All for Joomla All for Webmasters
  • OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

    OYAK, TEMAD, TESUD Görüşmeleri üzerine bir görüş

  • AH ŞU DEVRİMLER

    AH ŞU DEVRİMLER

  • DURUMUN ÖZETİ

    DURUMUN ÖZETİ

  • TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

    TEMAD’da Cadı Avı Devam Ediyor

  • Yalnızlık Duygusu

    Yalnızlık Duygusu

  • SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

    SİTEMİZİN BEŞİNCİ YAŞINDA YENİDEN TEMAD DİYORUZ

  • TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

    TEMAD'da Kurumsal Kimlik ve Güçlü STK Anlayışı

  • SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

    SAĞLIKTA SAĞLIKSIZLIK

  • Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

    Koronavirüs Günlerinde Stres Kontrolü İçin Tavsiyeler

  • Anayasa hep delikti ki

    Anayasa hep delikti ki

  • Züğürt Ağa Gerçeği

    Züğürt Ağa Gerçeği

  • Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

    Ayaş Domatesi Korkusu- Mehmet Ali KILINÇ

  • Lider ve Liderlik Kavramı

    Lider ve Liderlik Kavramı

  • TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

    TEMAD Yönetimini Uyarıyoruz

  • Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

    Güç, Empati, Kibir ve Liderlik

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
Cuma, 08 Ocak 2016 23:38

Yıl 1975 Aylardan Ocak (8)

Öğeyi Oyla
(9 oy)

 E. Hv. Asb. Ökkeş Kadri Baçkır'ın 2008 yılında yayınlamış olduğu 1975 Asubay Eylemleri içindeki anılarını ve değerlendirmelerini anlattığı "Yıl 1975 Aylardan Ocak" başlıklı yazı dizisini tarihe not düşmek adına yayınladık. Eylemlerin Yıldönümünde son bölümünü yayınladığmız dizimize gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederiz.

Özlük haklarımızla ilgili paylaşımlarımızda gördüğümüz onbinlerce okunma sayılarını bu yazı dizimizde görememenin burukluğu ile Asubay Hak, Adalet ve Onur Mücadelesinin kahramanlarını saygı,şükran ve minnetle selamlıyoruz.

Yazı dizisini yayınlama talebimizi terddütsüz kabul eden Sayın Ökkeş Kadri Baçkır'a teşekkürler.

Saygılarımızla...

“Beynimizde, eyleme geçirdiklerimizden daha fazlasını taşımıyorsak, eyleme de pek fazla bir şey geçirmemişiz demektir.”

Evet, 64 günlük tutukluluktan sonra, yarın askeri mahkemeye, hâkim karşısına çıkarılıyoruz.

Değil yarını, bir saat sonrası dahi belli olmadan geçen tam koskoca 64 gün.

Hava Kuvvetleri Komutanımızın, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşme ve bu görüşme sonucu alınan karar gereği “Ordu ile ilişkileri kesilmemiş olup askeri mahkemelerin vereceği karar uygulanacaktır.” denilmesi acaba hayrımıza bir durum mu? Yoksa daha da ağır bir fatura mı çıkarılacak karşımıza? 

Fakat bizleri rahatlatan bir haber geliyor. Belki de özellikle bizlere ulaştırılıyor bu haber.

Sayın Hava Kuvvetleri Komutanımız, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmede; “Şu an tutuklu bulunan assubayların neredeyse tamamının uçak teknisyenleri olduğunu, onların Silahlı Kuvvetlerden ilişiklerinin kesilmesinin, Hava Kuvvetlerinin asli görevi olan uçuş, atış, av önleme ve bombardıman görevlerini aksatacağını, hatta aksatmaktan öte yapılamayacağını” belirtmesi ve Kıbrıs barış harekatının fiilen bitmiş olmasına rağmen teyakkuz durumunun devam ede gelmesi nedeniyle ilişiklerinin kesilemeyeceklerini izah ederek Genelkurmay Başkanının da bu düşüncelere katılması sebebinin neticesi yarın askeri mahkemeye çıkarılıyormuşuz!!

“İyi bir haber!” diyor ve mahkemeye çıkacağımız sabah saatlerine kadar gelen bu haberlere yorumlar üretiyoruz. Onlarca acabalarla dolu yorum ve kritikler.

Ve sabah saat 06.00. Uyumamış beyinler, kapanmamış göz kapakları. Yine de mangal yürekliler olarak durmalıyız hâkim karşısında.

Saat 08.00’den itibaren otobüslerle götürülüyoruz mahkemenin kurulduğu mıntıkaya. Yüzlerce tutuklu assubaydan oluşanları bakalım nerede ve nasıl yargılayacaklar.????

Eski spor salonu burası, yani getirildiğimiz yer. Mahkeme heyetinin azametini gösterebilmek için zeminden bir miktar yukarıya kurulan kürsü ve karşısına sıralanmış yüzlerce tahta sandalyeden oluşan mahkûm oturakları. Arada da geniş bir güvenlik bölümü var. Neden gerek duyulduğunu hala anlayabilmiş değilim.

Yargıç duruşmayı açıyor.

İsim, soy isim, yani malum künye sayım ve yoklamalarından sonra Yargıç; “Mahkemelerin basına kapalı olacağını, içeriye müdahil avukat ve izleyici alınmayacağını” belirterek; “Basın mensupları, müdahil avukatlar ve izleyiciler lütfen salonu terk etsin!” der.

Bu terk işlemi içinde bir müddet ara verir.

Yarım saat kadar da sürer bu salonun lüzumsuz insanlardan tahliye edilme işlemi.!!!!!!!!!!!

Ve askeri savcı iddianameyi okumaya başlar.

Lüzumsuzların (!) mahkeme salonunu terk etmeleri için tanınan süre, sanık assubayların kimlik yoklamaları ve askeri savcının iddianameyi okumaya başlaması o kadar zaman alıyor ki, neredeyse akşam olmak üzere.

Meğer biz neler yapmışız da haberimiz yokmuş. Yüzlerce sayfalık iddianameler, okunmakla bitmeyen suçlamalar, derken mahkeme başkanı davanın ertesi gün görülmesine karar veriyor. Kanımca bütün mahkeme safahatınca da verdiği tek doğru ve de yansız karar bu olsa gerek.

O geceyi tekrar askeri cezaevinde, kafamızda yüzlerce olasılık içerisinde geçirerek sabahlıyoruz. Sadece sabahlıyoruz, gözler uyusa da beyinler uyumuyor ki!!

Acaba??… Acabalar o kadar çok ki beynimizde, belleğimizde. Acaba bu acabaların hangisi ile karşılaşacak, hangisi ile cezalandırılacak, acaba ne kadar yatacak, ne zaman çıkacağız? Gel de uyu bu kadar acabanın içerisinde.

64 gün acabaların kare küpünde, sirke küpüne düşmüş gibi olan gencecik beyinler.

Daha bir kaç ay önce 1974 Temmuz’unda “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak!” diyen, Makariosçulara, Enosisçilere, Megalo-İdeacılara santim santim bombaları hazırlayan, onlara 20 Temmuz’da kâbus gibi çöken bizler.

Enosisçilerin katlettiği Kıbrıslı soydaşın, banyoda hunharca şehit edilen tabip binbaşının evlatlarının intikamını almak için kanını, terini akıtan bizler.

Bir kaç ay sonra nasıl da hain olmuşuz. Eyvahhh… Eyvah ki eyvah!..

Hakkını vermeyeceksin, hak arayınca da gerekeni yapacaksın, elindeki erk nedeniyle.

O zaman anladım ki; “Haklı olmak değil, haklı kalabilmek gerekirmiş.”

Haklı idik. Amma maalesef hak aramada izlenilen yöntem bizleri haksız konuma düşürmüştü. Lakin nasıl arayabilirdik ki o günün koşulları içerisinde başka şekliyle haklarımızı? Askeri savcı da meselenin özünde haklılığımızı kabulleniyor, ne yazık ki izlenen yöntemin yanlışlığını vurguluyordu, süreç içerisindeki safhalarda.

Ve sabah saat 06.00. Kalkıyoruz, mahkemenin ikinci celsesine hazırlanmak için.

Sabah saat 6.00’da güya uyandırılıyoruz. Uyumadık ki uyanalım. Nasıl uyuyabilirsiniz? Geleceğini, hatta bir kaç saat sonrasını dahi bilmeyenlerin, uyumaya hakları olabilir mi?

Saat 6.30. Kahvaltılarımızı yapıp, hazır ve de nazır bir şekilde başlıyoruz beklemeye.

Dün, neden basın, müdahil avukatlar ve izleyiciler salondan çıkarıldı ki? Orada bizlerin karşılaşacağı muamele, neden basından, müdahil avukatlardan ve tutuklu assubay yakınlarından gizleniyor ki?

Bir eylem yapılmıştır. Ve askeri ceza kanunu bu eylemi suç saymaktadır. Yasaların öngördüğü ceza eylemcilere uygulanacaktır… Da, neden basın dışarı?

Aslında endişeye gerek yok. Neden bu endişeniz? Bize yapılan eza, cefa ve uygulanan cezayı ne o basın yazabilir, ne de eleştirebilir.

Hatta gerekirse “gerektiği şekilde yazar, çizer ve şekillendirirler”

Ama belki de yürekli bir gazeteci çıkar, doğruları yazar. Patronuna onaylatır. Evet, endişelerinizde haklı olabilirsiniz.

Saat 7.30. Mahkeme salonuna naklediliyoruz. Evet, naklediliyoruz.

* * * 

Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana 

Yine de bir şey yapabildim diyemem hatırana.

* * *

Mehmet Akif Beyefendinin Çanakkale şehitleri için yazmış olduğu bu dizeler geldi aklıma, arkadaşlarımın yorumlarını okur iken anı yazımızla ilgili.

Ben bir assubayım. Assubayın onur mücadelesindeki katkımız ömrümüz olduğu, gözümüz gördüğü ve elimiz kalem tuttuğu sürece de devam edecektir.

Hiç bir arkadaşımın 33 yıl öncesinde yaşanmış olan bu hak arama mücadelesinde bulunamamış olmaktan asla üzüntüye kapılmaması gerekir diye düşünüyorum. O gün yapılması gerekeni o günün yaşayanları yapmış ve onur mücadelesinin haklı sesini gereken yerlere duyurmuşlardır. Onurlu yaşamı savunan bizler yaşadığımız süreç içerisinde yapılması gereken yapamadıklarımızdan sorumluyuzdur. Aksi halde neden “Çanakkale Geçilmez!”i tarihe altın harflerle yazan kahramanların yanında olamamışız diye bir soru gelmez mi aklımıza?

Bizler o gün yaşamıyorduk. İnanıyorum ki, bu onur mücadelesinin yılmaz savaşçıları olan bizler o günleri yaşamış olsa idik Türk tarihinin seyrini değiştiren bu zaferde en ön saflarda olurduk.

Bu anı yazımızda amaç, geçmişte onur mücadelesinin bütün imkânsızlıklara rağmen nasıl yapıldığını, birlik ve beraberlik ruhunun gelişmesi ve birbirimize olan saygı kavramının gerçekleşmesi nedeniyledir.

Haklı olmak değil haklı kalabilmek. Evet, işte bütün mesele burada.

Uğradığımız haksızlıkları ilgililere, yetkililere ve kamuoyuna duyurabilmenin bu günkü teknik imkânlar ölçüsünde farklı şekilleri mevcuttur. İşte bizler geçmişten ders alarak hak aramaktaki stratejiyi tespit ederek kendimize bir rota çizmemiz gerekmektedir. Bu sebeple TEMAD'a ihtiyacımız her günden daha fazla bu gün gereklidir. TEMAD yönetimi bu strateji rotasını çizebilecek ehil ellere teslim edildiği gün, onur mücadelesinin sesi yükselecek ve tarihte hak ettiği yere yerleşecektir.

SON SÖZ

SAYIN MESLEKTAŞLARIM,

ŞU ANA KADAR YAZDIĞIM, YAZAR İKEN BENİ ZAMAN ZAMAN 33 YIL ÖNCESİNİN O KARANLIK VE GELECEGİ MEÇHUL GÜNLERİNE GÖTÜREN BU ANILAR SADECE BENİM DEGİL TÜM ASSUBAY'LARIN HATIRALARI, GEÇİRDİĞİ EVRE'NİN BİR ETABIDIR.

O SEBEPLEDİR Kİ BUGÜN YAPILMASI GEREKEN HAK ARAMA EYLEMLERİNİN, YASAL ÇİZGİLERİN DIŞINA TAŞIRILMADAN, “HAKLI OLMAK DEGİL, HAKLI KALMAK ÖNEMLİDİR” FELSEFESİNİ UNUTMAMAKSIZIN YAPILMASINDA CAMİA ADINA BÜYÜK KAZANÇ VE MENFAATLERİN OLUŞACAGINI UNUTMAMAMIZ GEREKİR.

TOPLUMLARIN HAKLI SESLERİNİ DUYURABİLME ADINA OLUŞTURULMUŞ SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN YÖNETİMLERİ BU HAK ARAMA EYLEMLERİNİ LEGALİTENİN DIŞINA TAŞIRMADAN, AKIL VE MANTIK KAVRAMI KURALLARI DOĞRULTUSUNDA GERÇEKLEŞTİREBİLİRLERSE BAŞARIYI YAKALAMALARI KAÇINILMAZDIR. BU SEBEPLEDİR Kİ; EMEKLİ ASSUBAYLARIN S.T.Ö. İÇERİSİNDEKİ TEK YASAL ZEMİNİ OLAN TEMAD'IN ŞAHSİ MENFAAT BEKLENTİLERİNİ ÖN PLANA ÇIKARMAYAN, AKIL VE MANTIK KAVRAMI KURALLARI DOĞRULTUSUNDA, LİDER VASIFLARINA SAHİP KİŞİLERCE YÖNLENDİRİLMESİ, BİZLERİ HEDEFLENEN ONUR MÜCADELESİ MENZİLİNE DAHA KISA SÜREDE VEDE DAHA SIHHATLİ BİR ŞEKİLDE ULAŞTIRACAKTIR.

BU YÖNETİMLERİ İÇERİMİZDEN BULUP ÇIKARMAK VE TEMAD'IN DÜMENİNİ ONLARA TESLİM ETMEK BİZLERİN BİRİNCİ GÖREVİ OLMASI GEREKİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. ÜMİT EDİYORUMKİ EHİL ELLERE GEÇEN TEMAD YÖNETİMİ BİZLERİ ÇOK KISA BİR SÜREDE LAYIK OLDUĞUMUZ YERLERE TAŞIYACAKLARDIR.

KALIN SAĞLICAKLA.

ATA'YA ŞİKÂYET

Adaletsizlikler, haksızlıklar

Senimi bulur daima,

Sürer mi bilmem sonsuza kadar,

Umutların başka bahara.

Bırakır mıyım sandın haklarımı,

Atam'a şikâyet ediyorum,

Yaşadığım haksızlıkları.

KALBİ YUMRUK KADAR, YÜREĞİ MANGAL GÖNÜL ERLERİNE SELAM OLSUN.

okkes 4Saygılarımla.

Ökkeş Kadri BAÇKIR
Emekli Hava Asb. (1972-17)

SON

Kapak Resmi : Mustafa Aytar

Aşağıdaki gazete haberlerine iyi bakın. Mücadeleye eşlerin desteği, daha 3 ay geçmeden eylemlerin ana gerekçesi olan Yan Ödemelerin yeniden düzenlenmesi ve 6 ay içinde mecburi hizmet sürelerinin düşürülmesi mutlaka dikkatinizi çekecektir. Tüm isimsiz kahramanlarımıza ve eşlerine gönül dolusu, kucak dolusu selamlar. Aramızdan ayrılanları rahmetle anıyoruz.

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 7127 defa

You have no rights to post comments