All for Joomla All for Webmasters
A | B |C | D | E | F | G | H | I | İ | K| L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y |Z

Bir kuzgun yaz

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Romanın ana teması: 1960’lı yılların başlarında henüz yoğun göç almamış, bugünkü çılgın kalabalığından ve çirkin yapılaşmadan uzak, doğal güzelliği bozulmamış, ulaşımın tramvaylarla ve buharlı vapurlarla yapıldığı romantik kent İstanbul. Günümüz karmaşasının, çoğunlukla çıkara dayalı ilişkilerinin henüz bilinmediği, Müslüman, Yahudi, Ortodoks dinlerine mensup insanların zengin, fakir ayrımı olmaksızın yüzyıllardır boyunca dostluk ve karşılıklı yardımlaşma içinde Boğaziçi’nin her iki yakasında huzur içinde yaşadığı bir ortam. Komşuluk ilişkileri, ailecek birlikte yenen yemekler, her dinin kutsal bayramları, yazlık sinemalar o günlerin insanları için en önemli sosyal aktivitelerdir. Toplum henüz televizyonla tanışmadığı için akşamları dostları ziyaret, kışın evlerde soba başı sohbetleri günlük eğlencelerdendir. Oysa 1960’ların ortalarında dünya hızla değişmeye başlamıştır. Bu tatlı rüya belki böyle sürüp gidecek, ya da her yerde olduğu gibi roman kişilerimizin yaşadığı şirin İstanbul semtinde de bir gün ansızın bitiverecektir. Aslında o günlerin yetişkinleri gibi çocuklar da bulundukları çevredeki yaşamın her geçen gün giderek huzursuz bir yönde değiştiğine, sahillerde, yemyeşil bostanlarda tüm kaygılardan uzak yaşadıkları günlerin yerini yavaş, yavaş anlamakta güçlük çektikleri tatsız gerçeklerle dolu bir geleceğin alışına tanık olmaktadırlar. Öyle ki; bazı olaylar ömür boyu kötü izler bırakacak acı deneyimlere dönüşmeye başlamış, yetişkinlerin yaşamının hiç de öyle masum olmadığını kabullenmek zorunda kalmışlardır. Artık büyü bozulmuştur. Bundan sonrası kimi yetişkinlerin dünyasında olduğu gibi hırslı ve kirli bir şekilde mi sürecektir?

Romanda olaylar o yılların muzır çocuklarının gözünden ve naif bir dille anlatılmaktadır. İstanbul’un en güzel sahil semtlerinden birinde adeta bir çete gibi yaşayan çocuklar ve mahalle halkı romanın kahramanlarıdır. Genç yaşında dul kalan anneleri Nüshet’le denizi gören küçük bir kulübede yaşayan ikiz kardeşler İsmail - Mehmet, dört çocuğunun anası olan eşini çok erken yaşta kaybetmiş yakışıklı denizci Halit dayı ve azılı, haylaz oğulları da bu romanın baş kişileridir. Olaylar evlilik dışı bir çocuk doğurduğu için kendi toplumu tarafından dışlanan genç ve güzel Yahudi kızı Araksi’nin fırtınalı bir gece, beş çocuğuyla yaşayan kızlık arkadaşı Nüshet’e sığınmasıyla başlar.

Araksi zengin bir Yahudi işadamıyla kurduğu ilişki neticesinde gayri meşru oğlu Moiz’i doğurmuştur. Çocuğunun babası olan sevdiği adam beklenmedik bir mali kriz sonrasında iflas edince borçlarından kurtulmak için çareyi intiharda bulur ve yaşamına kendi elleriyle son verir. Onun ölümünden sonra Araksi yapayalnız ve aç kalmıştır. Çareyi yaşamın acımasızlığıyla tek başına mücadele etmekte olan beş çocuklu dul arkadaşı Nüshet’in tek odalı kulübesine sığınmakta bulur. Nüshet evlere temizliğe giderek çocuklarını büyütmeye çalışmakta ve çok zor şartlar altında yaşamaktadır. İşinin yoğunluğundan dolayı kimi geceler eve gelemez ve ikiz çocukları İsmail’le, Mehmet sabaha kadar Boğaz’dan geçen vapurları gözleyerek onun dönüşünü beklerler. Nüshet bu şartlar altında bile kendi akrabalarının dahi dışladığı Araksi’yi geri çevirmeyip, kabul eder. Evin tavan arasında ona ve çocuğuna bir yer hazırlar ve hep birlikte yaşamaya başlarlar. O fırtınalı geceden sonra daha geniş bir aile olmuşlar ve yaşam hepsi için eğlenceli bir oyuna dönüşmüştür.

Her gün yeni icatlar ve muzırlıklar peşinde koşturan evin haylaz ikizleri İsmail ve Mehmet, Daltonlar çetesi adını verdikleri Halit dayılarının birbirinden azgın oğullarıyla birlikte çevreye yaka silktirmektedirler. Bir gün içine gaz doldurdukları bir balonla uçmayı düşlerlerken, bir sonraki gün diğer mahallelerden akranlarıyla sokak savaşına girip, kendilerini hor gören komşularının kapılarına kakalarını yaparak onları cezalandırmakta, bir diğer gün ise evden kaçıp hep beraber yakındaki bir ormanlıkta gecelemektedirler. Babaları yakışıklı bir denizci olan Daltonlar sürekli değişen üvey anneler elinde büyürlerken, her yeni analığın getirdiği farklı düzene ve eğitime ayak uyduramadıkları için onlardan sık, sık dayak yemekte, çok küçükken kaybettikleri öz annelerinin şefkatini tadamadıkları için her geçen gün daha da hırçınlaşmaktadırlar. Yaptıkları sayısız haylazlık arasında komşu kızlarını mıncıklamak, konu komşunun bahçelerinde para edebilecek ne varsa çalıp satarak kendilerine sigara ve porno dergileri almak da vardır. “Alim” ismini taktıkları ikizlerle kimi zaman iyi geçinseler de onların bin bir zorluklarla satın aldıkları ansiklopedileri de çalıp satarak o parayla kendilerine Teksas, Tommiks gibi çizgi romanlar satın almaktadırlar. Anne sevgisi ve baba disiplini diye bir şey bilmedikleri için kendi başlarına buyruk yaşamakta, eve gelen yeni cici annelerine yaşamı zehir etmekle uğraşmaktadırlar. Bu üvey annelerse karşılık olarak onlara ikinci sınıf evlat muamelesi yaparlarken, kendi öz çocuklarından sevgi ve şefkati esirgemezler. Babalarının son evlendiği genç ve güzel üvey anneleri ise onlara Fransız edebiyatı, varoluşçuluk felsefesi gibi son derece yabancı gelen bilgiler öğretmeye çalışmaktadır. Bu da Daltonlar’ın tam anlamıyla evden soğumalarına neden olmuştur.

Tüm bunlar olurken ana roman kahramanımız olan ikizler tek başına çalışarak evi geçindirme mücadelesi veren annelerinin göğüslemek zorunda kaldığı güçlükleri izlemekte, yaşamın pek de adil olmadığını düşünmektedirler. Yoksulluktan dolayı okula başkalarının verdiği eski kıyafetlerle gitmekte, yamalı pantolonlar giymektedirler. Yine de küçücük bir kulübede sekiz kişi yaşamaktan mutludurlar. Ta ki altmışların ikinci yarısında ekonomik krizin yarattığı büyük göç başlayana kadar. Taşrada kendileri için bir gelecek göremeyen milyonlarca insan akın, akın İstanbul’a göç etmeye başlamıştır. Kısa bir süre öncesinin romantik kenti birden bire gelenekleri, kıyafetleri, davranışları çok farklı olan, çoğu eğitimsiz ve kaba saba insanlarla dolmuştur. Kente güzelliğini veren Boğaziçi kıyıları ve yemyeşil ağaçlarla süslü tepeler göz açıp kapayıncaya kadar gecekondularla dolmuştur.

Ana kahramanlarımızın yaşadığı mahalle de bu göçten nasibini almıştır. Bir sabah kalktıklarında çevrelerinde o güne kadar tanıdıklarından çok farklı birisi olan Kerzik ve ailesiyle yaşamak zorunda olduklarını anlarlar. Bunu kabullenmek zor olsa da yapabilecek başka bir şey yoktur. Bir köylü kızı olan Kerzik de ailesiyle birlikte yeni bir gelecek aramak için taşradan İstanbul’a göç etmiş ve alışılmadık davranışlarıyla kısa sürede yaşadığı çevreye damgasını vurmuştur.

1960’lı yılların sonlarına doğru İstanbul artık eski romantik, düzenli, çoğunlukla eğitimli orta halli insanların yaşadığı kent değildir. Taşradan gelenler beraberlerinde getirdikleri kendi kültürleriyle de İstanbul’un her yerine damgalarını vururken roman kahramanlarımız gelişmeleri tedirginlikle izlemektedir. Bu arada sonradan gelenlerle eski yerliler arasında çatışmalar başlamıştır.

- Roman bu noktadan sonra; ana kahramanlar olan küçük çocukların cinsel suiistimallere mazur kalmalarıyla,

- Yaşıtlarından önce ergenlik çağına giren taşra kökenli kız Kerzik’in yaşadığı mahallede delikanlılığa yeni adım atan arkadaşlarıyla cinselliğin ilk heyecanını tatması, annesinin onu bu durumda yakalaması üzerine evinden atılması ve Araksi ile birlikte aynı tavan arasında yaşamaya başlamasıyla,

- Fırtınalı bir gecede gayri meşru çocuğuyla kızlık arkadaşı Nüshet’in evine sığınan Araksi’nin yaşamının diğerlerinin tersine ancak peri masallarında olacak şekilde değişmesiyle,

- Araksinin işe giderken vapurda tanıştığı bir başka zengin Musevi olan Davit’le evlenip, yaşadığı karanlık tavan arasından dillere destan bir düğünle çıkıp, muhteşem bir köşke taşınmasıyla,

- Ekonomik krizle birlikte yaşam şartları giderek ağırlaşırken, roman ana kahramanlarının okudukları ilkokulda bile zengin, fakir ayrımının zirveye çıkmasıyla,

- Romanın diğer ana kahramanlarından Dalton kardeşlerin sürekli değişen üvey anneler elinde giderek daha mutsuz ve huzursuz olmaları, bu kadınların kışkırtmaları sonucu babalarından sürekli şiddet görmeye başlamaları, bunun sonucu olarak evden kopuk bir yaşam sürerken kötü niyetli insanların ellerine düşmeleriyle,

- Bir zamanların huzur dolu semtinin giderek eski yerlileriyle, yeni gelenler arasında kültürel çatışmaların çıktığı bir yer olması, birdenbire artan nüfus yüzünden Boğaziçi’nin ve İstanbul’un masalsı güzelliğinin bozulmaya başlamasıyla sürer.

“Bir Kuzgun Yaz” romanı beklenmedik anlarda meydana gelen sosyal patlamaların ve küçük yaşlarda maruz kaldıkları travmaların bir dönemin çocukları üzerinde nasıl unutulmayacak izler bıraktığını anlatırken, öte yandan günlük yaşamda ve çok olumsuz şartlar altında bile bir peri masalının gerçekleşebileceğini anlatır bizlere.

m unver

Okunma 2648 defa
Bu kategoriden diğerleri: İzansız Mahalle »

You have no rights to post comments