All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 25 Ocak 2016 10:46

1975 Ocak- E. Dz. Asb.Mustafa Sevimli Anlatıyor (3)

Öğeyi Oyla
(4 oy)

 E. Dz. Asb. Mustafa Sevimli'nin yayınlanmak üzere göndermiş olduğu 4 bölümlük 1975 Asubay Eylemleri içindeki anılarını ve değerlendirmelerini anlattığı "1975 Ocak" başlıklı yazı dizisinin ÜÇÜNCÜ bölümünü yayınlıyoruz.

Ocak 1975 Asubay hak adalet ve onur mücadelesinin 41'inci yıldönümünde o günleri yaşamış tüm kahramanlarımıza selamlar.

Saygılarımızla...

YAN ÖDEMELERDEKİ EŞİTSİZLİK

Arkadaşlarımızdan biri, bu iki günü kız arkadaşıyla, hiç dışarı çıkmaksızın, evde geçirdikleri ve olaylardan haberi olmadığı, şeklinde açıklaması, inandırıcı bulunmadı ve gülüşmelere neden oldu. Böyle yüksek bir performansın da (!) kurtarıcı olmadığını anladık.  

Aynı evde kalan iki bekâr arkadaşın biri, "Sabahları erkenden evden ayrıldığını, akşama kadar bir yerlerde oyalandığını, ev arkadaşıyla hiç karşılaşmadığını" söyledi.  

Mahkemenin "Birbirinize, göreve niçin gitmediğini, sormadınız mı?" şeklindeki sorusuna "Birbirimizle konuşmuyoruz." cevabı mahkeme heyetini, bu iki arkadaşın, birbiriyle dargın olabileceği konusunda çokça düşündürdü. 

Diğer bir arkadaşımızın, "Ben, suçsuzum Abi." tarzındaki hitabını, mimik, hareket ve ses tonuyla da desteklemesi, duruşma salonunda derin bir sessizliğe ve mahkeme heyetinin birbirine bakışmasına neden oldu. 

İddianamedeki suçlamayı reddeden böyle ifadelere karşılık, görevli savcı, diğer kanıtlarla birlikte, Hürriyet Gazetesi'nin olay günlerinde yayınlan "ASSUBAYLAR YAN ÖDEMELERİ AZ BULDU" haberini de kanıt olarak sundu. 

Mahkeme bize, "14-15 Ocak 1975 günlerinde, iki gün göreve gitmemişsiniz, neden?" sorusunu yöneltiyordu. 

Biz, bir grup arkadaş, göreve gitmeme nedenini; "Yan ödemelerdeki aşırı eşitsizlik nedeniyle, moralim bozulduğundan, iki gün göreve gitmedim." şeklinde yanıtladık. İfademizin tümü bu kadardı, ek anlatım yapmadık. Yazılı ve sözlü ifademizde, sadece bunu tekrarlayıp, gerçeği vurguladık. 

Duruşma salonunda ses düzeni bulunmadığından, sesimizi duyurmak zor olmaktaydı. Fakat bu ifademizi bağırarak tekrarlamak, bizim için kolay ve keyifli idi. Bu şekilde ifade veren arkadaşlarımızla, özellikle bir arada oturmuştuk. Aramızdan biri, ifade vermek için ayağa kalktığında, yazman görevlinin hemen yazıya başlaması, kendisinin, yargıç  tarafından sıkça azarlanmasına neden oluyordu. 

Olayın nedeni, herkes tarafından bilindiğinden, çaresizce saptırmaya çalışmak, gerçeğimizi reddetmek olacağından, en azından sorunumuzun bu şekilde belgelenmesi için, kısaca gerçeği dile getirmek, en akılcısı olacaktı. Zaten, suç ve ceza sabit olduğundan, sonuç değişmeyecekti ve öyle oldu. Duruşmalarda, ara karar ile tutukluluğumuz kaldırıldı. Yargılama, tutuksuz olarak sürdü. Mahkeme başkanı tahliye kararını okuduktan sonra bir arkadaşımızın, "Yaşasın Adalet" diye bağırması salonda sessizlik ve belirgin acı bir tebessüm oluşturdu.

Arkadaşlarımızın bazıları henüz bir-iki yaşında, bebe babası idiler. Tutukluluktan, eve geri döndüğümüzde, birçok arkadaşımız çocuğunun kendisini unuttuğundan yakınmıştı. Ne ilginçtir ki, aynı yakınmaları, henüz bir yıl geçmemiş olan Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra da yaşamıştık. 

Harekâtta da uzun zaman ayrı kalmış, dönüşte çocuklarımız tarafından yadırganmıştık. 

O günlerde Kıbrıs'a barış götürmüştük. Nice şehitlerimizle... Nice gazilerimizle... Ve nice uzun ayrılıklarımızla... Çocuklarımıza yabancılaşacak kadar... Şimdi aynını tekrar yaşıyorduk.

Bu defa neden böyle olmuştu? Kendimiz için barışı kazanabilecek miydik, nasıl?

Yargılama sonunda, olaya katılan herkes, dört ay hapis cezası aldı. Emsallerine göre bir yıl sonra terfih ederek görev yaptı. Bazı arkadaşlarımız mahkeme kararından önce görevden ilişkisi kesilerek aramızdan ayrılmıştı. Kararın böyle olacağı, duruşmalardan önce söylenti olarak ısrarla konuşuluyordu. Böylece söylentinin gerçeğin kendisi olduğu anlaşılmıştı. 

Kalan hapis cezasını, daha sonraki zamanda görev yaptığımız birlik içinde oluşturulan hapishanede tamamladık.

Dava savcısının dediği gibi; “Haksız olduğumuz için değil, hakkımızı ararken, yasalara göre suç işlediğimiz için orada tutuluyorduk.” “Hakkını aramak..”

 

Acılar, sıkıntılar unutulmak zorundadır. Unutulmazsa, umutlar da yeşermez. Önemli olan alınması gereken derslerin alınması ve asla unutulmamasıdır. 

Mustafa SEVİMLİ
Emekli Deniz Asb. 

Devam edecek

Kapak Resmi : Mustafa AYTAR

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4248 defa

Yorumlar   

0 #1 Ahmet DUVAR 25-01-2016 23:13
Bizler bugün AÇLIK ve YOKSULLUK sınırında maaş alabiliyorsak 1971 ve 1974'lü yıllardaki mücadeleler veren çok kıymetli ağabeylerimizin sayesinde olmuştur, kendilerine minnettarım.Birilerinin eline kalmış olsaydık bugün askeri ücretle çalışırdık.Bu süreç uzun süreceği o yıllardan belli olmuş.Hala devam ediyor.Yaşam ölüm arası.İşverenler kim?
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile