All for Joomla All for Webmasters
Pazartesi, 18 Ocak 2016 00:38

Arap baharı değil, astsubay baharı

Öğeyi Oyla
(10 oy)

Saygıdeğer meslektaşlarım, 

04 Haziran 2012 tarihinde yazmış olduğum "Arap baharı değil Astsubay baharı" başlıklı makalemi tekrar sizlerle paylaşıyorum. 

O tarihten bugüne değişen ne olduğunu anlatmaya gerek yok. AYNI TAS AYNI HAMAM misali kafalarını kuma gömmüş bir kurmay heyeti ile bu heyete karşı kimlik mücadelesi vermeye çalışan Bir Sivil toplum kuruluşu, hem de emeklileri. 

Başka bir ülkede olsa İNSAN HAKKI diyerek çözülen sorunlar, bize gelince KAN DAVASINA dönüştürülüyor. 

Siz böyle bir kurumun çalışanı ve emeklisi olarak güven duyabilir misiniz?

Yazımın ÖZLÜK HAKLARI bölümünde o zaman söylediğim şeylerin önemi bugün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. 

Bizler bundan sonraki mücadelemizi, Başta 926 sayılı kanun olmak üzere Türkiye de çalışan tüm memurların tabi olacağı (Özlük hakları; kendi kanunlarında belirlenen) bütün kurumların, özlük haklarının tek bir kanunla düzenlendiği bir kamu yönetimi kanununun çıkarılması yönünde siyasi irade ile işbirliği yapmaya vermeliyiz. 

Saygılarımla

Arap baharı değil, astsubay baharı

Yer : TBMM Adalet Komisyonu.

Konu    : 3 ncü yargı paketiyle ilgili görüşmeler.

“ASKERİ Ceza Kanunu uyarınca 2 yıla kadar hapis cezası alan askerlerin cezaları için de “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”  hükmü uygulanacak, maddesi görüşülüyor.

Bir tarafta TBMM Adalet komisyonu üyeleri,

Diğer tarafta; Genelkurmay Adli Müşavirliği, Jandarma Genel komutanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan gelen askeri hakimler.  Kıran kırana bir mücadeleye girişiyor.

Askeri hakimler:

Düzenlemenin; özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yürütülen terörle mücadeleyi olumsuz etkileyeceğini savunuyor.

“Yasanın TSK’da “disiplinsizliğe” yol açacağını iddia ediyor.

 Hakimler ayrıca; Askeri Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılması için MSB’de taslak çalışması olduğunu, yeni bir düzenlemeye gerek olmadığını savunuyorlar.

İşte tam bu noktada söz alan Adalet komisyonu üyesi Prof. Dr. Adem SÖZÜER, herkese uygulanan bir uygulamanın askere uygulanmamasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, disiplini bozucu faaliyetler için disiplin mahkemelerinin karar verebileceğini anlatıyor. SÖZÜER,  sözlerini “Yeter ki disiplin cezasını hakim versin, buna AİHM bile bir şey diyemez. Aksi eşitlik ilkesine aykırı olur” Diyerek noktalıyor.

Prof. Dr. Adem SÖZÜER ayrıca; 2005’ten bu yana her düzenleme öncesinde askeri hakimlerin“bu yönde bir çalışmamız var” dediklerini ancak bir türlü böyle bir çalışmanın olmadığını söyleyerek TBMM’nin Genelkurmay askeri yetkililerince sürekli olarak aldatıldığını bir şamar gibi yüzlerine vuruyor.  (Milletvekilimiz de nihayet Genelkurmayın çalışma şeklini çok iyi anlamış. Ast rütbedeki  personel yıllardır kendini yırtıyor. Ama gel gör ki, bizim çok muhterem Genelkurmay karargahımızın konu üzerindeki çalışmaları bir türlü bitmiyor. )

Prof. Sözüer, yapılan çalışmaların ise içe kapanık yapıldığını, Adalet Bakanlığı başta olmak üzere üniversiteler, ilgili kuruluşların hiçbirinden görüş alınmamasını ise eleştirdikten sonra , “Milli Savunma Bakanlığı başka bir ülkenin ordusu için düzenleme yapma anlayışından vazgeçmelidir” diye konuşup maddeyi kapatıyor.

Askerlerin çıkmasını istemedikleri düzenleme Komisyon tarafından oy çokluğu ile kabul edilmesiyle, Komisyonun ilk kez askerin istediği bir düzenlemeyi reddediyor.

Vesayet sona erdi.

Adalet Komisyonunu tebrik ediyorum. Nihayet bir siyasi irade kendileri tarafından çıkarılan bir HUKUK DÜZENLEMESİNE karşı çıkan Genelkurmay yetkililerinin itirazlarını dikkate almayarak İNSAN HAKLARININ herkes için uygulanabileceğini göstermiş, vesayet rejimini reddetmiştir.

Bundan sonraki süreçte; Ordunun temel direği olan rütbeli personelin, hak ve hukukunu gözetecek şekilde, TSK’lerinin iç hukuk işleyişi olan kanunlar. (Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaşların beklediği) Askeri Ceza Kanunu, İç Hizmet Kanunu ve Disiplin Mahkemeleri Kanunu günümüz şartlarına göre Adalet Bakanlığınca değiştirilerek hayata geçirilmelidir. (1930 yılların o zamanki şartlarında askerler tarafından Batı ülkelerinin kanunlarından kopyalanarak çıkarılmış olan sivil inisiyatif tarafından incelenmemiş, çağın gerisinde kalmış Askeri Ceza kanunu, İç hizmet kanunu ve Disiplin mahkemeleri kanunları, oluşturulacak bir karma komisyon tarafından yeniden hazırlanarak TBMM’ne sunulmalıdır.)

Özlük hakları;

Özlük hakları konusu Genelkurmayın konusu olmaktan çıkarılmalı, Siyasi otoritenin yetkisine bırakılmalıdır. Konu siyasi otorite ile muhatabı arasında yapılacak görüşmeler ile belirlenmelidir.

Siyasi iktidarlar, geçmişte zamanın ruhuna uygun olarak göz yumdukları  (27 Mayıs 1960 ihtilali ile meydanı boş bularak çıkarılan kanunları. 205 sayılı OYAK Kanunu v.b.)  iktidar boşluğundan doğan kanunları ve özlük haklarını kendisi düzenlemelidir.

Ortaya çıkan bu ucube durumu artık düzeltme zamanı gelmiştir.

Özlük hakları vs. gibi yetkileri elinde bulunduran ordu, sürekli tartışma konusu olacaktır, oysa bir ülkenin ordusu tartışılmaz, ordu niçin sürekli kendisini tartıştırıyor, yapılacak olan şey çok basittir, ordu yetkisi olmayan işlerden çekilmelidir,

Özlük hakları da dahil tüm hak hukuk meseleleri siyasidir ve siyasi otoritenin yetkisindedir. En nihayet seçimde biz siyasi otoriteden uygulamalarının hesabını sorabiliriz,

Ordu kendi çizgisine çekilmeli ve tartışılan bir kurum olmaktan çıkarılmalıdır. Haklarımızı siyasi otoriteden istemeliyiz ve bu konuda tartışacağımız ve hesap soracağımız makam siyasi otorite olmalıdır.

Pes diyen astsubaylar etkisi.

İki aya yakın bir süredir devam etmekte olan pes diyen astsubaylar hareketi, TSK leri içerisinde kemikleşmeyi ve bölünmeyi artırmıştır. Bunun siyasi sonuçları olacağı kendilerine daha önce anlatılmaya çalışılmışsa da ne yazık ki genelkurmay karargahı bunu anlamakta zorluk çekmektedirler. Gelinen noktayı halen hazmetmiş değiller. Sonucun nereye gittiğini de görmekte zorlanmaktadırlar.

İlk işaret fişeği TBMM Adalet komisyonundan gelmiştir. Bundan sonra da devamı gelecektir.

Askerlik kanununda yapılan değişiklikler ile ilgili olarak konuşan TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan KÖKSAL’ın  “bizim yapacak bir şeyimiz yok. Genelkurmay istemedikten sonra biz bir şey yapamayız” demesi dönemi de sona ermiştir. Adalet komisyonu üyesinin gösterdiği basiret bundan sonra Milli Savunma Komisyonu üyelerinden de beklenecektir.

Artık her şey eskisi gibi olmayacaktır. İnsan hakları önceliği kabul edilmedikçe, her şeyi kendilerine yonmalarından vazgeçilmedikçe, astlarının haklarını dağıtmakta adil davranmadıkça PES olayları daha çok artacaktır.

Sentez yapan herkes, siyasi iktidarın 2002 senesinden itibaren astsubayları, genelkurmaya karşı siyasi bir koz olarak elinde tuttuğunu görmektedir. Şimdi hasat yapmaktadır.

Kendisini geliştirmeyi beceremeyen ordunun başında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kılıcı asılı durmaktadır.

TSK.lerini bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Zamanın ruhunu okuyamayan, görevini yapmayanların o görevde durmaları artık sakıncalı duruma gelmiştir.

Orduyu yıpratarak Türk Milleti gözünde küçük düşürenlerin hesap vermesi gerekir.

Hesap vermek mahkemeye çıkarılarak değil, Görevini yapamadığını kabul ederek İSTİFA etmeleri de bir hesap vermektir. Hayır, hesap vermek yargı yolu ile olmalıdır diyenler için Astsubaylar o yolu da deneyeceklerdir.

Sonuç, TSK’lerine  Arap baharı değil astsubay baharı gelmiştir.

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 8474 defa

Yorumlar   

0 #1 Mustafa kiziltan emekli asubay 06-04-2016 01:37
Arkadaslar temadi guclendirelim ekonomik olarak her ay 10 tl ile havuzu dolduralim belli paraya ulasince temad bank i kuralim temad hospitali kuralim evsizlere bina yapalim yapalimde yapalim bu turkiyede ekonomik olarak guclu olmak lazim yoksa bize bir sey vermez artik akilli insanlarimiz cogaldi ekonomik olarak guclerimizi birlestimemiz lazim subaylri kaale almayin biz bize yeteriz
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile