeye çıkarılır ve tutuklanır. TCG Kocatepe ve TCG Mareşal Fevzi Çakmak muhriplerinde katılım çok fazladır. Tutuklananların yerine geçici görevle personel görevlendirilip gemiler  Mersin’e intikal ettirilir. Böylece tepkilerin diğer gemilere sıçrayarak büyümesi engellenmeye çalışılır. 

Bu olaylar ve mahkeme süreci sonrasında eylemlere katılan asubaylardan bazıları ordudan atılır, birçoğu hapis yatar, devre kaybeder ve meslek hayatlarının sonuna kadar sakıncalı personel olarak gözetim altında tutulurlar.

celenk milliyetDonanmada çalıştığımız dönemlerde bu olaylarla ilgili detayları birçok meslek büyüğümüzden dinlemiş olmamıza rağmen ne yazık ki hiç bir not almamış belge biriktirmemişiz. Böyle önemli bir olayın yazılı kaynaklarda yeterince yer almamış olması da üzücü. Sayın Aydın Kulak'ın EMEKLİ ASSUBALAR sitesinde yayınladığı “Türkiye’de Assubaylığın Tarihsel Gelişimi” yazı dizisi dışında bu hususta hiç bir yazılı kaynağa rastlamadık. 21 Şubat 1979 tarihli Milliyet Gazetesinde ise yangın olayına kısaca yer verilmiş ancak bu haberde de ismler hatalı olarak yer almıştır

Çelenk olayları sırasında TCG İskenderun (D-343) Gemisinde görevli olan Behzat Yıldırım ağabeye bu olayların unutulmaması ve tarihe not düşülmesi için bir çalışma yapmak istiyorum dediğimde tam adamıyla konuşuyorsun. Benim de bu konuda bir çalışmam var hatta bu olay nedeniyle yargılandığım TCG İskenderun davasının iddianamesi bende mevcut deyince doğrusu ben de heyecanlandım.

Kendisine bu konu ile ilgili bir söyleşi teklif ettim ve bizi kırmayarak kabul etti. Söyleşimize başlamadan önce bu olayların çıkma nedeni olan yangında hayatını kaybederek şehit olan Asb. Çvş. Ziya Karabayır ile Er Mehmet Kaya ve Er Mehmet Doğantekin'i bu elim olayın yıldönümünde rahmetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Meslektaşımıza vefanın gereği olarak bu elim olayı protesto eden ve bu uğurda bedel ödeyen tüm meslek büyüklerimize de saygı ve selamlarımızı sunuyoruz. Hayatta olanlara sağlıklı ve uzun bir yaşam ebediyete intikal edenlere rahmet diliyoruz.

E. Dz. Asb. Kd. Bçvş. Behzat Yıldırım ile yapmış olduğumuz iki bölümlük söyleşiyi ve söyleşinin sonunda TCG İskenderun Gemisinde görevli iken Çelenk Olayları nedeniyle yargılanmış 20 Kahraman meslektaşımız için düzenlenen İddianameyi yayınlıyoruz. Umarız bu söyleşimiz bu olayın her yönü ile tarihe not düşülmesinin kapısını aralar. Biz bu hususta gelecek her türlü yayın ve söyleşi talebini belgeleri ile birlikte yayınlamaya hazırız. 

*****

Halil Ergenli ; Sn. Behzat Yıldırım bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

celenk foto 4Behzat Yıldırım : 1958 yılında Mersin-Gülnar’da doğmuşum. 1977 yılında Deniz Asubay Sınıf Okulu’nu bitirip “Top Atış Kontrol Asubayı” olarak Donanma’ya, TCG İskenderun’a katıldım. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın değişik gemi ve kara birliklerinde çalışıp emekli oldum.

Evli ve iki erkek evlada sahibim.

H.E. : Çelenk olayı olarak bildiğimiz olay başlı başına bir olay gibi gözükse de o dönemde Donanmada yaşana gelen sıkıntıların bir sonucudur diyebilir miyiz? Bu olaylar öncesi gemilerde yaşam ve ilişkiler nasıldı? 

B. Y.  : Çelenk olayı, büyük mesleki sıkıntı ve sorun birikimlerinin patlamasıdır. Yıl 1979’du. Ülkenin yaşamakta olduğu siyasi ortamının, meslek gruplarını da etkilemesi de doğaldı. Yürürlükteki yasa ve yönergelerin ve ülkenin asıl sahiplerinden, bizlerin gördüğü muamelenin de büyük etkisini küçümseyemeyiz.

Gemilerde, özellikle muhriplerde sosyal yaşam ortamı çok kötü ve ilkeldi. O gemiler ABD’nin II’nci Dünya Savaşına yetiştirmek amacıyla, sosyal yaşamı tamamen unutularak süratle inşa ettiği, hibe olarak alınmış gemilerdi. Anlatılamaz… 

Ama siyasetin her ne kadar etkisi olsa da asubay ilişkileri çok iyiydi. Maaşların iyi olması ilişkiler boyutunda ve yaşanan sıkıntılarda pozitif etki yapıyordu. Ve ekonomik rahatlık, dostluk ve mesleki dayanışmanın gücünü artırıyordu. Bunun, 1980 sonrası maaşların yetersizleştirme çalışmalarında etkili olduğunu düşünüyorum.

H.E. : TCG Mareşal Fevzi Çakmak gemisindeki yangından nasıl haberiniz oldu? Olayın detayları ile ilgili neler anlatabilirisiniz?

B. Y.  : Tabii ki “Poyraz Gazetesi” sayesinde bilgilendik. Bu sözel bir gazetedir. Her toplumda mevcuttur ve her şeyi duyurur. Detaylar hakkında geçen 37 yılsonunda az şey anlatabilirim. (Poyraz: Gölcük Askeri Rıhtımının adı, Poyraz gazetesi ise burada haberlerin sözlü olarak çok hızlı şekilde yayılmasını anlatan bir terim.  H.E.)

TCG Mareşal Fevzi Çakmak fabrika onarımındaydı. Akaryakıt yangını çıkmıştı. Tabii ki aşağıdakiler, cihaz başındaki kişiler yanarak, acı ve feci bir şekilde hayata veda etmişlerdi. Poyraz çalkalanıyordu.

H.E. : Yangını söndürmek için kahramanca mücadele eden 3 kişinin feda edilmesi kararı kolay alınabilecek bir karar değildir. Harp Filosu Komutanının bu kararı verdiğinden söz edilse de Geminin Komutanı ve Başçarkçısının bu karara mutlaka etki etmesi gerekir. Bu hususta bilginiz var mı?

celenk foto 1

B. Y.  : Çok fazla bilgim yok. Unutmanın da sonucudur. Unutulmak istenen şeye bilincin doğal tepkisidir bu; “Çözemiyorsan unut!...”

Ama daha bir yıl önce, benzer ölümlü bir olay TCG İskenderun’da gerçekleşmişti. Asubay Ahmet Çotuk’u kaybetmiştik. Poyraz’da kıçtankaraydı gemi. Akşam yemeğinde “gemi çöktü”(Geminin makinalarının devre dışı kalması). Işıklar yandığında gürültü patırdı üzerine güverteye çıktım. Baş makineden stim (buhar) fışkırıyordu. İçeride bir kişi vardı. Emirle kaportalar kapatıldı. Haklı nedenleri olduğu söylendi bunun. Malum, gemi hem eskiydi, hem de akaryakıt, stim, elektrik ve cephane yumağıydı. İçerideki stim seyyar fanlarla boşaltıldı. Tamirci parti (Gemilerde yangın ve yaraya müdahale ekibi) daireye girdi. Sonra, zorlukla, derileri soyulmuş bir beden çıkardılar içeriden. Cansızdı. Hamile bir eş bırakmıştı ardında…

Salonumuzun adı oldu soyadı rahmetlinin; “Çotuk Salonu…”

Yani TCG M.F. Çakmak’ı en iyi biz anlardık. Doğal olarak da çok hassas ve duyarlıydık bu konuda…

H. E. : Olay olduktan sonra şehit olanlar için resmi tören yapıldı mı? Nerede ve nasıl?

B. Y.  : Şehitler için “Seçilmiş Personel” tefrikiyle bir tören yapılmıştı. Donanma Karargâhı’ndaydı galiba. Tefrik edilenlerden sormadım, onlar da anlatmadılar. Kimseyi tatmin etmemiş olmalıydı…

H. E. : Yangın olayı ile denize çelenk atılarak protesto edilmesi arasında 3 gün gibi bir süre var bu arada neler yaşandı. Bu fikir kimden çıktı? Nasıl organize olundu?

B. Y.  : Fikrin kimden çıktığını bilmiyorum. O atmosferde bizim gemiden bile çıkmış olabilir. Bir önemi de yok bunun. Gemiler ve salonlar arası ilişkileri bilirsin. O dönemde daha da yoğundu…

20 Şubat 1979 günü saat 12.00’de gemilerin başüstünde, tören kıyafetiyle “Tabura geçilip” (Deniz Kuvvetlerinde içtima anlamında kullanılır) denize çiçeksiz, siyah çelenk atılacak, iki dakika saygı duruşunda bulunulacak ve bitecekti… Bitmedi…

Başvurumuz uygun görülmedi. Çelengimiz de önceki gün II’nci Komutan tarafından gasp edilmişti.

O gün saat tam 12.00’de başüstüne çıktık. Katılım daha fazla sayıda olabilirdi, olmadı. Çünkü bir kısım personelce gerek nasihat, gerekse tehditle direnç kırılmıştı. Bizzat tanık oldum buna.

H. E. : Bazı Gemi Komutanlarının çelenk eylemine izin verdiği ancak daha sonra bunu inkâr ettiği bazı gemi komutanlarının ise personeline sahip çıkarak olayı kapattığını yönünde iddialar duymuştum. Bu konuda neler söylersiniz?

B. Y.  : Doğrudur. Gemilerin en büyüğü Donatan, tüm personeliyle katılmıştı olaya. Töreni tam anlamıyla gerçekleştirebilen de onlardı. “Donatan” tutuklanmadı.

Bazı gemilerde Komutanlar olayı kapatarak, bazılarında da hafif disiplin cezaları vererek kendi içlerinde çözmüşlerdi. Avukatımız mahkeme kayıtlarına geçilmesi kaydıyla bu olayı dillendirmiş, başka gemilerden iki savunma/ceza tutanağını heyete örnek olarak sunmuştu.

H. E. : Sizin iddianamenizi okudum. Burada dikkatimi çeken iki husus oldu. Birincisi 100'ün üzerinde asubayın olduğu bir gemiden iddianameye girenlerin sayısının 20 gibi çok düşük bir oranda olması. İkincisi ise en kıdemlisinin daha mesleğinin 6'ıncı yılındaki kıdemli çavuş rütbesindeki asubaylar olması. Bunu nasıl açıklarsınız?

B. Y.  : Şöyle ki; o gün gemide iki vardiya mevcuttu. Bir vardiya izinliydi. Bir başka nedeni vazgeçirilenlerin fazla olmasıydı. Neden kıdemsiz Asubayların davada özne olduğunu, daha önce belirttiğim “bir kısım personelce” sözleri açıklar sanıyorum. Fesata ön ayak olanlar, kıdemsiz salonunun kıdemli asubayları, fesatlar ise onlardan da kıdemsiz olanlardı.

H. E. :  İddianamede 2 ayrı kategori dikkat çekiyor. Fesata ön ayak olmak ve fesat. Hem Askeri Ceza kanunu hem de Türk Ceza Kanununa göre yargılama yapılmış. Mahkeme safahatını anlatır mısınız?

B. Y.  : 15 Mart’ta tutuklandım. 13 Nisan’da birinci celseye çıktık. Cezaevinden, büyük önlemlerin; kapı ile araç arasında erlerden oluşturulmuş, silahların tavanda çatıldığı bir koridorda eğilerek çıktık. Bu uygulama her mahkeme günü ve bir kez hamam sefamız (!) için hep olacaktı. Mahkeme binasına geldik. Bir küçük odaya aldılar bizi. Pencere ve kapı kapalı, önünde silahlı erler nöbetteydi. Kimselerle görüştürülmedik. Sonra havasızlık nedeniyle kapı aralandı. Ağabeylerimiz eşlerini ve çocuklarını görebildiler. Ağlıyordu insanlar… Biz de…

Avukatımızla tanıştık. “Çok da gençmişsiniz yahu!” dedi bize… Ve “Sizin faturanız zaten kesilmiş, ama ben elimden geleni yapacağım…” dedi.

Mahkeme salonuna girdik. İzleyicilerle görüşmemize gene izin yok. Çocuklar, analar, babalar ağlaşıyorlar. Heyet içeri girdi. Ayaktayız. Bir Albay (Başkan) ve iki yargıç subay. Yüzbaşı savcı… İddianamenin okunması, kimlik tespiti… Ardından Avukatımız söz aldı. Kısa bir konuşma yaptı. Hepimizi duygulandırıp, memnun etmişti. Ve tahliyemizi istedi. “Etmeyeceksiniz biliyorum…”

Göstermelik heyet toplantısı sonucunda; “disiplin durumunda değişiklik olmadığı gerekçesiyle RED!”… 

Mahkeme 19 Nisan’a ertelendi…

19 Nisan; Aynı seremoni; ifadelerin alınması, tanıkların dinlenmesi… Ardından müthiş bir savunma, Avukatımızdan. Yeni tahliye talebi… “RED!” Haydi yuvaya (!) dönüş. İçerideydik yine. Gelsin “Aldırma gönül!”…

2 Mayıs’ta son kez olduğunu bilmeden umutsuzca çıktık mahkemeye. Avukatımızın değerini o zaman anladık. Fırtınaydı… Esiyor, yağıyor, gürlüyor… Bağırıyor, azarlıyor, suçluyordu tanıkları ve mahkeme heyetini. Başkanın sözlerinde ve gözlerinde çaresizliği gördüm…

Ve karar açıklandı… Hapis cezası. Ama emeklilikte dahi bizi bırakmayan mahkûmiyet.

Sonra tahliye.

Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sadece avukatın özellikle kayıtlara geçilmesini istediği son sözleri ;

“Bu çocukları faturalarının önceden kesildiği şekliyle, emirle cezalandırdınız. Sizleri tarih yargılayacak!”

İşlemlerden sonra uçarak gemiye gidiş… O kadar…

Komodor (Birden çok gemiden oluşan yüzer unsurun bağlı olduğu komutan) çağırdı. Gittim kamarasına. Bağırdı, çağırdı. Tehditler savurdu. Pişman olduğum görüntüsü ve cevabını alamayınca kovdu beni kamarasından.

Diğer 19 kişi de aynı şeyi yaşamışlardı…

Sonra senelik izin… Normal mesailer… Ve tayin… Ve sürgün… Dağıtıldık…

(Devam edecek)

(İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ...)

(ÜÇÜNCÜ - SON - BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ)

Söyleşi            : Halil Ergenli

Kapak Resmi : Mustafa Aytar

Kaynak gösterilerek ve aktif bağlantı verilerek kullanılmasında sakınca yoktur.

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 17788 defa

Yorumlar   

0 #3 Levent KESMEN 21-02-2016 15:40
Defaaten bu olayı dinlediğim değerli şefim Behzat YILDIRIM bilgisi,kültürü,olgusu, duruşu ile örnek alınacak değerli bir ağabeyimizdir.Her zaman örnek aldığım birisidir.T.S.K.böylesine vatansever,Atatürkçü personelini yoktan sebeplerle yok ederek ben bu orduyu bana biat eden yalaklarla götürürürüm zihniyetiyle yalaklıklarla sicilen 1.dereceye çıkardığı utanç duyduğumuz asb.ları ödüllendirirken, Behzat abiler gibi az bulunur insanları baskıyla 3.derecelerden emekli olmak zorunda bıraktılar.Maddi ve manevi birçok bedeller ödediler.Hani şimdi klavye başında erken kaçarken bizemi sordunuz diye ahkam kesen meslektaşlarımız var ya onlar mümkünse Behzat abi gibi değerleri bulsunlar,tanışsınlar, dinlesinler bakalım onlar bu günlere nasıl gelmişler.
Başta değerli ağabeyim Behzat YILDIRIM olmak üzere hepsini saygıyla anıyorum.Aramızdan ayrılanlara ve şehit olan kardeşlerimize rahmet diliyorum...
Alıntı
0 #2 Hasip Sarıgöz 20-02-2016 17:25
Diren ADALET,
Diren DOĞRULUK,
Diren SEVGİ,
Diren İNSANLIK...
Diren...
Alıntı
0 #1 ahmet berat okur 20-02-2016 14:24
olayın oluşuyla ilgili kısım yanlış/eksiktir.
olaydan hemen sonra tarafımca yaşanılan büyük travmalarda vardır.
kabusu birbir yaşayan canlı örnek olarak söylüyorum.bilmenizde fayda var.
meslek hayatım boyunca sıkıntısını yaşadım sonunda da emekli edildim.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile