All for Joomla All for Webmasters
Cumartesi, 01 Ağustos 2015 22:57

Ressam Savaş Simitli ile Söyleşi

Öğeyi Oyla
(4 oy)
Sorgulamayı ve araştırmayı bilen insan kendini her açıdan yetiştirmiş oluyor

Bu söyleşimizde konuğumuz, ulusal ve uluslararası alanda önemli bir isim yapmış, resim sanatına gönül vermiş, açtığı sanat evinde verdiği resim kurslarıyla bu sanat dalında yeni ressam adayları da yetiştirme uğraşı veren emekli jandarma asubayı, ressam Savaş Simitli. Söyleşimizin altındaki resim galerimizde Sn. Simitli’nin birbirinden değerli sayısız eserinden bazılarını ve sanat yaşamından kareleri de görebilirsiniz.

Şimdi kendisiyle yaptığımız keyifli söyleşiyi sizlere sunuyoruz.

 

Emekli Asubaylar : Sayın Savaş Simitli, öncelikle yoğun çalışmalarınız arasında bize de zaman ayırarak söyleşi talebimize olumlu yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emekli bir mensubu olmakla birlikte aynı zamanda asker ressam olarak, eserlerinizle, sanatsal faaliyetlerinizle, açtığınız pek çok sergi ile ve kurduğunuz sanat evi ile asubay camiası içerisinde müstesna bir yere sahipsiniz. Tüm bunlardan bahsedeceğiz ama öncelikle sizi kendi cümleleriniz ile biraz daha tanımak istiyoruz. Savaş Simitli kimdir?

  • 01 profil 03Savaş Simitli : Ben 1960 yılında yılında doğmuşum. ‘’Doğmuşum’’ diyorum çünkü her insan gibi söylenenlere inanmak zorundayım. Çünkü doğduğumu hatırlamıyor ve bilmiyorum. Neyse kötü bir espri oldu sanırım. İlkokul, ortaokul ve liseyi İzmir’de okudum. İzmir Atatürk Lisesi mezunuyum. Bunu da büyük bir gururla söylüyorum. Çünkü mezun olduğum lise 1888 yılından bugüne kadar çok değerli kişiler yetiştirmiş. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim lisede resim dersinden ikmale hatta eskiler bilir ‘’eylül’e’’ kaldım. 1983 yılında Jandarma sınıf okuluna girdim ve 1984 yılında mezun oldum. Mesleğe adım attığım andan itibaren sırasıyla Çanakkale, Siirt, Bursa, Tunceli, Afyon, Rize, Osmaniye, Van ve Ankara illerinde görev yaptım. Tabi bu görev yaptığım iller içerisindeki yer değişikliklerini, yani il içi atamalarını saymıyorum. 2006 yılında Jandarma Genel K.lığının Genel sekreterliğinde görev yaparken kendi isteğim ile emekli oldum. 2006 yılında Ankara/Çayyolu’nda kurduğum Antigone sanat evinde resim çalışmalarıma devam etmekte ve resim kursları vermekteyim. Evliyim ve iki oğlum var. Bir oğlum hem makine hem de malzeme mühendisliğini okudu, diğer oğlum ise Ekonomi okudu fakat o da benim gibi sanatın bir dalı olan müzikle uğraşmaktadır.

    E.A. : Resim konusuna yönelmeniz ilk nasıl başladı? Etkilendiğiniz bir resim ya da bir ressam var mıydı? Resim konusunda bir eğitim aldınız mı?

  • S.S. : İşin gerçeğini konuşmak gerekirse 1984 yılında Siirt’e tayin olmuştum. Siirt ilinin Pervari ilçesi Dogan köyü Jandarma Karakol Komutan yardımcılığına verdiler beni. O zamanki olaylar malumunuz. 7 ay yolu kapalı bir karakol. Elektrik yok, su yok. Bu şartlar altında görev yapıyorduk. Karakolda görev harici vaktinizi geçireceğiniz bir şey yok. Önceleri roman yazmaya başladım. Sonra bir gün helikopterin karakola erzak getireceği mesajı geldi ve bizden liste istediler. Ben de erzak listesinin yanında resim için gerekli malzemeler istedim. Hatta Alay komutanı bu listeyi görünce ‘’komutanlık mı yapıyor, yoksa ressamlık mı?’’ diye de takılmış. Ama sağ olsun istediğim tüm malzemeleri aldırtıp göndermiş. Neyse, boş zamanlarımda resim yapmaya başladım. Şövale olarak da eski tahta sandalyeyi kullandım. İlk yaptığım resim bir Atatürk resmiydi ve bu resmi bitirdikten sonra köyün muhtarına hediye ettim. O zamanlar kulaktan duyma ressam isimlerini biliyordum. Ama tarzları hakkında pek fazla bilgim yoktu. Yani, şu ressamdan etkilendim diyeceğim bir isim olmadı bende. Hiçbir eğitim almadım. Açıkçası almayı çok istiyordum. Ama biliyorsunuz ki o dönemde lisans eğitimi almak istesen bile buna imkân yoktu.

    E.A. : Sanat tarihi içerisinde pek çok akım olduğunu göz önüne aldığımızda siz kendinizi nerede tanımlıyorsunuz? Etkilendiğiniz ya da içerisinde olduğunuz bir akım var mıdır? Tarzınızdan biraz bahseder misiniz?

  • 01 profil 05S.S. : Belki size tuhaf gelecek ama resme başladığım andan itibaren bu sanatla ilgili hiçbir araştırmam olmadı. Yani akımları dahi bilmiyordum. Araştırma gereği de hiç duymadan, resim nasıl yapılırı okumadan ben resim yapmaya başladım. İlk zamanlar reprodüksiyon resimler yapmaya başladım. Her türlü resim yapıyordum. Tabi sonradan öğrendiğim empresyonist tarzın benim daha çok hoşuma gittiğiydi. Bunun üzerinde yoğunlaştım. Malzeme konusunda sıkıntılar çeksem de, yaptıklarımı beğenmesem de yılmadım ve sürekli çalıştım. Resim hayatımın bir parçası haline gelmeye başladı. Meslek hayatım boyunca her gün saatlerce resim yaptım.

    E.A. : Tarih boyunca ve günümüzde pek çok asker ressam var olmasına rağmen bir emekli asubay olarak askerlik mesleği ile sanatçılık ruhunun bir arada olmasını nasıl görüyorsunuz? Bu iki kavram sizce tezat mıdır? Bir başka cümleyle sorayım. Kendinizde asker ruhu ve sanatçı ruhunu barındırırken zorlandığınız oldu mu?

  • S.S. : Bakın resim sanatını iyi araştırdığınızda ülkemize bu sanatı getiren ve ilk sergiyi yapanın bir asker olduğunu görürsünüz. Şeker Ahmet Paşa’dan bahsediyorum. O dönemlerde çok iyi asker ressamlar yetişmiş. Aslında sorduğunuz soru açıkçası bana tuhaf geldi. Bu tuhaflık belki farklı bakmamızdan kaynaklanmaktadır bilemiyorum. Oysa her askerin güzel sanatlarla mutlaka ilgilenmesi gerektiğini ısrarla savunuyorum. Bu sanat, insanda ruh dinginliği yaratıyor. Olaylara bakışınızı değiştiriyor. Sorgulamayı ve araştırmayı öğretiyor. Sorgulamayı ve araştırmayı bilen insan da kendini her açıdan yetiştirmiş oluyor. İsnad yeteneği dediğimiz iyiyi ve kötüyü ayırt etmenizi sağlıyor. Şimdi ben size soruyorum. Bu şekilde yetişmiş bir asker topluluğu düşünün. Ülkenin daha fazla ilerlemesine katkı sağlar mı, sağlamaz mı? Şu bilinmelidir ki, belli kalıplar içerisinde yetişmiş bir topluluk her zaman önce kendine sonra da etrafına zarar verir. İşte ben bu duygularla görev yaparken beni tanıyanlar gayet iyi bilir. Öncelikle bu meslekte kendimi hiç ezdirmedim. Her emre ‘’başüstüne’’ demedim. Yapamayacağım bir emri bilgiçlik taslayarak değil de nedenlerini ve olabilecek zararlarını uygun bir dille anlatarak karşımdakini ikna etmeye çalıştım. Tezatlıklar yaşasam da bilgimle hareket ederek beni ezmelerine imkân vermedim. Bu konuda çok yaşanmışlıklarım var ama burada anlatsam sayfalar yetmez.

    E.A. : Haklısınız Savaş Bey. Ancak toplumumuzun genelindeki “asker” imajı ile “sanatçı”nın duygusal yapısını yan yana getirdiğimizde, üstüne de mevcut askeri mevzuatın, askeri kanun ve emirlerin katı yapısını, ordumuzun tavizsiz disiplin anlayışını da eklediğimizde bu ikilemin sadece bende değil oldukça yaygın olduğunu düşünüyorum. Söyledikleriniz, sanatçı ruhlu meslektaşlarımıza genelde sorulan “Siz nasıl asker oldunuz” sorusuna da bir cevap oldu sanıyorum.

  • Evet

    E.A. : Kurmuş olduğunuz bir sanat eviniz var. Yeri nerededir? Burada kaç kursiyeriniz var, yaş ortalaması kaç, verdiğiniz kurs süreleri nedir? Kimleri kursa kabul ediyorsunuz? Biraz bunlardan bahseder misiniz?

  • 02 antigone 3S.S. : Sanat evim Ankara Çayyolu’nda bulunmaktadır. Kursiyer sayım zaman zaman değişiklikler gösterse de 2006 yılından bu yana sürekli gelen ve atölye çalışmalarıma katılan değerli atölye arkadaşlarım bulunmaktadır. Sayı 20-40 arası değişmektedir. Genelde bayanların bu kursa daha çok ilgili olduklarını görüyorum. Kursiyerlerin bir kısmı haftada bir gün ve 4 saat olarak katılmakta, bir kısmı da haftada iki gün 8 saat olarak katılmaktadır. Kursa her yaştan kişiler katılabilir. Çocuklar için ise ayrı programlar uygulamaktayız.

    E.A. : Bugüne kadar pek çok karma ve kişisel sergi açtınız. Sergileriniz hakkında da bilgi verebilir misiniz?

  • 04 sergiler 7S.S. : Mesleğe adım attıktan sonra yaptığım çalışmaları 1998 yılında Osmaniye’de görev yaparken Cumhuriyetin 75. Yılı etkinlikleri kapsamında sergiledim. Yani ilk sergim bu tarihte oldu. Düşünün tam 14 yıl sonra sergi açma cesaretini bulabildim kendimde. Şimdi etrafıma şöyle bir bakıyorum da 2-3 yıl gördüğü bir kurstan sonra insanlar kendinde bu cesareti görebiliyor. Bunu bir şikâyet ya da hayıflanma olarak algılamayın lütfen. Demek istediğim kursun ne kadar önemli olduğudur. Daha sonra 2000 yılında Van, Hakkari, Siirt ve Şırnak’ta Mehmetçik Vakfı yararına sergiler yaptım. Tüm geliri Mehmetçik Vakfına bağışladım ve bu vakıf tarafından şükran plaketi ile ödüllendirildim. 2005 yılında İstanbul Harbiye’de bulunan Askeri Müzede yine Mehmetçik vakfı yararına bir sergi açtım. 2006 yılında bu kez TSK Eğitim Vakfı yarına yine Askeri Müzede sergi açtım ve tüm gelirleri bu vakıflara bağışladım. Bundan sonraki sergilerimi artık daha profesyonel bir bakış açısıyla gerçekleştirdim. İlk yurt dışı sergimi 2013 yılında Dışişleri bakanlığı ve THY sponsorluğunda Paris’te açtım. Bu güne kadar tam 34 kişisel sergi olmak üzere birçok karma sergilere katıldım.

    E.A. : Geçmişten şimdiye doğru değişime ve bugün yaşanan duruma bakarak ressamlara, heykeltıraşlara ve ürettikleri eserlere, ya da daha da geniş bakarsak görsel sanatlar, edebiyat, tiyatro, sinema, sahne, opera, bale, müzik gibi sanatın tüm alanlarında sanatçıya ve eserlerine bakışta, ülkemizin geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

  • S.S. : Maalesef hiç iyi durumda değiliz. Ben kendi alanımla ilgili konuşmak isterim. Bizi idare edenler bizden daha iyi ressam, heykeltıraş. Esere ‘’ucube’’ olarak bakanlar olduğu sürece nerede olduğumuzu yarıştığımız Avrupa çok iyi görüyor. Hatta benden bile iyi görüyor. 2009 yılında kursiyerlerimin yılsonu sergisini gerçekleştirdiğimde kursiyerlerimin yaptığı nü çalışmalar sergilendiği alandan kaldırıldı. Verdiğim mücadele sonunda sesimi az ya da çok duyurabildim. Artık gerisini siz düşünün nerede olduğumuzu...

    E.A. : Muvazzaflığınız süresince mensubu olduğunuz kurumun, sizi sanatsal yeteneklerinizden en üst düzeyde verim alabilecekleri görevlere atandırılmak gibi sizin sanatçı kimliğinizden yeterince yararlanabildiğini söyleyebilir misiniz? Ayrıca bu kimliğinizi daha da geliştirme yolunda yeterli desteği görebildiniz mi?

  • S.S. : Hayır söyleyemem. Hatta bu konu ile ilgili tüm birimlerde konferanslar vermek isterim. Maalesef personeli kullanmasını bilmeyen bir yapımız var bizim. Tabi bunu görecek akıl gözü lazım insanlarda. Muvazzaflığı bıraktım şu an da bile benden faydalanabilirler. Orduevi, askeri gazino ve misafirhanelere gittiğimde duvarlarda resimler görüyorum. Bizi anlatmayan resimler. Bilinçsizce alınmış tablolar görüyorum ve ister istemez üzülüyorum. Sorarım size kaç asker ressam yetişiyor bu ülkede? Kendi dalında uzman olmayanlar bir Askeri Müzeyi nasıl idare edebilirler? Hep olaylara at gözlüğü ile bakıyoruz ve bakmaya devam ediyoruz maalesef...

    E.A.: Jandarma Genel Komutanlığınca halen kullanılmakta olan brövenin tasarımının da size ait olduğunu biliyoruz. Bu amblemin nasıl seçildiğini anlatır mısınız?

  • jandarmaS.S. : 1996 yılında yapılan bir yarışmada seçildi. Bu yarışmada benim tasarımım birinci oldu ve o tarihten itibaren kullanılmaya başlandı. Bununla ilgili bile telif hakkı ödenmedi tarafıma. Eserin sahibi olduğuma dair Kültür ve Turizm Bakanlığından tescil belgemi aldım...

    E.A. : Jandarma Genel Komutanlığı amblem yarışması birinciliğinizden başka yıllar içerisinde pek çok yarışmada dereceleriniz ve aldığınız pek çok ödül de var. Bunlardan da biraz bahsedebilir misiniz?

  • S.S. : Hangisini nasıl anlatsam bilemiyorum. Ama benim için hepsi değerlidir ama en değerli olanlar sosyal sorumluluk bilinci ile yaptığım çalışmalar karşılığında aldığım ödüllerdir. Çünkü yardımlaşmayı seviyorum. Birlikten kuvvet doğacağını biliyorum. En son hasta ve sanatçı işbirliği ile yaptığım bir çalışmamın uluslar arası bir ödüle layık görülmesi beni fazlasıyla mutlu etti...

    E.A. : Uzun yıllardır devam eden ve özellikle 2012 yılında ivme kazanan asubayların hak ve onur mücadelesi içerisinde de bulunduğunuzu biliyoruz. Mücadelemizin bugünkü ve genel durumu, süreçteki hatalar, eksiklikler için neler söylersiniz? Tavsiyeleriniz nelerdir?

  • S.S. : 2012 yılındaki ivme gerçekten mükemmeldi. Burada emeği geçenleri kutluyorum. Sesimizi çok güzel duyurdular. Ancak bu ivme son zamanlarda düşüş gösterdi. ’’neden’’leri araştırmak lazım. Medyayı çok iyi kullanmak gerekiyor burada. Medyayı da kendimize çekmek için dolaylı yollar bulmalıyız. Çünkü medya hep aynı serzenişi bir kere işler ve o dönemde de işlediler zaten. O zaman yapılan en büyük hata maddi unsurun ön plana çıkarılması oldu bence. Bir de artık sivil olduğumuzu bir türlü kabul edemiyoruz. Bu bilinci herkese yerleştirmek lazım. İnanın o zaman bakış açımız değişecek ve daha doğru yollar bulmakta zorlanmayacağız. En büyük hatalarımızdan bir tanesi de hep kendimizi küçük görmemizdir. Bunu sosyal medyada yapılan yorumlardan anladım. Oysa kıyaslama en olumsuz şeydir. Karşı tarafta eziklik olarak algılanır. Yazılan astsubay kelimesinin ‘’t’’si ile uğraşmaktan vazgeçmeliyiz. TDK bunu lügattan kaldırsa bile bunu bir zafer olarak sunacağız herkese. Yanlışlık işte burada başlıyor. Birlik ve beraberliği sağlayacak projeler geliştirildiği takdirde TEMAD olarak daha da güçlü olacağımızı düşünüyorum. Mesela bugüne kadar TEMAD beni bile kullanmasını bilememiştir. Belki diyeceksiniz davet mi bekliyorsunuz diye. Evet! ister istemez beklerim bu daveti. Çünkü ben artık sadece emekli bir astsubay değilim. Yapmam gereken ve uygulamaya geçirmem gereken projelerim var. Ama dediğim gibi elimden geldiğince maddi veya manevi bir şeyler yapacağım kesindir..

    E.A. : Son olarak asubay toplumuna bir mesajınız var mı?

  • S.S. : Okumak, okumak ve okumak lazım. Boş zamanları oyun salonunda oturup kâğıt oynamak yerine bu boş zamanı çok iyi şeylerle değerlendirmek lazım. Emeklilerimizin çoğu belki üzerlerine alınacak ve bana kızacak ama sosyal ortamda tartışma yaratarak vakit geçirdiklerini üzülerek görüyorum. Oysa eşiyle birlikte bir dans kursuna gitse, bir enstrüman çalmayı öğrense, bir müzik korosuna katılsa, resim yapmaya çalışsa inanın ruhsal rahatlığı da yakalayacak, başta kendi ailesine olmak üzere etrafına pozitif enerji yayacaktır..

    E.A. : Sayın Simitli, değerli zamanınızdan bize de zaman ayırdığınız ve bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.

  • S.S. :Ben teşekkür ederim. Bana böyle bir imkânı verdiğiniz için. Tüm TSK ailesine sevgilerimi gönderiyorum..

Söyleşi ve Kapak Resmi : Mustafa AYTAR 

SAVAŞ SİMİTLİ

ANTIGONE SANAT EVİ SAVAŞ SİMİTLİ'NİN FIRÇASINDAN "İSTANBUL" SAVAŞ SİMİTLİ'NİN FIRÇASINDAN "DALGALAR" SAVAŞ SİMİTLİ^'NİN FIRÇASINDAN "SAVAŞ" SAVAŞ SİMİTLİ'NİN FIRÇASINDAN "ATLAR" SAVAŞ SİMİTLİNİN "DİĞER ESERLERİNDEN" SERGİLERİ BASINDA SAVAŞ SİMİTLİ

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 3964 defa Son Düzenlenme Pazar, 02 Ağustos 2015 10:54

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile