All for Joomla All for Webmasters
  • OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

    OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

  • AH ŞU DEVRİMLER

    AH ŞU DEVRİMLER

  • DURUMUN ÖZETİ

    DURUMUN ÖZETİ

  • TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

    TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

  • Yalnızlık Duygusu

    Yalnızlık Duygusu

  • SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

    SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

  • TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

    TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

  • SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

    SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

  • Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

    Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

  • Anayasa hep delikti ki

    Anayasa hep delikti ki

  • Züğürt Ağa Gerçeği

    Züğürt Ağa Gerçeği

  • Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

    Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

  • Lider ve Liderlik Kavramı

    Lider ve Liderlik Kavramı

  • TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

    TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

  • Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

    Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
Perşembe, 11 Haziran 2015 22:30

BAÇKA Senin Yüreğin Bir BAŞKA (Bizim Asker)

Öğeyi Oyla
(5 oy)

Yıl 2006 idi. Aylardan Şubat, Ankara’nın havası soğuk mu soğuk… Hava muhalefeti nedeniyle günlerdir Etimesgut Havaalanından bir türlü kalkamayan askeri kargo uçağı nihayet havalanıyor… Uçağın içindeki yüreği vatan ve millet aşkıyla dolu, adına Mehmetçik denilen Anadolu aslanları ile onların aralarına serpiştirilmiş ve birer mavi boncuk gibi duran birkaç Kafkas kartalı arasındaki “yol ustası” bir Türk Astsubayı da, onlarla birlikte Şubat soğuğu içindeki etrafı karlarla kaplı Priştina Havaalanına iniyor…

Bu iniş, anlatacağım yol hikâyesinin sadece ilk adımı idi. Bu Türk Astsubayı da, oradaki diğer askerler gibi eski ata yurtlarına doğru yol almanın heyecanını, Sultan Murat’a ve onun şahsında Evlad-ı Fatihan’ın torunlarına kavuşmanın buruk bir mutluluğunu yaşıyordu. Bir o kadar da karmaşık duygular içerisindeydi… Belki de Kosova Ovası’nda atalarının atlarının nal izleriyle karşılaşmayı, şanlı tarihimizin altın harflerle yazıldığı Kosova Meydan Muharebelerindeki iman dolu nidaların ve kılıç şakırtılarının yankılarını duyabilmeyi umuyordu…

İlk günlerde, verilen her göreve günülü oldu. Bu görevler sayesinde; kaderin kötü bir oyunu sonucu, ana vatanlarından sadece fiziki olarak uzakta backa6kalmış olan büyük Türk milletinin gurbet ellerdeki gönül zengini insanlarını tanıma fırsatı yakaladı. Oralarda da küçük bir Türkiye’nin var olduğunu fark etti. Derken, ona ve çalışkan ekibine Baçka diye bir dağ köyünde başka bir görev verildi. Bu görev bir yol yapım göreviydi. Görevi severek kabul etti ve hemen keşfe gitti. Arazi yalçındı… Yılkı atlarının özgürce dolaştığı yüce dağlar, hiç geçit vermeyecekmiş gibi görünüyordu. Buna karşın, küçük ekibin elindeki imkânlar oldukça kısıtlıydı.

İlk olarak o keşifte tanıştı köyün güler yüzlü muhtarı Aslan Bey’le. Kendisine eşlik eden köylülerinin yüreklerinin temizliği ve sevgiyle bakan gözleri etkiledi onu. Gora diye bir yer, Gorani diye bir halk… Şu Cem Yılmaz’ın “G.O.R.A” Filmiyle hiç alakası yok. Türkiye’nin Hakkâri’si gibi bir coğrafyada: Sarp dağlar, yalçın kayalıklar, hırçın akan ırmaklar ve zümrüt yeşili ormanlar içerisinde, ne yolu ne de yolağı olmayan köylerde yaşayan tertemiz bir halk. Dragaş’tan Brod Köyü istikametine giden, karşılıklı iki aracın zor geçtiği bozuk asfalt zeminli ana yoldan, Baçka köyüne ayrılan bir yolak… Kıvrım kıvrım ve yer yer kayalık uçurumların kenarından iniyor tepeden aşağıya doğru, aşağıda hışırtılarla akmakta olan azgın bir dere, derenin üzerinde hiç de küçümsenmeyecek sağlamlıkta bir beton köprü, köprüden sonra yine kıvrımlar halinde ve tekrar tırmanmaya başlıyorsunuz. Yol artık sadece bir keçi yolu… Yüklü bir katır rahatça gidebilir hepsi o kadar. Zaten onlar da öyle yapıyorlar at, eşek veya katır kullanıyorlar. Tepeye vardığınızda Baçka köyüne de varmış oluyorsunuz. 

Bu rakımı yüksek, arazisi yalçın, havası sert, suyu soğuk, yolsuz ve yolaksız coğrafyanın, coğrafyasına inat sıcakkanlı, capcanlı ve gönül zenginibacka2 temiz insanlarının gözlerindeki ışıltıyı ve yüreklerindeki enginliği gören yol ustası o anda kararını verdi. Evet, ellerinden geldiğince bu güzel köye güzel bir yol yapılacaktı.  Ayrıca bu yola benzer, fakat bu yoldan daha geniş ve daha uzun bir yol daha yapacaklardı. O yol Anadolu’nun bağrından Balkanların kalbi Prizren’e, soğuk doğu rüzgârlarının kışlağı Dragaş’a ve oradan da güler yüzlü bir avuç insanın güzel fakat mahrum yurdu Baçka’ya uzanan bir “gönül yolu” olacaktı. Astsubayımız Dragaş’taki Türk Birliğinin içerisinde görev yapan Kafkas kartallarını da bu keşifler sırasında yakından tanıma fırsatı buldu. Taa Azerbaycan’dan kardeşleri ile birlikte Kosova Ovası’na kadar koşup gelmiş Yüzbaşı Emirbey Bahşiyev’i, Astsubay Faik’i, demir bilekli ve tunç yürekli Kafkas kartallarını çok sevdi. İşte pazara kadar değil, mezara kadar olacak yeni bir dostluk köprüsü daha kurulmuştu. Astsubayımız o kardeşliği, dostluğu, sevgiyi, yardımlaşmayı ve aynı millet olmanın hazzını hiç unutmayacaktı.

Bismillah dediler ve iş makinelerini köye giden yolağın başına indirdiler. Bu sırada ekibin komutanı kulak kesildi konuşulanlara. Bir de ne duysun, meraktan bölgede biriken halkın içindeki kadınlar kendi aralarında konuşuyorlar:

“-Yol için bizim asker indi.” diyorlar. Sarsıldı Astsubay, yüreği dağlandı, yutkunmakta zorlandı. Memleketten bu kadar uzak yolsuz yolaksız bir dağ başında “bizim asker” olmak… Ne şaşırtıcı bir histi, Yarabbi! Bu nasıl bir saadetti…

Kollar sıvandı, tulumlar giyildi çizmeler çekildi ve imece usulü de diyebileceğimiz hummalı bir çalışma başlatıldı. Derken onlar “Kazma”yı, “Çizme”yi, “Küreği”, “Rampa”yı, “Düz”ü, “Dar”ı ve “Geniş”i Anadolu Aslanları ise “Karpa”yı, “Kamen”i, “Lopato”yu, “Usko”yu, “Şroke”yi, “Ogorola”yı, backa1“joldzije”yi ve daha birçoğunu öğrendiler. Ekibin komutanı anavatana döndüğünde İstanbul’daki ünlü köftecilerin ve helvacıların birçoğunun Goralı olduğunu ve Türkiye’de “Goralı” adında bir sandviç çeşidinin olduğunu da öğrenecek ve baya şaşıracaktı. Daha yola başlayalı üç dört gün geçmişti. Akşamları köyden ayrılırken kendilerine söylenen “ogorola”nın aslında “uğurola” olduğunu, “nana”nın “nine”, “haxi”nin “hacı”, “Hodza”nın “Hoca”, “ajrat”ın “hayrat”(çeşme) “joldzije”nin “yolcu” olduğunu fark ettiler ve diğerlerini... Ekibin komutanı birliğindeki komutanına dedi ki;

“-Biz artık Baçka’ya tercüman istemiyoruz.”

Komutan:

“-Peki, anlaşabiliyor musunuz?”

Astsubay:

“-Evet anlaşıyoruz…”

O günlerde şantiyeye Kosova’daki Türk birliklerinin komutanı, rahmetli Faruk Sungur Albayımız geldi. Kendisi daha sonraki Afganistan görevinde backa5şehit olmuştur. Dilerim ki Allah ona gani gani rahmet eylesin ve bizler için onu şefaatçi kılsın. O yüce gönüllü ve hoşsohbet insan; çalışmaları denetledi, makinelere bindi, köylülerle konuştu ve bize dedi ki:

“-Sizden burada iki otobüsün yan yana gidebileceği kadar geniş bir yol istiyorum.

Astsubay:

“-Emredersiniz…”

Yol genişletildi, ama her yerde değil, çünkü arazi çok yalçın ve üstelik kayalık, imkânlar ise maalesef kısıtlı. Yolun yarısından fazlasını bitirdiler. Ekip; genç Müsameddin’i, yaşlı Hamit Amca’yı, yüce gönüllü Murat Bey’i ve köyün birçoğunu tanıdı ve anlaştı. Birçok insani değerleri birlikte paylaştı. Ekip köyün camisini, çeşmelerini, akarsularını, mezarlıklarını, musalla taşını, sokaklarını, evlerini yani hem Baçka’nın bir başka olan toprağını hem de yüreği bambaşka olan insanlarını tanıdı.

backa4Bir gün Muhtar Aslan Bey’le Murat Bey dediler ki

“-Bize bayrak getirin bayrak isteriz…”

Getirildi… Ve Astsubayımız bayrakları verirken

“-İşi bitince geri getirirsiniz” demek acemiliğini yaptı.

Cevap çarpıcıydı:

“-Bayrak ödünç verilmez o artık bizimdir.”

Öpülerek ve alına konularak teslim alındı.

Ertesi günü küçük ekip iş yerine yaklaşırken muhteşem bir manzarayla karşılaştı. Kocaman bir Türk bayrağı köyün minaresinin şerefesinde dalgalanıyordu. Her halde şairin kastettiği tam da buydu “Bir yerin adına denildi mi Türk beldesi, Gözüm al bayrak arar kulağım ezan sesi” Saadetlerine diyecek yoktu… Ekip komutanı ise “Türkiye’de bir yere Türk bayrağı asmak kolaydır, ama azınlık olduğun anayurdundan uzak bir memlekette… İşte o soru işareti…” diye aklından geçiriyordu.

Hep birlikte işe başka bir hevesle ve tazelenmiş yeni bir güçle başladılar. Çalışıldı, çabalandı, kazıldı, kırıldı, karıldı, tırmalandı, serildi, döşendi ve güzel mi? Evet o şartlarda çok güzel bir yol yapıldı.

backa3Gönül yolu mu? Otoban… Goralılar mı? Özbeöz Türk kardeşlerimiz. Burada yeri gelmişken bilinsin diye söylüyorum. Bu Goralı öz kardeşlerimiz Plevne Savunmasına ve Çanakkale Savaşına katılmışlar ve yüzlerce şehit vermişlerdir. Bugün hala Gora köylerindeki düğünlerde ve asker uğurlamalarında “Çanakkale Türküsü” çalınır. Çanakkale Türküsü yankılanınca Gora’nın yüksek tepelerinde, türkünün yanık ezgileriyle fırtınalar kopar bugün yine yüreklerde. 

Hem Baçka’nın yolunu hem de gönül otobanını yapan, bu küçük fakat fedakâr ve vefakâr ekibin başındaki astsubay kim mi? İşte şimdi okuduğunuz satırların yazarı odur. O şimdi Türkiye’de, kendi öz vatanındadır. Halen daha Türkiye’den Türk yurtlarına uzanan gönül köprülerini kurmaya ve gönül yollarını yapmaya devam etmektedir. Evet, ne demiştik?

“Baçka senin Yüreğin Bir Başka”.

Sevgiyle kalın…

Yol Ustası

Hasip SARIGÖZ

AÇIKLAMA: Bu resimler, anlatılan hikâyenin belgesel tarzda bir hikâye, hikâyeden de öte GERÇEK olması nedeniyle konulmuştur.

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4129 defa

You have no rights to post comments