All for Joomla All for Webmasters
Çarşamba, 20 Ocak 2016 12:09

1975 Ocak- E. Dz. Asb. Mustafa Sevimli Anlatıyor (2)

Öğeyi Oyla
(3 oy)

 E. Dz. Asb. Mustafa Sevimli'nin yayınlanmak üzere göndermiş olduğu 4 bölümlük 1975 Asubay Eylemleri içindeki anılarını ve değerlendirmelerini anlattığı "1975 Ocak" başlıklı yazı dizisinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Ocak 1975 Asubay hak adalet ve onur mücadelesinin 41'inci yıldönümünde o günleri yaşamış tüm kahramanlarımıza selamlar.

Saygılarımızla...

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

Tutuklama kararına yazılı itirazımız, üst mahkemece ret edildi. Tutuklama nedeni olan "sözleşerek görevden toplu firarın" yasadaki tanımına uygunluğunu aramızda sürekli tartıştık, yorumladık. Fakat doğru kabul edilebilecek, tam cevabını bulamadık. Firar suçunun kesinleşmesi için, iki günden fazla ( galiba en az altı gün) bir göreve gitmemenin oluşması gerekiyordu. Sivil sektörde, iki gün işe gitmemek, iş sözleşmesinin iptali yetkisini veriyordu. Devlet memurlarında ne olduğunu bilmiyorduk. Fakat hapis cezası olamazdı. Muhtemelen disiplin kabahati ve ücret cezası olabilirdi. 

Bize ülkemizin vatandaşlarından ayrı, özel bir ceza uygulanacaktı. 

Bazı arkadaşlarımız, tutukevi yapısının, yasadaki tanımına uymadığına itiraz ederek, uygun tutukevine gönderilmek istediler. Bunda direnerek, kabul edilen yapıdaki tutukevine götürüldüler. Bu arkadaşlarımız, hak arama konusunda ısrarlı takipçi, idealist, kendini bilgi ile donatmış, asıl görevinde de başarılı, bilinçli astsubaylar idi. Özellikle, onlar da dâhil olarak, hepimizin bir arada oluşu, bizlerin kendimizi daha güçlü ve kararlı hissetmemizi, birçok konuyu paylaşmak, bilinçli davranmak niteliğini sağlamıştı. Zaten birçoğu bu olayın sonucuyla ya da ileriki yıllarda istifa veya olmadıysa çeşitli yöntemlerle aramızdan ayrıldılar. Bu gibi arkadaşlarımız, yeniden başladıkları yaşam kavgalarında hep başarılı olarak, iyi konumlara geldiler. Onları hep gurur duyarak hatırladık.

Duruşma başında mahkeme; “devam eden Kıbrıs sorunu ve diğer nedenlerden, duruşmaların basına ve izleyicilere kapalı olduğu kararını” açıkladı. Böylece sorunumuzu basın yoluyla doğru biçimde kamuya iletme imkânından yoksun kalmıştık. Duruşmalar boyunca, mahkeme heyetinin arka tarafında büyük harflerle yazılı, "Adalet Mülkün Temelidir"deyişini anlamaya çalıştık. Mülk, kelimesinin "devlet" anlamında olduğunu öğrendik. Devlet, ADALET temeli üzerine kurulmuştu. Devletimiz bizlere de adil olacaktı. Kusurumuzu af etmese de, bizi mağdur etmeyecekti. 

Bizler dayatmacı yetkilerden çok adaletin üstünlüğüne, bağımsızlığına inanmıştık. Duruşmalar başlamadan önce, ceza kararının belli olduğu yaygın olarak konuşuluyordu. Bunlar, adil yargılanacağımız inancımızı da sarsmıştı. Bu söylentiler karşısında avukatımız hiçbir şey açıklayamıyordu. Hukukun savunma ayağının işlemeyeceğini anlıyorduk. Bizim cezamızı peşin kestiğinden, bu hukuksuzluğu istediğimiz gibi yorumlayabilirdik.

Yasal hakkımızı ararken bizi suçlu durumuna düşüren, adaletsizlik üzerinde oturduğu görülemeyen, ne olduğu belirsiz bu durumu istediğimiz gibi yorumlayabiliyorduk. Kitaplarda anlatılana ve sözlük açıklamasına hiç benzemediyse de bu yeni görünüşüyle, bizim durumumuza denk gelmişti. Bu bizlere (yapay olsa da) bir rahatlama veriyordu. 

İddianamenin okunmasının tamamlanacağı ve cezanın talep edileceği gün, duruşma sürerken, görevli savcıya bebesi olduğu haberi verilmişti. Bu haberin verilmesinin özellikle duruşma anlarına denk getirildiği düşünüldü. Böylece savcı, tutukluluğumuzun kaldırılmasına itiraz etmeyecekti. Müjdeli bu haber nedeniyle az ceza verilmesini talep edebileceği beklentisi de konuşuldu. Bu bize inandırıcı gelmemişti. Çünkü önceki duruşmalarda yargılanan arkadaşlarımızın tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldığını biliyorduk. Duruşmaların da sadece formalite gereği olduğu sonucuna varmıştık. Bu arada tutukluluğu kaldırılan arkadaşlardan boşalan yerlere bizler yerleştirildik. Burası yaşam şartları daha düzgün yerlerdi. Televizyon salonu vardı. “Seninle Bir Dakika” adlı şarkı ile ilk kez katıldığımız Eurovizyon şarkı yarışmasını izleme fırsatımız olmuştu. Yakındaki kantinden de bazı gereksinimlerimizi giderme olanağımız vardı. 

Duruşmalarda, mahkeme başkanın iki yanındaki mahkeme üyeleri ile birbirine yaklaşarak, ne konuştuğunu ve başlarını "olur, evet, tamam" anlamında sallamaları, aramızda merak konusu olmuştu. Bizler, bunu da kendimize göre seslendirerek, espri konusu yapmıştık. Ceza kararı belli olduğuna göre, herhalde duruşma ve karar hakkında değil, özel bir şeyler konuşulduğunu düşünüyorduk.  

–- Bu akşam, şehir kulübüne gider miyiz?   

–- Olur, olur. 

–- Biz ikimiz, akşam kulübe gidiyoruz. Sen de gelir misin?

–- Evet, tamam. gibi olabilir miydi, acaba?

Arkadaşlarımızın çoğunluğu, iki gün göreve gitmeyişini, değişik nedenle ifade etmesine karşın, herkes aynı cezayı aldı. Bu ifadelerden, hepimiz arasında ilginç bulunan üç tanesini, anlatımda trajik-komik bir tat olması için ve gerçeği vurgulayan ifademizi, gelen bölümde aktaracağım.

Mustafa SEVİMLİ
Emekli Deniz Asb. 

Devam edecek

Kapak Resmi : Mustafa Aytar

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4107 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile