< < < < < Duygu Kervanı
All for Joomla All for Webmasters
A | B |C | D | E | F | G | H | I | İ | K| L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y |Z

Duygu Kervanı

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Duygu Kervanı
-İbrahim Sağır-
 
Kitabın geniş bir incelemesini içeren “Dil Dergisi”nin Mayıs/Haziran 2002 tarih ve 114’ncü sayısındaki yazıyı yayınlıyoruz.
 
Duygu Kervanı’yla İmgeye Yolculuk
Oktay YİVLİ
 
İbrahim Sağır; klasik, halk ve cumhuriyet dönemi edebiyatımız olmak üzere üç farklı gelenekten almış olduğu biçim, ezgi ve tadları Duygu Kervanı'na taşımıştır. Halk edebiyatımızın temel şiir türü olan koşma; dize yapısıyla, ölçüsüyle, durağıyla, uyak ve redifteriyle İbrahim Sağır tarafından yeniden söylenmiştir. Kimi şiirlerde Yunus Emre, Karacaoğlan, Erzurumlu Emrah'taki söyleşi edası çağrıştırılmaktadır. Özellikle Sılaya şiiri, yinelemelerle halk şiirimizin sesini birebir yansıtıyor.
 
Klasik edebiyatımızdaki gaz el türü, uyak örgüsü korunarak beyitlerle yazılan şiirlerde kullanılmıştır. Ya Rab şiiri, Fuzuli'nin "ya Rab" redifli gazeli’nin tınısını taşıyor. Kimi şiirler Beş Hececilerin söyleyiş havasını yansıtırken Gecenin Vehmi şiiri gizemci (mistik) yapısı ile Necip Fazıl Kısakürek'i anımsatıyor.
 
Yukarıda temel çizgilerine değindiğim, geleneğin İbrahim Sağır'ın şiirinde nasıl devam ettiği, başlı başına incelenmesi gereken bir konudur. Ben yazımı sınırlandırarak Duygu Kervanı'ndaki özgün imgeler üzerinde durmak istiyorum. Bu bağlamda saptadığım imgeleri aşağıdaki satırlarda ele alacağım.
 
Şairim, Kafdağı sırtımda yüküm dizesi, genel anlamda şairi tanımlayan bir imgedir.
 
Bu dize, adeta imge içinde imge taşıyor. Şairin temel görevi, evreni tanımaya başlayan çocuk gibi nesneler karşısında heyecan duymak ve evreni düş yoluylayeniden kurmaktır. Türk mitolojisi için ayrı bir yeri olan Kafdağı, masal çağınınütopyasıdır. Düş kurmak yoluyla sözcüklere, büyü ye benzer bir işlemle yeni anlamlaryükleyen şairlere Kafdağı bir ülkü olarak gösterilmiştir. Şairin, imge ve düş gibiiki önemli aracı, düşler ülkesinin simgesi olan Kafdağı ile saptanmıştır.
 
İçimde kaç yangın artığı heves6 imgesi, bir türlü söndürülemeyen, doyurulamayanbir arzunun, bir isteğİn anlatımıdır. Öyle uslanmaz bir istektir ki o, çeşitli yangınlar,sıkıntılar, umutsuzluklardan sonra bile haHi dipdiridir. Bu dizeyle şairin hiç uslanmayan ve hep çocuk kalabilen yanı belirtilmiştir.
 
Doğan Aksan'ın saptamasına göre Türkçemiz renkler, özellikle ara renkler bakımından dünya dilleri arasında özel bir yere sahiptir. İbrahim Sağır'da ara renklerle ilgili özel bir kullanım görüyoruz: “Yanağın gül sarı”. Yanak için yalnızca sarı demek olanaklıyken gül sözcüğünün de eklenmesiyle rengin yanı sıra çiçek tasarımı da canlandırılmıştır. Böylece yanağın anlamı güçlendirilip zenginleştirilmiştir.
 
Bakışların sabahları andırır imgesiyle bakışların dinginliği, berraklığı ve aydınlığı
ile sabahlar arasında bir ilgi kurulmuştur. Bakışlar, sabah sözcüğünün yedeğinde taşıdığı gün ışığı, zindelik, durgunluk, tazelik, başlangıç gibi tasarımlarla zengin biçimde sunulmuştur.
 
Selamından mana çıkar sus gibi dizesinde, selam verişle susmanın istendiği anlatılıyor: Selam verişteki eda susmayı öğütlüyor. Konuşma dilinde sözcüklerin söylenişi, tonlama, vurgu, mimikler aracılığıyla da söze anlamlar yüklendiğini biliyoruz.
 
Burada yandilin olanakları kullanılmıştır. "Ses tonunda, konuşmadaki iniş çıkışlarda, konuşmanın hız ve perdesinde, sesin yüksekliğinde vs.deki anlam taşıyan farklılıklara verilen genel isim yandil’dir ( paralanguage ).
 
Ben gölgemi gölgem beni sürüdü dizesi, Haluk Mahmutoğulları'nın Elveda İstanbul şiirinde geçen "Bu ben miyim kollarımın arasında" dizesinde olduğu gibi, bireyin yardımına ancak kendi ben'inin yetişebileceğini içeren bir söyleyişle yalnızlık duygusunu ilginç biçimde anlatıyor. Bu duygunun yanı sıra bireyin topluma yabancılaşması yardımcı bir izlek (tema) olarak ortaya çıkıyor.
 
İç içe saklanır sevinç ve keder, yaşamı dramatik bir söyleyişle anlatan bir irngedir. Çünkü yaşam, ne yalnızca bir düğün ne yalnızca bir yastır. Yaşam acı ve sevinç gibi, iyimserlik ve karamsarlık gibi iki karşıt yüzüyle her an karşımıza çıkı çıkıverir.
 
Avutma, insanı kalabalıklar Yalnızlık gülümser dizeleri, "Bugün kalabalıklar içinde yalnızdım" dizesinin de aktardığı gibi, kalabalıklar içinde bile yalnız kalınabileceğini anlatmaktadır. Hatta yalnızlığa öyle alışmışızdır ki onu dost olarak görmeye başlarız. Bize gülümseyen, sıcaklık gösteren yalnızca odur. Kapımızı, Fuzull'nin sabah rüzgarı  imgesiyle belirttiği yalnızlık dışında kimse açmaz.
 
Durmaz avcunda akar su ömür dizesi değişik bir dizinle ömrü, avucumuzdan akıp giden bir suya benzetiyor. Bu imgede su yaşamın güzelliğini, akıcılığını; avuç ise kısalığını ve geçiciliğini simgeliyor. Dize, benzetme açısından belki yeni değil, ancak tümce kuruluşu açısından ilginç.
 
Uyuyor koynunda rüzgar denizin dizesinin, Yahya Kemal Beyatlı'nın sesini anımsatan bir tonu var. Rüzgarın eserken sergilediği hırçın davranış; onun şefkate, ilgiye, sevgiye gereksinimi olduğunu gösteriyor. Deniz, ona anne koynunu açınca hırçın çocuk yatışıyor.
 
Hülya kızları yine Yahya Kemal'in hülya tepelerini, hayal ağaçlarını andırıyor. Hülya kızları, işi gücü yalnızca düş kurmak olan masal insanları gibidir. Yeri gelmişken İbrahim Sağır'ın şiirinde masal ögelerinin belli bir ağırlığından söz edebiliriz.
 
Sesimi denize fırlatacağım2I dizesi, ilginç bir aktarmaya sahne olmuştur. Nesneler için kullanılan fırlatmak eylemi ses için kullanılmıştır. Bu alışılmadık aktarma, sesin ardındaki isyanı, acıyı, üzüntüyü, yenilgiyi dile getiriyor. Ruhta biriken olumsuz duygular, sesin fırlatılmasıyla açığa çıkacak, "ben" rahatlayacaktır.
 
Gecenin enkazı güneşi dişler dizesinde enkaz sözcüğü, her ne kadar yerini yadırgasa da yeni bir anlatıma olanak sağlamıştır. Geceden kalan olumsuz duyguların tortusuyla güne nasıl eksik ve rahatsız biçimde başlanacağı çarpıcı olarak anlatılmıştır.
 
Maviliğe yıldız rengi bulaşır  imgesi, akşamın perde perde yeryüzüne inmesiyle mavinin, yerini yumuşak bir karanlığa bırakmasını, beliren yıldızların da akşamı  titrek ışıklarıyla aydınlatmasını dile getiriyor. Bir ara renk olarak nitelenebilecek yıldız rengi, hoş bir tasarım uyandırıyor. Ancak dizedekullanılan bulaşmak eyleminin olumsuz anlamından hareket ederek yıldız renginin göğün mavi yüzünde çil çil lekeler bıraktığını da algılıyoruz.
 
Tutuşur akşamlar bir kesif harla imgesi, Ahmet Haşim'in şiirlerinden çıkmış bir tabloyu gözümün önüne koyuyor. Güneşin batmasıyla birlikte ufuk çizgisinde görülen kızıl ve sarı renklerin oyunu, akşamın yoğun bir ateşle yanmasına benzetilmiştir. Keşke bu dizede kesif ve har sözcüklerinin yerine Türkçe karşılıklar bulunabilseydi.
 
Yorgun aynalarda mahkum boyutlar uzayın zamana boyun eğdiğini anlatan bir imgedir. Einstein, zaman ve uzayın birbirinden bağımsız olmadığını söylemiştir.
 
Bu kurama göre zaman da uzaya tutuklu olmalıdır.
 
Zaman eğirir sihirli kirman dizesinde gizemci bir yön, bir eğilim vardır. Bu imge, zamanın kendi başına yönünü belirlemediğine, ona yön veren gizli bir elin varlığına işaret ediyor. Bu noktada İbrahim Sağır'ın şiirindeki gizemcilik'in nicel yoğunluğunu vurgulamak gerekir.
 
Geceyi kamçılar uğursuz cadı imgesinde gece kötülük ile eşdeğer tutulmuştur. Bir masal yaratığı olan cadı geceyi kamçılamaktadır. Böylece kışkırtılan gece, bin bir kötülükle düşlerimizi kuşatmaktadır.
 
Göğe kement attım bulutu tuttum dizesinde, Orhan Veli Kanık'ın şiirinden fırlayıp gelen Dalgacı Mahmut ile karşı karşıya kalırız. Bu imge ile çocukların o özgür düşlerinin tadına varıyoruz. Söyleyiş güzelliği ve fantezi ile yüzümüze tatlı bir gülümseme yayılıyor.
 
Yaramaz çocuğun düşleri ve ona bağlı olarak kullanılan fantezi söyleyiş, Ufukları bir bohçaya dürdüm dizesinde de sürüyor. Şair, her iki dizede naif anlatımın örneklerini sergilemiştir.
 
Gökyüzü kelime, yıldızlar hece şiir sanatının özünü tipik biçimde anlatan bir dizedir. Yapıtında yeni bir evren kuran şairin yapı taşları elbette sözcüklerdir. Mallerme, bu konuda şöyle der: "Şiir düşüncelerle değil, sözcüklerle yazılır."
 
Sükütun kolları sarar geceyi  Gölgelerin raksı başlar duvarda Korkular çılgınca tarar geceyi  Sesizlik konuşur her şey susar da dizelerinde gölgeden örülmüş bir yeryüzü imgesi vardır. Geceyle birlikte her şey susup sessizliğin çığlıkları duyulmaya başlayınca geceyi korku teslim alır.
 
Dörtlükte gecenin ve gölgelerin ürkünç yüzü dile getiriliyor.
 
Belki akşamın gelişi sırasında görebileceğimiz bir renk, gülkurusu gece sözünde gece için kullanılmıştır. Burada gülkurusu sözcüğü, içinde bir rengi değil, bir duyguyu taşıyor. Bu rengin çağrışımından yararlanarak sözcüğün içinde ince bir hüznün gizlendiğini söyleyebiliriz.
 
İbrahim Sağır'da gördüğümüz bir çok gece imgesinden sonra şunu diyebiliriz: O, Ahmet Haşim'den farklı olarak geceyi korkulacak, ürkülecek ve üzüntü veren bir nesne olarak algılamış; geceyi neredeyse karabasanla eş tutmuştur.
 
Bir mevsim artığı gün söyleyişinin yüzeyi, daha çok kış ortasında bir varsanı gibi yaşadığımız "yazdan kalma bir gün" sözüne eş bir anlam içeriyor. Bu olgu, sürmekte olan mevsimin içine nitelikleri başka bir mevsimle ilgili bir günün girivermesidir.
 
Ancak dizenin derin yapısında ele alınan durum geçmişten gelen olumsuz bir duygunun, bir düşüncenin ansızın yaşamımıza karışmasıdır.
 
Gökyüzü uçurum, göçtü göçecek dizesinde, mavi yüzüyle insanlara her zaman yaşama sevinci veren gökyüzü, bir uçurum olarak görülmektedir. Biz evrene duygularımız, düşüncelerimiz, değerlerimizin gözüyle bakarız ve onu öylece algılarız.
 
Şairin göğe bakışının arkasında sıkıntılı, bunalımlı, karamsar bir ruh durumu vardır.
 
Ör beni nakış nakış sonsuzluğunun tığında imgesine gizemcilik egemendir.
 
Ölümlü bir evreni yadsıyan insan, sonsuz olanı düşler. Bu dizede, ölümü aşacak olan bir sonsuzluğun isteği işlenmiştir.
 
Yüreğim bir tutam acı hevengi Gölgemi sürükler zevale yürür dizelerine öncelikle anlambilim açısından bakmak gerekir. Somut nesneler için kullanılan hevengin soyut bir durum olan acı için kullanılması dikkat çekicidir. Dizelerde karşıt ögelerle bir denge oluşturulmuştur. Gerçek ile gölge ve yaşamı simgeleyen yürek ile ölümü, yok oluşu simgeleyen zeval; karşıt bir uyum ile estetik yapıyı oluşturmuştur. Burada ele alınan bağlam, karşıt öğelerin nasıl estetik yaratabileceğine iyi bir
örnektir. Buna şiirde karşıt uyum estetiği diyebiliriz. Bu estetik aracı, başka bir yazımda incelemeye çalışacağım.
 
Bir buz parçası gibi avcuma hilal düştü dizesinde sözcüklere alışılmışın dışında anlamlar yüklenerek özgünlük yaratılmıştır. Hilal (yeni ay)in rengi temel olarak soluk sarıdır. Sarı, kırmızı gibi sıcak bir renk olarak kabul edilirken burada buz sözcüğü ile soğuk bir anlam üstlenmiştir. Bu kullanım da yine yukarıda işaret ettiğimiz gibi, şairin evrene nasıl baktığına bağlı olarak içinde bulunduğu ruh durumunu özetlemektedir.
 
Attı sevda çölüne aşkın ankası bizi dizesinde aşkın ankası benzetmesi anlamlıdır. Bu, Tanrı'ya mı, insana mı yönelen bir aşk bilmiyoruz ama aşkın ulaşılmazlığı, bir masal kuşu olan anka simgesiyle anlatılmıştır.
 
İbrahim Sağır Duygu Kervanı'nda, yukarıya aldığımız örneklerde de görüldüğü gibi düş gücünü özgür bıraktığı, bilinçaltını devreye soktuğu durumlarda özgün imge ve tasarımlar yakalamıştır. Yaratıcılık, yaşama çocuğun gözüyle bakabilmektir. Ancak, başıboş bırakılan imgelem gücü, hiçbir kuralla kuşatılmayan göz; yaşamın içinde keşfedilıneyi bekleyenleri görebilir ve gördüklerini büyülü sözcüklerle aktarabilir.
 
Kaynak :
Dil Dergisi, Sayı: 114 Mayıs-Haziran 2002

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 2987 defa
Bu kategoriden diğerleri: « Bir Kapıdan Bir Kapıya

You have no rights to post comments