All for Joomla All for Webmasters
A | B |C | D | E | F | G | H | I | İ | K| L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y |Z

Hey! Orda Kimse Var mı?

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Bu yıl 16’ncı yıldönümü olan ve geride çok büyük acılar bırakan, yitirdiğimiz insanlarımızın onbinlerle, yaralananların ise yüzbinle ifade edildiği, tüm Türkiye’yi derinden sarsan, yaşattığı şokun, açtığı yaranın geçen uzun yıllara rağmen bir türlü kapatılamadığı,  o büyük ve asla unutulmayacak 17 Ağustos depreminin anlatıldığı yürek burkan bir kitap.
 
Kitabın yazarı Emekli Deniz Asubayı Necmettin Özdemir, meydana geldiğinde ve sonrasında tüm Türkiye’yi sarsan  büyük depremde yaşanan o büyük acıları ve gözlemlerini kitabında romanlaştırarak anlatıyor.
 
Deniz Kuvvetlerinden emekli Mehmet bey eşi, 3 çocuğu, damadı ve tek torunu ile Gölcük’e bağlı bir belde olan Değirmendere’ye yerleşmiş ve mutlu mesut keyif sürmektedir. Tatil sebebiyle herkes bir arada iken Mehmet bey kendini dünyanın en mutlu insanı saymaktadır. Ta ki o geceye kadar. 17 Ağustos gecesi depremde ailecek enkaz altında kalırlar.
 
Mehmet bey üç gün sonra enkaz altından kurtarılır. Ama ailesinden kurtulan olmaz. Hatta ailesinin bir kısmını kendi elleriyle göçük altından çıkarır.
Onları  mezarlığa gömdükten sonra amaçsızca dolaşır. Depremin etkilerini inceler. Depremi fırsat bilip ölenlerin kollarından bilezikleri çalanları, başka şehirlerden evi taşıyormuş gibi izlenim verip evleri soyanları ve en kötüsü de yaralıları ambulansa taşıyor gibi yapıp onların organlarını çalıp sokağa atanları duyar. Acısına acı katar insanların halleri.
Akrabası Hasan ile karşılaşınca onunla devam eder yoluna. Birlikte İstanbul'a Mehmet beyin ailesini görmeye giderler. Ve o zaman anlarlar ki yaşamı normal işleyen bir şehirde artık yaşayamazlar.
Mehmet Bey mezarlığın yanına bir kulübe yapar. Hasan ise eşi Zeynep ile kulübesini oraya taşır. O çevrede bir de İbrahim adlı komşuları olur. Yaşamlarını depremin ardından burada devam ettirmeye başlarlar.

 

Allah kimseye bu acıyı bir daha göstermesin diyoruz.

yuzbasilar

Kitaptan o acı anları anlatan birkaç satır…
 
Denizde üç beş balıkçı teknesinden başka en ufak bir hareket yoktu. Dupduruydu deniz. Gökyüzünde garip bir kızıllık vardı. Milyonlarca yıldız hareket halindeydi sanki. Yüzlerce yıldızın aktığını gördü. Değirmendere uykuya dalmıştı.
 
Önce bir köpek havlaması duyuldu. Sonra bir ikincisi, daha sonra bir başkası havlamaya başladı. Yukarı Değirmendere’ye, Sultan Baba’ya, Örcün’e doğru dalga dalga yayılmaya başladı. Hayvanlar yerlerinde duramıyor, belirsiz nedenlerle oradan oraya koşuşturup duruyorlardı. Tüm hayvanlar büyük bir panik içinde, kudurmuşçasına hep bir ağızdan uluyorlardı. Köpek seslerine, tavuk, horoz gıdaklamaları, at kişnemeleri ve diğer hayvanların acı acı feryatları da katıldı.
 
Mehmet Bey donmuş gibiydi. Ne olduğunu, ne bittiğini anlayamıyordu. Uzaktan gelen bu seslerin anlamı neydi. Hava sıcaklığı daha da artmıştı. Boncuk boncuk terliyordu. Deniz çok sakindi. En ufak bir kıpırtı yoktu. Hava gündüz gibi aydınlıktı.
 degirmendere 2
Önce körfezin ortalarında bir hareketlenme oldu. Büyük bir dalga kıyıya doğru hızla yaklaşmaya başladı. Denizde hareket halinde tek bir gemi dahi yoktu. “Herhalde az önce bir hücumbot geçmiş olmalı” diye düşündü Dalga hızla kumsala ulaştı. O anda bir uğultu duyuldu. Tarifi zor bir uğultu. Gök gürültüsüne benzer ama gökten gelmeyen bir gök gürültüsü. Evet, evet bu gök gürültüsü yerin altından geliyordu! Uğurlu gittikçe daha da arttı.
 
Denizin üstünde bir şimşek çaktı. Bir patlama oldu. Her yer ışığa kesti. Denizden çıkan ve gökyüzüne yükselen bir alev sardı her yanı. Mehmet Bey balkonun köşesinde büzülmüş, olanlara bir anlam veremiyordu. “İçkinin etkisiyle kâbus görüyorum herhalde” diye düşündü. Her şey birkaç saniye deprem 1içinde oldu. Doğrulmaya çalışırken yeni bir uğultuyla bina sallanmaya başladı. Önce hafif başlayan, hatta bir ara duracak gibi olan sarsıntı yeni bir uğultuyla adeta çıldırdı. Değirmendere’yi büyük bir eleğin içine koymuşlardı sanki. Bina öyle sallanıyordu ki ayağa kalkmak değil, yataktan doğrulmak dahi mümkün değildi. Koskoca bina denize doğru eğiliyor, tekrar düzeliyordu. Denizle binanın arasında otuz metre mesafe vardı. Deniz binanın üzerine doğru hücum etti. Mehmet Bey beşinci katta olan evinin balkonunda deniz suyundan sırılsıklam oldu. Hiçbir yer görünmüyordu. Uğultu, büyük bir uğultu vardı. Her yer birbirine girmişti. Her taraftan korkunç sesler geliyordu. Binalar birbirine vuruyordu. Ayağa kalkmaya çalıştı. Sesinin çıktığı kadar bağırıyordu. Daha doğrusu herkes bağırıyordu. Ahmet, Ceylan, Burcu, Ebru, Ayşe Hanım, Damat bağırıyorlardı. Alttaki, üstteki komşular bağırıyorlardı. Ayağa kalkmaya çalıştı ama altı metre uzunluğundaki balkonun karşı duvarına kadar uçup geri geldi.

degirmendere 3

Sarsıntı iyice hızlandı. Denizden bir ışık geldi, şimşek gibi bir şeydi. Mehmet Bey, büzüldüğü köşeden bu ışığın karşı duvara mermi gibi saplandığını, komşu daire ile onların dairesini ayıran bu duvarın yok olduğunu ve iki dairenin birleştiğini gördü. Komşu dairenin eşyaları Mehmet Beylerin dairesine, Mehmet Beylerin eşyaları da komşu daireye gidip gidip geliyordu.
 
Tekrar yerinden fırlamaya, ayağa kalkmaya, ailesinin yanına gitmeye çalıştı. Ama ayakta durmak mümkün değildi. Her tarafı kan içinde kalmıştı. golcukDuvarlar çatır çatır kırılıyordu. Korkunç bir gürültüyle aşağıya doğru düşüşün verdiği bulantıyı midesinde hissetti. Bina aşağıya doğru inmeye başlamıştı. Her “küt” sesinde bina bir kat daha küçülüyordu. Oğlu Ahmet; “Baba, baba, bizi kurtar!” diye bağırıyordu.
 
 
Kitabın bu bölümünden öncesini ve sonrasını okumak ve kitabı temin etmek için irtibat :
Necmettin Özdemir
Yüzbaşılar Mah.Başoğlu Apt.B.Blok D.:32 Değirmendere-KOCAELİ
TEL: 0532 282 73 11
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
https://www.facebook.com/necmettin.ozdemir
 
 

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 3473 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile